Genießen Sie diesen Titel jetzt und Millionen mehr, in einer kostenlosen Testversion

Kostenlos für 30 Tage, dann für $9.99/Monat. Jederzeit kündbar.

Alevilikte Ocaklar Gerçeği ve 4 Kapı 40 Makam Öğretisi: Alevi / Kızılbaş Katliamlarına Yönelik Ferman ve Fetvalar

Alevilikte Ocaklar Gerçeği ve 4 Kapı 40 Makam Öğretisi: Alevi / Kızılbaş Katliamlarına Yönelik Ferman ve Fetvalar

Vorschau lesen

Alevilikte Ocaklar Gerçeği ve 4 Kapı 40 Makam Öğretisi: Alevi / Kızılbaş Katliamlarına Yönelik Ferman ve Fetvalar

Länge:
390 Seiten
2 Stunden
Herausgeber:
Freigegeben:
May 13, 2019
ISBN:
9786058260665
Format:
Buch

Beschreibung

Manayı, zamanda bulmaya ulaşmıştır. Alevilikte vakit, zamanın hakikati içinde bulunan andır, yani bu “dem”dir. Evren, kozmos her dem, her an değişmekte, yeniden var olmaktadır. Bir saat, bir gün, bir dakika önceki evren, önceki kozmos, kâinat uçmuş gitmiş vakit, dem, an, zaman olmuştur. İnsan; içinde bulunduğu anda, yani “dem”de, ezeli, ebedi varlıkta, yani Hakikatte, Hak’ta vardır, onun parçası, görünüşü olarak zuhur etmiştir. Zuhur, andır, o “dem”dir, zamandır, vakittir. O artık, vaktin, zamanın çocuğu olmuştur.
Yani eski söylemle “ibnul vakit” olmuştur. Bu vakit, evrenin gizli Hakk’ıdır. Evrende bir olma, tek olmaktır. Kâmil olma “İnsan-ı Kâmil” olma manasıdır. Kâmil insan böylece, değişimle, dönüşümle, ölüm değil Hakk’a yürümeyle vardır. Vakti, zamanı gelince değişme ulaşmaktır. Her ay, her gün, her yıl geliyor, gidiyor, değişime, vakte uğruyor. Kanı, canı olan, olmayan her şey değişime uğruyor. Hak’tan gelip, Hakk’a yürümek. Yolculuğu sürdürmek. Seyir halinde olmak... Alevilikte zaman, vakit, dem budur.
 
Herausgeber:
Freigegeben:
May 13, 2019
ISBN:
9786058260665
Format:
Buch

Über den Autor


Ähnlich wie Alevilikte Ocaklar Gerçeği ve 4 Kapı 40 Makam Öğretisi

Buchvorschau

Alevilikte Ocaklar Gerçeği ve 4 Kapı 40 Makam Öğretisi - Turabi Saltık

Söylemleri

Alevilikte / Kızılbaşlıkta İnsan

Daha en başında ilk semavi dinler Firavunların döneminde ortaya çıkmıştı. Musa önderliğinde gelişen Yahudi inancından sonra Hıristiyan inancı bir toplumsal yapı olmuştu. Hıristiyanlık ortaya çıktıktan dört yüz yıl sonra Roma'nın resmi devlet dini oldu. İktidar hırsı, inancı araç etti. Roma inançlarla dünya üzerinde etki kurdu. İsa'dan altı yüz yıl sonra İslamiyet ortaya çıktı. Roma'da olduğu gibi Arap toplumunda da devletin sözcüsü, temsilcisi Muhammed dönemiydi. Bölgede pek çok eski kültürlere ve inançlara İslamiyet dayatıldı.

Alevilik ise toplumların inançlarından, kültürlerinden, tarihi birikimlerinden özgün bir öğreti oluşturdu. Sosyolojik gelişime uygun olarak bir inanca dönüştü. Ne var ki bütün varlığına rağmen Türkiye'de resmi olarak yok sayılmakta, inkâr edilip yadsınmaktadır.

Alevilik, en eski, en geleneksel olanı en yeni, en çağdaş olanla buluşturmuş öyle bir öğreti yaratmıştır. Kökenini Anadolu, Mezopotamya, Uzak Asya, Kafkas ve Hint eski yaşamından ve eski Roma, eski Yunan öğretilerinin süzülmüşlüğü ile Maneizm, Budizm, Hinduizm, Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve İslamiyet'in öncesinde almıştır.

Alevilik, insanı merkeze koyan bir felsefedir. Bir kültür, bir inanç ve bir yaşam olarak toplumsal bir olgudur. Pek çok inanç, kültür mirasının en uzak geçmişinde var oluşmuştur. Onun felsefi yanı doğadaki varlıkların, insan ilişkilerinin tasarımıdır. Bu, toplumsal bir tasarımdır, komüncü ve eşitlikçidir. Varlığın birliğini savunarak birlikte bölüşümü esas alır. Dünya, insanlığın ortak evidir. Nimetleri de ortaklaşmalıdır.

Onun felsefesinde, insana karşı büyük bir sevgi ve hoşgörü vardır. Öğretisinde, Allah korkusu, din korkusu, cennet, cehennem korkusu yoktur! Hakk sevgisi vardır. İnsan sevgisi vardır. Her şey insandadır. Her şey insanın kalbinde saklıdır. İnsanı sevmek, inancın esasıdır. Hakk Âdemdedir. Âdem Hakk'tadır. İnsan kıbledir. Secde edilecek, mihrap ve makamdır. İnsan konuşan kurandır.

Alevilik, kendini günümüz resmi dinsel anlayışın dışında oluşturmuştur. Bu nedenle Aleviler, tarihsel süreçten günümüze kendi varlığını korumak için pek çok defalar pek çok bedeller ödediler. Salt inançlarından, kültürlerinden, yaşam biçimlerinden dolayı katliamlarla karşılaştılar. Daha Arap Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden inkâr edilen, zulüm karşısında yok sayılan, haksızlıklara uğrayan Aleviler her defasında direnişler geliştirdiler. Günümüzde de cumhuriyet hükümetleri tarafından yok sayıldılar. Onlar daha en başından günümüze muhaliftiler. Ezenlere karşı ezilenin, zalimlere karşı mazlumun yanında yer aldılar. Onları sosyalize eden, ilerici kılan; insana, olaylara, doğaya bakışta getirdikleri yorumdur. Temelinde insanın, insanileşmesini savundular. Dilde, kültürde, ibadet, inanç özgürlüğünde, kadın-erkek eşitliğinde, doğayı tanıma, tanıdığını algılamada farklı bir bakış ortaya koymuşlardı. Bu bakış içerisinde insanın mutluluğuna dayanan öğretiyi savundular.

İnsanı, doğayı, merkeze koyan bir felsefe, bir inanç, bir yaşam olmuştu. O bir kültür, bir inanç, bir öğreti olarak toplumsal bir olgudur. Bu olgu; Orta Asya, Orta Doğu, Mezopotamya kökenli pek çok inanç öğretisi, kültür mirasının en uzun sürecinde oluşmuştur. Değişik sosyo- ekonomik koşullardaki yapılanmayla ortaya çıkmıştır. Onun felsefi yanı; doğadaki varlıkların, insan ilişkilerinin tasarımıdır. Bu, toplumsal bir tasarımdır. Komüncü ve eşitlikçidir. Her şey eşittir anlayışıyla evrenin; varlığın birliği felsefesini savunan tarihsel, toplumsal bir olguya dönüşmüştür. Kendini çok uzun süreçlerden kendi öz ve biçimiyle var etmiştir. Onun insani yanı; birlikte bölüşüm içerisinde sevgi ve hoşgörüye dayanmaktadır. Dünyayı, insanı, toplumu tasarladığı eşitlikçi değişimle, paylaşımla ele alır. İnançlarını, ritüellerini, ibadetini, 'yol'unun toplumsal erkânını, cemlerde gerçekleştirmiştir. Onun her öğretisi, sevgiye, kardeşliğe dayanır. Din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmaz. İnsanları, inançlarından, düşüncelerinden dolayı ayıplanmaz. Bağımsız düşünceye, özgür davranışa, çağdaş olmaya uygun bir yasam biçimini esas alır.

Eline, beline, diline sahip ol!

Elinle koymadığını alma, görmediğini söyleme!

İncinsen de incitme!

Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür, yıktığını yap! ilkeleri, onun yaşam anlayışını oluşturur.

Dünyaya; hırsla, kinle değil, sevgiyl, hoşgörüyle bakmayı esas alır. Dünya, insanlığın ortak evidir, nimetleride ortaklaştırılmalıdır. Toplumsal tasarımını bu anlayış üzerinden geliştirilmiştir.

Felsefesinde, kendine özgü bir yaşam biçimi vardır. Bu biçimin içinde insana karşı büyük bir sevgi-saygı vardır. Öğretisinde, Allah korkusu, din korkusu, cennet, cehennem, korkusu yoktur. Hakk sevgisi vardır. İnsan sevgisi vardır. Her şey insandadır. Her şey insanın kalbinde saklıdır. İnsanı sevmek, inancın esasıdır. Âdemden başka yerde Hakk aramak nafiledir.

Hakk Âdemdedir.

İnsan kıbledir!

Secde edilecek en büyük makam ve mihrap insandır!

İnsa, konuşan kurandır!.

Hallacı Mansur'un Enel Hakk anlayış;

Tanrıyı insanlaştıran, insanı Tanrılaştıran sevgi anlayışıdır. Hak Âdemdedir anlayışıdır. Bu anlayış, insanı yücelten anlayıştır.

Bu anlayış üzerinden, tarihsel süreçten günümüze kendi varlığını korumak için pek çok bedeller ödedi, zulüm gördü, aşağılandı. Horlandı. Osmanlı'nın dinsel uygulamaları olan şeriat öğretisi; her zaman yok etmeye çalıştı. Ortaçağ engizisyonu benzeri uygulamalarla karşılaştılar. Tarihte salt inançlarından, kültürlerinden, yaşam biçimlerinden dolayı pek çok defalar katliamlara uğradılar. Mum söndü, kafir, katli vacip, kanı helal gibi en aşağılık iftiralarla, baskılarla karşılaştılar. Buna rağmen felsefelerinin temeli insan sevgisi, hoşgörü ve barış oldu. Barışı savundu şiddeti reddettiler. Yunus'un da dediği gibi: vurana elsiz gerek, sövene dilsiz gerek! anlayışıyla insan tanrının evrendeki yansımasıdır dediler. Böylesine bir felsefi bir dünya görüşü içerisinde kendi itikat, inancını var ettiler.

Alevilik / Kızılbaşlık teriminin kökenine yönelik farklı görüşler vardır. Bu terimler, çok eskiden beri kullanılmaktadır. İslamiyet'ten önce bu günkü Anadolu yaşam, inanç, felsefe biçimine, olayları algılama kavrama biçimine denek gelen Alevilik, İslamiyet'ten binlerce yıl önce vardı. Adı Alevlik olmasa da ona denk düşen ateş, alev, ışık, güneş anlamlarından besleniyordu. Bektaşilik, Kızılbaşlık Anadolu'da ortaya çıkmıştı. Anadolu'ya özgüdür. Günümüzde bu terimler toplumda özdeşleşmiştir. Anadolu'da Babai ayaklanmaları döneminde inanç ve kültürün, toplumsal yaşam tarzının siyasallaşması üzerine inşa etmiştir. Yoksayılan, inkâr edilen, ezilen, aşağılanan kimliklere yönelik saldırılara karşı, direniş geleneği ile biraz da siyasal iktidarı elde etme üzerine bir başkaldırı geleneğine dönüşmüştür. 11. yüzyılda Babai ayaklanmalarıyla siyasallaşmıştır.

Onun felsefesi, dünya insanlığına sevgiyle, hoşgörüyle bakmaktır. Din, dil, ırk ayrımı yoktur. İnsanları inançlarından dolayı ayıplamaz. 72 millete aynı nazarla bakmak ilkesini savunur. Sarı Saltık, Ağu İçen, Baba Mansur, Derviş Cemal, Abdal Musa, Kureş Baba vd. Ocak Pirlerinin, Dedelerinin öğretileri ile iz sürücüleri olan Pir Sultan'ı, Şeyh Bedrettin'i ve görüşlerini, Hacı Bektaşi Veli görüşlerini sevginin, hoşgörünün sembolü sayarlar. Onların temel kültürü bu konuda büyük bir mirasa sahiptir. Esası; doğa, insan sevgisi üzeine gelişmiştir.

Sevgi, coğrafyamızda yaşayanları birleştiren büyük bir kültürdür. Paylaşmanın, lokmanın, niyazın, cemin, ev sahibi - konuk ilişkileriyle büyük-küçük ilişkilerinin; aile protokolüyle, evlilikler, düğünler, tarla, tum, mal, miras bölüşümünün temelidir.

Alevilikte insan farkı gözetilmez. İnsan insanla insandır anlayışı vardır. Sevgi bir erdemdir. Kibir ve benlikten vazgeçmektir. Ben, yalandır. Yalan, bendir. Yalanda, ben, ben de yalan vardır. İkisi de kimliksizdir.

Nefsine sahip çıkmak, alçak gönüllü olmak, iftira, kıskançlık, haset, kin ve dedikodulardan uzak durmak, yardımsever olmak esastır. Bunlar itikat, inanç felsefesinin ahlak ve erdemleridir.

Alevi Mürşidi Kamilleri dünyalarını sevgi-hoş görü üzerine kurmuşlar. İnsanı ayırmadan: kâfirde olsa aç olanı doyurunuz demiş, dayanışmayı, lokma ve niyazın temeli saymış, dünya insanlarını kardeş bilmişler. Temelinde; içinizdeki açlığı aklınızla doyurun demiş, sevgi gökyüzünün direğidir anlayışıyla; Hakk insanın göğsünü nurla bezedi. Göğsümüz bizim gönül evimizdir. Öyleyse; gönül evinizi alçak gönüllülük süpürgesiyle süpürünüz. Öfkeyi, nefsi yenmeyi, hiddetten uzak durmayı öğütlemişler. Gönül kıran, gönül evini yıkar demişler. Sevgiyle turab olmayı öğütlemişler. Turab olmak toprak olmaktır. Toprak sevgidir. Cenneti Hakk, toprağın dibine değil toprağın üzerine kurmuştur. Onun için her türlü sıkıntılara, topraktan aldıkları teberrikle karşı durmuşlar.

Alevilik, insanın doğası, tarihi birikimi bakımından özgürlükçüdür. Dogmatizme karşı, bilimden yanadır. Bu yüzden: bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır denilmiştir.

Onun öğretisi doğa ve insan dostudur, doğada; her şeyin bir canı, ruhu olduğu inancı vardır. Dolayısıyla dağın, taşın, ağacın, ırmağın, böceğin yani doğadaki tüm canlı-cansız varlıkların bir canı vardır. Hiç bir canı incitmemek gerekir. Bundan dolayı, öğretileri, doğayla dosttur. Doğanın tahrip edilmesine, insanların insanca yaşayacağı ortamın yok edilerek çevrenin kirletilmesine karşı olmuşlardır. Ağaçlara, dağlara, sulara kutsallık atfedilerek korunmuştur. Doğada en çok: çekem, ardıç, merğ, meşe gibi ağaçlar kutsal kabul edilmiş dokunulmamıştır. Bazı dağlarda, pek çok köyün girişinde küçücükte olsa bir koruluk, kutsal kabul edilmiş, bu korulukların kurumuşta olsa bir dal ağacına zarar vermemişler. Ağaçlar, kutsal ruhların barındığı yerler olarak kabul edilmiştir. Ayrıca doğada; pek çok hayvan kutsal kabul edilmiş, öldürülmemiş, türün çoğalması savunulmuştur. Geyik, turna vb. doğanın parçasının kendisi sayılmıştır.

Ayrıca, öğretisinde kadın-erkek toplumda eşit statüde görülmüştür. Tüm kültür, inanç eylemlerinde Dedeler, Pirler kadın ve erkeğin eşit biçimde yer almasını öğütlemiş ve uygulamışlar. İnanç öğretilerinde, felsefi olarak, cinsiyet ayrımcılığına yer yoktur. Kadın- erkek, toplumda eşit statüdedir. Tüm kültür, inanç eylemlerinde kadının-erkeğin eşit biçimde yer alması öngörülmüştür. Onlar;eri erden ayıran kördür söylemini öne çıkarmışlar. Er, erkek ya da kadın değil candır. Can, insandır. Kadın erkek eşitliği; aslanın dişisi de erkeği de aslandır özdeyişi ile dile getirilmiştir.

Cemlerde, meclislerde kadının yeri, önemi bellidir. Bu önem öğretisi içinde, onlar demokrasiye bağlıdırlar. Bu, onların tarihsel inançlarından, geleneğinden kaynaklıdır. Kendilerini bu öğreti içerisinde demokrasi cephesinde görmüşler. Kendi dışındaki inançsal, dinsel, kültürel farklılıkları bir gerçeklik olarak görmüş, saygıyla karşılamışlar. Tüm toplumsal kararlarda, o toplumda var olan bireylerin ortak iradesiyle ele alınmasının gereğini savunmuşlar. Toplumun iradesi demokrasi olgusu ile bütünüyle örtüşmektedir. Günümüz toplumunda da, tamamıyla demokrasiden yanadırlar. Onlar yaşadıkları ortamlarda eksiksiz bir demokrasinin gerçekleşmesi için uğraş vermişler. İnsanın doğası, tarihi birikimi bakımından özgürlükçüdürler. Dogmatizme karşı, bilimden yana, insan aklının, iradesinin özgürlüğüne inanmışlar. Öğretilerinde, itikat, inançlarında eleştirel yaklaşımı savunmuşlar. Dogmatik ve bağnaz olmamışlar. Kuralcılığı, biçimciliği reddedmişler. Öze önem vermiş, insan yaşamının her alanına müdahale eden kendileri dışında doğruyu görmeyen katı, donuk yaklaşımları Alevilikte bulamazsınız. İtikat, inanç, öğretisinde; mutlaklık, değişmezlik söz konusu değildir. Oturmaktan-kalkmaya, kılık - kıyafetten, ibadet etme biçimine, dünyaya bakıştan yaşama bakışa; bu farklılıkları açık seçik görmek mümkündür. Bu durum aynı zamanda zenginliğidir. Hiç kimseye, kendileri gibi inanmak, düşünmek zorunda olduğunu dayatmazlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istemezler. Herkesi kendini ifade ediş biçimine göre algılar, eşit koşullarda, bir arada özgürce yaşamayı savunurlar. Bu savunu rasyoneldir. Akla, mantığa aykırı düşünceler değildir. İnançlara, doğma uygulamalara yer yoktur. İtikat, felsefi, kültürel gerçekliği temel aldıklarından dolayı, realisttirler, ilericidirler. Donmuş, kalıplaşmış bir öğreti, bir inanç değildir. Tüm tarih boyunca sürekli bir gelişim, değişim ve ilerleme içerisinde olmuştur. Alevilikte bir söz vardır:

Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy! ya da,  zamana uyan merttir!

İnançlarındaki öğretilerini çağdaş yeniliklere uyarlamayı bilmiş zamana uyumuşlar. Yaşadıkları ülkeye, zamana, mekâna, yenilik ve değişimlere uyma yeteneği gösterebilmişler. Bilimsel gelişmelerden yana olmuş, değişime, gelişime ayak uydurmuşlar. Bilim dışılığı, akıl dışılığı reddetmişler. Bu yüzden: Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır! denilmiştir. Onların öğretileri, evrensel özellikler gösterir. Bu nedenle tek başına bir ulusa, bir etnik guruba mal edilemez.

Yeryüzünde yaşayan tüm insanları; din, dil, ırk, inanç, cinsiyet ayrımı yapmaksızın bir ve eşit olarak görürler.

Öğretilerinde; 72 millete bir nazarla bakmak ilkesi esastır. Bu, tüm insanlar için eşitlik, kardeşlik demektir. Geçmişten bugüne hiçbir ulusa kendi dışındaki hiçbir inanca ve kültüre karşı düşmanlık beslememişler. Tersine kardeşçe bir arada eşitçe yaşamayı öne çıkartmışlar. Çok kültürlü, çok inançlı, çok milliyetli bir barışı ve kardeşlik ortamını savunmuş, hoşgörü temeli üzerineinançlarını sürdürmüşler. Onlar, hiçbir insanı inancından dolayı kınamamış, hakir görmemiş, küçümsememişler. Hiçbir insandan kendileri gibi inanmalarını talep etmemişler. Kendi yollarına girmeye zorlamamışlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istememişler. Fetih, ganimet anlayışına, şiddetle karşı durmuşlar.

İtikat ve inançlarında, ırkçılığı, insanlık suçu olarak değerlendirmiş, kendisini Alevi / Kızılbaş gören, hisseden bütün uluslardan insanların, ortak bir inancı kültür mozaiği olarak görmüşler. Anadolu'nun zengin mozaiğinden, ulus ve inanç kültür kimlikleri temelinde eşit koşullarda herkesi kardeş bilmişler. Bir arada yaşamayı hayata geçirecek, yeni bir toplumsal barış projesinin yaratılmasından yana olmuşlar. Bu çerçevede onların inancı ve kültürü her türlü gericiliği, ırkçılığı, şovenist ve milliyetçiliği reddeder. Felsefelerinde ırk ayrımı yapılmaz, her şey sevgiye dayanır. İnsanlar düşüncelerinden, inançlarından dolayı hiçbir zaman ayıplanmaz.

Bağımsız düşünmeyi, özgür davranışı, çağdaşlığı isteyen Aleviler;

Eline beline, diline sahip ol!

Elinle koymadığını alma, gözünle görmediğini söyleme!

Elinin uzanmadığı yere el uzatma, sözünün geçmediği yere söz söyleme!

İncinsen de incitme!

Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür, yıktığını yap! gibi felsefi bakışları savundular.

Onlar, dünyaya hep hoşgörü ile baktılar. İnançlarında kin, kasavet yoktur. Dünyayı insanlığın ortak malı sayar, dünya varlıklarının insanlarca eşit ve ortak kullanılmasını savunurlar. Tarihlerinde sevginin yeri büyüktür. Sarı Saltık, Ağu İçen, Baba Mansur, Derviş Cemal, Cemal Abdal, Kureş Baba vd. Ocak Pirlerinin, Dedelerinin öğretileri ile onların iz sürücüleri olan Pir Sultan'ı, Bedrettin'i ve görüşlerini; sevginin, hoşgörünün, direnişin sembolü sayarlar. İtikat, inanç kültürü bu konuda çok büyük mirasa sahiptir. Her bireyin, gönlünde yer etmiş felsefenin, sevgi ve hoşgörüsü ayrı bir önem taşır. Sevgi, coğrafyamız da yaşayanları birleştiren ortak bir kültürdür. Paylaşmanın, lokmanın, niyazın, cemin, ev sahibi - konuk ilişkileri, büyük - küçük ilişkileri, aile protokolü, evliliklerden, düğünlerden, törenlere, tarla - tum, ceviz, ağaç, mal, miras bölüşümünden, sözlü kurallara; bir hukuk yöntemi olan dara çekme ile yargılama içerisindeki insan bilgisinin önemine kadar yansımıştır inançları. Bu bilgilerin toplamına erişmiş kimliklere; kamil insanlara, zümreyi nazenin derler. Yani onlar seçkin insanlar topluluğu olan gün görmüş bilgelerdi. Toplumda geçmiş sözlü tarihin, kültürün aktarıcıları o bilge insanlardı.

Onların inancında; zorlama, baskı yoktur. Sevgi ve hoşgörü vardır. İnsanlara karşı fark gözetilmez. İnsan, insanla insandır; anlayışı bir erdemdir. Aleviler aç olan kafirde olsa doyurun demiş, dayanışmayı, lokma ve niyazın temeli saymışlar... Dünya insanlarını kardeş bilmiş; içinizdeki açlığı aklınızla doyurun demişler. Gökyüzünün direği sevgidir diye buyurmuşlar toplumda kamil insan olan o bilgeler. Xızır insanın göğsünü nurla bezedi demişlerdi. Kimsenin ayıbını görmeyen cana aşk olsun derken hoşgörü ile hiç bir insanı ve milleti ayıplamamışlar. Gönül evlerinizi alçakgönüllülük süpürgesiyle süpürün diye toplumu gözden geçirirken bu anlayışı sunmuşlar. Öfkeyi ve nefsi yenmeyi, hiddetten uzak durmayı öğütlemiş; gönül kıran gönül evini yıkar! sözüyle Dört Kapı Kırk Makam anlayışını savunmuşlar. Bu kapılardan Hakikat kapısının ilk basamağına toprak demişler. Toprak olmak, alçakgönüllü olmak, turab-i olmaktır.. Öyleyse toprak sevgidir, güneştir.. Mürşidi Kamillerin cömertliğidir... sudur, arı, durudur, alçak gönüllülüğü, mütevazılığıdır.. İnançlarında toprak; Şâh-ı merdândır! Xızır, cenneti toprağının dibine değil üzerine kurmuştur. Onun için türlü sıkıntılara toprağın parçası olan teberrikle karşılık vermişler.. Eline, beline, diline sahip ol! anlayışı toplumun yaşam felsefesine dönmüştür..

Eline derken, senin olmayanı alma!. Çalma, vurma - kırma, yıkma - yakma! Elinle koymadığını alma!. Elinin uzanmadığı yere elini uzatma!

Beline derken, sulbünden geleni koru, eğit onu, toplum içine öyle gönder!

Diline derken, yalan söyleme, dedikodu yapma, görmediğine tanıklık etme! Sözünün geçmediği yere söz söyleme! Pirler, Dedeler, insana erdemli olmayı, güveni, dürüstlüğü, hoşgörüyü, kalbinden adavet gidermeyi, kibir beslememeyi, hırsına uyup kötülüklere gönül vermemeyi öğütlemişler.

Onların sözü: insan-i kamillerinin, zümre-i nazeninlerinin dili, sözüdür. Onların sözü, dili, sevgiyle bezenmiştir. Yaptıkları işle, harcadıkları emekle, binlerce yıllık sıkıntıları yaşamış, öyle kazanmışlar sözlerini. Sıkıntılara katlanmak, kimseyi incitmemek. İncinsen de incitme! İncitmemek, zümre-i nâzenin topluluğu olan insani kamil olarak, temelinde can taşıyanı incitmemektir. Günümüzde artık kültürlerin geldiği yer, insana, insan olarak değer vererek can taşıyanı incitmemeyi öğrenmektir. Bu yüzden ; öğretirsen öğretmen, öğrenirsen alim olursun! demiş, inançlarını hayata geçirmişler.

Aleviliğin inanç boyutu semahlarıdır, dardır, ikrardır, yargıdır, yoldur, erkandır. Bu yol üzerinden gidilen yol dan gelenekleşen 'yol'a dönüşen yargıdır. Anlayıştır, adalettir, hukuktur. Ondan:

"Yol cümleden uludur!,

Yolu yoldan ayıran can, can olmaz!,

Canı candan ayıran er, er olmaz!,

Eri erden ayıran ise kördür!demiş.

Kültürlerinde; er erkek değil candır. Can, insandır! Tüm canların, kadın ve erkeklerin birlikte katıldıkları semahlar vazgeçilmez unsurlarıdır. Semahları estetize edilmiş bir yaşamdır. Bu, her kafaya göre değiştirilemez. Cemler; Kırklar Meclis inden gelen ibadetin adıdır. 'Yol'un toplamı olan erkânıdır. Erkânı rasyoneldir. Kendi var oluşu içerisinde, yaşam gerçekliğinden öğretisini var eden nedenler somut olarak inançsal özelliklerdir.

Merkezi Osmanlı otoritesinin resmi ideolojisi, resmi inancını, onun şeriat hukukunu reddedtiler. Yaşamlarının merkezine kendi kurum ve kurallarını koydular. Pirlik, Dedelik, Mürşitlik ilişkisi içerisinde, Ocak kültürlerini esas aldılar. Varlıklarını, inançlarını-ibadetlerini, 'yol'u, erkânını sürdürdüler.

'Yol' ve erkânı sürdürürlerken, insana karşı büyük bir sevgi ve hoşgörü duydular. Alevilikte, Allah korkusu, din korkusu, cennet, cehennem korkusu yoktur! Hakk sevgisi vardır. İnsan sevgisi vardır. Her şey insandadır. Her şey insanın kalbinde saklıdır. İnsanı sevmek, inancın esasıdır. Hakk Âdemdedir. Âdem Hakk'tadır. İnsan kıbledir. Secde edilecek, en büyük mihrap ve makam insandır. İnsan, konuşan kurandır.

Onlar, dünya insanlığına sevgi ve hoşgörüyle baktılar. Din, dil, ırk ayrımı yapmadılar. İnsanları, inançlarından dolayı ayıplamadılar: 72 millete aynı nazarla bakmak ilkesini savundular.

Sarı Saltık, Ağu İçen, Baba Mansur, Derviş Cemal, Abdal Musa, Kureş Baba vd. Ocak Pirlerinin, Dedelerinin öğretileri ile iz sürücüleri olan Pir Sultan'ı, Şeyh Bedrettin'i ve görüşlerini, Hace Bektaşi Veli görüşlerini sevginin, hoşgörünün sembolü saydılar. İnanç ve itikat kültürü, bu konuda büyük bir mirasa sahiptir.

Sevgi coğrafyamızda yaşayanları birleştiren büyük bir kültürdür. Paylaşmanın, lokmanın, niyazın, cemin, ev sahibi - konuk ilişkileriyle büyük-küçük ilişkilerinin; aile protokolü ve evlilikler, düğünler, tarla, tum, mal, miras bölüşümü temelidir.

Sevgi kültürü içererisinde insan farkı gözetilmez. İnsan, insanla insandır anlayışı vardır. Sevgi bir erdemdir. Kibir ve benlikten vazgeçmektir. Ben, yalandır. Yalan, bendir. Yalanda, ben, ben de yalan vardır. İkisi de kimliksizdir. Nefsine sahip çıkmak, alçak gönüllü olmak, iftira, kıskançlık, haset, kin ve dedikodulardan uzak durmak, yardımsever olmak esastır. Bunlar bir canın, bir talibin, ahlak ve erdemleridir.

Onlar öğretileri içinde demokrasiye bağlıdırlar. Bu, onların tarihsel değerlerinden kaynaklıdır. Kendi dışındaki inançlara saygılıdırlar. Onlar insanın doğası ve tarihi birikimi bakımından özgürlükçüdür. Dogmatizme karşı, bilimden yanadırlar. Bu yüzden: bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır denilmiştir.

İnanç, itikatları, felsefeleri, öğretisi doğa ve insan dostudur. Alevilikte: her şeyin bir canı, ruhu vardır. Dolaysıyla dağın, taşın, ağacın, ırmağın, böceğin yani doğadaki tüm canlı, cansız varlıkların da canı, ruhu vardır. Hiçbir canı incitmemek gerek. İncinsen de incitme bu demektir.

Öğretilerinde, kadın-erkek toplumda eşit statüdedir. Tüm kültür, inanç eylemlerinde, Dedeler, Pirler kadının-erkeğin eşit biçimde yer almasını öğütler ve uygularlar. Kadının yeri, konumu: aslanın erkeği de dişisi de aslandır biçiminde dile getirilmiştir. 'Yol'da, erkânda: eri erden ayıran kördür söylemi vardır. Er erkek ya da kadın değildir, o candır. Can insandır.

Daha en başından beri çok farklı süreçleri yaşayan Alevilerin doğaya-insana bakışları böylesine farklılıklar gösteriyordu. Onlar, Emevi, Abbasi, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinden başlayarak günümüze kadar pek çok defalar haksızlıklara uğradı, zulümler gördüler. Zamanında Feyzullah Hurufi katledildi. Hallacı Mansur'un başı, kolları vuruldu, bedeni Bağdat şehir kapısına asıldı. Sonra kemikleri yakıldı, külleri Dicle nehrine atıldı. Seyit Nesimi'nin derisi yüzüldü. Ardından Baba İshak ve Baba İlyas döneminden başlayarak, Kalender Çelebi, Zününoğlu Süleyman gibi Babai ayaklanmalarıyla direnişler gösterdiler. Katledildiler. Baba İshak, Baba İlyas ve Hace Bektaşi Veli'nin ağabeyi Pir Hüseyin (Seyit Menteş, Koca Pir) idam edildi. Şeyh Bedreddin ve Pir Sultan darağacına çekildi. Yavuz'da 46 bin Alevi'yi katletti. Zamanın Dersim önderlerinden Pir Rüstem Saltık'ı Pertek'te elleriyle darağacına çekti. Osmanlıdan günümüze 36 Alevi halk ozanının başı vuruldu. Bu yüzden, Doğu, Ortadoğu toplumları karanlığın, bağnazlığın girdabına sokuldu. Aleviler, pek çok defalar uğradıkları haksızlıklar karşısında kendilerine iftira edilen, horlanan, en aşağılık karalamalarla mum söndü, Kızılbaş, katli vacip, kanı helal, nikâhı geçersiz baskılarına karşı ayaklandılar. En aydınlık yüzlü fikirleri savundular. Bütün kırım ve katliamlara karşın kendilerini var eden, bugüne getiren inanç öğretilerini, kurum ve kurallarını Ocaklar yoluyla sürdürdüler.

Ocaklar Gerçeği, 12 Post ve Kökeni

'Yol'un, inanç önderliği Ocak Dedelerinin, Pirlerinin yetkisi ve tasarrufundadır. 'Yol'un toplumsal erkânı olan; ikrar, musahiplik, inanç, yaşam felsefesi, toplumsal kuralları toplamı, onun erkân'ı, onun 'yol'u, Raa Haq'ı yoludur. 'Yol'un önderleri Pirlerdir. Geçmişten bugüne Pirlik, Rehberlik, Mürşitlik makamları olan Ocaklar; Alevi / Kızılbaş kurumlarının başında yer alır. Dünden bu güne Ocakları, ocakzadeler soy yoluyla getirmişlerdir. Pek çok ocakzadeler ise, Anadolu'da keramet gösteren sözlü geleneğe ve secerelerde yazılanlara göre olağanüstü güçlere sahip olmalarıyla, keramet göstermiş ocakzadedirler. Onlar olağan üstü güçlere hükmetmiş kimlikler olarak görülürler. Hacı Bektaş-ı Veli, Sarı Saltık, Baba Mansur, Abdal Musa, Derviş Cemal, Cemal Abdal, Kureş Baba, Ağuiçen gibi 12 Ocak Pirleri, taliplere; Pirlik yapmak üzere yetiştirdiklerine icazet vermiş, el vermiş, bu yolla el almış kişileri Dikme Dede olarak da tayin etmişler.

Ocaklar ne zaman ortaya çıkmıştı? Özellikleri, işlevleri nelerdir? Bu konuda Ocakzade Pirler temel dört görüş ileri sürmüşler.

Bu görüşler:

1)    Ocaklar Hz. Ali'den önce vardı.

2)    Ocakları Hz. Ali'nin soyundan gelen aileler o zamanlar kurmuştu.

3)    Ocaklar Hacı Bektaş-ı Veli zamanında kuruldu.

4)    Ocaklar Şah İsmail zamanında oluşturuldu.

Ocakları kendi içerisinde 4'e ayrılmaktadır:

1)    Mürşit Ocağı,

2)    Pir Ocağı,

3)    Rehber Ocağı,

4)    Düşkün Ocağı. ¹

Ocaklar arasında ayrım yoktur. Onlar ayrımcılığa yer vermezler; eri erden ayıran kördür derler. Er, erkek veya kadın değildir, o insandır. Her Dede her Pir ailesi, kendini bağlı saydığı Dede, Pir ailesini, talibi sayar. Ocaklardan bazıları başka Ocaklara bağlı kalabilir. Bağlanılan Ocak Mürşit Ocağı, bağlı olan Ocak Pir ocağıdır. Rehberlik de bir başka Ocağın hizmetini paylaşır. Örneğin: Sarı Saltık, Derviş Cemal'le, Ağuiçen'in Mürşididir. Kureyş'in Mürşidi Baba Mansur'dur. Baba Mansurluların Mürşidi Şeyh Ahmet -Şeyh Hesen / Dede evladıdır. Bunlar: El ele, el Hakka birbirine bağlıdır. Mürşit Ocağı, Pir Ocağı, Rehber Ocağı kavramlarının tanımlanması, yapısı bu şekildedir. Ocaklar içerisinde, Pirlik, Rehberlik, Mürşitlik kurumu bu üçlü görev olan; Mürşitlik, Pirlik, Rehberlik kurumunun olmazsa olmazıdır.

Ayrıca, Yol düşkünü olanların bağlandığı Düşkünler Ocağı vardır. Düşkün olanlarla ilgili başlarda farklı bir uygulama vardı. Her Ocak kendi içerisinde Düşkün Sorununu çözüyordu. Düşkün Ocağı Hıdır Abdal Ocağıdır. Geçmişte de bu günde Dersim; Alevi / Kızılbaş yerleşim alanlarının en başında gelir. Hıdır Abdal Ocağı ziyaretgâhının olduğu yer Dersim'deki Ocak Köyüdür. Hıdır Abdal Ocağı Dedeleri, bu görevi Hacı Bektaş-ı Dergâhı'nı temsil eden Çelebilere vekâleten yapıyorlar. Başlangıçta bu yetki Hacı Bektaşi Dergâhına aitti. Bu görev sonradan Dersim'deki Hıdır Abdal Ocağı'na vekâleten verildi: "Alevi / Kızılbaş Ocakları 12 Ocaktan oluşur. Bu 12 Ocağın 9'u Dersim'de, 2'si İstanbul'da, 1'ide Antalya'dadır. Dersim deki Ocaklar şunlardır: Sarı Saltık Ocağı, Baba Mansur Ocağı, Ağuiçen Ocağı, Kara Donlu Can Baba Ocağı, Derviş Cemal Ocağı, Cemal Abdal Ocağı,

Sie haben das Ende dieser Vorschau erreicht. Registrieren Sie sich, um mehr zu lesen!
Seite 1 von 1

Rezensionen

Was die anderen über Alevilikte Ocaklar Gerçeği ve 4 Kapı 40 Makam Öğretisi denken

0
0 Bewertungen / 0 Rezensionen
Wie hat es Ihnen gefallen?
Bewertung: 0 von 5 Sternen

Leser-Rezensionen