P. 1
14.Arkeoloji Arastirma Sonuclari Toplantisi 1. cilt

14.Arkeoloji Arastirma Sonuclari Toplantisi 1. cilt

|Views: 411|Likes:
Veröffentlicht vonmurat dumlupınarlı
14.Arkeoloji Arastirma Sonuclari Toplantisi 1. cilt (1996)
14.Arkeoloji Arastirma Sonuclari Toplantisi 1. cilt (1996)

More info:

Categories:Types, Research, History
Published by: murat dumlupınarlı on Mar 25, 2011
Urheberrecht:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/11/2013

pdf

text

original

T.C.

KÜLTÜR BAKANLlGI
ANITLAR VE MÜZELER GENEL MÜDÜRLÜGÜ
ı No: 1877
ı
Ş SONUÇLARI
TOPLANTISI
i
27-31 MAYIS 1996
ANKARA
KÜLTÜR BAKANLlGI ı ı
ı ve Müzeler Genel ğ ı ı
ı No:52
YAYIMA ı
İ EROGLU
HandanEREN
Fahriye BAYRAM
Filiz KAYMAZ
Nuray TARLAN
A,Harndi ERGÜRER
İ İ
Birsen KIZILDAG
ş MORKAYA
ISBN: 975 17·1723·X ı
975-17-1724-8 (Cilt)
ISSN: 1017-7663
Not: Bildiriler, sahiplerinden ğ ş ve ş ı ı göre ı ı ş ı
KÜLTÜR BAKANLlGI İ İ KÜTÜPHANE İ
ANKARA· 1997
içiNDEKiLER
Sayfa
Catherine ABADIE REYNAL
1995 Zeugma ve Apameia Yüzey ş ı ı 1
Christoph BÖRKER, Dietrich BERGES
Tyana-Survey 1995 : 17
Albrecht BERGER
Survey In ş (Mokikos) 27
David H. FRENCH
1995 ı ı Roma ı ş ı ve ı ı 43
Stephen MITCHELL
1995 ı ı Pisidia ş ı ı 47
Thomas CORSTEN
Kibyra 1995 63
.Thomas DREW-BEAR
Pisidia ı Yeni Yaznlar. 73
Gustavo TRAVERSARI
Ladik'te 1995 ı ı ı Arkeolojik ve ğ İ 79
Peter HERRMANN
Neues zu Kulten Und Kultvereinen In Lydien 91
Nergis GÜNSENiN
1995 Yı ı Marmara ı ı ş ı ı 97
Mustafa H. SAYAR
ğ Trakya'da Epigrafi ve ğ ş ı ı 1995 107
Mustafa H. SAYAR
Kilikya'da Epigrafi ve Tarihi- ğ ş ı ı 1995 115
Frank RUMSCHEID
Milas 1995 : 123
Anneliese PESCHLOW
Die Arbeiten Des lahres 1995 Im Territorium Von Herakleia
am Latmos ş 141
Ender İ İ
Bodrum ı ı ve Kerme Körfezi'nin Kuzeyinde
Yüzey ş ı ı 161
Winfried HELD
Forschungen In Loryma 1995 165
Wolfgang BLÜMEL
Epigraphische Forschungen Im Westen Kariens 1995 183
İ
İ Karia Yüzey ş ı ı 1995 189
Poul PEDERSEN
Investigation And Research In Halikarnassos 1995 .207
NumanTUNA
Teos ş ı ı 1995 219
Nevzat İ
Kent ı Arkeolojik Envanteri Projesi II
Hurma Köy Yüzey ş ı ı 235
Serra DURUGÖNÜL
1995 ı ı İ İ (Antik ğ ı Kilikya Yüzey ş ı ı 253
Robert L. VANN
A. Survey Of Ancient Harbors In Rough Cilicia: The 1995
Season At Korykos 259
Burçin ERDOGU
Edirne İ 1995 ı ı Yüzey ş ı ı .273
Nur BALKAN- ı Marie Claire İ
1995 ı ı Aksaray, ğ ş İ Obsidien
Yüzey ş ı ı 293
Andrew GARRARD
Survey Of Palaeolithic And Aceramic Neolithic Sites In Sakçagözü Re-
gion (Gaziantep): 1995 field Season 313
Mehmet i. TUNAY
Silifke ve Çevresi Yüzey ş ı ı 1995 325
ğ DANIK
Orta ğ Harput Yüzey ş ı ı 1995 339
Kemalettin KÖROGLU
1995 ı ı Artvin- Ardahan İ Yüzey ş ı ı 1995 369
Mine İ LEUBE, Thrgay YAZAR, Zafer KARACA
1995 ı ı Tao- Klardjetie Yüzey ş ı ı 397
Gabriele MIETKE
Survey Der Römisch, Frühbyzantinischen Siedlung
Bei Akören In Kilikien, 1995 423
Robert OUSTERHOUT
The 1995 Survey At ı ı Kilise 435
Scott REDFORD
Seljuk Pavilions And Enclosures ı And Around Alanya 453
- ~ ~ - - ~ ~ ~ -
1995 ZEUGMAVE İ YÜZEY
Ş
Catherine ABADIE- REYNAL *
Antik ğ Zeugma, Akdeniz ile Mezopotamya ı ı
üzerindeki ş ı ş ı ı Burada, nehrin iki ı Ze-
ugma ve Apameia kentleri ş ı ş ı bulunuyordu. Bu iki kent M.Ö.
III. ı ş ı ş ı ilk ı ı Muh-
temelen M. O. II. ı sonra kent Zeugma ı ı ı ş ı Zeugma,
Eski Yunanca'da ğ ı demektir. Belki de kente ı ı verilmesi,
gemilerin yan yana ğ ı ş köprü ile ş Ze-
ı tarihini 11. ı kadar izleyebiliyoruz. Suriyeli Mihail'in bir
metninden, kentin o tarihte bir piskoposluk merkezi ğ biliyoruz.
Buna ş ı ı metinlerde Apameia'dan söz edilmemektedir.
Ne ı ki bu ünlü antik kentler, Birecik Baraj Gölü'nün ı al-
ı ı Bu nedenle, kurtarma ı ş ı yapacak bir arkeoloji
heyeti ı Gaziantep Müzesi Müdürü ı Dr. Rifat Ergeç'in yar-
ı ı sayesinde ekibimiz geçen ı çok iyi ş ı ı ş
Burada kendisine ş etmeyi bir borç bilirim.
Geçen ı ş ı ı bu ı ı bir ı ı olarak
ı ı Arazideki ı ş ı iki hafta sürdü. Ekibimiz, Prof.
Dr. Pierre Leriche, Prof. Dr. Albert Hesse, Doç. Dr. Alain Desreumaux,
Marie-Cecile Laroche ve benden ş ı temsilcimiz, Ga-
ziantep Müzesi ı ı Mehmet ı Kendisine çok te-
ş ederim. Geçen ı ı ş ı ı ş ı üç konuya ğ ı ı
verdik:
- Antik kentlerin ı ve ı ı ı ı ı ;
- ı üzerinde ş ı ş ı ş ı ı belirlenmesi
ve ı ı düzenlemeler;
- ş düzeninin ş ı ı
(*) Doç.Dr.Catherine ABADIE-REYNAL, lFEA-Nuri Ziya Sokak 22 80072- İ
ı
Wagner ı önerilen Zeugma ı (Resim: 1). kent sur-
ı ş Wagner'e göre ı ı ı ı bir sur bulunuyordu ve
bu duvar güneye dönerek, akropol ğ ş ı Tepe'ye
ğ ı Bugün arazide, ı ı ı ı boyunca bir duvar ka-
ı ı ı görülmektedir (Resim: 2). Ancak, bu duvar bir sur için oldukça in-
cedir. Ustelik, iç ı ı yoktur. Ote yandan, ı Tepe'ye
uzanan Wagner'in ş ğ ı izine ı Buna kar-
ş ı ı daha ı Kara Tepe'nin ı yeni ı yolun kenar ke-
sitinde, düzgün örgülü ı duvarlar gördük (Resim: 3). Kesitte (Resim:
4), ı ı ğ ı ş ı ı ş üç tabaka görülmektedir.
Birbirinden toprakla ı ı ş bu tabakalar, duvarlarda birkaç ı ev-
resi ğ göstermektedir. Bu nedenle, ı ı stratejik ı
oldukça önemli bir kesim ğ ş Ote yandan, yol ı
ı ş ı ı ı burada, ı bir ı ait ı ı ğ
söylenmektedir. Bu ı bir sura ait ı muhtemeldir. ı
tepe üzerinde yüzeyde görülen keramik, buradaki ş Pre-
historik Dönem'den ı Dönemi'ne kadar ğ gös-
termektedir.
Ş ş bir ı önerebiliriz : Zeugma'da ilk ş
Kara Tepe üzerinde ş olabilir. ı kolayolan bu ak-
ropolden, Bahçe Dere'yi izleyerek ı giden yolu denetim ı tut-
mak mümkündü. Wagner'in ş ğ ı aksine, ı Tepe belki de
kentin savunma sistemine hiçbir zaman dahil ı ş ı Daha sonra,
kentin ğ ğ ı ı ğ ı ş Ancak, herhalde bu kesim
ş ı bir surla çevrili ğ Nitekim Prokopius'a göre, İ
tinianus kenti tahkim ğ kent bir sura sahip ğ Ne var ki, Ius-
tinianus'un ş ğ surun da hiçbir izine ı
ş ı ı ı Apameia'da ise sorun ğ ş Algaze, ı dö-
nemlerde ı ı ş olan bir kuyu dizisinde, poligonal örgülü düz bir duvar
ş ve bu ı Apameia surunun bir ı ğ dü-
ş ş (Resim: 5). Elektrik direnci yöntemiyle ı ölçümler sa-
yesinde bu ı ğ daha iyi ş ı ı ş ı Olçümler dört ğ ş
noktada duvara dik olarak ı ı ş ve profiller elde ş (Resim:
6). En belirgin anormallik C profilinde görülür (Resim: 7). Prof. Dr. AI-
bert Hesse ı bilgisayarda ı bir model üzerindeki ça-
ı ş bu ğ neden olan kütlenin 0,5 m x 0,5 m x 1 m bo-
ı ğ ve ş ı bir metre derinlikte ğ
ş
(1) J.Wagner, Seleukeia am Euphrat/Zeugma (1976), Karte II.
(2) G.AIgaze etatii, Anatolica XVII (1991), s.207 ve 240, ş 34; iidem, Anatolica XX (1994),
s.33 ve 95-96, ş 33 ve 36-37.
2
Bu sonuçlara göre, ı genelde çok kötü durumda ğ ve tek
ı ı ğ ş ı ı Bu nedenle, ı ı ı
bir sura ğ bir bente ya da bir istinat ı ait ğ dü-
ş
Geçen ı ele ı ğ ı ı ikinci sorun, ı üzerinde ş ı kar-
ş ı ş ı ı belirlenmesi ve ı ı düzenlemelerdi. ı ı
ı ı görülen ı ı ı ı bir köprüye ait ğ öne ş
(Resim: 8). Ancak, bu ı ı ı tarihlernesinin ve ş ğ
ı gerekir. Gerçekten de, uzun süre ı ı ı ş
bir köprüyle ş ğ muhtemeldir.
Öte yandan, nehrin iki ı ı ı bir ı düzenlemeler belirledik.
ğ ı ı kayaya ş bir platformun iskele görevi ğ dü-
ş Bu platformun ı bir dizi ğ ş ı ı ı ş ı
Bunlardan birinde, dipteki duvara, sazlar ı ı ş bir erkek fi-
gürü ş ı ı su getirmek için bir oluk oyulmaya
ş ı ş ama ı ı ı ı ş ı (Resim: 9). Kabartmadaki ş
bir ı ı ı ğ ş
Bütün ğ benzer ı ı ş büyüklükte olabilen bu
ğ hemen hemen her zaman üç ı ı : Bir ş bir ana
mekan (her zaman en büyük mekan bu olmayabilir) ve dipte bulunan
üçüncü bir oda. Bu son iki mekan ı ğ zaman kayaya ş
tek sütunlu bir geçit bulunur. Kaya ı ı yer ı ğ ı ğ ı
kült ı ı ı ğ ı hemen hemen kesindir. Ama ğ ğ için
kesin bir ş söylenemez. Bunlar belki depo olarak ı ı ş ı
Sol ı ı yer yer ş ı dik bir ğ birbirine ğ iki
teras görülmektedir (Resim: 10). ı iki ı ı bugün ğ
larla ı hafif ğ bir kesim ı Bu, belki de ı bir
terastan ğ ş ı ı yarayan bir ı
Ele ı ğ ı ı son nokta, ş düzeninin ş ı ı ı Bu ko-
nuda bir ş söylemek için henüz vakit çok erkendir ama birkaç fikir öne
sürülebilir. Zeugma'da, ı ı ı gerisinde bulunan bir tarlada ı elektrik
direnci ölçümleri ı Yüzeyde görülen mozaik ı ı burada
ev ı ı ı ğ gösteriyordu. Olçümlerde saptanan anormal-
likler, daha çok 110 derece kuzey ve 20 derece kuzey ğ ı
(Resim: ll).
Kara Tepe'nin üzerindeki düzlükte 10 x 30 metrelik bir alanda yap-
ı ğ ı ı ölçümler de, burada ı ğ ı ğ gös-
3
ş (Resim: 12). Ancak, bu ı ı ı ğ ve ait ğ dönem
henüz bilinmemektedir.
En ı ş ş ı ı belli bir ğ
göre ş edildiklerini söyleyebiliriz.
ş izleri Zeugma'da Apameia'ya göre daha ğ Ze-
ugma'da bir dizi buluntu ele ş ı (Resim: 13), özellikle
Roma ve Bizans dönemlerine ait mermerden ş mimari parçalar
(Resim: 14). Buna ş ı ı Apameia için, arazide çok az ı ı mev-
cuttur. Sadece, ı Tel Musa Köyü'nde ş olarak kul-
ı ı ş Korinth düzeninde üç Roma sütun ş ı ğ ı saptayabildik
(Resim: 15). ı bir bahçe içinde oldukça ı iki sütun ı gör-
dük (Resim: 16). Ancak köylülere göre bu parçalar 19. ı Ze-
ugma'dan buraya ş Apameia'da toprak üzerindeki ı ı ı
ı ğ ı belki de bu kesimdeki alüvyon dolgusunun ı ı ğ ı ı
lanabilir. ğ bir ı da ş olabilir: ı ğ
arazi ı ı sel ş ı ı maruz ı Ş durum, ş
ı bir süre içinde terkedilmesine yol ı ş ı Uçüncü bir ı da,
ı ı sol ı ı ı ı uzun süre Parth ğ ı ı ş ol-
ı ı : ı ve Parthlar'da kentlerin ş süreci ı gö-
rünmektedir. Roma ı ı kentleri büyük önem ş ı ı ş Parth
ı ı ı kentleri için söylemek mümkün ğ
Öne ğ bu ı ı ğ olup ı ğ ı ı an-
layabilmek için bu ı arazide ı yapmaya karar verdik. ı alan-
ı ı seçiminde su ı kalacak olan kesimlere öncelik verdik
(Resim: 17). Kara Tepe'nin ı Zeugma ve ı ı ı
ı ı kalan alçak kesimleri ve Apameia ı Bu ı ı elektrik
direnç ölçümleriyle Apameia kentinin tam yerinin ı ça-
ı ş ı ı
4
K
s
i
s
e
r
e
e
l
e
l
i
c
h
e

ı

A
n
t
i
k
e
t

ı

ı

A
n
t
i
k
e
5
t
r
a
8
c
n
A
n
t
i
k
e
r
S
t
r
a
t
l
c
n
t
u
n
n
e
l
K
a
i
s
e
r
z
e
i
t
l
i
c
h
c

ı

W
u
s
e
r
l
e
i
c
u
n
g
e
n

ı

T
e
m
p
e
l
d
e
r
T
y
c
h
c
S
p
o
l
i
e
o
d
e
s
T
y
c
h
e
r
e
m
p
c
l
s
K
u
l
t
s
t
a
m
e
d
e
r
T
y
c
h
e
F
r
a
g
m
c
o
r
e
e
i
n
e
s
k
o
m
m
a
g
e
n
i
s
c
h
e
n
D
e
x
i
o
s
i
s
-
R
e
l
i
c
l
s
S
t
a
t
u
c
d
e
.
.
A
t
h
e
n
a
T
o
e
s
t
v
o
n
K
u
l
t
s
t
e
r
u
e
n
A
r
m
f
r
a
g
m
c
l
l
t e
i
n
e
r
M
a
r
m
o
r
s
t
a
r
u
e
R
u
i
n
c
n

ı

G
c
b
i
u
d
e
F
u
n
d
c
r
t
e
v
o
n
A
r
c
h
i
t
e
k
m
r
g
l
i
e
d
e
m
H
i
i
u
s
e
r
m
i
t
a
n
t
i
k
e
n
A
r
c
b
i
r
c
k
t
u
r
-
g
l
i
e
d
e
m
F
u
n
d
-
u
n
d
A
u
f
b
e
w
a
h
r
u
n
g
s
o
n
e
v
o
n
M
o
s
a
i
k
c
n
f
u
n
d
a
r
k
v
o
n
Z
i
r
g
e
l
o
d
e
r
l
e
g
l
Q
I
I
L
I
S
c
y
l
h
i
e
4
S
p
a
t
a
n
t
i
k
e
W
o
h
n
h
i
i
h
l
e
n
F
d
s
k
a
m
m
e
r
g
r
a
b
e
:
r
m
i
t
G
r
a
b
r
e
l
i
e
l
s
u
n
d
-
i
n
s
c
h
r
l
f
r
e
n
F
u
n
d
o
r
t
e
v
o
n
G
r
a
b
d
e
n
k
m
i
i
l
e
r
n

ı
ı

m
i
t
a
n
t
i
k
e
n

ı
ı
E
h
r
c
n
i
n
s
c
h
r
i
f
t
T
ü
r
k
i
s
t
b
e
r
F
r
i
e
d
b
o
f
F
u
n
d
o
r
t
f
r
ü
h
b
r
o
n
z
c
z
e
i
d
i
c
h
e
rK
e
r
e
m
i
k
A
k
r
o
p
o
l
i
s
m
a
u
e
r
Z
w
e
i
k
o
r
i
n
t
h
i
s
c
h
c

ı
ı

G
r
a
b
s
t
e
l
e
M
o
d
e
m
e

ı

F
c
l
s
k
a
m
m
e
r
g
r
a
b
e
r
M
o
d
e
r
n
e
F
i
i
h
r
v
e
r
b
i
n
d
u
n
g

ı

i
·
·
.
.
1
1
-
1
6
1
7
-
2
2
2
3
:
-
t
t
-
c
2
.
D
2
5
-
2
S
2
9
-
3
1
0
3
2
.
.
3
3
-
3
6
.
.
3
7
x
3
8
-
3
9
x
4
0
X
4
1
-
4
2
-
X
4
3
X
.
.
.
.
.
.
.
.

5
0
-
5
5
.
5
6
-
5
7

5
8
-
7
2
.
.
.
.
.
7
J
-
7
5
X
7
'
i
l
7
7
-
8
6
i
i
i
8
7
-
1
0
5
l
t
1
0
6
-
1
2
2

1
2
3
X
S
e
l
c
u
k
e
i
a
a
m
E
u
p
h
r
a
t
l
Z
e
u
g
m
a
_
H
d
l
,
"
i
"
'
"
h
e
s
S
r
a
d
t
g
e
b
i
e
t
A
p
a
m
e
i
e
u
n
d
S
e
l
c
u
k
c
i
a
a
m
E
u
p
h
r
a
t
/
Z
e
u
g
m
a
1
:
1
5
0
0
0
A
p
a
m
e
i
a
i

2
X
X
3 • 5
I
I
·
'"
7
-
8
(
il

-
-
\
"
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
.
o
9
i
u



N
c
k
r
o
p
o
i
e
a
A

'
t
t
IilT
K
a
r

ı

H
B
y
ilk
\
\

0
,5
1
ı

2
h
m
i
t
!
!
R
e
s
i
m
:
1
v
i
Resim: 2
Resim: 3
6
Resim: 4
Resim: 5
7
ZEUGMA Apamee 1995
20m
vers
l'Euphrate
00 b.Loo s e r r a ~ i q u e s
- b.Loo s a1ignes
O puits
~ photographies
o
,
\ ,
\
"
,-
r
c -
-',
-"
Resim: 6
8
profil e
ZEUGMA95, Apamee (rempart)
wenner8==2.5m
j
i i
10.0'0 -"--.,....,----,----,---.----r---,.-----,----,---,----c
100.00 - : : ı
-;
profile
100.00 --::J
j
1
10.00 - + ı - - - - r - - - - , - - - , - - - - - . - - - - , - - - ~ - _ _ ı - - _ r - - _ , _ - _ _ _ ,
100.00
profil.O
10.00 - + - - - r - - - , - - - , - - - - - . - - - - - , . . . . - - ~ - _ _ ı r - - _ r - - _ , _ - _ _ _ ,
100.00
profilE
mo
(ohmm)
10.00 - + - - - , - - - . , . - - _ _ ı - - - - . - - - - , - - - - . . - - _ _ ı - - - - , - - - _ , _ - _ _ _ ,
0.00 10.00 20.00 30.00 40.00
dlstance
(m)
50.00
Resim: 7
9
10
Resim: 8
Resim: 9
Resim: 10
11
........
t
v
7
.
E
U
G
M
A
S
e
l
e
u
c
i
e
Z
o
n
e
A
1
9
9
5
\
o
1
0
m
-
·
-
·
-
·
1
-
·
-
-
-
-
_
·
_
·
_
·
-
1
0
0
m
(
p
r
o
f
i
l
d
e
s
s
i
n
e
)
-
,

"
&
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

_
_
_
_
_
.
.
.
ı

b
"
C
I
>
.
.
.
-
"
\

_
i
f
N
1
8
4
°
i
l
N
I
I
O
o
a
i
f c
*
v
e
s
t
i
g
e
s
a
r
c
h
i
t
e
c
t
u
r
a
u
x
e
r
r
a
t
i
q
u
e
s
t
s
o
n
d
a
g
e
s
e
l
e
c
t
r
i
q
u
e
s
-
-
-
i;
;
f
II1
)
p
i
,
e
r
r
e
s
/
m
a
ç
o
n
n
e
r
i
e

p
h
o
t
o
s

ı

ı

-
-
-
-
-

ı

-
R
e
s
i
m
:
1
1
ZEUGMA 95, Selencie. zone B
wenner dipale a;lm. donnees brntes
80.0
o
Resim: 12
109.5 138.6
2 4m
175.3 ~ o . o ohm.m
\
13
Resim: 13
Resim: 14
14
Resim: 15
Resim: 16
15
~
r
b
a
r
r
a
g
e
p
r
o
j
e
t
e
I
l
m
l
t
e
d
e
l
a
z
o
n
e
ı
n
o
n
d
e
e
v
l
l
I
a
g
e
s
m
o
d
e
r
n
e
s
e
m
p
r
l
s
e
d
e
l
a
v
i
l
l
e
a
n
t
i
q
u
e
n
e
c
r
o
p
o
l
e
s
a
n
t
l
q
u
e
s
f
o
u
i
l
l
e
s
e
n
v
l
s
a
g
e
e
s
n
o
r
d
~
.
.
-
A #
,
/
'
,
/
,
.
"
,
.
'
-
/
,
.
"
,
.
"
-
-
-
-
-
-
-
.
,
.
-
.
~
"
1
/
7 2
C
_
J
r
~
_
;
;
.
>
z
e
l
i
9
m
a
e
:
:
-
_
-
-
-
-
-
-
-
-
z
/
J
/
-
-
r
-
:
.
.
.
.
.
.
0
\
R
e
s
i
m
:
1
7
TYANA-SURVEY
l1995
Christoph BÖRKER *
Dietrich BERGES
Die Stadt Tyana in Kappadokien verdankt ihre langanhaItende Blüte
vor allem der in verkehrsgeographischer Sicht auBerordentlich günstigen
Lage nördlich der KiIikischen Tore. Tyana und das Territorium der Stadt
waren im Altertum Durchgangsstation des gesamten Verkehrs, der sich
zwischen Zentralanatolien einerseits und der kiIikischen Ebene sowie
dem Vorderen Orient anderseits entwickelte. So teilte Tyana sich mit der
kilikischen Stadt Tarsos in die Kontrolle des Taurosverkehrs und gelangte
ebenso wie Tarsos sehr früh zu überregionaler Bedeutung.
Was in Friedenszeiten die Quelle behaglichen Wohlstands sein
konnte, kehrte sich in der Krise leicht in das GegenteiI. Die Stadt Tyana
war aufgrund ihrer verkehrsgünstigen Lage stets das Ziel diplomatischer
und militarischer MaBnahmen der jeweiligen Grofsmachte. Bereits für die
Zeit des 9. und 8. Jh. v. Chr. lassen sich diese Entwicklungen erkennen.
Die Kontrolle der Taurospasse war für die Herrscher des neuassyrischen
Reiches, namentIich für Sargon II., ein vorrangiges Anliegen ihrer West-
politik, die in diesem Punkt mit dem gleichgerichteten Streben des zen-
(*) Prof. Dr. Christoph BÖRKER, Institut für Klassische Archaologie, Friedrich-Alexander-
Universitat Erlangen-Nümberg, KochstraBe 4, D-91054 Erlangen,ALMANYA.
Priv.-Doz. Dr. Dietrich BERGES, Archaologisches Institut der ı Hamburg, Johns-
allee 35, D-20l48 Hamburg,ALMANYA.
(1) Der Generaldirektion der Museen in Ankara sei an dieser Stelle sehr herzlich für die groB-
zügig gewahrte Forschungsgenehmigung gedankt. Dank schulden wir auch den Vertretern
der türkisehen Generaldirektion, Frau Huriye ı ğ (Museum Adana) und Herm Ni-
zamettin Kara (Ankara), die uns mit Rat und Tat zur Seite standen. Die Forschungen wurden
gefördert durch eine Sachmittelhilfe der Deutschen Forschungsgemeinschaft, Bonn. - Die
Photodokumentation im Museum ğ machte die !iberale Unterstützung möglich, die
Herr Harald Hauptmann und das Deutschen Archaologischen Institut, Abteilung İ
gewahrten.
17
tralanatolischen Phrygerreiches kollidierte. Wenig anders lagen die Ver-
haltnisse zur Zeit des Seleukidenreiches, das sich - seit dem Ende des 3.
Jhs. auch mit Hilfe dynastischer Verbindungen zum kappadokischen
Königshaus - EinfluB auf diese strategisch höchst bedeutsame Zone an
der Nordwestflanke seines Territoriums zu sichem suchte.
In der frühen römischen Kaiserzeit, wahrend der Anatolien zunachst
zu einer Zone nachgeordneter politischer und militarischer Pravalenz her-
absank, scheint auch die Bedeutung von Tyana im Abstieg begriffen ge-
wesen zu sein. Das anderte sich, als mit dem Erstarken des Partherreiches
seit dem 2. Jh. nicht nur die Provinz Syria, sondem auch Kleinasien von
feindlichen Einfallen bedroht wurden. Was zunachst für Tyana wieder-
holte kriegerische Bedrohung bedeutete, erwies sich auf langere Sicht als
die Quelle beachtlichen Wohlstandes. So wurde Tyana infolge der um-
fangreichen militarischen MaBnahmen an der orientalischen Reichs-
grenze zu einem bedeutenden Etappenpunkt der römischen Mi-
litarverwaltung>. Zahlreiche Grabinschriften römischer Armeefunktionare
spiegeln diese Entwicklung wieder. Zugleich laBt sich anhand eines groB-
angelegten stadtebaulichen Programms der wirtschaftliche Aufschwung
der Stadt im 2. und 3. Jh. n. Chr. erkennen, der sich auf die bedeutende
Stellung der Stadt im logistischen System der römischen Mi-
litarverwaltung gründete.
Das Ende der Stadt Tyana nahte, als die Araberstürme seit dem
spaten 7. Jh. n. Chr. auch das anatolische Hochland erreichten. In der
Folge wurde Tyana wiederholt besetzt, von Byzanz zurückerobert und
schlieBlich als eine Stadt, die im militarischen Niemandsland der so-
genannten Aulsenlander an der Ostgrenze des byzantinischen Reiches ge-
legen war, wohl im 9. Jh. von den Rhornaern geraumt'. In dieser dunklen
Zeit ist die stadtische Existenz von Tyana erloschen; ihr Erbe trat spater
die seldschukische Ortschaft Nakita, die heutige Provinzhauptstadt Nigde
an, die - im Gegensatz zu dem offen in der Ebene liegenden Tyana - über
einen gut befestigten Burgberg und somit in unruhigen Zeiten über gün-
stige strategische Voraussetzungen verfügte.
In den Ruinen der antiken Stadt hat sich, begünstigt durch die reiche
Wasserversorgung und die groBe Fruchtbarkeit des Landes an der Stelle
der antiken Stadt Tyana die Ortschaft Kemerhisar (früher Kilissi Hissar')
(2) E. Gren, Petermanns Mitteilungen 88,1942, 32lff.
(3) G. Le Strange, The [and of the eastern Caliphates (1930) 139; E. Honigmann, Die Ost-
grenze des byzantinischen Reiches, Byzance e [es arabes III (1935) 39-45.
(4) RE VII A 2 (1948) 1633 (W. Ruge).
18
entwickelt, deren Bauten die antiken Hinterlassenschaften überlagem und
der Erforschung von Tyana enge Grenzen setzen. Vor diesem Hinter-
grund hat sich das Forschungsuntemehmen, das das Archaologische In-
stitut der Universitat Erlangen unter Leitung von Prof. Chf. Börker
durchführt, ein doppeltes Ziel gesetzt. So sollen zunachst alle ar-
chaologischen Zeugnisse zusammengetragen und analysiert werden. In
einem zweiten Schritt werden diese archaologischen Quellen in Be-
ziehung gesetzt zu den historischen Zeugnissen, mit deren Hilfe die
Stadtgeschichte von Tyana erschlossen werden soll. Das Survey-
Untemehmen hat demnach über die archaologische Bestandsaufnahme
hinaus eine ausgepragt historische Dimension.
Vor Ort konzentrierten sich die Forschungen im zweiten Arbeitsjahr
auf die Dokumentation der archaologischen Zeugnisse, die durch einen
archaologischen Survey ermittelt wurden. 1995 wurde der Schwerpunkt
des Tyana-Surveys auf die rkundung des Territoriums von Tyana gelegt.
Um einen Uberblick zu gewinnen, haben wir das Gelande zunachst mit
einem HeiBluftballon inspiziert. Als Piloten konnten wir Lars-Eric Möre
und Kaili Kidner aus ş gewinnen. Die Aeroprospektion erbrachte
interessante Aufschlüsse. Sehr deutlich lieB sich das alte Wegesystem er-
kennen, das noch bis zur Anlage der modemen AsphaltstraBen genutzt
wurde. Diese altere Wegeführung scheint im groBen und ganzen iden-
tisch zu sein mit den antiken Wegen. Darauf weisen vor allem die Reste
der kaiserzeitlichen Nekropolen, die sich entlang jener Routen er-
strecken. .
Darüber hinaus ermöglichten die Luftbildaufnahmen die Iden-
tifizierung bislang unbekannter Bodenbefunde. Erwahnenswert sind die
in den Grundlinien erhaltenen rechteckigen Strukturen mit ein-
geschriebenem Langsoval im suburbanen Bereich westlich der antiken
Stadt - vielleicht die Reste einer Villa mit Piscina. Auch lieB sich der Ver-
lauf der ebenerdigen Kanalführung, die das kaiserzeitliche Quellbecken
in Bahceli mit dem Aquadukt in Kemerhisar verband, anhand der Luft-
bildaufnahmen naherungsweise vermitteln.
Die Arbeiten vor Ort hatten die Dokumentation des inschriftlichen
Materials sowie die Aufnahme der Architekturfunde und die Re-
konstruktion der zugrunde liegenden Bauten zum Gegenstand.
Das epigraphische Material urnfaBt nach einer ı Bestands-
aufnahme über 70 Inschriften, von denen etwa die Halfte bislang un-
bekannt waren. Bedauerlicherweise muB ein betrachtlicher Teil des be-
reits publizierten Materials als verschollen gelten, darunter auch die In-
19
schriften, die die Könige Ariarathes VI. und Ariobarzarnes III. er-
wahnen>. Die überwiegende Mehrzahl stellen griechische Grabinschriften
der Kaiserzeit; die lateinischen Inschriften bezeugen meist die An-
wesenheit militarischer Chargen.
Den zweiten Schwerpunkt der Arbeiten bildete die Dokumentation
der zahlreichen Einzelfunde, namentlich der Architekturfragmente. Die
systematische Erfassung dieses Materials in Form von mafsstablichen
Aufnahmen durch die Architektin Renate Barcsay erwies sich auch in hi-
storischer Hinsicht als auBerordentlich ergiebig. Mit Hilfe dieser Funde
ist es möglich, die sehr spröde historische Überlieferung anschaulich zu
erganzen.
Als bislang altestes architektonisches Fundstück darf eine groBe
Rundbasis aus sandigem Tuffstein gelten, die auf der Oberseite drei kon-
zentrische anuliartige Kreise und ein hangendes Halbkreismotiv aufweist
(Abb. 1). Die Zeitstellung dieses Monumentes lliBt sich mangels direkter
Vergleichsstücke nur sehr ungenau bestimmen. Möglicherweise lebt in
dieser Form der Typus der im nordsyrischen Raum beliebten spat-
hethitische Rundbasis fort, die oft mit einem Blattdekor ausgestattet ist'.
Funde aus der vorkaiserzeitlichen Epoche sind in Tyana bislang au-
Berst selten. Zu den wenigen erhaltenen Monumenten zahlt das Fragment
eines groBen ionischen Kapitells in Bahçeli, das aus dem mittleren 2. Jh.
v. Chr stammt und offenbar westkleinasiatische Muster wiederholt (Abb.
2). Das Stück ist in mehrfacher Hinsicht aufschluBreich. So ist dieses Ka-
pitell das bislang alteste Marmormonument in Tyana und zugleich der al-
teste Nachweis griechischer Architekturformen in dieser an sich kap-
padokisch-Iuwischen Stadt. Dieser Befund geht sehr gut zusammen mit
der Nachricht bei Diodor (31,19,7.8), wonach Ariarathes V. - der Phil-
hellene, ı und Schwager des pergamenischen Königs Attalos' II. -
erstmals griechische Bildung und Lebensart in Kappadokien heimisch
machte. Insofern kann das Kapitellfragment als archaologischer Beleg
für die historisch bezeugte enge politische und dynastische Verbindung
zwischen den Königen von Pergamon und Kappadokien dienen, die auch
auf künstlerischem Gebiet zu einerAnnaherung des kappadokischen
Königreiches an den griechische Kulturraum führte.
(5) SEe i Nr. 466. - H. Rott, Kleinasiatische Denkmdler aus Pisidien, Pamphylien, Kap-
padokien und Lykien, Studien über christliche Denkmdler 516 (1908) 370f. Nr. 78.
(6) ı Architektur Kleinasiens (1971)2 136-138 mit Abb. 146-151; B. Wesenberg,
Kapitelle und Basen, 32. Beih. BJb (1971) 87-89 Abb. 179-182.
20
Aus der Zeit des spaten Hellenismus und des frühen Prinzipats haben
sich bislang keine Zeugnisse ermitteln lassen. Diese Situation anderte
sich für das 2. Jh. n. Chr. In dieser Zeit kann ein bemerkenswerter Auf-
schwung der Stadt konstatiert werden , der sich offenbar im Gefolge der
kriegerischen Auseinandersetzungen im Orient entwickelte. Tyana stieg
damals zu einem wichtigen Etappenpunkt der römischen Mi-
litarverwaltung auf. Die gesteigerte Bedeutung der Stadt wird zunachst
anhand der Architekturfunde sichtbar. Es konnten zahlreiche Fragmente
groBer öffentlicher Architekuren dokumentiert werden, die mehrheitlich
der spatantoninischen und severisehen Zeit angehören.
Dazu gehört ein Fundkomplex verhaltnismafsig gut erhaltener Kon-
solgesimse, Friese und Architrave, die zu einem groBen öffentlichen Ge-
baude gehörten (Abb. 3.4). Aus dem Erhaltenen laBt sich eine umfang-
reiche Prunkarchitektur rekonstruieren, für die man die Gestalt einer Sau-
lenhalle - etwa im Bereich einer Sakralanlage oder eines öffentlichen
Platzes - erschliBen möchte.
Das Bild von der Blütezeit Tyanas wahrend der hohen Kaiserzeit
konnte durch die Dokumentation der Funde aus Tyana, die im Museum
der nahen Provinzhauptstadt ğ aufbewahrt werden, anschaulich er-
ganzen werden".
Besondere Beachtung unter diesen Funden verdient das Fragment
einer Sarkophaglangseite mit der Darstellung einer Kentaurenjagd aus
spathadrianischer oder frühantoninischer Zeit". Möglicherweise handelt
es sich dort um das Produkt einer einheimischen Werkstatt, die sich an
Vorbildern ausden Zentren der Sarkophagproduktion orientierte oder
deren Werkleute aus dem westlichen Kleinasien nach Tyana gekommen
sind.
ı zahlreich begegnen Werke der hochkaiserzeitlichen
Idealplastik, darunter Kopien nach Vorbildern der griechischen Klassik.
Funde kaiserzeitlicher Skulpturen, die klassischen Vorbildern folgen, sind
für Kleinasien an sich nicht ungewöhnlich. In Tyana aber haben diese
Denkmaler über ihren kunstgeschichtlichen Eigenwert hinaus besondere
Bedeutung. Sie können als archaologische Indizien für eine weit-
reichende Hellenisierung der Stadt und ihrer Kultur gelten, die angesichts
der zu den Zentren der griechischen gepragten Reichskultur peripheren
(7) Die Photodokumentation dieser Funde wurde von Dieter Johannes, Deutsehes Ar-
chaologisches Institut, Abteilung İ erstel1t.
(8) G. Koeh - H. Siehtermann, Römische Sarkophage (I 982) 556.
21
Lage des eigentlich luwischen Tyana zunachst nicht selbstverstandlich
ist.
Den dominanten Einfluf der griechischen Kultur führen auch die
Zeugnisse der privaten Reprasentation vor Augen. Zu nennen ist zunachst
die Ausstattung der Grabanlagen, bei denen regelmaüig Bildthemen der
hellenischen Reichskultur aufgenommen werden". Dies gilt aber auch für
die lokale Portratplastik. deren hervorragende Vertreter keinen Vergleich
zu scheuen braucht. Das weibliche Bildnis'". mit Zopffrisur und über den
Hinterkopf geführten Mantel aus hadrianischer Zeit steht in der Qualitat
der Arbeit den Zeugnissen aus den Zentren der kaiserzeitlichen Portrat-
kunst in nichts nach und wurde wohl von einem Bildhauer geschaffen,
der seine Ausbildung in einer der führenden Werkstatten erhalten hatte.
Freilich ı sich die Zeugnisse nicht auf Bildwerke dieser
allerersten Qualitat. Im Gegenteil: Wie bei den Inschriften die Nennung
einheimischer luwischer Namen in griechischer Transkription das Weiter-
leben der alten bodenstandigen Kultur erkennen laBt, so kann neben der
gewissermaBen importierten Reichskunst griechischer Pragung das Fort-
dauem einer ausgesprochen epichorischen Kultur beobachtet werden.
Dies wird besonders deutlich in den ı bei denen die vorbildhaften
Bildentwürfe durch örtliche Werkstatten umgedeutet wurden. Diese 10-
kalen Arbeiten streben nicht mehr das getreue, formal perfekte Bildnis in
der Gestalt rnodisch-zeittypischer Portratkunst an, sondem setzen den
Akzent auf die Unmittelbarkeit des Ausdrucks, gewissermaBen auf die
Zurschaustellung der persönlichen Qualitaten der Darstellten.
. In jenem Gegensatz von griechisch-römischer Reichs- und Hoch-
kultur und einheimischer Umpragung dieser Vorbilder liegt der be-
sondere Reiz der kaiserzeitlichen Kultur von Tyana, deren Erforschung
sich das Erlangener Survey-Untemehmen zum Ziel gesetzt hat.
(9) G. Jacopi, Esplorazioni e studi in Paflagonia e Cappadocia, Relazione sulla seeonda cam-
pagna esplorativa Agosto/Ottobre 1936 (1937) 19ff.
(10) J. Inan - E. Rosenbaum, Roman and early Byzantine sculpture in Asia Minor (1966) Nr.
296.
·22
...J
i A
U
F
S
ı
C
H
T
1
0
9
e
m
i
S
A
U
L
E
N
B
A
S
I
S
L
S
C
H
N
J
T
T
t
u
s
e
m
T
Y
A
N
A
1
0
O
1
0
7
D
e
m
i
i
i
J
i
i
i
i
i
o
u
lg

u
.R
.B
A
R
C
S
A
Y
;
;
i
N W
A
b
b
.
l
:
T
y
a
n
a
(
K
e
m
e
r
h
i
s
a
r
)
.
R
u
n
d
b
a
s
i
s
a
u
s
h
e
l
l
b
r
a
u
n
e
m
T
u
f
f
s
t
e
i
n
(
Z
e
i
c
h
n
u
n
g
R
.
B
a
r
c
s
a
y
)
J

i
ı
i
i
l

ı


.u
.t
!
L
o
O
L
O

ı

ı

ı
ı

ı

a

_
J
r
i
t
v
.j
:
:
>
.
T
Y
A
N
A
I
O
N
I
S
C
H
E
S
S
A
U
L
E
N
K
A
P
I
T
E
L
L
A
b
b
.
2
:
T
y
a
n
a
(
B
a
h
ç
e
l
i
I
K
e
m
e
r
h
i
s
a
r
)
.

ı

e
i
n
e
s
h
o
c
h
h
e
l
l
e
n
i
s
t
i
s
c
h
e
n
i
o
n
i
s
e
h
e
n
M
a
r
m
o
r
k
a
p
i
t
e
l
l
s
(
Z
e
i
e
h
n
u
n
g
R
.
B
a
r
e
s
a
y
)
W
,5
t
m

r
·
"
,
>
:
0
'
<

I
/
<
/
;
:
:
i
:
:
.
.

..
"
"
..

...;

<
'
/
}
:
;
i

a
m
r
o

U
IU
E
R
A
N
S
IC
H
T
"4
IT
S
O
F
F
lT
T
E
A
R
C
H
I
T
R
A
V
N
R
.
ı
T
Y
A
N
A

o
l
o

J
i
i
J
i
ı
1

ı
ı

ı

N v
i
A
b
b
.
3
:
T
y
a
n
a
(
K
e
m
e
r
h
i
s
a
r
)
.
A
r
c
h
i
t
r
a
v
b
l
o
c
k
e
i
n
e
r
h
o
c
h
k
a
i
s
e
r
z
e
i
t
l
i
c
h
e
n
H
a
l
l
e
n
a
r
c
h
i
t
e
k
t
u
r
(
Z
e
i
c
h
n
u
n
g
R
.
B
a
r
c
s
a
y
)
t
v
0
\
K
O
N
S
O
lE
N
G
E
S
IM
S
N
R
.l
i
9
lc
m
i

I<
O
N
5
0
lE
N
G
E
S
IM
S
N
R
.
L
a
T
Y
A
N
A

Q

r
o

r
o

ı

i
i
i

A
b
b
.
4
:
T
y
a
n
a
(
K
e
m
e
r
h
i
s
a
r
)
.
K
o
n
s
o
l
g
e
s
i
m
s
e
e
i
n
e
r
h
o
c
h
k
a
i
s
e
r
z
e
i
t
l
i
c
h
e
n
H
a
U
e
n
a
r
c
h
i
t
e
k
t
u
r
(
Z
e
i
c
h
n
u
n
g
R
.
B
a
r
c
s
a
y
)
SURVEY IN Ş İ İ
Albrecht BERGER*
Wir haben im Juli und August 1995 unseren Survey in der früh-
byzantinischen Ruinenstadt ş südlich von Aksaray in Inner-
anatolien fortgesetzt. Das Hauptaugenmerk galt der im Vorjahr be-
gonnenen Planaufnahme, die im Sommer 1996 abgeschlossen werden
soll.
In ş einer typischen Fluchtsiedlung des 6. Jh. an ei nem ge-
schützten Ort im Gebirge, sind etwa 1000 Hanser und an die zwanzig Kir-
chen in Ruinen erhalten' Die nicht gewölbten Hanser sind aus Zy-
klopenmauerwerk errichtet, also aus riesigen, unbehauenen Steinbrocken,
und bestehen meist nur aus einem Raum ohne Unterteilung des Inneren,
mit einer Tür und in den meisten ı ohne Fenster. Die gewölbten
Hanser (Abb.l) sind durchweg aus zweischaligem Mauerwerk gebaut,
bei dem die innere Schale als Auflager der Gewölbe diente. Die haufigste
Form der Einzelraume ist ein Rechteck, das durch einen Gurtbogen in
zwei etwa quadratische Teile gegliedert wird. So1che Raume werden oft
zu zweien oder dreien parallel nebeneinandergelegt und durch einen vor-
gelegten Korridor verbunden. Mehrfach findet sich auch ein quadra-
tischer GrundriB mit einer Mittelstütze und vier von dort zu den Wanden
geschlagenen Bögen. Auf dem Nordosthügel ist ein ursprünglich flachge-
decktes Haus aus Zyklopenmauerwerk nachtraglich mit Gewölben in
dieser Form versehen worden. Dazu wurde auf drei Seiten eine innere
Mauerschale aus Feldsteinen als Gewölbeauflager eingezogen; die dem
(*) Dr.Albreeht BERGER, Deutsehes Archaologisches lnstitut, ş Camii Sak. 48, TR-
80090 ş ANBUL
(i) Eine Zusammenfassung des bisherigen Forsehungsstandes: F.Hild-M.Restle, Kappadokien,
Tabula imperii byzantini 2, DenkschrWien 149 (l981)238f; A. Berger in: XIII. ş ı
ı ı
27
Weg zugewandte vierte Wand wurde abgerissen, um Zugang zum Innen-
raum zu gewinnen, und zweischalig ganz neu aufgebaut (Abb.2). Neben
der Reihung von rechteckigen Doppelraumen und dem Quadrat mit Mit-
telstütze treten auch ı Formen mit runden oder polygonalen
ı auf (Abb.3). Wo Gurtbögen aus Haustein vorhanden sind,
handelt es sich um Spolien von alteren Bauten im Stadtgebiet. Wenn die
Steine aus einem Bogen stammten, dessen Spannweite gröBer war als die
nun benötigte, verbaute man sie nur teilweise, so daB der neue Bogen
eine zugespitzte Form erhielt (Abb.d). Haufig waren aber auch steinerne
Dacher nicht ganz gewölbt, sondem mit flachen Steinplatten über einem
Gewölbeansatz gedeckt (Abb.5).
Mitsamt Gewölben erhalten sind nur wenige Hauser, darunter eine
heute als ZiegenstalI dienende Baugruppe. Die Durchgangsbögen zwi-
schen den verschiedenen Ranmen bestehen hier wie üblich aus Spolien.
Die Gewölbe sind zumindest im unteren Teil alt, im oberen dagegen, wie
der Ansatz eines nicht mehr vorhandenen Querbogens in einem der
Raume zeigt, in der alten Technik erneuert. Die Belichtung erfolgte hier
durch kleine Lichtöffnungen im Kuppelscheitel.
Die Stadt überbaut eine römische Nekropole, über die Frau Equini
Schneider im vergangenen Jahr hier berichtet hat-. Nach unserer der-
zeitigen Zahlung sind insgesamt 48 Graber über das Stadtgebiet verteilt
erhalten. Im Gebiet der Nekropole standen auch einige altere Hauser aus
derselben Zeit wie diese. Sie waren erheblich sorgfaltiger als die spateren
Bauten von ş errichtet und sind die Quelle der Spolien, auBer
den Gewölbesteinen auch Teilen von Türen, die in den Zyklopenmauem
manchmal verbaut sind.
Wir haben uns in dieser Kampagne naher mit den Kirchen in und um
ş befaBt. Diese wurden zum Teil schon um 1900 von Gertrude
Bell und Hans Rott beschrieben, die bisher ausführlichste Studie stammt
von Marcell Restle aus dem Jahr 1979
3
. Die Kirchen zeigen die für die
byzantinische Architektur Kilikiens, Kappadokiens und Lykaoniens ty-
pische Steinbauweise, die Apsiden und Tonnengewölbe haben haufig die
Form eines Hufeisens.
Von den meisten einfachen Kirchenbauten der Stadt, den ein-
schiffigen Kirchen mit und ohne SeitenkapelIe, sind nur die Fundamente
(2) E. Equini Schneider in: XIII. ş ı ı ı ı
(3) ı ı The Thousand and One Churehes of Asia Minor (1909); H.Ratt,
Kleinasiatisehe Denkmdler (1908); M.Restle, Studien zur friihbyzantinischen Arehitektur
Kappadokiens, DenksehrWien 138 (1979).
28
erhalten (Abb.6). Sie besaBen auBer der Apsis wahrscheinlich keine Ge-
wölbe, sondem einen hölzernen Dachstuhl. Bei mehreren Kirchen ist an
Baunahten zu erkennen, daB sie additiv durch das Aneinanderfügen ein-
zelner Teile entstanden sind: Der Bau begann mit der Apsis, dann wurden
das Schiff, vielleicht auch ein oder mehrere Seitenkapellen und ein Nar-
thex hinzugefügt. Zwei der Kirchen kamen dabei nicht über die Apsis
hinaus. Bei der Kirche * ist das Langhaus nicht ganz korrekt mit der
Apsis verbunden. Bei der Kirche ** wurde nur die Apsis als technisch
schwierigster Teil aus Mauerwerk mit Mörtel errichtet; nur für sie
wurden alsa erfahrene Bauleute herangezogen, wahrend das Schiff ein-
heimischen Handwerkern überlassen blieb.
Einfache Bauten dieser Art sind ohne groBe Veranderungen lange
gebaut worden, eine Datierung ist daher kaum möglich. Anders ist das
bei den groBen, architektonisch anspruchsvollen Kirchen: Die gröBte
Kirche in dem wohl als Residenz des Erzbischofs von Mokisos zu deu-
tenden Baukomplex im talboden- von der auBer der Apsis nur noch
wenige Reste erhalten sind, wurde bisher als dreischiffige Basilika re-
konstruier- Doch spricht einiges dafür, daB sie in Wirklichkeit eine ge-
wölbte kreuzförmige Kirche mit Seitenschiffen war, wie sie in Kap-
padokien seit dem frühen 6. Jh. gelegentlich gebaut wurden. Von ihrer
Südwand steht nur noch an zwei Stellen der Mauerkern ohne die Qua-
dersehalen aufrecht. Die etwa T-förmige Gestalt beider Mauerstücke ist
durch auBen angemauerte Pfeilervorlagen zu erklaren, die bewirkten, daB
sie massiver waren als der Rest der Wand und daher erhalten blieben. Bei
einer kreuzförmigen Kirche könnte der östliche die Seitenwand des Quer-
arms verstarkt haben, und wirklich ergibt sich, wenn man Querarm und
Kuppelpfeiler auf der Höhe des Pfeilers ansetzt, ein ziemlich genau qua-
dratisches, etwa 6 m langes und breites Joch vor der Apsis. Auf der Höhe
der westlichen Pfeilervorlage wird die Ruine von Mauerresten durch-
quert, die wohl den AbschluB des Kreuzes und der Seitenschiffe an-
zeigen. Ein etwas besser erhaltener Mauerzug weiter im Westen, der
schrag zum übrigen Bau steht, gehörte wahrscheinlich zu einer Vorhalle.
Die kreuzförmige Kirche weiter im Osten gehört wohl zu den zuletzt
entstandenen GroBauten von V i r a n ş e h i r , weil in ihr bereits Spolien der
christlichen Zeit verwendet wurden: Hinter einem ausgebrochenen Block
der Innensehale im südlichen Kreuzarm steckte ein Grabstein mit Kreuz,
der mit der skulpierten Seite nach innen vermauert war.
(4) Planskizze bei BergeraD
(5) VgL.Restle, a.O:.48; Plan 26.
29
Die sogenannte Kara Kilise auf dem Westhang des Tales von Vi-
ş die noch bis zum Gewölbeansatz erhalten ist, ist heute ein-
schiffig, doch ist der jetzige Zustand eindeutig durch einen reduzierenden
Umbau entstanden, wie aus Fundamentresten zu beiden Seiten her-
vorgeht'. Da die Schiffswande unten zum Teil möglicherweise noch alt
sind, muB der Bau statt als dreischiffige Basilika mit Saulen oder Pfei-
lern, wie bisher angenommen wurde, als einfacher Raum mit zwei Sei-
tenkapeIlen rekonstruiert werden. Abweichend von der bisherigen An-
sicht können wir alsa feststeIlen, daB es in ı ş übrigens in
ganz Westkappadokien-nie eine Basilika gegeben hat.
Die kreuzförmige sogenannte Kemer Kilisesi (Abb.7) verdankt ihren
heutigen Namen den beiden erhaltenen Tragebögen der Vierung. Die fast
ungeschmückten Aulsenwande deuten auf eine Entstehung erst im frühen
7. Jh.hin". Vor dem Eingang im südwestlichen Kreuzwinkel Ilegen ein
Hof mit Zisterne und daneben Reste eines gröBeren Wohngebaudes. Ah-
liche Anlagen, die als Klöster oder Klerikerwohnungen gedient haben
müssen, finden sich auch bei der Hauptkirche und unterhalb der stark
zerstörten kreuzförmigen Kirche auf dem nordöstlichen Hügel.
Westlich von der Kemer Kilisesi liegen mehrere Tumulusgraber, von
denen das unmittelbar hinter der Kirche am besten erhalten ist (Abb.8).
Wegen ihrer Hufeisentonnen gehören diese Graber wohl erst in die Ent-
stehungszeit der Kirche. Der Bau von Mausoleen wurde in ş
also zunachst in der ortsüblichen Form, aber mit zeittypischen architek-
tonisehen Details fortgesetzt. Hier am Rand der neuen Stadt lag demnach
der christliche Friedhof. Er wurde aber spater ebenfaIls mit zyklopischen
Hausern überbaut, von denen eines mit einer Ecke in die Umfassungs-
mauer des erwahnten Tumulusgrabes eingreift.
Wegen der einheitlich und grob gebauten Wohnhauser erweckt die
Stadt den Eindruck, als sei sie in sehr kurzer Zeit entstanden und auch
schneIl wieder verlassen worden. Die Überbauung des Friedhofs gibt uns
erstmals einen Hinweis darauf, wie lange sich der Bau der Stadt tatsach-
lich hinzog: Er begann, wenn diese wirklich das von Prokopios be-
schriebenen Mokisos ist, um 520, die letzten groBen Kirchen entstanden
kurz nach 600, und die besiedelte Flache dehnte sich noch ei nige Jahr-
zehnte spater in den früheren Friedhof hinein aus. Das Ende der Stadt
könnte dann mit den arabischen Angriffen seit etwa 660 gekommen sein".
(6) VgL.Restle, a.D.46-48; Plan 24.25.
(7) VgL.Restle, a.O.73; Plan 45.
(8) VgL.Berger a.O.
30
Von den spateren Klöstem in der Umgebung haben wir den etwa
1500 m westlich von ş liegenden sogenannten ı Kehf
ı (Han Kilisesi) ı untersucht. Er besteht aus einem ummauerten
Hof mit einer Kirche in der Südostecke (Abb.9).Yon der Kirche steht der
üstteil noch bis zur Apsiswölbung aufrecht,die übrigen Mauem sind etwa
bis zur Höhe der Türstürze erhalten. Ein Foto von Gertrude Bell zeigt die
Kirche 1909 als offene Ruine ahne das neue Gewölbe, das spater für die
Nutzung als Ziegenstall eingebaut wurde". Die Anlage des üstteils und
Ansatze von Tonnengewölben in der Südmauer legen nahe, daB die
Kirche als Kreuzkuppelbau mit vier Pfeilerstützen zu rekonstruieren ist.
Datieren laBt sich die Anlage etwa ins ı 11.Jh.
(9) Ramsay-Bell, a. 0.465
31
İ Ş İ İ YÜZEY
Ş
Albrecht BERGER *
İ Anadolu'da Aksaray ilinin güneyinde bulunan Erken Bizans ören
yeri ş Ş ı ı Temmuz ve ğ ı yüzey ş
ı ı ı sürdürdük. Oren yerinin, geçen ı ş ı ve 1996 ya-
ı bitirilmesi öngörülen ı ı ı ı ı özel dikkat ve önem
verildi.
ğ ı arazinin korunmaya ş bir yerinde bulunan ve 6. yüz-
ı ı tipik bir ı ğ ı yeri olan ş ş ı 1000 ev ve yirmi
kadar kilise ı ş ı Tonozsuz evler kiklop duvar ğ yani
ş ş büyük ş bloklardan ve genellikle ş bir bölünme ol-
ı ı tek bir mekandan ve bir ı ş ı ve ğ
penceresiz ı ı ş ı Kubbeli evler (Resim: 1) ise ı olarak iki
ı ı bir duvar ğ sahip olup, ikinci ı tonozu ş ı ı Ge-
nellikle dikdörtgen ş tek mekanlar kemer ile iki kareye bö-
ş Bu tip mekanlar birbirine paralel iki veya üç mekan ş
ş ve bir koridorla ğ ı ş ı Orta destekli ve buradan du-
varlara ı ı ş dört kemerli kare plan birçok örnekte ş ı ı ı
ı ğ tepesinde önceleri düz ı ve kiklop duvar tek-
ğ ile ı ı ş olan bir ev daha sonra bu ş kubbelerle dona-
ı ı ş ı Bunun için üç taraftan toplama ş kubbeyi ş ı bir iç
ı ş ş ve yola bakan dördüncü duvar, iç mekana ş ğ
lamak ı ı ı ı ş ve iki ı ı olarak yeniden ı ı ş ı (Re-
sim: 2). Dikdörtgen ı çifte mekanlar ı ı ı ve orta destekli kare
ı ı ı yuvarlak veya poligonal ı kubbeli ı
ş ğ düzensiz formlar da görülmektedir (Resim: 3). Ev ş
ı örülme kemerlerin ğ yerler ören yerindeki eski ya-
(*) Dr.Albrecht BERGER, Alman Arkeoloji Enstitüsü, ş Camii Sok. 48, TR-8üü9ü .-
ş ANBUL
Axel Albiez ve Serhan EryürekIi ş ı ı ı ı ş ı ş ı ı izim ver-
ğ için ş borçlu ğ ı ve Muzeler Genel ğ temsilen Nev-
ş Müzesi'nden Halis ı ı ı ş ı
(i) Ş dek ı ş ı ı bir özeti:F.Hild-M.Restle, Kappadokien, Tabula imperii
byzantini 2, DenkschrWien 149 (1981) 239 vd.; A.Berger, XIII. ş ı ı
ı ı
32
ı ait ş malzemedir. ı ı ğ ı o an gerekli olandan daha
büyük ş ğ sahip bir kemere ait ş ı ı ğ ı zaman, .bunun sa-
dece bir ı ı ı ı ş böylece yeni kemer sivri bir biçim ı ş ı
(Resim: 4). ş ı çok defa bütünüyle ş tonozun bir bö-
lümü üzerine düz ş levhalar konularak ı ı ş ı (Resim: 5).
Az ı ev kubbeleriyle günümüze ş ı ş olup, bunlar ı
bugün keçi ğ ı ı olarak ı bir ı grubu yer ı ı
mekanlar ı ş kemerleri, genellikle ğ gibi ş
malzemeden ı ı ş ı Kubbelerin en ı alt ı ı eski olup,
buna ş ı ı üst ı ı mekanlardan birindeki ı görülmeyen enine
bir kemere ait bir ı ğ gibi, eski teknikle ş
ı burada kubbenin tepe ı küçük ı ı ğ
ı ş ı
Kent, Equini Schneider'in geçen ı burada ı ı ğ ı gibi bir Roma
nekropolü 2 üzerine ş Son ı ı ı göre kent içinde da-
ğ ı ı ş toplam 48 mezar ı Nekropol ı yine bu dö-
neme ait birkaç ev de ı Bunlar, ş geç döneme
ait ı ı daha özenli ı ı ş ı ve yer yer kiklop duvarlarda
ı ı ı ve kubbelere ait ş ı ı ş ı dev-
ş malzemenin ğ ı durumda idi.
Bu kampanyada ş içinde ve çevresinde bulunan kiliseler ile
daha ı ı ı olarak ilgilendik. Kiliseleri ı 1900 lerde Gertrude
Bell ve Hans Rott tasvir ş En ı ı ı incelerneyi 1979 ı ı
Marcell Restle ı ş ı Kiliseler Kilikya, Kappadokya ve Likaonya
Bizans mimarisinin karakteristik ş ş ğ göstermekte olup, apsisler
ve tonozlar ı formuna sahiptir.
ı ş bulunan ve bulunmayan tek nefli kiliselerden yal-
ı temeller ı ş ı (Resim: 6). Bunlar apsis ı ş ı ı ı to-
nozlu ğ ve sadece ş ı sahipti. Kiliselerin ğ ek-
lenti yerlerinden, ı tek tek bölümlerin eklenmesiyle ş ı
ş ı Kilise ş ı apsis ile ş ı ş ı nef ile ola-
ı ı bir ya da birden fazla ş ve bir narteks ş Iki kilisede
ise apsisten ş bölüm ı ı ş ı Bu kilisede *orta nef apsise tam
ğ olarak ğ ı ş ı Bu kilisede ise ** ı teknik ı
en zorlu bölüm olan apsis ı duvar ğ ile ı ı ş ı sadece
(2) E.Equini Schneider, ş ı ı ı ı
(3) W.M.Ramsay-GLBell, The Thousand and One Churches of Asia Minor (1909); H.Rott,
Kleinasiatische Denkmaeler (1908); M'Restle, Studien zur fruhbyzantinischen Architektur
Kappadokiens, DenkschrWien 138 (1979).
33
apsis için tecrübeli ş ı ı ı ş nefin ı ı ise yerli za-
naatkarlara ı ı ı ş ı
Bu tür basit ı büyük ğ ş geçirmeden uzun bir dönem
boyunca ş ş bu nedenle ı tarihlerne ı
Mimari ı ı büyük kiliselerde ise durum ğ ş Vadi ta-
ı Mokisos ş ı olarak ş
ı ğ içinde" yer alan ve apsisinden ş ı bir kaç par-
ı günümüze ğ en büyük kilise üç nefli bir bazilika olarak ta-
ı ı ş ı Ancak ı ı bu kilisenin gerçekte, Kap-
padokya'da ı ı ş ı beri zaman zaman ş ş
kiliseler gibi, yan nefli, tonozlu ve haç ı bir kilise ğ dü-
ş Kilisenin güney ı ı iki yerde, ş ı ı ol-
mayan duvar ı ı ş ı Her iki ı ş ı T biçimli gö-
rünümü ı ş duvara ş desteklerle ı Destekler,
ı ı geri kalan ı ı daha masif ı ve böy-
lece de günümüze ş ı neden ş Haç ı bir kilisede
ğ ı transeptin yan ı ı ş olabilir; gerçekten
de, transept ve kubbe ı ı ı ş
apsis önünde düzgün kare ı 6 m ğ ve ş bir ş
ı ı ğ ı elde edilir. ı payanda ı ı ı ı ı ı kilise ı
ı ı ı ı ı ı ve yan neflerin bitimini gösteren duvar ka-
ı ı ı ı kesilmektedir. ı ı geri kalan ı ı çapraz olup
daha iyi durumda olan duvar ise belki bir nartekse aitti.
Daha ğ haç ı kilise ı ı ş ş edilen
son büyük ı ı yer ı çünkü burada ı dö-
nemine ait ş malzeme ı ı ş ı ı güney kolundaki iç
ı ı patlayan bir ğ ı ı yüzü görünmeyecek
ş ş ş ı bir mezar ş ı ı
ş Vadisi'nin ı ı Kara Kilise ı bilinen ki-
lise, tonozlu ı ı kadar ş olup tek neflidir, ancak ı ı
bugünkü durumu, her iki yandaki temel ı ı ı ı ğ gibi, bir
tadilat sonucudur". Nef ı ı alt ı ı ı eski ğ ı
ş kadar kabul ğ gibi, sütunlu ve destekli üç nefli bir bazilika
olarak ğ de iki ş bulunan tek mekan olarak ş Gü-
nümüze ğ geçerli olan ş ş ş ı
(4) Levha: Berger a.g.e.
(5) ş a.g.e, 48; lev.25.
(6) ş a.g.e ,46-48; lev.24.25.
34
ı tümünde ğ gibi hiçbir zaman bazilika bu-
ı ğ ı ı söyleyebiliriz.
Kemer Kilisesi ı ı ş ı haç ı kilise (Resim: 7) bugünkü
ı ı orta nef ile yan nefin ş ğ ı ı ayakta kalan iki ş ı ı ı ke-
merine borçludur. Hemen hemen bezemesiz olan ı ş duvarlar, ı ı
erken ı ortaya ı ı ğ ı ş eder". ı ı kö-
ş ş önünde ı ı bir avlu, ı büyük bir eve ait ka-
ı ı bulunur. ı ya da din ı ı ı olarak kul-
ı ı ş ı gereken benzer ı ana kilisenin ı ı ve
ğ tepedeki çok tahrip ş haç ı kilisenin ı da gö-
rülmektedir.
Kemer ı ı çok ı tümülüs yer ı bunlar ara-
ı hemen kilisenin ı yer ı en iyi durumda ı ı
(Resim: 8). At ı ı ı bu mezarlar kilisenin ı ı ğ ı
döneme tarihlenir. Mezar ı ı buna göre önce kente özgü formda,
ancak dönemin tipik ı ı ı ile ş Yeni kentin ke-
ı ı ı ğ ı ı Ancak daha sonra ı ğ ı
üzerinde yine kiklopik evler ş ş Bu evlerden birinin ş
sözü edilen tümülüs ı ı ı ı kadar girer.
Kent, tek tip ve kaba ş ş evlerinden ı çok ı bir
süre içinde ortaya ı ı yine çok ı bir süre sonra terk ğ iz-
lenimini ı ı ı ğ ı üzerindeki ı ş bize, kentin in-
ş ı ı ne kadar ğ konusunda ilk ipucunu verir: İ ş ğ bu
kent Prokopios'un tasvir ğ Mokisos ise 520 ı ı ğ ş
ı ş ı son büyük kiliseler 600 ı ı az sonra ı ı ş ı ve yer-
ş alan birkaç on ı sonra erken dönem ı ğ ı ı içine kadar
ş ş Kentin sonu, 660 ı ı itibaren görülen Arap ı ı ı
ile ş olabilir",
Çevredeki geç dönem ı ı içinde, ş ş ı
1500 m ı ı bulunan ı Kehf ı ı (Han Kilisesi) ş
ı ı Han, ğ ş kilisenin yer ı ğ ı ı çevrili bir
avludan ş ı (Resim: 9). Kilisenin ğ ı ı apsis tonozuna
kadar ı ğ duvarlar ş ı olarak ı ı ı
kadar ş Gertrude Bell'in bir ğ ı kilise 1909 ı
ı daha ı keçi ğ ı ı olarak ı ı için ı yeni to-
nozu bulunmayan üstü ı bir ı ı ı olarak görülmektedir". ğ ı
(7) ş a.ge , 73; lev.45
(8) ş a.g.e.
(9) Ramsay-Bell a.g.e 465
35
ı ı ı ı ve güney ı ş tonoz ı kilisenin ola-
ı ı dört ı ve haç ı bir kilise olarak ş gerekti-
ğ gösterir. ı ş ı 10. veya l I. ı tarihlenebilir.
36
,
\
,
,
i
,
i
i
i
,
,
,
i
i
i
i
r
i
,
,
,
"
,
i
i
i
i
i
,
,
/
--------
i
i
(/0
i i'
\ i ı
i r-----L\
:
\-- --
\
\---
\
\
\
\
,
"-
'-
o 5 10m
Abb. 1: Gevölbte Hanser mit regelmii6igen Grundrissen
Resiml: Düzenli ı kubbeli evler
o 5
10 m
Abb. 2: Umgebautes Haus auf dem Nor-
dosthügel
Resim ğ tepedeki ğ ş ğ
ğ ş ev
37
.
.
.
.
....
.
.
.
.
.
.
.
,
'
\
\
\
i
i
i
i
i
/
,
,
'
r
-
i
:
!
:
;
J
,
/
.
.
-
-
,
i
i
'
,
i
.
.
.
.
_
,
i
i
,
.
.
.
.
t
"
-
-
-
,
i
ı
ı
i
i
i
\
i
i
\
\
\
\
\
\
\
\
\
\
\
\
i
,
,
.
,
,
.
"
,
.
-
-
-
-
-
"
....
i
i
/
'
i
,
i ı i t ı ı i i ı i
\ 1
\
\
\
\
\
\
\
\
\
'
\
,
.
.
.
....

.
.
.
-
,
\
\
\
\
\
\
,
\
"
,
"
"
.
.
"
"
.
.
.
'
\ i
i
i
"
i
i
"
i
/
,
-
i
/
"
-
,
"
-
,

.
/
.
.
.
i \

\
i
\
.
i
'
\
.
,
.
'
\
"
'
.
.
.
.
.
.
.
.
_
-
-
-
-
-

,
/
,
.
,
-
,
.
,
.
.
/
,
-
"
.
/
i
i
/
i
i
,
.
,
.
,
.
,
-
,
.
"
,
.
,
.
,
.
i \
w 0
0
o
5
1
0
m
A
b
b
.
3
:
G
e
w
ö
l
b
t
e
H
a
n
s
e
r
m
i
t
u
n
r
e
g
e
l
m
a
ü
i
g
e
n
G
r
u
n
d
r
i
s
s
e
n
R
e
s
i
m
3
:
D
ü
z
e
n
s
i
z

ı
k
u
b
b
e
l
i
e
v
l
e
r
Abb. 4: Bogen aus Spoliensteinen
Resim 4: ş ş ı kemer
Abb. 5: Dach aus Steinplatten
Resim 5: Düz ş levhalardan ı ı
39
(o
Abb. 6:Die einsehiffigen Kirehen von ş
Resim 6: ş tek nefli kiliseler
Abb.7: Kemer Kilisesi
40
Abb. 8: Grab bei der Kemer Kilisesi
Resim 8: Kemer Kilisesi'ndeki mezar
tOm
Abb. 9: E s h a b · ı Kehf H a n ı (Han Kilisesi)
41
1995 YILI ROMAYOLLARI,
İ Ş VEYAZITLARI
David HFRENCH *
1995 ı ı ş ı ı ı üç ı ı 1) çorum'un kuzey-
ğ alanda ş ı yapmak; 2) Alaca ile Amasya ı
ı ş ı 3) lzmir'in kuzeyinde ve güneyindeki ı aramak;
4) IK dizisinde ı olan Amasya ı ı Korpusu'nda yer
alacak olan çorum ve Amasya illerinin epigrafik malzeme koleksiyonu
ı ş ı ı sürdürmek.
ı ş ekim ı ş ı Temsilcisi ı
Ş Kök'tü. Burada özellikle Çorum ve Amasya Müzesi müdür ve me-
ı ş etmek isterim. Gezilerimiz ı ı hiç olmazsa bir
süre için" bu müzeler üyelerinin bize ş etmesi bizim için zevk oldu,
Ortaköy ğ Okulu'ndan Bay Izzet ğ Ortaköy bölgesinde
bize rehberlik etti.
ÇORUM
Buradaki ı ş ı ı 9-23 Ekim tarihleri ı oldu.
Çorum'un ğ ne bir yol ne de ş ı ortaya ı ı Bir kaç
ı da önemli ğ
Gene Mecitözü ilçesinde, özellikle Cemilbey'in ğ ğ
vadisinde çok az epigrafik malzeme bulundu. Burada da ne yol ne de mil-
ş ı bulundu. Mecitözü'nün ğ Kalecik'le ğ ı
önemli bir kaya ı ı (kayaya ı ı ş ı bulundu. ı güç
de olsa, ı ı Zeus Boboerna'a ı ş ı Bu durumda, Mecitözü'nün
ğ vadi tarihte Boboema diye biliniyordu.
(*) Dr. David RFRENCH, 55 High Road Waterford, HERTS SG 142 PR, İ İ
43
Ortaköy bölgesinde Hitit ı ile Roma Dönemi ı ı
bir ğ ı ğ ı aramaya ş Kesin izler ı da, Bo-
ğ ile ı Roma ı ile Hitit ı ı birbirine
ğ konusundaki öneriyi destekleyecek yeterli ı ı
Son olarak Cemilbey bölgesinde kimi köylere gidildi. Çok az ı
epigrafik malzeme ı Roma yolu ğ gösterir hiç ı bu-
ı ş ı görülmedi.
Hemen ı ğ bir ı yoktur.
AMASYA
Buradaki ı ş 24-30 Ekim tarihleri ı sürdü.
ı ş ı ı güneyde, özellikle Göynücek'le Amasya ı
ğ ş ı Bu ilçede ve Merkez ilçede hemen hemen bütün köylere gi-
ş
Alaca ve Ortaköy'den gelen Hitit/Roma yolu özellikle Çekerek Nehri
vadisinde ı ş ı ı olarak bir iz ı ş da, Karayakup'ta
bir Roma ş ı tespit ş I.S.306 (Galerius ve Severus ile Ma-
ximinus ve Constantinus) ı ı tarihlenen ş iyi ı ve Amas-
ya Müzesi'ne ı ş ı
Musa Köyü'nde ı Pylon'a ı ş çok iyi durumda bir ş var-
ı ş kesinlikle ı ğ
ş ı Nehri'ne ı bakan ve ı ı ı bulunan
Bizans kalesine gidildi.
Musaköy ı ı Amasia'dan Zela'ya giden Roma yolunun iz-
lerine ı ı Terzi'deki çok kötü durumda olan ı ş ı yeni bir mil-
ş ı ı Terzi'deki ş ı ı ı neredeyse tümüyle ş
İ İ
ı temsilcisinin Denizli'deki ğ ı ı ötürü, prog-
ı geri kalan ı ı ı iptali ş
ÖZET
Sonuçlar, az görünmesine ş ı ı ve ğ ş Özel-
likle Roma ı ile Hitit ve ş eski yollar ı ş sorunu
44
ı ı bu önemlidir. Bu sorun benim 1996 ı ı Çorum'da ya-
ı Hitit Sempozyumu'ndaki bildirirnin konusunu ş ı
1995 ı ı ı ş ı bir sonucu olarak, ı Roma
ı ve ş ı üzerine olan fasikül (RRMAM 5) ş daha bir
ı ı en ı bu eyaletin kuzey yörelerindeki yollarla ilgili kimi
bölümler, ı ı
Çorum ve Amasya illerinde bulunan ı ilgili olarak üzerinde
ı ş ı ğ Amasia ı ı Korpusu'm ilerlemektedir. 1996 ı ı Mer-
kez ve Laçin (Çorum) ve Merkez, Merzifon, ş ı ve Suluova
(Amasya) ilçelerindeki ı ş ı ğ ı ı umuyorum. Bu
arada bu yörelerdeki Roma ı üzerine ş ı ı sürecek, özel-
likle bu ı Hitit ı ş göz önünde ı
1995 ı ı ı en kayda ğ epigrafik ı Amasia'ya özgü tak-
vime göre ı ay, kimi zaman da gün belirtilerek ş olan ya-
ı üzerinde ı ş ı Çorum ve Amasya illerinde ş ta-
rihli ı üzerine bir ön ı ş Epigraphica Anatolica'da
ı üzere ı ı Bu ı ş ş ı ı kul-
ı ı ş ı ğ ş ve önde gelen ş ğ Roma im-
ı ı ı yeni biçimlerini göstermektedir. 1995 ı ı ben-
zer bir uygulama bilinmektedir.
45
1995 YILI İ İ İ Ş
Stephen MITCHELL*
Pisidia ş ı ı 1995 ı ı 06 Eylül -06 Ekim tarihleri ara-
ı devam ş ş ı maddi olarak Ankara İ Arkeoloji
Enstitüsü, British Academy ve Belçika'da kurulu "National Foundation
for Scientific Research ı ğ kaynaklarla ger-
ş ş Ekip Prof. Stephen Mitchell ş Swansea), Mus-
tafa Akaslan (Isparta Müzesi, ı temsilcisi), K.Lynch (Aachen),
T.Robinson (Oxford), P.Pugsley (Exeter), P.Mc.Parlin (Ankara),
S.Mühlenbrock ve F.Hofmann (Münster), S.Breeuwsma (Leiden),
L.Vandeput ve VKöse (Leuven) ve S.Aydal'dan (Antalya) meydana gel-
ş 1988 ve 1990 ı ı Ariassos ş ı ı ğ gibi bu ı
da ş ı ı ı ğ ı ğ tüm ar-
ş ı ı özellikle Murat Tulum ile Ramazan Ş ve ailesine,
ş ı ı ı tüm ı ve ı ekip üyelerine gösterdikleri
misafirperverlik için ş etmek isteriz.
Bu ı iznimiz Ariassos, Kaynar Kale (Kodrula?), Panemoteichos
ve Sia olmak üzere dört Pisidia ş ve bu ş ı ı ı içe-
risinde ş ı yapabilmeyi ı
Ariassos ş ı ı 1988 ve 1990 ı ı ş ı ı ı
ı ı ş ı ı özellikle ı bir süre sonra
G.H.R.Horsley ve S.Mitchell ı ı ı planlanan Güney
Pisidia ı ı korpusuna dahil ı ı ı kontrolü ı ger-
çeki ş ş
(*) Prof.Dr.Stephen MITCHELL, Department of Classics and Ancient History University of
Wales, Swansea, SA 2 8 pp - INGILTERE
47
KAYNARKALE
Kaynar Kale ı ı (eskiden Kestel) Köyü'nün ş ı 12 km
ı ı deniz seviyesinden 1555 metre yükseklikte yer alan bir ş
ş Hellenistik ve Roma dönemlerinde iskan ş olup, He-
lenistik Dönemle ait etkileyici ş ı Geç Antik Dönem'de yeniden
restore ş ı bir süre önce bulunan ve Burdur Müzesi'ne teslim
edilen sikkeler, her ne kadar henüz kesinlik ı da ş
ı için S.Mitchell, Anat.Studs, 44 (1994) 144-8), bu ş Pi-
sidia ş Kodrula ğ önermektedir. Ş ilk kez 1955 ı ı
Barbara Levick ı tespit ş olup, 1957 ı ı da George
Bean ı ziyaret ş G.Bean bu ziyaret ı fi-
kirlerini ş ı ı ş ı "Halen tüm Anadolu'da eski dönem. ş
ı ı üzerinde yer alan ı ı ve ğ ş gömülü bir ha-
zineyi ima ğ dair köklü bir ı ş ı ancak bu ı ş benim
ı ı ğ ı ş hiçbir yerde Kestel'de ğ kadar kuvvetli ğ
Yöre sakinleri bana defalarca, ğ zaman ı ı benim olmak ş
ı hazinenin ğ yerini göstermem için ı ş ı Bu du-
rumda Kaynar Kale'nin hazine ı ı ı defalarca ve ı
ğ ğ ş çok ı ş olmaz. Ben ş ilk zi-
yaretimi 1985 ı ı ı daha sonra 1986, 1993 ve 1995 ı ı
tekrar gittim. Her seferinde ş ğ bir ı ş
ğ gördüm. Köylüler de sikkelerin, heykellerin ve hatta bronzdan
ı ı ş eksiksiz bir ı kaçak ı sonucu ğ söy-
lediler. Tespit edilebilen kamu ı ı suyu bir yol ile ğ bir
Roma ı ş her zaman bol su ğ ı ve büyük
ı ı Pluto ve Kore'ye ithaf ş Hellenistik Dorik bir prostylos
ı (S.Mitchell, Mediterranean Archaeology 4 (1991), 137) ş
ı ı (Bean, Anat, Studs.lO. (1960), 48 no.96-7 ve ya-
ı ı ş ğ bu ı ğ ğ ı kutsal kölelerin ğ ve
ş Roma kolonisi Komama ile ı ş içinde ğ ortaya
ı 1995 ı ı Kaynar Kale ş ı ı ı
ş ı ı ı biriydi, ancak ı erken ı ne-
deniyle bu ı ı ş ı S.Mühlenbrock doktora teziyle ğ
ı ı olarak 19 adet Hellenistik ostoteki ı ş (Resim: 1).
ı ş ı içine ş ğ çok belirgindir. 1996 ı ı ak-
ropolis ile ş ı ı ı ı ş ı 2 km ğ
olan) ve kamu ı ı ı ı ı ı ı
48
PANEMOTEICHOS (Harita: l)
Burdur-Antalya karayolu üzerinde yer alan ve Burdur ilinin en güney
köyü olan ğ ı ı Panemoteichos 1993 ı ı ı ş ı
ı ı tespit ş (Anat.Studs.44 (1994), 136-44) ve 1995 ı ı
ş ve çevresinde ı bir ş ı ş ş 1994 ı
ı Hellenistik ve Roma Dönemlerine ait ğ tespit edilen bu ş
ş bugünkü köyün ğ ı Tepeyi (en yüksek nok-
ı yak.840 m) ve tepenin ı ı ı ı Yamaçtaki te-
raslar üzerine ş ş olan evler Ariassos'daki evlerin düzenini
ı ı Geç Helenistik Dönem'e ait ğ ş ı duvarlar ile ko-
ruma ı ı ı ş olan akropolisin ı ğ ı alan nispi olarak kü-
çüktür. Bu alan içerisinde birkaç tane önemli ğ sahip olmayan ev
temeli ile kayaya ş bir adet ş ı tespit ş Onemli
miktarda ince keramik üreten ı ı üzerindeki ş ova üze-
rinde yer alan bugünkü modern ş ğ ı Tah-
minIerimize göre Severus dönemine ait bir imparatorluk ı ı ile, ş
Roma Dönem'inde halk ı ş yeri olarak ı ı
ı bir süre önce yeniden ş edilen caminin ı yer ı
Evlerden ş ğ bir ş ı ise, köyün ğ ve
akropolisin yer ı ğ ı tepenin kuzeyinde yer alan ğ alan üzerinde
ı ş hemen hemen her yerinde kayalara ş
sivri ı dekore ş ı ı lahit mezar ı ı bir-
ğ ş ı içerisinde ı ş Bu durum Pi-
ı ğ bölgelerinde ğ gibi, burada da ş ve ı
ı ı kesin ı ı ı ı ğ ı ı göstermektedir. İ yeni
ı ı ş Bunlardan biri Imparator Maximianus'a
ithaf ş olup, sezon sonunda Burdur Müzesi'ne teslim ş
ş birçok yerinden çanak çömlek ı ı ş ı Bun-
ı ğ HellenistiklRoma dönemlerine aittir. M.S 12. veya 13. yüz-
ı tarihlenen ı sgraffito tipi çanak çömlek ise akropolisten
ı ş ı (Resim: 2). M.S ll. ı Constantine Porphyrogenitus
ı ı ı ş olan De Thematibus, Anemoteichos'un Kibyrrhation
ğ ı ı kalesi ğ ı Her ne kadar geç döneme
ait ş ş ğ örnekleri yoksa da, bulunan çanak çömlek bu ş ğ
ı Ovaya ğ uzanan tepeler üzerinde ı ğ ı ı ça-
ı ş sonucunda Anemoteichos ı Duvar) isminin ne kadar
ğ bir isim ğ ı Bu nedenle isimde bir ı ı ol-
ı ğ ı ı ş Geç Bizans Dönem'inde burada ş ı ş olan
ş ş ismini uygun ve ş ı ı bir isimle ğ ş ş bu-
L ı
49
ğ su problemi ı ve halen de ı
ş kuzeyinde bulunan ve ş anda da köylüler ı ye-
niden ı küçük bir kaynak Roma Dönemline ait büyük ikili bir
ı su vermekteydi. Bu ı ı olarak ı ş
(1:50 ölçekte ı ı ı ı ş ı ı köyün ş ı i km do-
ğ yer alan bir kaynaktan su ş ı bir ş su yolu da ı
ğ ı ı ş kesitleri alçak bir duvarla desteklenmektedir, suyun
dinlenmesi için ara depolara sahiptir, ı bölümleri kayalara oyul-
ş (Resim: 3) takip ş ve ı ı ı ı ş ı
Yöre ı bu kemere su ğ ğ ı güneyindeki te-
peler üzerinde ı ı ı ı ğ ğ Daha sonra bu ka-
ı ı ş ı ilgili en önemli buluntular olarak ş ı ı ı
ı ş ı 1000 metreden daha yüksek olan burada daha ş ikinci bir
akropolis ş ı ş 3.60 metre ı ı ğ ı iyi
ş sergileyen ve üzerinde kare ve dikdörtgen kuleleri olan ş du-
varlarla ş ş iç ı ı ı çok kötü ş tahrip ol-
ş bununla beraber ı evlere, arkaik özelliklere sahip
in anti s bir ı ğ (Resim: 4; Çizim: I) ve hepsinden daha ı ı ola-
rak kayalara ş 25 metre ğ bir kuyuya sahiptir. Ku-
yunun ı merdivenler Roma Dönemi su kemerini de besleyen
ğ inmektedir. Ş ı ı ş edenler bu kuyunun sur du-
ı içinde yer alabilmesi için oldukça çaba ş ı dü-
zenleme eski Frigya ş Midas ş su sisteminin ı ı
ı ı Bu ş Helenistik/Roma Dönemi Pa-
nemoteichos ş fiziksel bir ğ ı ı ı ğ ı gibi, daha
erken bir tarihe ait ğ da kesindir. ş Hellenistik veya
Roma dönemlerine ait çanak çömlek yoktur. Ancak kaba ı bi-
çimleri (özellikle kantharoi) M.O.5. ve 4. ı ı ı ı
ı ı belli bir alanda ğ ş ı ş ı ı ı bir
zemin üzerinde siyah ve ı ı ı boya), meander ve ğ geometrik mo-
tiflerle bezeli çanak çömlek ı ı ı ş ı Bunlar bize Frig
ve ı Anadolu ı olarak ı ı ve 7.-6. ı ait
grubu ı ı Bu ş istihkam ş ş Burdur
Gölü ile Antalya ı bölgede yer alan, ı ı ı ilk ı ı
tarihlenen ve tamamen kendine özgü özellikleri sahip ilk ş Pi-
ı ş tarihiyle ilgili önemli bir ş ğ ı Ay-
ı ş ve ş çevresinden Mezolitik Dönem'e ait 7
adet ş ş ş ı ı ş ı (Çizim: 2). Bunlar kronolojik
olarak, Karain'deki Paleolitik ğ ş ile Prof. Refik Duru ta-
ı ğ ı olan Erken Neolitik Dönem ş
ı denk gelmektedir. Tüm Panemoteichos ı erken ve geç ak-
ropolis ı da dahilolmak üzere, 1:1000 ölçekli tek bir pafta üzerine
50
ı ı ı ş ı
Ören Tepe'nin ş ı 2 km ı ı kalan ovada yöre ı ta-
ı Asar olarak isimlendirilen bir ı ı 1:25,000 ölçekli
harita da Ören Tepe olarak ı ı bu ş ı ı ı ı bir sur ile
çevrilidir. ı bir ş ı ş ı ı Hellenistik
Dönem'e ait bir kale ğ ortaya ş (1:500 ölçekli plam var-
ı ş kuzey-güney ğ ş ı 300 metre, ğ
ı ğ ise ş ı 200 metre uzunlukta olup, kabaca armut
biçimindedir. ı üzerinde üç adet ş dikdörtgen kulesi ı
(Resim: 5). Panemoteichos'a bakan ı ı ise, ince ş bir ı
ş mevcuttur. Iç ı ı ise, sur ı ş ş ş ka-
ı ı caddeye ı odalar mevcuttur. ğ ı ise, caddenin ğ
ı ve ş ı ğ ş ş Biri ku-
ı yer alan ve komutana ev olarak ı ş ı muhtemel,
ğ ise ş tepe ı yer alan iki tane kayalara ş
ı tespit ş ş sivil bir ş ğ dü-
ş çünkü ı ı bir garnizon ğ dair pekçok ş
ı Boyut ve plan olarak birbirlerine çok benzeyen odalar, ailelerin
ş ğ evler gibi ı ı ı ş ı Birkaç adet Hel-
lenistik örnekten ş çanak çömlek ise oldukça az ı olup, yer-
ş sürekli ı ğ ı ı veya en ş seviyede idame ğ
ortaya ı Geç Roma Dönem'inde, ş tepe nok-
ı Hellenistik ı üzerine ş bir kilise (apsis, üç yan ko-
ridor, nartheks yok, ı çevreleyen bir atrium; 1:100 ölçekli plan) ş
ş Bu kalenin ı ı ı ı iki önemli yolun kontrol
ı ı ğ ı bellidir. Bunlardan biri Pamfilya'dan
ş ve ş ğ ı ş Panemoteichos ve Ariassos ara-
ı ı keserek ı ğ uzanan ve tekrar alçak
bir ğ olan Esek Devrent'i ş ı sonra (Anat.Studs.44 (1994), 144)
bugünkü ı ı ı geçip Comama'ya (ve sonuç olarak Lycus'daki La-
odicea'ya) ş yoldur. ğ ise, bugünkü Antalya-Burdur ka-
rayolunun biraz kuzeyinde yer alan, ğ ismini veren dar ğ ı
ş ı sonra, bugünkü ı geçip Sagalassos'a ve ı ı Ana-
dolu'nun içlerine ş yoldur. Ancak kalenin kim ı ve ne
zaman ş ğ bu kadar ı ğ Her ne kadar kalenin yerel Pi-
sidia ş kabulü olmadan devam ettirilmesi mümkün ğ de,
tipik bir Pisidia ş ı ğ ı kesindir. Bu durumda M.o.2. yüz-
ı ş ı ı istihkam ş bir Attalid dönemi uç ka-
lesi ğ ve Pamfilya'da Attaleia kentinin ğ dönemde Asya ile
Pamfilya ı yolun kontrolü ı ş ğ kesindir.
ğ böyle ise, bu kale Attalid dönemi ı ı Küçük ı gü-
51
neyindeki ı sömürgelerindeki askeri kontrolü ı ğ ı ı ı
gösteren ilk önemli delildir.
İ
Sezonun ikinci ı ı ı ı az bilinen ş Sia'da ı ş
geçirdik. Bu ş küçük bir köyolan Karaot'un ş ı 2 km do-
ğ çok ı ğ ı ş Tepesi'nde yer ı 1892
ı ı VBerrard ı bulunan ş 1957 ı ı George
Bean ı ziyaret ş ı ı ı ğ ğ ı
ş ı nedeniyle, ı ı ziyaret ş ı ğ ı
ı kesin ı ı ı için yeterli ğ Ilk sezon yer-
ş tümüyle ı ı ı ı ı ziyade, belirli ı ka-
ı geçirilmesi üzerine ğ ş ı ı tümüyle ı ı ı ı ise
1996 ı ı ı ı 1995 ı ş ı ş ş özetlenebilir:
1) Sur ı Tepenin güney ve ğ ı en iyi ko-
ş ı Helienistik duvarlara ait en az üç dönem (2.00 ila
1.30 metre ı ğ ş ı ı ı edilmektedirler) tespit
ş olup, üç de ı ş dahil olmak üzere 8 adet kule ı ola-
rak ve ğ ı çekilerek ı ş ve 1: 1000 ölçekli krokisi
ı ı ı ş ı (Resim: 6). Kulelerin ğ ile, ğ ana ş ı ı
gibi, birçok kritik ı yontma kare ş ş ğ sap-
ı ş ı (en iyi örnek için Mediterranean Archaeology 4 (1991), 150
levha 10.2). Ariassos'da ğ gibi, ı da ı ı Helllenistik
Dönem ı ya tamamiyle ı ı ı ş ı ya da Roma Dö-
nemi'nde ş ı dahil ş Duvar ı birkaç istisnai
durum ı ş ı takip edilebilmektedir.
2) Bouleuterion veya meclis ı (Mediterranean Archaeology 4
(1991), 152 levha 12.2). Helienistik Dönem'e ait ğ ş ı bu ı
ş ı ı ı orta ı ı ı Helienistik sur du-
ı ı ı ı içinde yer ı ı ı içinde düz bir çizgi
üzerinde yer alan yedi ı oturak bir merdivenle asimetrik olarak bö-
ş ı (1:100) ve kesit profili (1:50) ı ı ı ş ı ı ön
incelemeler orijinal plan ve düzenle ilgili pek çok sorunu ortaya koy-
ş Boyutu ve konumu, bu ı ı fonksiyonu ı ı en ı
Ariassos'daki Helienistik bouleuterion ile ı ğ öner-
mektedir (Anat.Studs.41 (1991),161 Ş
3) Merkezi ı ı ve "Sebasteion". ş ı ya-
ı ı eteklerinde, Helienistik ş ı ı ı ş ı Roma Dö-
nemi ş ait bir kamu ı ı (1:100 ölçekte tümüyle plan-
52
ı ş ı Bu ı ğ ı bir ı halinde yer alan üç adet in
antis ı bulunur. Bunlardan biri ancak temel seviyesine kadar ko-
ş ğ ikisi ise oldukça iyi ı hatta en büyük
ı ı seviyesine kadar ş Bu ı ğ ı kalkan ile de-
kore ş üçgen biçimli sivri ğ ı ı moloz ş ı ya-
ı ı ş tonozlu ı ı gizlemektedir (Resim: 7). Bu ı ğ ı Geç Im-
paratorluk Dönemi'nde, ı ı M.S.3. ı yeniden ş
ğ tahmin etmekteyiz. ı ş ı ğ bir lahit
yer alan bir platforma sahip ş bir hereoonu ı özelliklere sa-
hiptir. ğ iki ı daha basit ş yontma kare ş ş
ş (1:20, 1:50 ölçekli ı kesitleri ve dikey resimleri ı
ı ı ş ı ı ı ş ı ı dört basamak merdivenle ş ı
yüksek bir podyum ı Podyumun ğ üç ı üzerinde ya-
ı olan heykel kaideleri ı (1:20 ölçekte ı ve dikey resmi ı
ı ı ş ı ı (ki, bir ı ı Berard ı ı ı ş ı
Sia'da ş ı Septimius Severus, Caracalla, Geta ve kra-
liyet ailesinin isimleri ş .. ş iki mensubuna ve daha ı
Gallienus'a ithaf ş Olçek ve plan olarak (heykeller küçük bir
ı ı çevresinde yer ı bu imparatorluk ı ı ı bir
ş Profjale Inan (Neue Forschungen zum Sebasteion von Bubon
und seinen Statuen, Akten des zweiten internationalen Lykien-
symposions, DAk.Wien 231 (1993, 213-39) ı ı ı ş (bronz
heykelleri ı ı sonra) ve ı ı ş kuzey Likya ş
Bubon'daki Sebasteion'a benzemektedir (Resim: 8). ı bu alan yerel
halka ait heykellerin ğ bir alan olarak da ş Hey-
keller yüksek altar biçimli kaideler üzerinde yer ı Bu kaideler ise ta-
ı ı çevresindeki yüksek ş ı üzerine ş
ş (1:20 ölçekli dikey resimler ı ı ı ş ı (Resim: 9). Bu stan-
dart özelliklere sahip ş ı ı ı ı bozan tek istisnai ğ ön
yüzü düz olarak ş bir sütundur. Sütunun düz ş ön yü-
zeyinin üzerinde bir ğ ı ı ayakta duran bir erkek figürü ka-
bartma olarak ş Belki de bu Apollo ve Daphne'yi sim-
gelernektedir (Resim: Iü),
4) ı ı ı ş olan ı ı ş ş ı nek-
ropolislerinden birine yol vermektedir. Bu Nekropoliste oldukça iyi du-
rumda ş pek çok ş ş mezar ı ı burada
en az üç tane de kaba ş ı ı ı ş ş ı 5-6 metre ça-
ı tümülüs ı Bu tümülüslerin ı ise, dikdörtgen
biçimli küçük odalar ı Pisidia'da daha önce bu tip örneklere rast-
ı ı ş ı ancak ı benzerleri kuzey Likya'daki Balboura'dan bi-
linmektedir. Nekropolisin ı olarak ı geçirilmesi 1996 ı ı
53
ı ı ı ş ı ancak ı ğ ı ı yer alan ve ş ı
muhtemel büyük bir kilisenin ı ı ölçekli ı ı ı ı ş ı Bu kilise
kabaca ş ş ı ı ş bir duvarla çevrili ş bir ı or-
ı yer ı Alana ş ise basit, kemerli bir ı ile ğ
ı ı Kilisenin çok iyi durumda ş bir apsisi ı Ap-
sisin iki ı ise pencereleri olan özel ibadet yerleri ı Apsisin
ı ı nefin üzerinde bir kuleye ait olabilecek izler ı ş ı Uç
yan geçit birbirlerinden payandalar ile ı ı orta nefe ş ğ
ince ş ı daha erken bir ı aittir ve yeniden kul-
ı ı Kilisenin ı bir narteksi ve vaftiz ayini için ı ı ş
ı su ğ ı ı ı ş ı ı bir ı ş ı ı
ı Ana ı güney ı kabaca ş ş kare oda-
ı vaftiz ı ı ı ı Kuzey ı ise, apsisi olan münferit
bir ş ş ı Bu kiliseye tümüyle ı ı ğ ı ş içinde
yer alan ğ iki kiliseden (bir tanesinin 1:100 ölçekli ı ı
ı ı ş ı daha iyi ş durumda ğ görüyoruz.
Her ne kadar Sia ı ı ve M.S.6. ı Hierocles
ı Synekdemos'da ş ı mümkün bir ş olsa
da, bir ğ ilgisini çekebilecek birçok ğ sahiptir. Orman
her ne kadar ı ı ı üstünü ı ş da, evlerin, ı ı cad-
delerin, ı ı kamu ı ı ı ve ı oldukça iyi du-
rumda ı olanak ğ ı ş ı Bu ş ger-
ş ğ bir sezon, Geç Hellenistik ve Geç Antik dönemler
ı yöre ı ı ş ı ı bize oldukça önemli bilgiler
ğ ı
ğ ile Karaot ı uzanan yol üzerinde daha birçok ş
antik ş ı ş Bunlardan en önemlisi ğ
ş ı 3 km ğ Ustünagi Harabesi'ndeki ş ı 300
x 400 metre ı ş bir köy ş (Hellenistik,
Roma, Geç Roma ve İ dönemlere ait ı çanak çömlek; küçük
bir ı ı ı ve Ariassos ve Panemoteichos'da ğ ka-
yalara ş mezarlar). 1996 ı ı Sia'da ı ş devam edi-
lecektir.
54
55 ,
ı SURVEY. PANEMOTEICHOS 1995
TEMPLE
measured and drawn by V. Köse and L. Vandepu!
overgrown
WJ] earth
Çizim 1: Panemoteichos, Arkaik ı ğ ı ı
56
Çizim 2: Panemoteichos. Mezolitik ç a k m a k t a ş l a r ı
57
Resim 1: Kaynar Kale. Ostotek
Resim 2: Panemoteichos. M.S.l2-l3. y ü z y ı l çanak çömlek p a r ç a l a r ı
58
Resim 3: Panemoteichos. Kayalara ş su
yoluna ait bir ı ı
Resim 4: Panemoteichos. Arkaik ı ğ ı geison ı
59
Resim 5: Ören Tepe. Sur ve ğ kule
Resim 6: Sia. Akropoldeki Geç Hellenistik ı
60
Resim 7: Sia. Roma ı ğ ı kalkan ı
Resim 8: Sia, İ ı M.S. 3. ı
61
62
Resim 9: Sia. Roma ı heykel kaideleri ve ı
Resim 10: Sia. Figürlü bir sütun
KIBYRA 1995
Thomas CORSTEN *
Wahrend der im Jahre 1995 durchgeführten etwa zehntagigen Reise
in dem vermutlichen antiken Stadtgebiet von Kibyra in den Ilce Gölhisar
und Tefenni sowie eines Besuches im Museum von Burdur konnten über
einhundert Inschriften aufgenommen werden, von denen ı sieb-
zig noch unpubliziert sind'. Da ich aufgrund der Kürze der Zeit, die mir
zur Verfügung stand, weniger als die Halfte des Gebietes bereisen konn-
te, ist nach AbschluB der Arbeiten mit einer insgesamt sehr hohen Zahl
neuer Inschriften zu rechnen.
Das vermutliche antike Stadtgebiet von Kibyra besteht aus zwei
Talern, die grob kreisförmig von Bergen eingeschlossen und nur durch
einen hochgelegenen PaBuntereinander verbunden sind. Im südlichen Tal
ist Kibyra selbst, ı im nördlichen Tal die modernen Stadte Te-
fenni und ı liegen; in der Antike gab es dort einige groBe Güter
und Dörfer, auf die ich noch zurückkommen werde. Im folgenden möch-
te ich einige der wichtigsten Neufunde bzw. revidierten Inschriften vor-
stellen und beginne dabei in Kibyra selbst.
Die Ruinenstatte yon Kibyra beim heutigen Ort Gölhisar ist immer
noch sehr reich an interessanten und bislang unpublizierten Inschriften
und anderen Monumenten. In einer der Nekropolen kamen Bruchstücke
von Gladiatorenreliefs zu Tage, die schon erwahnt, aber offenbar noch
(*) Dr.Thomas CORSTEN, Institut für Altertumskunde Universitat Zu Köln Albertus-Magnus
Platz 50923 Köln-ALMANYA
(i) Danken möchte ich der Antikenverwaltung für die Erlaubnis, den Survey durchführen zu
können, und der Regierungsvertreterin Tamay Tekçam für ihre tatkraftige Unterstützung.
Daneben gebührt auch wieder Thomas Drew-Bear Dank, der mir wie schon im Vorjahr in
Laodikeia seine Erlaubnis für Kibyra abgetreten und mich dazu mit einer Liste von teilweise
noch unpublizierten Inschriften und ihren Fundorten versehen hat.
63
nicht publiziert sind (Abb. 1,2)2. Daneben fanden wir eine Grabsaule, die
sich von den normalen Grabsaulen dieser Gegend durch das auüerst
sorgfaltige und feine Relief einer Büste über der Inschrift abhebt (Abb.
3).
In einer verstürzten Mauer konnte ich zwei Inschriften überprüfen,
die schon lange publiziert sind und von L. Robert zu einem Text kom-
biniert wurden-. Dabei stellte sich heraus, daB es sich nicht um eine Ins-
chrift handeln kann, sondem daB es zwei voneinander unabhangige Texte
sind. Denn die zwei Blöcke, auf denen die Inschriften stehen, sind durch
einen unbeschriebenen Stein voneinander getrennt. Beide Inschriften sind
stark zerstört; aber es ist noch erkennbar, daf es sich um Danksagungen
an Asklepios und einen Arzt handelt.
Zwischen Tefenni und Gölhisar wurde ich auf einen Felsen auf-
merksam gemacht, der mit einer groBen Anzahl von Reiterreliefs bedeckt
ist. Der Felsen ist schon im letzten Jahrhundert von Collignon erwahnt
worden, auf den sich bis zu L. Robert zahIreiche Gelehrte beruferr'; al-
lerdings ist die bisherige Publikation mager. Unter jedem Relief hat einst
eine Inschrift gestanden, was man heute noch gerade erkennen kann; zu
lesen sind die Texte leider nicht mehr (Abb. 4).
In einem Teegarten in Tefenni befand sich der Architravblock eines
Heroons mit einer Datierung nach der Ara von Kibyra, wobei die Zahl al-
lerdings nicht mehr erhalten ist (Abb. 5). Interesse beansprucht er den-
noch, da schon Ramsay einen ahnlichen Block in einem nahe gelegenen
Don gefunden hatte, dessen erhaltene Datierung er jedoch falsch gelesen
haben muB, denn er schreibt: I:QP, also hatten wir zwei Hunderter (200 u.
100) und einen Zehner (90)5. Zufallig ist der Stein noch im selben Ort
erhalten (Abb. 6), und es stellte sich heraus, daB die ersteZiffer kein Sig-
ma sein kann, sondem ein Stigma (also 6); zudem war auch der Zehner
falsch gelesen, denn es handelte sich nicht um ein Koppa, sondem um ein
Lambda, also 30. Dadurch ist der Architrav jetzt genau datiert, und zwar
ins Jahr 136 der Kibyratischen Ara =160 n. Chr.
(2) W. Kubitsehek/W. Reiehel, Anzeiger der kaiserlichen Akademie der Wissenschaften 30,
1893,105.
(3) L. Robert, Etudes anatoliennes (Paris 1937) 384-389.
(4) M. Collignon, Bull. corr. hel!. 2, 1878,366/7; 4, 1880,291-295; L. Robert, Helleniea III
(Paris 1946) 68.
(5) W. M. Ramsay, Cities and Bishoprics ofPhrygia i 1 (Oxford 1895) 308 Nr. 17.
64
In diesem Gebiet, zwisehen den modernen Orten Tefenni und Kara-
ı waren in der Antike mehrere Döner und Landgüter gelegen. Var
allem eine Familie mit dem weitverbreiteten Gentiliz Calpurnius ver-
fügte über ausgedehnten Landbesitz. Es sind sehon zahlreiehe lnsehriften
bekannt, die diese Familie bzw. ihre Sklaven nennen, deren Menge dureh
einige Neufunde noch vermehrt worden ist. Var allem im modernen Don
Sazak konzentrieren sieh sowohl Texte mit Bezugnahme auf diese Fam-
ilie als aueh vielfaltige andere Funde, darunter groBe, sehr sorgfaltig
bearbeitete Arehitekturblöeke, so daB ieh annehme, daB in der Antike
dort der Familiensitz der Ci/Purnii gelegen hat. Zwei der dort vo-
rhandenen lnsehriften seien ı er vorgestellt; sie nennen beide Personen,
die sehon dureh andere Texte aus Sazak sowie dem benaehbarten Kara-
ı belegt sind. Die eine lnsehrift enthalt lediglieh den Namen eines
Mareus Calpurnius Epinieus Neos im Nominativ (Abb. 7). Dieser Mann
und seine Frau Calpurnia Mystiee begegnen in einer anderen lnsehrift,
die Collignon im letzten Jahrhundert in ı aufgenommen hat'.
Ein M. ı Epinicus ohne "Neos", also wohl sein Vater, war naeh
Ausweis eines ebenfalls von Collignon publizierten Textes aus dem-
selben Sazak ı also Pachter, mehrerer Gebiete um Alastos: 'tôw
7tEpt "A'Aacr'tov 't07tOlV?' Als Gutsherr ist ein gewisserM. Calpurnius Lon-
gus genannt. DerseIbe Gutsherr wird auf der zweiten neuen lnsehrift ge-
nannt, aber diesmal heiBt der Pachter L. Calpurnius Salvius, der dazu
aber aueh noeh als E7tl'tp07tOç bezeiehnet wird: E7tl'tp07tOç Kat ı ı
't&V 't07tOlV (Abb. 8). Aus diesen lnsehriften und noeh einigen anderen,
sehon publizierten Texten geht hervor, daBM. Calpurnius Longus, der in
Alastos, also vielleicht in ı Nahe des heutigen Sazak, wohnte,
Teile seines umfangreiehen Gutsbesitzes an mehrere seiner Freigelas-
senen verpaehtete hatte.
Aus der Nahe, namlich aus ı selbst, stammen weitere inter-
essante Inschriften. Darunter:
- eine Weihung mit der Nennung einer bisher unbekannten Mut-
tergottheit, der M"'t"11P ı deren Beiname an den gerade ge-
nannten antiken Namen des dort gelegenen Ortes "Alastos" erinnert
(Abb. 9); .
(6) M. CoJIignon, Bull. corr. hell. 2, 1878,263 Nr. 16 (W. M. Ramsay, Cities and Bishoprics i
1,305 Nr. 102). Der Stein steht heute im Garten des Museums Burdur, Inv. 7246.
(7) M. Collignon, Bull. corr. hell. 2, 1878, 173/4 Nr. 6; J. R. Sitiington Sterrett, An Epigraphica!
Journey in Asia Minor iPapers of the American School of Classical Studies at Athens 2,
1883/4; Boston 1888) III Nr. 78; A, H. Smith, Journ. Hell. Stud. 8,1887,22617 Nr. 4; W.
M. Ramsay, Cities and Bishoprics i !, 307 Nr. 114; 314 (IGR LV 894).
65
- in der Nahe muB ein Ehrenmonument gefunden worden sein, wel-
ches aus einem breiten Pfeiler bestand, auf dem eine mit leicht ge-
rundeten Seiten versehene Deckplatte Iag. Auf der Vorderseite steht eine
mit schlechten Buchstaben aufserst nachlassig eingemeiBelte posthume
Ehreninschrift, die drei Personen nennt. Und oben auf der Plattform sind
drei Zapflöcher angebracht, die auf drei unterlebensgroBe Statuen der Ge-
ehrten schlieBen lassen (Abb. 10-12).
Zusatzlich zu den heute noch in den Dörfern befindlichen Monu-
menten ist in den Ietzten Jahren eine groBe AnzahI von Inschriften aus
Kibyra und Umgebung in das Museum'on Burdur geschafft worden.
Darunter befinden sich zwei Grabstelen, die sich sowohI im Relief als
auch im den Buchstabenformen der Inschrift und der Datierung
nach einer Ara so genau gIeichen, daB sie aus derselben Werkstatt stam-
men werden. Die eine Stele wurde von einer Frau für ihren Mann und
ihre Kinder errichtet, und das Relief zeigt zwei manriliche und zwei wei-
bIiche Figuren. Die andere Stele, die schon von David French gesehen
und erwahnt wurde" , stellte ein Mann für seine Frau, seine Eltern und
seine Schwester auf; dementsprechend stellt das Relief einen Mann und
drei Frauen dar. Zusatzliches Interesse kann die Inschrift beanspruchen,
die ein bisher unbekanntes Ethnikon Saragandeus nennt. Des weiteren
hat man im Museumsgarten ein Taufbecken wieder aufgebaut, welches
zu einem groBen Teil aus antiken Spolien errichtet war, von denen zwei
eine Inschrift tragen. Es sind Weihungen; einmal an Oeoi ı
ı und die andere richtet sich an einen KUPlOÇ; avro 8E6ç; ge-
nannten Gott.
Diese und die übrigen im Jahre 1995 gefundenen Inschriften werden
zusammen mit den zu erwartenden Ergebnissen der nachsten, für die Jah-
re 1996 und 1997 geplanten Surveys in ein Inschriftencorpus aufgenom-
men, welches auch die schon publizierten Texte und das in Wien bei der
Kleinasiatischen Kommission der Osterreichischen Akademie der Wis-
senschaften aufbewahrte Materialder Reisenden des 19. und frühen 20.
Jahrhunderts umfassen wird.
(8) D. French, Anat. Stud. ll, 1984, 1ı
66
Abb.: 1
Abb.:2
67
68
Abb.:3
Abb.:4
Abb.: 5
Abb.: 6
69
Abb.: 7
70
Abb.: 8
Abb.:9
Abb.: 10
71
Abb.: 11
Abb.: 12
72
İ İ İ İ İ İ YAZITLAR
Thomas DREW- BEAR *
1995 ı ı bana ş ı ı ı Kültür ı ğ ı ı
lar ve Müzeler Genel ğ ş ı Genel Müdürü olmak
üzere, Tüm ı ş ı içten ş ı ı Yalvaç
Müzesi'nde ve örenyerinde ğ çok ş ı ı ı ş ı ı ı
ğ Latince ve Yunanca yazrtlann ı ı ı bana veren Yalvaç
Müzesi Müdürü ı Dr.Mehmet ş ı yürekten ş
ı
Bugüne kadar ele geçen ı Antiocheia ş ı bilgi
veren metinlerin en erkeni Augustus dönemine ait ı ı Augustus,
. Homanadenses isimli yerli Pisidia ı ş ı ı ğ ı uzun ş
zaferle ı ı sonra; ı bir ş olan Antiocheia'da bir Roma
kolonisi kurdu. Milattan Once 25 ı Ligio VGallica ve Legio
VII 'den ş emekli Roma askerleri, birlik halinde Augustus ta-
ı Antiocheia'ya ş ş Bunlardan Legio V Gallica,
Roma Cumhuriyeti'ne son veren iç ş boyunca Imparator Marcus An-
tonius'un emirlerindeydi, Legio VII ise Augustus ordusunda görevli idi.
Bu iki ı Antiocheia'da ispat eden bütün ı ı kop-
ı ı ı ve ğ ı ı çektim. Antiocheia harabeleri ilk defa
19üü'lü ı W.M.Ramsay ve Michigan Universitesi'nden D.M. Ro-
binson ı ş ı ı ı ş ı Bu ı ı sayesinde birçok ş
ı ı ı gördükleri metinlerin ı ı oldukça ı ş ı Son za-
manlarda hem Dr.Mehmet ş ı ğ ş ı
ı hem de benim ş ı ı daha ş ı bu-
ş ı bizden önce ı ş ı ş olan ş ı ı ya-
(*) Prof.Dr.Thomas DREW-BEAR, Directeur de Recherche, C.N.R.S. 31 rue Royale, 69001
Lyon-FRANCE
73
ı ı ğ ı metinlerin ğ ı çekilip, tekrar gözden geçirildi. Yüzey
ş ı ı süresince ı antik akropolde, ı akropolin al-
ı Anthios (yani Yalvaç ı Nehri ı ı yer alan modern ka-
sabada, ı çevresindeki köylerde Augustus dönemine ait olan ya-
ı ı bulduk.
Böylece Antiocheia ş içinde ve çevresinde bulunan köylerde ya-
ı ı ş Roma kolonisinin ş ı ı ş olan emekli as-
kerlere ait ş adet mezar stelini ı ı bu en eski ya-
ı ı konusunda biraz bilgi vermenin ı ğ ı ı ı ı
ı ı ı ve 7 km ı bulunan Hüyüklü
ı ı bir ğ ı 1888'de J.R.S.Sterrett ı ı ı ş
bir ı halen ı sokakta ı (Resim: 1). Bir ı ı ya-
ı oturma yeri olarak ı bu ş Sterrett ı bah-
ş iki legion ı ş ı ı ş dörtgen bir blok üzerine tasvir
ş ı ı tercümesi: "Servius'un ğ Sergia tribus üyesi olan,
VII legion'un emekli askeri Titus ı burada ı Sergia tribus
üyesi ğ ı bu askerin ailesi ı yerlilerinden
idiler. ğ VII legion ş ğ gibi garnizon olarak yeni ş
Galatya vilayetinde hizmet ş ı o zaman bu asker, koloniyi
ı bir ferdi olurdu ve emekli olduktan sonra kendi memleketine
tekrar dönüp ş ş olurdu.
İ ve son olarak bilinen VII legion'a ait olan ı W.M.Ramsay
ı ı ı ş ı (Resim: 2). Lucius Coelins isimli bu mezar
stelinin sahibi, VII legion'un emekli si olarak ğ asker olarak ta-
ı ı ı fakat R.Syme, bu hususta böyle bir ı ı ğ ı önemli ol-
ı ğ ı ı ı Bu ı dayanarak ı ş VII
legion'un Antiocheia ı garnizon olarak ı ğ ı ı dü-
ş Fakat hiçbir arkeolojik buluntu ele ğ bu
ı ş ı ı ı ğ Çünkü sözü geçen bu iki ı
böyle bir sonucu ı ı yerde ı bir ı ı
bu ş ileri sürmek ı ğ
Legion VGallica ise ş kadar bu ğ ait olan sadece dört
emekli askerlerin isimleri İ biliniyor idi. Bütün bu ya-
ı ı ş ş ı yeniden buldum ve Antiocheia'dan veya ı
köylerden ş adet yeni Augustus dönemine ait olan metinleri to-
ı ı ı ı ı üzerinde ı
Dibek ş ı olarak ı ı ş olan ve 1914 ı ı Ramsay ta-
ı ı (Resim: 3), ş ise Yalvaç Müzesi bahçesinde ser-
74
gilenen üçgen ı ı içinde, solunda bir sepet, ğ ı ise bir kollu ve
ı kutu ı görülmektedir. ı ı dikdörtgen
ş olan bir kalkan, ı bir ı içinde ı ı bulunuyor. El-
bette bu ş ı bir ş ş ı üzerinde ğ ş Stel
üzerindeki metnin tercümesi ş "Legio V ı emeklisi ve qu-
aestor'un katibi Lucius Pomponius Niger ş Vibia ile birlikte Urbanus
ı ğ ş Katip ğ Antiocheia'da üst se-
viyede biri ı ğ ı ı ğ ı
Antiocheia'da St. Paul Kilisesi'nin kuzeyindeki avlu içinde çok iyi
ş üstü yivli sütun, Dr.Mehmet ş ı ı meydana ı
ı ı ş ı Yivlerin ı ı üç ı ı bir mezar ı ı yer ı
Tercümesi ş "Publius'un ğ Sergia tribus üyesi, Legio V Gal-
lica'dan MarcusCeius burada ş Elveda." ğ ğ
ı gibi, verilen tek isim bu metnin erken dönerne ait ğ
gösteriyor. Ceius ismine çok nadir ı ı orta böl-
gelerinde yani Etrüskler'in memleketinde örneklerini bulmak müm-
kündür.
Antiocheia'ya ait en erken ı ı ş ı birisini, O.Von
Richter ı bir ş 1822 ı ı buldu. Bu dikdörtgen
blok, ş Yalvaç Müzesi'nin bahçesinde ı 4).
"Marcus'un ğ Sergia tribus üyesi Legio Y.Gallica'dan emekli asker
Marcus Tiberius" ibaresi yer ı ı olarak çok nadir olan Ti-
berius ismi elbette Etrüsk kökenli ı ı
ı 17 km ı ı bulunan ı Köyü'nde,
bir ev ı yerli kireç ş ı dört panolu, üçgen ı ı ı ı
ş bir mezar ş ı ı Soldaki üst panoda bir tokmak ve
ğ bir kilit ı yer ı alttaki panolar ı ı Bu
çok erken döneme ait ı örneklerini temsil etmesi ı ı büyük
önem ş ı ı Bu ı ş ı motifi zaten, Orta ve Kuzey İ
gelen askerler ı Roma Cumhuriyeti döneminde Frigya'ya ithal
ğ ş etmektedir. Hiç ş bu ş tek olarak ş de-
ğ Tam tersine, bir mezar ı sahip olan bir ı ı ön cephesi idi.
ı ı sol ve ğ ı üç ı ı bir ı bu mezar sahibinin kim
ğ bize ı ı Tercümesi söyle: ı emekli asker
Quintus Vibius Aquila, azad ı vasiyetnamesine göre ğ ve-
ş Bu asker, Kuzey ltalya'da bulunan Roma kolonisi olan Parma
kökenli idi.
75
ı LO km ı ı bulunan Eyüpler Köyü'nün bir ş
mesinde dikdörtgen bir blokta, Antiocheia askerleri ı ilk kez bir
subaya ı Fakat bu ş ş ı ı ı ğ çünkü bu koloninin ku-
ş askerler birlik halinde buraya ş ı ı ter-
cümesi: "Publius'un ğ Sergia tribus üyesi legio V ı üçüncü
ğ ş ı Quintus Mannaeus", Mannaeus ismi bunun ı ş ı
ş ı veya edebi metinlerde geçmez. Bu isim sadece Orta
İ ş ı ş ı isimlerdendir.
ı 14 km ı ı yer alan ş Köyü'nün cami du-
ı ı ı ı ş güçlükle okunabilen bir ı bu-
ı Bu, iki ş ı ı Sol ı "Publius'un ğ
Sergia tribus üyesi, legio V Gallica'dan Publius Carbo", ğ ı ı ise
"Legio V Gallica'dan emekli asker Gaius Carbo"yu bize ı ı
Bu isme yine çok nadir ı Fakat Varro, Ciso, Piso gibi ğ örnek
isimlerle bunu ş ı ş ı
Burada ı mezar ş ı birbirinden çok ı ı Büyük mezar
ı ı ait olan dikdörtgen bloklar, yivli bir sütun, iki legion stan-
ı ı bir pano, ı tipli stel1er v.s. Bu büyük ı ı yeni
ş Antiocheia koloni ı ı yerli bir stili ş için ye-
terince ı ı ı ğ ı ı gösterir.
Metinlerin hepsi ı fakat çok düzgün bir ş ı ı ş ı Bu
mezarlarda geçen ş ı askerlerin nereli ğ meydana ı
ı Yeni ğ ı sadece legio V ı emekli as-
kerlerinin isimleri ortaya ı ı Oncekilerin ı ş ı VII legion'dan hiç-
bir yeni iz yoktur. Böylece Antiocheia kolonistlerinin iç ve Kuzey
ı .göç ettikleri ortaya ı ı Bu isimler çok nadir olarak,
ğ ı iç ı yani ı ı en fakir bölgelerine aittir. Burada ya-
ş halk, kendi bölgelerinde ı ı mezar stel1erine ı ı
Fakat fakirlikten kurtulmak için ğ meslek olarak seçtiler. Ana-
dolu'da daha güzel ş ş ı ı sürdürüp mezar ı ı ad-
ı ı ı ı sahip oldular ve refaha ş ı bize böylece si-
linmeyen izler ı ı
76
Resim: ı
Resim: 2
77
78
Resim: 3
Resim: 4
İ 1995 ı ı YAPILAN İ
VE İ
Gustavo TRAVERSARI*
Prof. Gustavo Traversari yönetimindeki Venedik Üniversitesi Ar-
keoloji Heyeti, 17 Eylül- 7 Ekim 1995 tarihleri ı Frigya'daki eski
Ladik (Laodicea) kentinde bir topografik arkeolojik inceleme ya-
ı ı ş ı
Heyet, Arkeolog Prof.Gustavo Traversari, Arkeolog Dr. Luigi Sperti
ile birlikte, Venedik ı Universitesi ş ı
Francesco Guerra, Luca Pilot, Luigi Fregonese, Stefano Miatto, Paolo Ve-
nier ve Silvia Magro'dan ş
ı ş ı ı ı titizlikle ve ı ı izleyen, ı Görevlisi
Dr.Koray ş gereken ş ğ ı bize ı ı ş
Arkeologlar, Ladik ı üstünde ğ bir ş ı ı eski
kentin ı ı da kesinlikle çizebilme ı yeni ı ve ar-
keolojik veriler ararken, mimarlar da, gene ı alanda, ilk kez Ladik'in
ğ yeringenel bir arkeolojik ı ı ortaya koymaya ş
layabilmek ve topraktan ı ı ş ı ı ı ş durumdaki ş ı mimari
ı ı yerini ğ olarak belirleyebilmek için ölçüm ı ş ı
ı ı ş olumlu sonuçlar ş Ancak elde edilen ve-
rilerin incelenmesi uzun zaman ğ bir ı ı önü-
müzdeki ı ı Gene önümüzdeki eylül ı mimarlar
Ladik ı üstünde ş öge elde etme ve ölçüm ı ş ı ı sür-
düreceklerdir, umudumuza göre.
(*) Prof.Dr.Gustavo TRAVERSARI, Venedik "Ca Foscari" Üniversitesi, Tarih-Arkeoloji ve
ğ Bilimleri Bölümü, Palazzo Bernardo, S.Polo, 1977, 30125 Venedik-ITALYA
79
Ladik'in ğ ı titizlikle inceleyen ı bul-
ı ve ş dek bilim ı ı ı ya hiç bilinmeyen
ya da ı bilinen ı gelelim.
Her ş önce, Ladik'teki eski Hristiyan dönemi kimi ı be-
lirlendi. Bu dönemin henüz iyi ğ ı yarar ı
Bu da eski ı dönemi ı ı belirlenmesi, eski ı
dönemindeki Ladik'in ı ı ı ı önemli bir ı demektir.
Ş de ğ ş ı ı ı ı ı ı ı Bunlarla ilgili
daha ı ı ı bilimsel bir ş ı ş ı en ı zamanda ya-
ı ı
l) İ elde, eski kentin merkezinde bulunan, "üçgül" ya da "üç böl-
ı denen ı bir ı ı ı ğ ı ı duyurmakla ş ş
ı Bunun ı ı çizilip belirlenmesi Mimar Silvia Magro ta-
ı ş ş (Resim: I).
ğ gibi, üç ı üçgül biçimlidir ve ı yönelik bir dör-
düncü kenar, bir ğ biçiminde olup ş ı ı ı ş ı ge-
rekiyor.
"Üç bölmeli plan", Testini'nin ileri ğ gibi ("Archeologia Cris-
tiana", Bari, 1980.s.657), özellikle müzelere, vaftiz yerlerine ve küçük
ş ş bir plan olup, ğ kez daha büyük bir ı bir-
likte bulunur. Oysa Ladik'teki bu ı küçük boyutlu olup, tek ba-
ş ı Ve yineleyelim, ilk ı ş ğ gibi, ı ı
Kostantin döneminde ortaya ı ı ş bir Hristiyan ı ı olan ş ğ
"üçgül" biçimli ı özellikle, M.S.Y. ve VI. ı Roma'da, Af-
rika'da ve ğ ı ı ş ı
Ladik'teki örnek gerek ı ı tarihlenebilen, Kuzey Af-
rika'daki gerekse ğ ı benzeri ı ş gösterir.
Tunus'taki (belki de ş ı gereken) mimari
ı olarak, Ladik'teki gibi, tek ş ı duran, "üçgül" ya da üç bölmeiii
ı ve dördüncü düz ı ş ı ı ş ı ı ı eski
Hristiyan dönemi kimi küçük ı ı ı ı
Burada, Henehir Redes'teki "küçük kilise" denilen yerin (Resim: 2),
Ladik'tekine benzer ı ı görüyoruz; Ksar-Hellal'daki de ı ı (Re-
sim: 3); fakat Ladik'tekine daha ı plan, Kartaca ı Da-
mous-el Kanta'da bulunan bir ı ı "üçgül" biçimli ı ı (Re-
sim: 4) (Testini, a.g.e., s.657, res.330).
80
Küçük Asya'da, en ı ş ı ş ı ğ "Newyork Üni-
versitesi, Institute of Fine Arts" bölümü ı R.R.R.Smit ve
Christophe Ratte ı ı ı Afrodisias'ta ortaya ı ı ı
Ocak 1995'te "American Journalaf Archaeology" (cilt, 99. s.48-51,
res.22-23, çiz.l-Il) ı dergide ı büyük ş
ya da "üç bölmeli" ı kilisedir (Resim: 5-6). M.S.VI. ı ı ilk ya-
ı ı ı ı ğ ı belirlenen bu ı ı ğ ı ı çekimi ve çizimi,
Amerikan heyeti ı ş ş olup ı sözünü et-
ğ "American Journalaf Archaeology" dergisinin 1995 Ocak sa-
ı ı ı ı ş ı
ğ gibi, ş (martyrion) genellikle, kent ı ş ı
"kent ı ı ya da "kent ı ş ı denilen bölgelerde bulunur; ancak
Grabar'a göre ("Martyrion", Paris, 1946, 1., s.436), kentlerin içinde de
benzeri ı örnekleri ı Stucchi (Architettura Cirenaica, Roma,
1975, s.416) örnek olarak "Cirenaica"da Tolemaide'nin merkezinde, küçük
boyutlarda, "üçgül" ı bir ş (martyrionu) örnek gösteriyor
ve ı bunun ş ğ ya da ş evinin ğ yerde
de ı ı ş ğ ekliyor sözlerine. ı durum, ş yal-
ı ı ğ ı kadar, küçük ölçüdeki,
Ladik ş ğ (martyrionu) için de söz konusudur. Fakat, ı
ş ğ de kent ı ı ı içinde bulunuyordu.
2) Kentin ğ ı ı ı tümüyle tek ş ı duran, sekizgen ı
büyük bir ı ı ı ğ ı belirlendi. Burada, büyük bir ı ı se-
kizgen (fakat ı olabilen) örnekler/eski Hristiyan döneminde
gerek Roma'da gerek ğ ve ı bilinen, bir vaftiz yeri ı söz-
konusu.
Papa Sisto III. ı M.S.432/440 ı ı ı ı se-
kizgen ı Roma'daki "San Giovanni in Laterano" (bkz."E.A.A." II,
1959, s.22, res.40), ya da Efes'teki, M.S.IV. ı ı sonu ile V. ı ı
ilk ı ı ı ı ı ğ ı saptanan sekizgen ı San Giovanni Ki-
lisesi'ndeki vaftiz yerini de ı yeter.
Önemi olan bu ı ı da zamanla daha derin ve kesin bir inceleme
konusunu ş ğ ı ş ş ş ı ş ı ı
birkaç örnek vermekle yetindik.
Son olarak, Ladik'teki, vaftiz yeri ğ ı sekizgen ı
ı ı içinde, büyük bir ı ı ı ı iç ı ı mozayik
süsleme ı ı ı olan, ı rengi izleri de ş ı ı ş renkli
cam ı da ş
81
3) ı Ladik'te, kentin ı ı ı ı bir ş ı ı il-
gilendiren ı ı belirlendi. Plan biçimi nedeniyle, ı daire bir
mihrapla, epeyce uzun iki yan ı ş bir Hristiyan ba-
ı söz konusu gibi. ı ş ı oldukça ı 0,92 m ı
içinde, oldukça ş ş ak mermer levha ı görülüyor: Büyük
bir ı ı ı iç ı ı kaplayan mermer levha par-
ı ı Tam ı biçimli, iri taneli, ş bir ak mermer levha gene
büyük bir ı ı ı iç ı ı bir ı ı Ya-
ı ı içinde (0.50 m ı kara renkte dikey ı ak mermerden,
düz gövdeli, büyük bir sütun ı var.
Bu Hristiyan ı ı ı ölçümü ve çizimi de Mimar Silvia Magro ta-
ı ı ı ş ı (Resim: 7): Genel görünüm ş ğ ı ı
benzeri örnekler, eski ı döneminde, ğ ve ı ğ ş
kentlerde kolayca görülebilir. Derin bir inceleme Ladik'in bu ı ı ı
ğ ve yerinin daha kesin olarak belirlenmesini ğ ı
-Ladik'teki eski Hristiyan dönemi ı ı bitirmek ı kentin
içinde, son zamanlarda, Denizli Müzesi ı ı iki Hris-
tiyan kilisesinin ğ önceden de ğ gibi, Ladik'teki
eski Hristiyan dönemi ı ı önemini ve ğ hepsinin gerek ta-
rihsel gerekse ı ı ineelenmeleri ğ ek-
leyelim.
-Eski Ladik ı ı inceleme ş önemli sonuçlar da
verip üç ı ğ ı (nekropolün) ı ğ ı ı belirlenmesine olanak ğ
ı ş ı
a) Bunlardan birisi, Roma köprüsüne ğ giden yolun ya-
ı ı Efes ı ı ı ı ş ı ı Büyük ğ ğ ı ş
pek çok lahit hala yerlerinde ı
b) İ bir ı ğ ı ı Ladik kentinin ı ş ı ş
bir düzlükte ğ ş (Resim: 8). Burada, yerde ğ ı ı
durumda, pek çok lahit ı ı ı ı ve bir hücrenin ya da mezar ı ı
ı ı ı ı ı görüyoruz. Burdaki ı ğ ı Hi-
erapolis'in büyük ı ğ ı ı çok benzer gözüküyor.
c) Üçüncü bir ı ğ ı kentin ı ş ı ı ı ötesinde, Büyük Tiyatro
denilen yerle Suriye ı ı ı uzanan ş alanda ğ be-
ş Biz Ladik'teyken, gece, tam bu bölgede bir kaçak ı ve
büyük bir lahidi ı götürme ş ş Neyse ki Denizli Mü-
zesi Müdürü'nün ı harekete geçmesiyle ş ı ı ı ş ı
82
ğ ı Sidamara tipi, burma sütunlu lahitti sözkonusu
olan. Daha 19. ı sonunda Weber ı ortaya ı ı Roma
köprüsü ötesindeki, Efes ı ı ı ı ş ı bulunan büyük ı ğ ı
da, son ı ğ bu ı bolca bulunan, M.S.III-IV yüz-
ı ı ı ş Sidamara tipi burma sütunlu ğ lahitler ya da ta-
ş ı ı ı ı kolay, sanat ğ olan ş malzeme arayan "me-
ı da denilen ı ı ı ilgi ve dikkatini ğ belirtmek gerekir.
Denizli Müzesi müdürü bu durumu bilmekte ve tümüyle ı ı ğ
ve ı ğ ortaya konacak bu büyük ı ğ gözkulak olup ko-
rumak için her yola ş ı
Arkeolojik inceleme ş sonuçlar da ş
- Arkeologlar ı yerinde denetlenen ı ı ı
ı ğ göre, belki de küçük bir ı ş olan, kentin or-
ı küçük bir ekoylum ı ş Gerçekten de ı mi-
mari ğ çizgili ı ı ı su yolu ı ı ı ve ı daire ı ile,
önerilen belirlemeyi ğ gözüküyor.
- Arkeolojik inceleme ı ı Hierapolis'e ğ ı kentin iki
ı ı ğ ı özellikle ş ı ı ı ye-
rinde ş (Resim: 9). Bunlar ı düzensiz olsa da, yerden
ı ğ iki yan tepenin ğ boyunca, 30 metreden çok yük-
selip ı tepelerin ucuna varan, ğ ı ve dev mimari ı ilgili
büyük ş ı kitleler görülüyor. ı ı ş ı Hierapolis yönüne
ğ giden yolu kesip kapayacak olan, kenti koruma ı ı ı
kesinlikle belli. ı güçlübir ı ş ya da ı ı ş verebilirdi.
Bu ı ı ı ı ı ğ bütün ı önceden de
ğ gibi, ı yerde, bir bölümü mimarlarla birlikte, ya-
ı daha ı ı ı belirlemeleri, daha derin tarihi-arkeolojiik ve to-
pografik ş ı ı gerektirmektedir.
ı ı ğ ı ı ş ilgili olarak da ş ı söyleyebiliriz:
- ı ı ş ı ı ı ı ş ı da ğ gibi,
eski kentin yerinin genel bir ı ı çizip, belli ş ı ı ı ı
yerini kesin biçimde belirlemek ve elden ğ ğ istenen,
ı çizimini yapmak ı Ladik'in ğ ı kimi ı
ı ı ı ş
Burada, ğ ı ğ ı ı belirlemeye örnek olarak, Hi-
erapolis'teki Frontino ı ı çok benzer görünen Efes ı ı ı
83
Mimar Silvia Magro ı ş ğ ölçümünü
gösterebiliriz (Resim: 10).
Son olarak, 1995 ı ı Ankara'da bulunan bir firma ta-
ı eski Ladik kentinin ğ ı havadan ğ ı ı
ğ duyurabiliriz. Elde edilen malzeme incelenmekte olup önü-
müzdeki eylül ı Ladik'in ğ alanda özel ş ı ko-
nusunu ş ve ı ı ve kentin ğ yerin havadan çe-
kilen resimleriyle, topraktan ı ı ş ı ı ı ş gözüken ı ı kesin
ş ı ş ı ı ı ı ı
Ş ı kentin ve özellikle kimi ı ı havadan genel gö-
ş gösteriyoruz (Resim: 11-12).
Bununla da ı ş ı ilgili olarak ı ğ ı ı ı öte burada
son buluyor.
(Çeviri Venedik Üniversitesi Türk Dili ğ Üyesi ı ı ş
ı ı ı ş ı
84
Resim: 1
Resim: 2
85
86
Resim: 3
Resim: 4
Resim: 5
Resim: 6
87
88
Resim: 7
Resim: 8
Resim: 9
Resim: 10
89
90
Resim: 11
Resim: 12
NEUES ZU KULTEN UND KULTVEREINEN
IN LYDIEN
Peter HERRMANN*
Der hier zu erstattende Bericht hat seinen Ausgangspunkt in einem
kurzen, namlich einwöchigen Survey, den ich vom 17. bis 23.August 1995
im mi ı eren Lydien durchgeführt habe, in wirksamer Weise unterstützt
durch den mich begleitenden Kommissar, Herrn ğ ş vom
Museum in ş Ihm möchte ich ebenso wie der ı ve Müzeler
Genel ğ die die Genehmigung erteilt hat, meinen Dank aus-
drücken.
Es scheint mir hier angebracht, die Ergebnisse eines mit der Reise
verbundenen Aufenthalts bei der Sardis Expedition unter Prof.Crawford
H.Greenewalt jr. reinzubeziehen. Beide Unternehmungen zusammen
dienten der Vorbereitung der nachsten Schritte der corpusmassigen Er-
fassung des griechischen Inschriftenmaterials von Lydien. Wie bekannt
ist, haben die Raume von Nordostlydien und Nordwestlydien in den 1981
und 1989 erschienenen ersten zwei Faszikeln des Bandes V der von der
Österreichischen Akademie der Wissenschaften herausgegebenen Tituli
Asiae Minoris ihre Bearbeitung erfahren. Freilich gibt es besonders für
das von mir traditionel1erweise als Nordostlydien bezeichnete Gebiet
einen kontinuierlichen Zuwachs an neuem Material, wofür ein Supple-
ment vorgesehen war, dessen Zusammenstel1ung ich aber bei der ge-
gebenen noch ganz offenen Situation vorlaufig nicht als opportun ansehe.
Ich kann immerhin mitteilen, daB in einem in Hamburg unter der Leitung
von Prof. Herbert Halfmann betriebenen Computer-Projeckt in Fort-
setzung der Aktivitaten von Dr. Donald McCabe in Princeton das ge-
samte, also auch das verstreut publizierte Inschriftenmaterial aus Lydien,
(*) Prof.Dr.Peter HERRMANN, Seminar für Alte Geschichte der Universitat Hamburg, von
Melle-Park 6, D-2ül46 Hamburg-ALMANYA
91
soweit es ediert ist, ı wird und aller Wahrscheinlichkeit nach in Zu-
sammenarbeit mit amerikanisehen Kollegen unter Leitung von
Prof.Kevin Clinton in absehbarer Zeit auf einer CD-ROM zuganlich ge-
macht werden wird.
Nachdem ich über mehrere Jahre durch die Fertigstellung von zwei
ı der "Inschriften von Milet" in Anspruch genommen war, habe
ich seit dem letzten Jahr die Fortführung der Arbeit an Band V der TAM
wieder aufgenommen. Es geht jetzt um die ı des mittleren und
südlichen Lydien, im südlichen Anschluss an die beiden bereits be-
arbeiteten Regionen. Seit der Vorlage des letzten Faszikels haben sich
indes die Voraussetzungen meiner Arbeit verandert: Zum einen ı
wir seit zwei lahren über den ausgezeichneten Katalog der epi-
graphischen Bestande des Museums von Manisa, den Prof.Hasan Malay
unter nachhaltiger Förderung durch den Museumsdirektor, Herrn Hasan
ğ vorgelegt hat. Die darin enthaltenen über 560 Nummern doku-
mentieren den Reichtum dieses Museums und seine Bedeutung für ganz
Lydien. Dahinter steht ein sehr engagiertes und anerkennenswertes Be-
mühen der Museumsleitung, ihr gemeldete Inschriftenfunde si-
cherzustellen und vor drohendem Verlust zu bewahren. Zum anderen hat
seit mehreren lahren Prof.Georg Petzl aus Köln sich der ı des
südostlydischen Raumes besonders um die Stadt Philadelphia an-
genommen und ist dabei, die Inschriften dieser Stadt in gründlicher Aus-
arbeitung als Basis für einen dann geplanten TAM-Faszikel vorzulegen.
Und als drittes kommt hinzu, dass ich vor einigen lahren mit der ehren-
vollen Aufgabe der Bearbeitung der Inschriftenfunde aus dem Bereich
der Archaeological Exploration of Sardis unter Prof.Crawfort H. Gree-
newalt, jr. betraut wurde, in ı der Arbeiten von Louis
Robert und Philippe Gauthier. Diesem Projekt haben bisher drei Arbeits-
aufenthalte in Sardeis gegolten. Meine Zielvorstellung ist, das Materia!
von Sardeis in engerem Sinne im Rahmen der amerikanisehen Grabungs-
publikation vorzulegen, sozusagen als zweiten Band nach der aus-
gezeichneten Edition von W.H.Buckler und D.M. Robinson von 1932.
Die übrigen Gebiete Lydiens verbleiben zur Bearbeitung im Rahmen der
TAM.
Auf dem Hintergrund der geschilderten Situation war es im ver-
gangenen Jahr mein Ziel, im Bereiclr des mittleren Hermos-Tales zwi-
schen Magnesia am Sipylos und Sardeis, vor allem am Nordhang des
Tmolos-Gebirges, zu erkunden, ob durch neue Funde hier noch offene to-
pographische Fragen einer Klarung nahergebracht werden könnten. Es
ging um die Stadte Mostene, Troketta, Tmolos-Aureliopolis, dazu um
92
eine Erkundung am Nordrand des Hermos-Tales, vor all em im siidlichen
und östlichen Hangbereich des Çal ğ ı Die Grundlagen der bisherigen
Lokalisierungsversuche beruhen auf den Forschungen von Karl Buresch
und Josef Keil-Anton von Premerstein, zuletzt zusammengefasst in
einem kurzen Artikel von F. Gschnitzer-J.Keil (Anz.Wien 1956, 219-223).
Ich selbst habe schon bei einigen Exkursionen im Jahre 1957 kaum Neues
finden können, und der Eindruck einer auffallenden Armut an Inschriften
hat sich bei der Reise von 1995, bei der etwa 40 Ortschaften aufgesucht
wurden, bestatigt.
So bleibt nach wie vor die genaue Lage von Mostene, einer der 12
von Tiberius nach dem Erdbeben des Jahres 17 beim Wiederaufbau unter-
stützten Stadte, unbekannt. Auch die Fixierung einer anderen bei dem
Erdbeben in Mitleidenschaft gezogenen Stadt, Tmolos bzw. spater Au-
reliopolis, ist noch nicht sicher gelungen. Hier hat zuletzt Clive Foss auf
Grund eines Besuches von 1981 starke Argumente für eine Ansetzung bei
Gökkaya zwischen Turgutlu und Ahmetli beigebracht und die dazu ge-
hörige Ortslage am Asar Tepe unmittelbar am Hermos mit der by-
zantinischen Fartsetzungssiedlung Perikomma identifiziert (Class.Ant.l,
1982, 178-201). Das topographische Problem wird kompliziert dadurch,
dass sich im Museum von Manisa eine Inschrift unbekannter Herkunft
befindet (n.l92 bei Malay). die in hadrianischer Zeit von Kaisareis Trnol-
leitai Trokettenoi errichtet wurde, wo also Tmolos und Troketta ver-
bunden erscheinen, was natürlich nicht lokale Identitat bedeuten muss.
Die Ortslage von Troketta meinte Buresch immerhin einigermassen
sicher lokalisieren zu können durch eine die Kaisareis Trokettenoi nen-
ı Inschrift, ca.5 km südöstlich von Turgutlu in den Vorbergen des
Tmolos, beim heutigen Dorf Dalbahçe (Aus Lydien 183).
Die Reise von 1995 führte zwar haufig auf antike Siedlungsspuren:
so z.B.einen Brunnen mit Spolien bei dem erwahnten Dorf Dalbahçe
(Abb.l), dazu fanden sich immer wieder byzantinische Architektur-
elemente (Abb.2). Aber eigentliche Inschriftenfunde waren sehr sparlich,
und topographische Fixierungen waren auf dieser Grundlage nicht mög-
lich. Von Interesse für das Kultwesen ist ein allerdings sehr rohes Weih-
relief mit Symbolen Apollons vom südlichen Hang des Çal ğ ı in dem
dorf ı (Abb.3). In dem Dorf Büyük Belen (Lamyana, Las-
nedda?) konnte ein Grabstein mit einem Epigramm für den im Alter von
22 jahren an einer Krankheit verstarbenen Lucius aufgenommen werden,
der von seinen "Phratores" errichtet (AbbA).
Angesichts der eher dürftigen Ergebnisse der Durchforschung dieses
binnenlydischen Areals möchte ich meinen Bericht um einen kurzen Hin-
93
weis auf neue Funde und Erkenntnisse in der Hauptstadt Sardeis selbst
erganzen, wobei hier mein Thema Kult und Kultvereine zur Geltung
kommt.
Ein schon 1991 gefundenes Fragment einer Ehreninschrift für einen
Flavier (iN 91.10) geht aus von Ot roii ı ı ı ı
und öffnet damit eine bedeutsame Perspektive auf frühere Funde: einen
schon 1914 bekanntgewordenen Verein von ot '"COD ı ı aus
dem t. Jhdt.v.Chr., die sich als Teilgruppe derjenigen bezeichnen, die Zu-
tritt in das Adyton hatten (Sardis VII L.n.22). Und noch weiter zurück
wird die Linie verlangen durch den sensationellen Fund von 1974, dem
Louis Robert einen grundlegenden Aufsatz gewidmet hat: die kaiser-
zeitliche Aufzeichnung einer der Achamenidenherrschaft des 4. Jhdts.
entstammenden Anordnung eines persischen Untersatrapen Droaphernes,
gerichtet an die ı dç rô &8u'"Cou ı ı
(CRAI 1975, 306-330). Die Serie dieser Funde wirft komplizierte Fragen
nach der Kontinuitat eines lokalan Zeus-Kultes ("Zeus des Baradates")
iraniseher oder einheimisch-lydischer Provenienz, der spater auf Zeus
Polieus übergegangen zu sein scheint, auf. Ebenso geht es um das Pro-
blem der Lokalisierung des zu Zeus gehörigen Adyton im Verhaltnis zum
Artemis-Tempel von Sardeis und seiner noch immer umstrittenen Bau-
geschichte. Das kann aber hier nur angedeutet werden.
Einen weiteren Mystenverein in Sardeis vermute ich hinter dem unge
wöhnlichen Titel, der auf einer Statuenbasis eines siegreichen Athleten
aus Hypaipa erscheint (iN 74.7). In deren Text sind zwei Xystarchen
genant, die zugleich als bezeichnet werden. Das bisher nicht
bezeugte Wort ist eine Weiterbildung , für das wir einen
Beleg aus Smyrna besitzen, der Mysten der Kore nennt (lvSmyrna 726).
Auch dieser Begriff mag in den Zusammenhang eines Mysterienkultes
mit dem Privileg des Zutritts zu einem Adyton ı ı ı gehören,
wobei ich hier wegen des sachlichen Konnexes an die ja gerade in Sard-
eis als Hauptgottheit verehrte Kore mit dem ihr gewidmeten Agon der
Chrysanthina denken möchte. (S. dazu jetzt die Veröffentlichung:
P.Herrmann, Mystenvereine in Sardeis, Chiron 26,1996,315-348).
Das Bild der "Kulte Lydiens", das Josef Keil in einem berühmten
Aufsatz von 1923 entworfen hat (Anatolian Studies Ramsay 239-266),
wird also auch in unserer Zeit immer wieder durch neue Funde bereichert
und durch neue Fragen zur Disposition gestellt.
94
Abb. 1: Brunnen bei Dalbahçe
. Abb, 2: Byzantinisches Architekturstück in Büyük Belen
95
96
Abb. 3: Weihreliel für Apollon in ı
Abb. 4: ı in Büyük Belen
1995 YILI ı SUALTI
Ş
Nergis İ *
1995 ı ı Marmara ı ş ı ı ı iki ana bölümde in-
celeyebiliriz. A - Adada 1993 ı ı beri ğ ı
ş ı ı ı ı ve yeni ı bölgeleri ş ı ı ı B -
Ganos amphora üretimi kil analizleri ön raporu.
A - ş ı ı bu ı ilk ı ekibirnizin misafir üyeleri,
ı Ulusal Bilim Merkezi (CNRS)'nden Orta ğ gemi arke-
olojisi ı Dr. Eric Rieth ve Oxford'dan seramik ı Pamela
Armstrong'a ı ş ı ı ile ilgili bilgi vermek ve kendilerinin gö-
ş ı .
Dr. Rieth ile, 93 ve 94 ı ı ş ı ı ı yap-
ı ğ ı ı Tekmezar Burnu, ı Burnu ve Kuyu Burnu ı ı in-
celeme ı ş ı ı ı Tekmezar i ı ğ ı ı kargo yükü ve yüke pa-
ralel olarak teknenin ı konusundaki tahminlerimiz, Dr. Rieth
(*) Yrd.Doç.Dr. Nergis İ . ı Teknik Bilimler MYO, ı Teknolojisi
ı ı B.U. Turizm ş ğ ı Hisar Kampüs, Bebek -
İ
(1) Marmara ı ı ş ı ı "çekirdek ekibi"ni ş eden ve bu sene de
beni ı ı ODTU SAT'tan, Ayça ı Erkut Arcak, Korhan Bircan, Atila
Kara ve ş ı ı ı ı temsilcisi, ğ ş ı Elmas Kaya'ya çok
ş ederim. Maddi ğ devam ettiren, Sn. Stefanos ı ş ı
ı Anadolu ş ı ı Enstitüsü (IFEA) ve Togan ğ ı
ı da iyi niyet ve destekleri için sonsuz ş
(2) Uzun ı ı birlikte ı ş ı ğ ı çok ğ ş ı adaya ı ı ziyaret
için ş ederim. .
(3) ı için bkz. Nergis Günsenin, "1993 ı ı ğ ve ı ı ş
Gaziköy Jeofizik (manyetik), Marmara ı ı ş ı ı X. Arkeometri So-
ı ı ı Ankara (1995), s. 201-220 ve Nergis Günsenin, "1994 ı ı Marmara
ı ı ş ı ı XIII. ş ı ı ı ı Ankara (1996), s.
357-373.
97
ı da ı en az 20.000 (yirmi bin) amphora ş ı
böyle bir ı ğ ı dünya denizlerinde ilk defa ğ bir kez daha
ğ ı Dr. Rieth ı bir sondaj ile teknenin ş ı ş
fikrinin, mutlaka ı ğ belirtti.
Öncelikli olarak ı ş ğ XIII. ı ı
Burnu ı ğ ı devri içindeki önemi ı ı Dr. Rieth için de en he-
yecan verici ı ı Ileriki ı ş ğ ortak bir
proje ile Orta ğ ğ büyük ölçüde ı ş ı tutabilecek bu ı ğ ı
ş ı konusunda ş ı ı ı olarak prensip ş ı ı Ba-
ı ğ ı ı ş ı gelmeden önce, kargo yükünü ş eden, tip IV
ve tip III ı ı üretim yerlerini bulmak ve Tekmezar ba-
ı ı ğ gibi, ı geminin bir hikayesi ile ş
en büyük ı ı
1993 ş ı ı ı ı ğ ı ı Kuyu Burnu kiremit ı ğ ı
ı ğ ı ı tekrar ı ş ı sonucu ise, ilk ı ş ı ı ve suyun bu-
ı ı ğ ı yüzünden zaman ı ğ ı ı ı ğ ait iki ı ve ki-
remitlerin çizimini yapabildik (Çizim: 1). Kiremit yüklü ı ül-
kemiz ı ı ı nadiren de olsa ı ğ henüz
ş ı ı ı ş ı Marmara ı buluntusunun konu ile il-
gilenecek ş ı ı ı ı ı temenni ederim.
ı ı adadan ı ı ı takiben, ekip üyeleri ile,
adalar çevresindeki ı ş ı ı devam ettik. ı ş özel-
likle önceki ı ş ı ı ğ ı ı ı güney ve ğ
yöre ı ı ı ı ğ bilgileri ğ yönelikti.
ilk ı Ş yeri olarak, ğ ı Laz ı mevkii seçildi.
ı ş limandaki ı ve seramik atölyelerini göz önüne ı Laz
ı ı su yüzeyine kadarbir topuk ş edercesine ı ı geçen
gemilere tehlike ı ğ ı ş ı ı ı çevresi dö-
nülmesine ğ herhangi bir buluntuyla ş ı ş ı ı
ı ğ ucu, ı Fener Burnu'nda bir ı ş daha ya-
ı ı 25 m derinlikte ı ğ ı ı burun çevresinde Bizans ve ı
dönemlerine ğ çok ı çapa ı Burnun
rüzgara ı ı ı ve Fener Burnu ı geçmeye ça-
ı ş teknelerin ı çapa ı tutunmaya ı ş ı ı ş
ğ Köyü ş ı Burnu'nda daha önce ı ğ ı be-
lirtilen VII. ı ait bir Bizans ı ğ ı ğ ş Yap-
98
ı ğ ı ı ı ş sonucu, burnu ı ı ğ görünürdeki
amphora ı ı ı ı bir ı ğ ait olup ı ğ ı konusunda kesin bir
fikre ı
Yine ğ Köyü'nden ı ğ ı ı bir bilgiyi ğ
köy ile Marmara ı ı ı Burnu'na bir ı ş ı Burundan
itibaren 30 m ye kadar ı ğ ı ı alanda, VII. ı ğ
muhtemel bir ı ı ı ı bulduk. Amphoralar tümüyle ı ı ve tahrip
ş Döküntülerin ı ğ konusundaki belirtiler, amphora
ı ı ı ı ş ı ı tarihlenen çapa ı ı ı ve Gün-
ğ Köyü'nde bulunan ve burundan ı ı ş tüm amphoralar (Resim:
1)4 . Burnun ı ş ş ve çok ı ı köyden ı ğ ı ı
bilgiler ğ yüzlerce (?) ı ı ı ı ğ id-
ı da bir ı ğ fikrini ğ
Marmara ı ı ı ı ı ı ı güney yüzü iki
ı ş 35 m ğ ı Amaç yine yöresel bilgileri de-
ğ ı ı ı ı Deniz ı "üst üste" ya-
ı ı ş en az 2000 ı ı bir zaman diliminin ı ı ı göze ilk çarpan
buluntular. ı ı ı rüzgarlara ı ı olan bu mevkii,
ı boyu tabii bir liman ş ş ı ş sonucu, ı ola-
bilecek nitelikte bir buluntuyla ş ı ş ı ı .
1995 ı ı ş ı sezonumuz Marmara ı ı üç ı
ı sürdürmekte ğ ı ş ı ı ı bilim ı mes-
ş ı ı ı da ı ı ı ı ı ve ı ı bilgiler ek-
ş 93/94/95 ş ı ı ı adalar çevresinde 11 adet ı
ve iki seramik/amphora üretim bölgesi ı ş ı
ı ve amphora üretimleri sadece bulunmakla ı et-
ı ş ı ı ı ş ı ı ş tarih içindeki, kara - deniz ş
birçok boyutta ele ı ı ş ı
B - Ş anki ı ş ı projemizin ş ı ı olan,
Ganos amphora üretimi ı ş , uzun süredir, Constantinople gla-
zed pottery üzerine ı ş ve kil ı arayan ş ı ı yeni
(4) Amphora tarihlernesi için bkz., George F. Bass and F.H. Van ı Jr., ı Ada Vo-
lume i A Seventh-Century Byzantine Shipwreck, Texas (1982) s. 155-161.
(5) Bkz. Nergis Günsenin, "1991 ı ı ğ İ ş Amphora Atölyeleri
Yüzey ş ı ı X. ş ı ı ı ı Ankara (1993), s. 85-102, M. Akif
ş ı - Nergis Günsenin, ğ Ili, ş Amphora ı ı ı Kurtarma Ka-
ı ı - 1992, LV. Müze Kurtarma ı ı Semineri, Ankara (1994), s. 417-512, N. Günsenin
(1995).
99
bir ı ş ı ı ş Dr. Megaw ve Dr. Jones'un ş ı ı
ğ Akdeniz Bizans üretimi kil analizleri ı yeni bulunan
üretim merkezlerindeki ş ı yönelik olarak devam etmektedir.
Ganos amphora ve ı ı seramik üretimi", bu üretim benzeri Marmara
ı bulunan iki ı ı ı bölgesi üretimi" , ı ı geçen
ş ı ı ı ş ı ı ı ikinci ı ı olarak devam
eden projenin ı ı ş Proje, Yunanistan, Tür-
kiye ve ğ Akdeniz'de yeni bulunan ı ı bölgeleri kil analizlerine
yöneliktir. A.H.S. Megaw ve P. Armstrong ı yürütülen pro-
jenin analizlerini, Oxford Arkeoloji ve Sanat Tarihi ş ı La-
ı analitik ı Helen Hatcher ı Proje,
İ Akademisi ı Bilimler Arkeoloji Komitesi ve Oxford
ı ş ı Prof. Mike Tite'dan destek görmektedir.
Seramik üretimi merkezlerinin problemlerini ı ı ı somut ve-
rilere ş ı ı ğ kil analizleri ı geçmeden önce,
yola ı ı ş ı ı ı ı özetleyelim : XXllf ı Bizans
Devri ı yönelik tez ı ş ı ı ı konunun
ğ bir ı Prof. Maurice Picon ile, Ganos ı ı bölgesi kil ör-
nekleri ve Türkiye genelinde toplanan tip I, -Ganos-, ı ör-
neklerini ş Prof. Picon'un ı gözle mikroskop ı
ş ı ş ı ı ğ ı Ganos ve tip i örneklerinin çok benzer mineraller ta-
ş ı ı ğ ı kendisinin bilgileri ı ş ı ğ ı ş Tip i ı ı
çok ş ğ ı ı ı ı göz önüne alarak'? ve kendi incelemelerim ğ
rultusunda, Serçe ı ı ğ ı amphora ı ı da Ganos üre-
timi ğ daha önceki ı ş ı ş Son iki se-
nedir P. Armstrong ile ş ı ı ğ ı ı Marmara ı ı ı ı
ve adada kilin ı ş ı faktörü, bizleri, kilin Ganos'dan adaya ta-
ş ı ı ğ ı fikrinde ş Ganos amphora üretiminin ı kil
analizleri sonucu, ğ ı ı ı ı nerelere kadar ş ı ğ ı ı anlamakla kal-
ı bir ş ticaret ğ ı çizmeye ı ş ı Bu ticaret ğ ı Ganos
ı ş göz önüne alarak, bizlere ı zamanda
(6) A.H.S. Megaw and R.E. Jones, "Byzantine and Allied Pottery : A Contribution by Che-
mical Analysis to Problems of Origin and Distribution", BSA 78 (1983), s. 235-263.
(7) Pamela Armstrong - Nergis Günsenin, "Glazed Pottery Production at Ganos", Anatolia
Antiqua III, Istanbul-Paris (1995), s. 179-201.
(8) Bkz. Günsenin, Ark. Sonç. (1995), s. 208 ve Günsenin (1996), s. 360-361.
(9) Nergis Günsenin. Les amphores byzantines (Xe-XIIIe siecles) : typologie, production,
circulation ı les collections turques , these de doctorat de l'Universite Paris I
(Pantheon-Sorbonnej.ef'aris (1990), Atelier national de reproduction des these de Lille
III, s. 54-56.
(10) Bkz. Günsenin (1993), R. 2.
(11) ibid., s. 85
100
i
"Orta ğ ş ticaret ğ ı ı ı monopolünde olup ol-
ı ğ ı ı da bilgi verecekti. Bütün bu bilgilerin ve gözlemlerin
sonucunda; Ganos kil ı ı örnekler, Marmara ı ı
ı ı ı ve Serçe ı ı ğ ı amphora ı ı ör-
neklerle bir arada analize tabi tutuldu (Harita: 1).
, Prof. Van Doominck'in Serçe ı ı ğ ı (Cam ı ğ ı / Glass
Wreck) ı (GW) ı ğ ı ş ı 200 mg ı yedi adet
örnek, Ganos (G), Marmara ğ (MT), Marmara Saraylar i ı
Marmara Saraylar II (MSII)12 ı ı ı ı herbirinden ı ş
örnekle ş ı ş ı ı ı Analizler, Royal Holloway ve Bedford Nçw
College, Egham'da, yirmi dokuz element için uygulanan rutin program
dahilinde, inductively-coupled plasma emission spectroscopy ı
AES) (endüktif olarak ş ş plazma ekisyon spektrometresi) yar-
ı ı ı ı Analiz ı göre, GW ı ı geçen
ı ı bölgelerinin birinden ş olabilirdi, ama en ı ı ı
bölgelerinin kil ı ı ve her gurupta ne kadar ğ ı ı ğ
görebilecektik.
Analiz ı ı ı kompütür ı ı ş ı elinizdeki ma-
kalenin ı ı ş ğ için, P. Armstrong, H. Hatcher ve Prof.
Van Doominck'in ilk sonuçlara göre ğ yorumlara burada de-
ğ istiyorum 13.
H. Hatcher'in ön rapor ı göre, GW ı ı kil
ğ ı ı Ganos Bölgesi ğ ğ ı ş ı ı gön-
ğ Prof. Van Doominck konu ile ilgili ş ı ş
"(...) ı tedbiri elden ı ı diyebiliriz ki, Cam Ba-
ı ğ ı ı bütün priform ı Ganos Bölgesi'nde bir yerde ya-
ı ı ş ı Bu durum, iki ğ ı (yuvarlak GW 5) ve iki kestane
rengi konik (GW 4) amphora için de geçerlidir. ı ki, kah-
verengi konik ı (GW 3) kil ı ı ğ bu tür amp-
ı çok ı ğ zaten kestane renkliler ile kah-
verengi olanlar biçim ve ölçü olarak da birbirlerinin ı ı gibidirler.
Kahverengi konik ı kil ı ı teknenin besinini depolayan
ve ı özel mutfak ı ile de ı ı Bütün bunlar, teknenin
"evi "nin, ı ı ı ğ ı yerden uzak ı ğ ı ı destekleyen
fikirlerdir. Uzerlerine "M" harfi ı ı ş priform ı ge-
(12) MS i amphora, MSrr ı kiremiti ı ı ı bkz. Günsenin 1996, s. 360.
(13) Daha ı sonuçlar, ı Anadolu ş ı ı Enstitüsü (IFEA), ı ı
Anatolia Antiqua V ı ı ş ı ş ı ı ı
101
minin ı Michael'a aittir. Çünkü bu amphoralar, geminin depo ı
ı ğ bu ı ı bir bölmeyle ı ı ş olan arka ı ı ı
ı ı ı en ı bir ı ı özellikle kendisi için
ı ı ş ı bunu da, "M" harfinin ı ı ı üzerine, amp-
hora ş ı ı ğ ı ı göz önüne alarak söyleyebiliriz. Mic-
hael'. gerçekten geminin ı olarak kabul edersek, demek ki, ge-
minin "evi" de ı ı ı ğ ı yerin ı ı ı (...)"14 .
Marmara ı üretimlerinin Ganos kil ı ile kar-
ş ı ş ı ı ı söz konusu bölgelerin büyük bir jeolojik ı ait ol-
ı nedeniyle kat'i bir ş ı ı ı ı ı ı zor-
ş ı ı Marmara ı kil ğ ı ı ı ğ ı ı
ş ki, ön raporlara göre, özellikle ı üretimi Ganos ile ben-
zerlik göstermektedir, adaya Ganos'tan kilin ş ı ı ğ ı ı söyleyebiliriz.
Türkiye Jeoloji ı ı ğ ı ğ ı ı
bir alüvyon bölgesi ğ görüyoruz>. Belki burada bulunan, az da
olsa bir kil ğ ı Ganos kili ı ğ ı zaman, ı kabaca ş
ş amphora üretimi (ihracata yönelik olmayan) için ı ı ş
olabilir. Yine ön rapor ı göre, MT ve MSn üretimleri ara-
ı benzerlik görmekteyiz. Adada ki kil ğ ı ve kapasitesi so-
ı ı ş ı ı ve analizlerin daha fazla örnek ğ
lanarak ı sonucu netlik ğ ı ı ş
Bu seneki makalemize ş ğ ı elde ğ kil analizi
ı dayanarak ş ğ ı ı ı
Marmara Saraylar ve ğ atölyeleri Ganos'dan kil ı ş
Bir atölye bölgesine kilin ğ bir bölgeden ş ı ı antik devir ve
Orta ğ için pek ı ş ı ş bir durum ğ ı
ğ ğ ş ı ğ ı irdelersek ortaya
ı sonuç, tarihi dökümanlara somut bulgular ı ı ı
büyük önem ş ı ı
ı ı ı ı bir dönem ı ı ş ı ğ
(14) Prof. Van Doorninck 1979 ı ı beri ı ı ğ ı ve birlikte ı ş ı ı ğ
hocam, ş ı ve dostumdur. Uzun ı dayanan akademik ı ş ı ve
ortak konulara olan ilgimiz sonucu, Cam ı ğ ı amphora örneklerini analiz için bana
ş Kendisine, ş ediyorum. Kendisinin Cam ı ğ ı ı ş ı ı
bölümü, "Glass Wreck" ı ı önümüzdeki ı ı ı beklenen birinci cil-
dinde bulabilirsiniz. Bodrum ı Arkeoloji Müzesi Cam ı ğ ı Salonu'nda sergilenen
Serçe ı buluntusunun, metinde geçen ı ı ş ı ğ ı ğ ko-
nuya ğ ı ı ı ı önem ş ı ı ı
(15) Maden Teknik Arama Genel ğ ı ı İ Ankara, (1987).
102
adada ş sürülen (7) papazlann'< , ürettikleri ş ı büyük
bir ı ı ı ı ı ihraç ettiklerine ş
ğ Marmara ı ğ ı ı buluntusunun hemen ya-
ı ı tarihi dokümanlarda ı geçmeyen bir Ganos me-
tochionu muydu 7
Propontis bölgesinde ı ı ş daha et-
ı bir ş inceleyecek-, bir ş ı ı ı bu tip sorulara
ı ş ı ğ ı ı
1991 ı ı beri, Pronpontis bölgesinde çok yönlü olarak yü-
ğ ş ı ı elimizdeki verilerin ğ
ve en büyük ı ı olan, bir ı ı ı ş ı ı ı
ş için, bir ş ı sezonu ara vermek istiyoruz. Bu güne
kadar ı ğ ı ı ı ş ülkemiz arkeolojisine yeni bir boyut ge-
ğ ümit ederiz.
(16) Ada ı ı ı sürgün yeri olarak ı ı konusunda bkz. "Prokonnessos",
The Oxford Dictionary ofByzantium 3, p. 1730-1731.
(17) Önümüzdeki senelerde P. Armstrong ile Marmara ı ve ı ı kapsayacak bir
ş ı ı ı literatür ı ve ı ı ğ ı içindeyiz. Bu tip bir ş ı
örnek olarak bkz. Cyril Mango and Ihor Sevcenko, "Some Churches and Monasteries on
the Southem Shore ou the Sea of Marmara", DOP 27 (1973), s. 235-277.
103
104
Harita 1: Metinde a d ı geçen sit bölgeleri

Çizim i: Kuyu Buruu ı ğ ı kiremit ve çapa (in situ) çizimleri
Resim i: ı ı Burnu ı ğ ı ait ğ dü-
ş amphora
105
ı İ İ VE İ İ
Ş 1995
Mustafa H. SAYAR*
7-16 ğ tarihleri ı ı 1995 ı ı ğ Trakya
ı ş ı Istanbul, ğ Çanakkale ve Edirne illerindeki ören yer-
leri ve bu ören yerlerinden söz konusu illerin müzelerine ş olan
antik ı üzerinde ş olup, ı ş ı ı arazide
18, müzelerde ise 5 adet antik ı ş Böylece 1995 ı ı
ğ Trakya ı ş ı ı incelenen ı ı ı toplam 23'
tü ı
ur .
ğ İ ı ş ı
ı ş ı ı ı ilk bölümünde, ğ ili Marmara ğ il-
çesinde lokalize edilen ve Roma Imparatorluk Devri'nde Trakya eya-
letinin ş olan Perinthos ve çevresinde ı ğ ı ı yüzey
ş ı ı ı 1995 ı ı da sürdürdük (Harita). Bu ş ı kap-
ı Marmara ğ bir ş ı ı ı bulunarak Te-
ğ Müzesi'ne ş olan iki adet Roma İ Devri
mezar stelinin ı ı ı birinden, Perinthos kentinin birinci phylesine
mensup Aurelius Menianos'un ı kendisi ve ı ı için ı ı ğ ı
ş ı ı Mezara zarar vermeye ya da kendileri için kullanmaya
ı ş ı ş veznesine 500 Dinar ceza ödemeleri ğ de
ı belirtilmektedir. ğ stelin ı ı ise Perinthosun Theseis
isimli phylesine mensup Aurelius Asklepiodotianus Rufinus'un bu mezarr
(*) Doç. Dr. Mustafa H. SAYAR, Institut für Alte Geschichte, Altertumskunde und Epigraphik,
Universitat Wien, Dr. Karl Lueger Ring 1. A - 1010 Wien!AVUSTURYA.
(i) Bu ı ş izin veren T. C. Kültür ı ğ ı ı ve Müzeler Genel ğ
ı temsilcisi ğ Müzesi ş ı görevlisi Münire ş ı ve ı ş ı
ı ı ötürü Tekirdag, Istanbul ve Edirne müze müdürlüklerine ş ederim.
107
kendisine ı ı ğ ı ş ı ı Bu ı ı dikkati çeken bir yönü
de ı ı ı alt ı ı ş yer ı ğ ı metninin ve
ı gelen kei ğ ile son ı ı Bu durum büyük bir
ı ı Rufinusun ölümünden sonra ş ı ya da ğ ak-
ı ı gömülmesini öngörmesinden ancak bunun ş
mesinden ı Rufinusun mensup ğ phyle Pe-
rinthosun en eski phylelerinden biri olup, kentin Hellenistik Devir
ı ı da bu phyleye ğ ı söz konusu olan
her iki stelin de mezar sahiplerinin Aureliuslu isimleri nedeniyle M. S.
212 ı ı ı Constitutio Antoninianadan sonraya yani M. S.
3. ı ı ilk ı ı tarihlenebilecekleri ı ı ı
ı ş ı ı ı daha sonra ğ ili Hayrabolu ilçesi ı
sürdürdük. Bu bölgedeki ş ı ı ı ı ı Ortaca Köyü'nde
(Harita) ş olan erken Bizans Dönemi'ne ğ bir sütun
ş ı ğ ı ı inceledik. ş ı ı ve bitimi büyük ölçüde tahrip ş olan
tek ı ı ı ı orta kesiminde okunan Kyriaki ğ büyük bir
ı ı bu sütun ş ı ğ ı ı ı ı ğ ı ı ı ı ğ ı aziz ya da
ı ı vakfeden ile ş idi.
Ortaca Köyü'nün güneyinde bulunan bir tümülüsün (Resim: 1) kaçak
ı sonucunda tahrip ş ğ haber ı üzerine bu-
rada ı ğ ı ı incelemelerde dromoslu mezar ı kadar ş ol-
ğ belirledik (Resim: 2). ı ğ göre Hellenistik Devre ta-
ğ bu tümülüs ğ Trakya' da her geçen gün daha fazla
tahribe ğ yüzlerce tümülüsten sadece biridir. Geçen ı bil-
dirimde de bir ş tümülüsün ı ile ğ ı ı olarak ğ ğ
gibi Trakya tümülüsleri için ivedilikle bir kurtarma projesi ı
ğ ı bölgenin kültür tarihi ile ilgili belgelerin sap-
tanabilmesi ı ı büyük yararlar ı
İ İ ı ş ı
Geçen ı ş ı ı ı ı daha sonraki bölümünü İ ilin-
de ı ğ ı ı incelemelere ı ı Ancak bu kapsamda ğ ilk
ı ğ Müzesi'ne Istanbul ili Çatalca ilçesine ğ ı Çift-
likköy'den ş olan kare biçimli bir ş ğ ı ı idi. Uzerindeki
Roma Imparatorluk Devri'ne tarihlenen çok silik durumdaki ı ı oku-
nabilen harflerinin ı ı ı ş ı ı ğ ı göre ğ ı ı ğ ı bir yü-
zünde bir pazar yeri görevlisinin ı geçmekteydi. Ancak ı ı çok
ş ı ı ş ı nedeniyle ne bu görevlinin ismi ne de hangi ğ ı ı bi-
riminin ı ı ş ğ ı ı ğ ı ı birimi
belki de Roma Imparatorluk Devri'nde ı en ı ğ ı ı öl-
çülerinden biri olan 327,45 gram ğ ı ı ğ ı litra idi. ğ bu ı
108
ğ ğ ı ı ğ ı 850 gram olan bu eser 2, 6 litraya ş ğ
ğ ı bu eserin ğ bölgelerinde de ı ğ ı ı
birimi olarak ı ı ğ ı 19. ı Silivri ilçesine ğ ı ı ı ı
Köyü'nde ş olan bir ğ ş ğ ı ı sayesinde bi-
linmektedir- . Az önce ğ ş ğ ı ı gibi kare biçimli olan
bu ğ ı ı ğ ı bir yüzünde Mna Perinthia öbür yüzünde de bunun 5 litra
ğ ı ı ğ ı ğ belirtilmektedir. Ancak gerçek ğ ı ı ğ ı 1503 gr olan bu
eser 327, 45 gram olan bir litraya göre ı ğ ı ancak 4,59 litra
ğ ı ı ğ ı ı Bu durumda Perinthos ve çevresinde Hellenistik Devir'de
ı bir ğ ı ı birimi olan Mna Roma Imparatorluk Devri 'nde ye-
rini zamanla litra 'ya ı ı ş ı Bu eser de büyük bir ı ı Roma
İ uk Devri 'nin ş ı mna' dan litra 'ya ş döneminde
ı ı Bir Perinthos ı ı da 365 grama ş ğ ol-
ğ ğ ğ ı Köyün'de ş olan bir ğ ş
ğ ı ı sayesinde ğ
İ ilinin Trakya bölgesindeki ilçelerinden Silivride lokalize
edilen antik Selymbria kenti ve çevresinde ı ğ ı ı ş ı
ı ı ğ eski ş (Harita), metruk Rum
kilise ı ı ş ş ş durumdaki ğ ı inceledik.
ı ı ilk ı ı ı üzerindedir. ı ı devam
eden ı ı daha sonraki dört ı ı ı ş ı ı ı ı ı ş ı
görülmektedir. ı ı bu eserin Roma Imparatorluk Devri'nde
Hypsistos isimli ı (= Theos Hypsistos) ı ş bir sunak ğ
ı Uzerindeki ı daha sonra beton ile ı ı
nedeniyle çok tahrip ı ğ burada ğ tarafta ayakta duran
giyimli bir erkek figürü seçilebilmektedir. Bu büyük bir ı ı adakta
bulunulan ı ı ı ı Trakya ve Anadolu'nun birçok yerinde
ı ı ı olan Theos Hypsistos ı semitik kökenli bir ı olup antik
Yunan mitolojisinde en yüksek ı gelen Hypsistos epithetonu ne-
deniyle Zeus ile bir ş Bugüne kadar saptanan epigrafik bu-
luntulara göre Roma Imparatorluk Devri'nde Trakya' da Zeus Hypsis-
tos'.a 13, Theos Hypsistos'.a ise 6 adak ı ı ş ğ
adak ı ı ı ı ayakta tasvir ş olan ı ı Trak-
ya'daki ğ adak ı görülen Zeus ı çok ben-
zemesi, burada ı ı görünümünün Zeus ile ş ş ğ ancak,
ı ı Theos Hypsistos olarak ğ göstermektedir.
Büyükçekmece Gölü çevresinde ı ğ ı ı ş ı ı ı da
(2) Bu ğ ı ı ı bkz. G. Seure, Une Mine de Perinthe, Revue de Numismatique 16,
1912,91 ydd.
109
gölün ı ı ı ı Ahmetli Köyü'nün (Harita) hemen ı ş ı bir Bi-
zans kalesinin ı ı ı ı (Resim: 3). Ahmetli Köyü önceki
ı burada bulunan Roma Imparatorluk Devri'ne tarihlenen mezar
stelleri nedeniyle dikkati çekmekteydi. Söz konusu kale göz önüne
ı ı ğ ı ı Roma ve Bizans devirlerinde ı ı olarak iskan
ş bir ş ğ ş ı ı Bugünkü Büyükçek-
mece'de lokalize edilen ve ğ boyunca Istanbulu ı ğ
antik yolun üzerinde önemli bir yol istasyonu olma ğ koruyan
ı ı 10 km kadar kuzeyindeki bu kalenin Bizans Devri'nde hangi
stratejik nedenden ötürü buraya ş ğ ancak yerinde ı
ı ı ı inceleme ve sondajlarla saptanabilecektir.
Büyükçekmeceye ğ ı Güzelce beldesinde (Harita) ı kul-
ı bir ş ş ş durumdaki beyaz mermerden bir
lahit teknesi üzerindeki üstü ı ı ı ş olan tabula ansata içindeki antik
ı ı sadece son ı ı birkaç ı ı ı ı seçilebilmektedir.
-(Resim: 4).
İ Maslakta bulunan ş ş Lisesi bahçesindeki çok
ı antik ve ı Devri'nden kalma mimari parça ı gör-
ğ Roma Devri'ne ait, üzerinde veda. sahnesi ı ile bir
mezar ş bulunan mermer stel bu ı Istanbul ilinde ı ğ ı ı
ı ş ı ı ğ epigrafik buluntular ı ı
Edirne İ ı ş ı
1995 ı ı Trakya ı ş ı ı son bölümünü ş Edirne ilin-
deki ş ı ı ı ı ı Edirne il merkezindeki bir caminin ye-
nileme ı ş ı ı ı bulunduktan sonra müzeye ş olan
Roma Devri'ne ait ş ı bir lahtin ı ı incelendi. Tabula an-
sata üzerindeki ı büyük ölçüde tahrip ş olup metnin sadece ta-
bula ansata ı kalan son iki ı ı tabula ansata da isminden
bahsedilen ş ı 30 ş ı iken ğ okunabilmektedir.
110
i
T
N

R
H
E
G
l
O
N

:
O
<

i
l
k
Ç
d
<
m
"
"
)

S
o

ı

D
E
L
K
O
S
(
T
m
o
s
)
p
Ç
a
t
a
l
c
a
o

ı

.
R
p
.
:
B
l
Z
"
;
(
V
;
,
,
)

(
w
a
y
o
)
.
,
'

S
a
r
!

.
:
-
G
i
l
n
g
'
i

ı
'.

.
M
"
"
"
E
r
i1
c
Iite
B
a
b
a
e
s
k
i

"
.

ı

K
lR
J
(
L
A
R
E
L
!

ı
ı
K
u
r
t
d
e
r
e
;
V
lA
E
G
N
A
T
/A

M
a
ik
,r
a
_
.
_
.
.
.
-
.
J

ı


.
-
.
<
'"
.
/
f
'
-
-
"
"
i \ i
r
.
r
.
(
....
.....
)
.
"
'H
A
D
R
I
A
N
O
P
O
L
J
S

İ

i

.
.
.
.
.
\
.
'
,
"
"
-
" i
.
i
'. '
. 1
,
(
\
:
/
.
'
"
>
:

.
:

ı

:

D
o
lu
o
:a
le
P
lO

ı

ı

ı

L
-
}
ı

ı

.....

t
P
A
.
P
R
O
K
O
N
E
S
S

i
)
;

.
.

i

.
-
.
,
/
i .
"
\
(

.....
ı
,
.
/

A
I
llO
S
(
E
n
u
)
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
H
a
r
i
t
a
1
:
B
u
l
u
n
t
u
y
e
r
l
e
r
i

ı
Resim i: Ortaca Tümülüsü'nün kuzeyden görünümü
Resim 2: Ortaca Tümülüsü mezar o d a s ı n ı n kaçak k a z ı ile girilen kesimi
112
Resim 3: Ahmetli Köyü ı Bizans kalesi ı ı ı
Resim 4: Güzelce beldesinde ş ı labit teknesi
113
İ İ İ İ VE İ İ
Ş 1995
Mustafa H. SAYAR*
25. 8 - 20. 9. tarihleri ı ı ı 1995 ı ı Kilikya epigrafi ve
tarihi - ğ ş ı ı Adana, ı Antalya iIIeri ören yerleri ve
bu ören yerlerinden ı geçen illerin müzelerine ş olan antik
ı üzerinde ş .1995 ı ı Kilikya ı ş ı kap-
ı incelenen ı ı ş ı ı ı 88'i arazide, 325'i mü-
zelerde olmak üzere toplam 413'tür. ı bir adet Geç Roma- Erken Bi-
zans Devri ş yeri ı ş ı
ı Kilikya ı ş ı
19?5 ı ı ı Kilikya ı ş ı ı her ı ğ gibi bu ı da
Roma Imparatorluk Devri'nde ı ş ve en büyük ş
olan Anazarbos'un güneyindeki bir su ı ş ı ş ı
ı ı ortaya ı 5 adet mezar ğ ı üzerinde ı ğ ı ı in-
celemelerle ş ı (Harita). Mezar ı birinin ı ı
M.o. 19 ı ı ş Anazarbos ı göre verilen 174 ı ı ı
dayanarak bu ı M. S. 155 ı ı tarihleyebiliyoruz. Mezar su-
ı ı ı ı isimlerden bu ş ı ı ı aileye mensup ol-
ı ş ı ı Mezar ı birinin ı ı Lucius
Lucceius Veturianus'un ı velinimeti Aphrodisia için ı ı ş ol-
ğ bir ğ ı da Lucius Lucceius Veturianus'a ı ı Kerkenia
Regina ı ı ı ı ı ğ ı ş ı ı Epigrafik ve ar-
(*) Doç. Dr. Mustafa H. SAYAR, Institut für Alte Geschichte, Universitat Wien, Dr. Karl Lu-
eger Ring 1, A - ı ı Wien/AVUSTURYA.
(1) Bu ı ş izin veren T. C. Kültür ı ğ ı ı ve Muzeler Genel ğ
ı Temsilcisi, Mersin Müzesi ş ı Görevlisi Filiz Kereme, özverili
ı ş ı ş ı ı ş ı ı geçmesine büyük ı ı ı Trakya Üniversitesi
Klasik Arkeoloji Bölümü ş ı Görevlisi ş ı Ş , Mersin Universitesi Klasik Ar-
keoloji Bölümü ş ı Görevlisi Murat Durukana ş ederim.
115
keolojik belgeler sayesinde özellikle M. S. 2. ı ve 3. ı ı ilk
ı ı ğ ı sahne ğ bilinen Anazarbos Güney Nek-
ropolü'nde bulunan bu aile ı ilk kez söz konusu epigrafik buluntu
sayesinde M. S. 2. ı ı tarihlenebilmekte ve içindekilerin
ı ve ı ş birlikte tespit edilebilmektedir. Ancak
kanal ş ı ş ı ı ı söz konusu mezar ı ı
içinde ya da çevresinde ğ mezar ı ı geriye çok az mi-
mari parça ı ğ ı bunun ne tür bir mezar ı ı ğ belirleme
ğ ı ı tamamen ortadan ı ş ı
Anazarbos antik kent bölgesinde 1995 ı ı ğ
ş ı ı ı ı ğ ı ı 8 adet epigrafik buluntudan biri daha
önceki ı ı ı sayesinde Kasaitis epithetonu ile ı ı ğ ı ı
ı Aphrodite'ye ı ş yuvarlak bir ı Burada Aphrodite'ye
E1tllKôq>, yani ı ı ş ı ı dinleyen ı olarak sunuda bu-
ı
6
1995 ı ı Çukurova ş ı ı ı en önemli ı biri de,
Anazarbos'un su ı ikisinin yerlerinin belirlenmesidir. Bu
kaynaklardan biri Anazarbos'un 25 km ğ ş
(Harita) Köyü ı Sombaz ı ğ ı ı Suyun ğ
ı ı ğ ı yerde anakaya üzerine ı ı ş olan bir adak ı ı bu suyu
ğ ı ğ ı için nehir ı ı sunuda ı Bu ğ ı
ı ı ğ ı ı gözlemler sonucunda suyun bugün ı alan
içinde kalan bölgede ş ş toprak borularla Anazarbos yönüne sev-
ğ belirledik. Anazarbos'a su ğ ğ bir kaynak ise Ana-
zarbos'un 12 km ı ı ı Köyü'nde (Harita) bu-
ı Bu kaynaktan ı suyun da ş ş toprak borularla
Anazarbos'a ı ı ı ğ ı ş ı ı Böylece Anazarbos'a kuzey ve
ı su ş ı ve bugün halen ı ı ı görülen su ke-
merlerine verilen suyun ı ı ş ı
Anazarbos'un kuzeyindeki köylerden ı ı (Harita) ı
ğ ş ı ı ı tahrip ğ hangi amaçla dik-
ğ ı ğ ı ı bir isim listesinin en üst ı ı görülen
ı ğ burada bir mimar ı ğ ğ daha
sonraki ı ı geçenlerin ise bu ı ş ğ bir ı
ı ı ı bulunanlar ı ı tahmin etmekteyiz. Bunlar belki
de bir ğ üyeleri idiler. Metnin ı cepheden görülen figür,
ş ğ ı indirdi ğ ğ elinde ve ı ı ı ğ ı sol elinde birer dal tut-
ı
116
Anazarbos'un kuzeyindeki ş ı ı ı ı ı Kozan ilçesine
ğ ı ş Köyü'nün birkaç km kadar ı ı ı arazi
içinde bir ören yeri ğ haber ı Yöre ı ı Ga-
ğ (Harita) olarak ı bu ören yerinde genellikle Bizans
Devri'ne ait ı ı ı ı ve mozaik tabanlar gördük.
ı Kilikya 1995 ı ı ı ş ı ı ı saptanan ğ bir
önemli buluntu da Seyhan Nehri'nin ı ı Akören 'de (Harita)
ş ı ı ı sürdüren Dr. Gabriele Mietke'nin Kuzey Kilise-
si'nde ğ 'iki blok üzerindeki ı metne ait ı ı ı ı ı
rahip Gerontios ile Diakon ve Oikonomos'luk görevlerini yürüten, yani iç
hizmetler ve mali yönetimden sorumlu Elianos ı ı ı bu ke-
siminin ı ğ ı belirtilmektedir. Bu ı ı geçen Gerontios
ve Elianos'u Akören'de önceki ı bulunan ı ı ı
ı kilisede ş olan M. S. 504 ı ı tarihlenen bir ı Ge-
rontios ş hizmetçi =archidiakon, Elianos ise yine oikonomos olarak
ş ı ı ı Akören'deki Güney Kilisesi'ne ait M. S. 546 ı ı
tarihlenen bir ş ı ı ı Gerontios'un ı rahiplik rütbesine
ş ı ğ ı ı görmekteyiz. Bu durumda yeni bulunan ancak üzerinde ta-
rihleme verilmeyen ı ı M. S. 546 ı ı veya bunu takip eden birkaç
ı içinde tarihlenebilmesi mümkündür.
ı Kilikya'da 1995 ı ı ı ş ı ı Kadirli ilçe mer-
kezinde lokalize edilen Flaviopolis, antik kenti ve çevresinde ı ğ ı ı
incelemeler ı ı Kadirli'nin ş ı 22 km kadar ku-
ğ Koçlu Köyü (Harita) ı üst ı ı ı büstü
ş ş bir mezar steli ı Yüzü, gövdesinin üst
ı ı ve ğ ğ tahrip ş bu eserin ı ı Valerius isminde
bir ı steli ı ı Kyrila için ı ı ğ ı ı ğ Roma İ
paratorluk Devri'nde Toros ğ ı üzerindeki antik ş gö-
rülen bu mezar ş ı ı ğ iki benzeri de Adana Bölge Müzesi'nde bu-
ı Kesin buluntu yerleri bilinmeyen bu iki stelin üst
ı ı ı ölen ş yüzlerinin cepheden ı gö-
rülmektedir. Bu kabartmalarla ş öldükten sonra yüzlerindeki ifa-
denin ı ı ı ğ ı ve ölenlerin ı ı ı bu sayede hayattaki ı ı
ı ş ı ı ş ı ı ğ ı ş ı ı
ğ ı Kilikya ı ş ı
Bu bölgedeki ş ı ı ı ı ilk bölümünde İ ili ı ı ı için-
de bulunan Pompeiopolis, Elaiussa-Sebaste, Korykos, Diokaisareia, Se-
leukeia, Klaudiopolis antik kentleri ile ı çevrelerindeki ı
117
Kale; ı ı Emirzeli, Yeniyurt, ı Akkum, ı Kum-
kuyu, ı örenyerlerinde önceki ı ş ı ş olan epigrafik
ve ğ incelemelerimize devam ettik. Bu ı ş ı ı
ı ğ ı ı ı biri ğ ı Vadisi içinde (Harita) ı ı ı
izlenebilen antik yol üzerindeki dört mil ş ı biri üzerindedir. Söz
konusu mil ş ı üzerinde ı zamanlarda ı ı ş biri Eski Yunanca -
Latince ve ğ ı Latince iki ı saptayabildik. Bu ı
daha geç döneme ğ Latince ı ı metninin 1. ı ı
ş ı ı ğ ı ı söz konusu mil ş ı M. S. 4. ı ş ı Tet-
rarchlar Dönemi olarak ı ı dörtlü yönetim ı ı birlikte
hüküm süren imparatorlar ı ş idi. Bu ı ı üçüncü
ı ı Maximianus ğ dayanarak bunun M. S. 293'ten 3ü5'e
kadar süren 1. Tetrarchie döneminde Diokletian ile birlikte hüküm süren
Maximianus ğ tahmin ediyoruz. Ancak ı ı silik ı bu
konuda kesin bir sonuca ı ş ı ı Bu ve ğ üç mil
ş ı ile en ı ğ ı Vadisi'ndeki ı ş antik yol
Lykaonia ile Kilikya sahilindeki Korykos antik kenti ı en ı
ğ ı ı ğ ı Bu arada 1. Tetrarchie dönemine tarihlenen mil
ş ı Korykos'un geç antik devirde artan önemine paralelolarak bu yol
ğ ı ı ı da ı dönemde ğ gösteren bir belge ni-
ğ 1994 ı ı ş ı ı ı ı ı ğ Tahgeçit -
ı (= Güvere) üzerinden Elaiussa-Sebaste'ye ş antik Roma
yolu da (Harita), ğ ı Vadisi'ndeki yola paralel ve onun birkaç km
ğ ı . Böylece Roma Imparatorluk Devri'nde
ve Geç Antik Dönem'de Anadolu'nun iç bölgeleri ile Akdeniz ı ı ı
antik kentler ı ş ı ı ğ ticareti ş ı ve kriz
ı süratle asker sevkedebilmek için ğ ı arazinin olanak
ı ı ğ ı yerlerde yol ı ı büyük önem ğ ş ı ı
ş ı ı ı ı daha sonraki bölümünde Yeniyurt Kale'de (Ha-
rita) ş malzeme olarak ı ı ş olan bir onur ı ı ı ı ı in-
celedik. M. O. 1. ı ı ğ ı ı bu
eserin civardaki bir kutsal alanda rahiplik görevini ş olan Mith-
radates isimli ş ı ğ heykellerden birinin kaidesine ait bir blok
ğ ı ı ı birinci ı ı ı ı ı ne
tür heykeller ı da belirtilmekteydi. Ancak bu ğ ğ ı ve
solunda yer alan bloklar ş ğ bu hususta daha fazla
bilgi edinmemiz mümkün ı Belki de Mithradates'in görevli
ğ kutsal alan, antik devirdeki ı henüz bilinmeyen, Roma ve Bi-
(2) Bu Roma yolunun buluntu haberi ı bkz. Mustafa H. Sayar, Kilikya'da Epigrafi ve
ğ ş ı ı 1994, XIII. ş ı ı ı ı 1. İ Ankara
1996,56 f.
118
'."i
zans devirlerinde ı ı olarak iskan ğ ş ı Yeniyurt
Kale'nin- ğ tepenin üzerinde idi. Çünkü Lamas (= Limonlu) Va-
disi ı çevreye çok hakim bir konumda olan Yeniyurt Kale'nin
yeri böyle bir kutsal alan için çok uygundur.
Orta ğ ı Kilikya'dan ğ bir ilginç buluntu ise bugünkü Mut il-
çesinde lokalizeedilen Klaudiopolis (Harita) ı ş olan su-
vari ı bir mezar steli olup, ı ı bu eseri L(ucius) Vale
(n)s'in bir süvari ğ decurio (= ı ı 30 ya da daha
fazla süvari bulunan süvari ğ ı olarak görev yaparken ölen
Suaspos ismindeki ı ı ı ı ş ı ı Suaspos 'un
görevli ğ birlik, ı geçen Pary«n sözcügünden ş ı ı ğ ı
ı bir Parth süvari ğ yani, Latince ı Ala Parthorum
ı ı Kilikya'da ı ğ ı ilk kez bu ı ile saptanan Parth süvari bir-
liklerinin M. S. 3. ı ı ilk ı ı Parth ş ı ı ı Parth
ordusundan kaçan askerlerden ş Roma ordusunda auxiliarii
ı verilen ı ı birlikler ı ı ı ı ş ı ı bi-
linmektedir. ş kavimlere mensup, ğ Roma ş ı ol-
mayan askerlerden ş ı ı birliklerin ı Traian devrinden
beri Ala Parthorum isimli bir okçu ğ ı ı ş
ı ı ı ğ ı ı Severus Alexander ve Maximinus ı ı görev
ı ı ı Herodian (VI 7, 8; VII 2, 1) ve Historia Augusta'dan ğ
renmekteyiz. Roma ordusuna mensup askeri birliklerin listelerini içeren
Notitia dignitatum isimli M. S. 4. ı ğ ı da equites sagittarii
Parthi ı bir ı okçu ğ bahsedilmektedir. ı M. S. 3
ı ı ilk ı ı itibaren Roma ordusunda, ı ş ı
ş ı ı ğ ı kalan piyade sisteminin terk edilerek yerine hareket ye-
ğ yüksek ı birlikler ı ş ı ğ ı bilinmektedir. Yine
M. S. 3. ı ş ı itibaren artan Parth seferleri ı ı Ki-
likya, ı ı en ı eyalet olarak ğ askeri birlik ı
sahne ı Decurio Suaspos M. S. 3. ı ı belki de
bu sevkiyatlardan biri ı ı Kilikya'da ş Burada dikkati
çeken, ı büyük bir ı ı ı birlikte görev yapan ı
ı ı ı ı ş ı ı Bu ı ile ilk kez Kilikya'da geç Roma
Dönemi'nde bu tür bir ğ ı ğ ı belgelenmektedir.
1995 ı ı Kilikya ı ş ı ı son bölümünü ise Antalya ili, Ga-
ş ve Alanya ilçelerindeki ı Kilikya antik kentlerinden Antiocheia
ad Cragum (= Güney Köyü) ve Syedra'daki (= Sedre) ş ı ş
turdu.
(3) Yeniyurt Kale ı bkz. F. Hild - H. HeIlenkemper, KiIikien und Isaurien, TIB 5 (Wien
1990) 462 Yeniyurt Kale maddesi. Yeniyurt Kale'de i 994 ı ı ı ğ ı yüzey ş ı
ı ı ı ı bkz. Mustafa H. Sayar, Kilikya'da Epigrafi ve Tarihi-Cografya
ş ı ı 1994, XIII. ş ı ı ı ı 1. Cilt. Ankara 1996,57.
119
Bu ı ş ı ı Antiocheia ad Cragum antik kentinde (Ha-
rita) ğ bir heykel kaidesinin ı ı Aurelia Rufina isminde
bir ı ı ş ve halk meclislerinin ı ile ı ı ı ğ ı anla-
ş ı ı ı ı ı ı ı nedeni büyük bir ı ı ı
kentin ı ı bulunan zengin ı biri ı ı
Antiocheia'da daha önceki ş ı ı ı saptanan epigrafik bu-
luntular ı bu tür onur ı ı ı ı
1995 ı ı Kilikya ı ş ı ı ı ğ son ı
Syedra antik kentinde (Harita) Alanya Müzesi Müdürü Dr. Ismail Ka-
ramut ş ı ğ ı ı ı ı ı bulunan bir stel üzerindeki
48 ı ı imparator mektubu metnidir- .
Stelin ı ı ğ ı çelenk içinde görülen ve ş "sen birincisin" ses-
ş ile ş metnin daha sonraki ı ı bu ı ı Imparator
Septimius Severus ı dördüncü kez imparator ı ı ı ğ ı M.
S. 194 ı ı ı ı ı ile üçüncü kez halk tribünü ğ ı ı ı 9
ı günü ı dönemde Syedra ş ve halk meclisleri ile yö-
neticilerine, ş ğ bir elçi ı ı ğ ı verilen ı ni-
ğ mektup ğ ı
ı ı ğ ı ı tam metnini ğ ı ı ilk bö-
lümünde, Septimius Severus önce ı ı ı ve ş
ı ı ı ş ı ş kahramanca ı ı ve bu ş
ş ı ı ğ cezaya ı ı ı ğ ı ı belirtmektedir. İ
ı ş ı ı beraberindeki ş ı ı da ı kal-
ı güvencesini vermektedir.
Metnin daha sonraki ı ı Severus, ı ı
zorla götürüldükten sonra tekrar geri dönen ş birlikte kur-
ban kesmelerini, geri ş ı ı gösterdikleri kah-
ı ğ ı övmelerini ı vermekte ve ı ş ı öteden beri var
olan olumlu ş ı ı ı sürdürmelerini istemektedir. ı ı son
ı ı da bu ı getiren elçi Publicius Naso ğ Maximus'un ı
geçmektedir.
Elçinin hangi istekle imparatora ğ ı metninde ı be-
lirtilmemekle birlikte imparatorun ş elçisine ğ ı M.S.
194 ı ı Septimius ı ile Pescennius Niger ı Roma İ
ğ tek ş ı hakim olabilmek için ı taht ı
(4) Dr. İ Karamuta bu ğ tarihi belgenin ı ı görevini bana ğ
ötürü ş ederim.
120
ı ı ğ ğ bölgelerinde ğ gibi Kilikya'da da or-
taya ı otorite ş ğ ı ı ğ ı ı Roma lejyon-
ı ı disiplininden ı ı asker ve ı Syedra ş sal-
ı ğ ı ı ş ı ı Söz konusu taht ı M. S.
194 ı ı ı Septimius Severus'un, generallerinden P.Cornelius
Anullinus ı bir orduyu, Pescennius Niger'in ordusuna ş ı sa-
ş üzere Anadolu'ya göndermesi ve ,bu ordunun 194 ı ı Nisan ı
ş ı Pescennius Niger'in ordusunu Issos ile Iskenderun ı
Kilikya ı ı ı büyük bir yenilgiye ğ ı son bul-
ş Antiocheia'ya kaçan Niger'in ı öldürülmesinden sonra
Septimius Severus Perinthos'tan hareket ederek, ı ı Suriye'ye
gelip burada dördüncü kez imparator ı ı ı ş ı
Septimius Severus'un Syedra elçisini bu olaylardan sonra Suriye'de
Laodikeia'da (= bugünkü Lazkiye) ğ ı kabul ş olma-
ı kuvvetle muhtemeldir. Büyük bir ı ı ı Severus'un bu ş
ı ı ş ı askerler ı zorla götürülen ı ı
geri dönebileceklerini ve ı ı ı ı ı ı belirtme-
sinden sonra, Syedra yöneticileri ve meclisleri ş merkezi bir yeri
olan Sütunlu Cadde'de herkesin ğ bir yere dikilen stel üzerine
imparatorun ı ı ı karar ş
(5) Cassius Dio 74, 7, 1; Herodian 3,4,2.
(6) Septimius Severus'un Laodikeiada ı ş ı geçirmesi ı bkz, Malalas L. XII, Ed. L.
Dindorf. Bonn 1831,293.
121
-
"
" \
'
\

/

ı

a
l
'
l
s
s
o
n
/
[
s
k
e
n
d
e
r
u
n

R
e
s
s
e
s

<
,
(

A
.
d
"

ç
_
O
"
"
d
'"
,
i
i
i
K
i
i
j
"
"
"
.
.
K
a
ç
"
-
l
"
'
0
"
"
K
o
z
a
n
O
"
a

ı

"

ı

-
:

ı

ı
ı


(
_
'
.
I
.
.

ı



"
F
1
a
V
;
o
!
"
,
"
,
.
.

K
a
d
H
I
i
,

.
t
"
"
.
.
.
N
u
"
"
'"
I
!
U

M
o
p
s
u
k
n
:
:
n
e
J
'
-
M
g
"
"
.
-
'
'
j
.
,
-
,
,
-
-
ı

ı

.>
..'"

b
a
h
.
H
I
"
"
"
"
.
.

,
v
i
;
'

,
4
:
-
v
.
:
:
.
'"
O

1
'
\

"
d
r
.u
.s
o
s

ı

ı

ı

ı

ı
ı

I
S
A
U
R
1
A
0
1
'1
,<
O
A
Ö
L
l
K
K
S
e
l
i
n
u
s
l
W
u
m
o
s
1
ı

t
K
Y
A

K
,
,
,
,
.
.
-
-

ı

s
,
'e
o
i
:
d
.



M
,
y
d
a
n
c
.
l
:
b
J
,

ı

ı

ı

-
.
.
.
.,
_
.
-
:
-
<
.
.
-
/
l
f


A
n
'n
':
.

n
o
.
ı

'r
>
t
S
y
c
d
r
a
'
·

ı

.
.

ı


L
a
e
n
c
s
A
K
D
E
N
İ
z
H
a
r
i
t
a
1
:
B
u
l
u
n
t
u
Y
e
r
l
e
r
i

ı
İ 1995
Frank RUMSCHEID *
Dank der Erlaubnis des türkisehen Kulturministeriums konnten vom
18. September bis zum 28.0ktober 1995die archaologischen Forschungen
in der Stadt Milas und ihrer naheren Umgebung fortgesetzt werden'.
Unter der Leitung von Frank Rumscheid (Archaologe) nahmen die Ar-
chaologin Jutta Rumscheid, die Architektin Jutta Pecher, der Photograph
Dieter Johannes, die Architekturstudenten Funda Elif ğ Peter Haug
und Arnd Hennemeyer sowie der Geodasie-Student Joehen Müller teil.
Ahmet ş vom Archaologischen Museum in Istanbul vertrat das
T.C.Kültür ı ğ ı und war wesentlich daran beteiligt, daB die Ar-
beiten gut vorankamen und neue Ergebnisse mit sich brachten. Wie schon
im Vorjahr unterstützte uns Olcay Akdeniz aus Milas nicht nur in orga-
nisatorischen Dingen, sondern förderte durch Hinweise auf antike Reste
auch direkt unsere wissenschaftliche Arbeit.
Mit Hilfe des Bebauungsplanes wurde weiter systematisch nach
Überresten des antiken Mylasa im heutigen Stadtgebiet gesucht. Diese
Arbeit konnte mit dem Abgehen der Stadtteile ş Burgaz, Fi-
ş und teilweise ı abgeschlossen werden. In situ wurden
dabei auBer der altbekannten Befestigungsmauer um den ı ı ı Tepe
zahlreiche Felseinarbeitungen von Grabern am Südhang desselben
Hügels angetroffen. Eine Haufung von Grabdenkmalern, vor allem von
Columellae (Abb.l) und Rundaltaren, im Tal südlich dieser Felsgraber
und östlich des ş zeigt an, daB diese Gegend in
der Kaiserzeit Nekropole und nicht Stadtgebiet im engeren Sinne war.
(*) Dr.Frank RUMSCHEID, Deutsches Archaologisches Institut, ş Camii Sk. 48 TR-
80090 ş İ
(i) Für eine kurze Einführung und zu den Zielen der Untemehmung s. den Bericht über die
erste Kampagne im Jahre 1994 in: ş ı ı ı ı XIII, 1995 (1996)
123
Solche Beobachutungen sind wichtig, da bisher jede Spur einer Stadt-
mauer fehlt und man nach anderen Möglichkeiten suchen muB, die
genaue Lage der Stadt zu bestimmen.
Vor allem in den neu begangenen Stadtteilen stieBen wir auf viele
Einzeldenkmaler, von denen einige sicherheitshalber ins Museum ge-
schafft wurden. Auf zwei weitere gefahrdete Stücke, eine Löwenstatue
östlich auBerhalb der Stadt und eine Statuenbasis des Agrippa, die wir
mit unseren Mitteln nicht bergen konnten, wurden Mitarbeiter des Mu-
seums hingewiesen. Zu den Funden zahlen ansonsten allein IS, bisher
überwiegend unbekannte Inschriften, die W.Blümel bearbeiten wird, dar-
unter das Fragment einer Pachturkunde. Die Altfunde aus Mylasa und der
naheren Umgebung, die im Museum von Milas aufbewahrt werden,
konnten ebenfalls aufgenommen werden, soweit die Funde nicht aus Ret-
tungsgrabungen des Museums stammen.
Die Graber am alten Überlandweg nach Beçin, die im varigen Jahr
entdeckt worden waren, wurden in einem Lageplan und, soweit sie noch
ausreichend erhalten waren, in gröBeren Einzelaufnahmen festgehalten.
Die Decken der schon bekannten Graber sind stets tonnengewölbt. In-
sofem bedeutete ein neu gefundenes Grab, dessen Decke als flache
Kuppel gefarmt ist und das ein Arkosol in der Wand gegenüber dem Ein-
gang besitzt, eine typologische Bereicherung. Leider konnten wir das
Grab nur kurz skizzieren, ehe das Innere im Zuge von Bauarbeiten mit
Schutt gefüllt wurde.
Die weitere Untersuchung und Dokumentation des sog. Uzun Yuva,
also der S t a t u e r ı s a u l e des Menandros und ihres Unterbaues (Abb.2), er-
forderte mehr Zeit als erwartet, führte dafür aber auch zu interessanten,
über Voigtlanders Aufnahme- hinausgehenden Ergebnissen. Die Auf-
nahme des Grundrises, die schon 1994 begonnen warden war, wurde fer-
tiggestellt; hinzu kamen Zeichnungen der Ostansicht und Schnitte durch
die Ostseite und den rekonstruierten unteren Wandaufbau: Fragmente in
der Umgegend der Ruine sowie passende MaBe und Klammerlöcher er-
möglichten es, dem FuB des Uzun-Yuva-Unterbaues, dem sichtlich ein
ehemals eingesetztes Bauglied fehlt (Abb.3), einen Profilblock im Mu-
seumsgarten (Abb.t) zuzuweisen. Die Reliefomamentik des Blockes be-
steht aus Flechtband und kopfstehendem lesbischem Kyma. Ver-
gIeichbare Kymata sind aus spatklassisch-frühhellenistischer Zeit, aber
auch aus augusteischer Zeit als Rückgriffe auf solche alten Farmen be-
(2) WVoigtlander. Der 'Zeus-Karios'-Bau in Milas, in: Diskussionen zur archdologischen Bau-
forschung 5 (1991) 246-251.
124
kannt-. Die Ausführung des Flechtbandes, bei der das eigentliche Band
aus einer schmalen Rille zwischen zwei dickeren Wülsten besteht,
scheint dagegen erst im 3.Jh.v.Chr.zu beginnen und dann langer vor-
zukommerr'.
Wie lang die Ostseite des Uzun-Yuva-Unterbaues war, hatten die frei
sichtbaren Ecken schon immer erkennen lassen. Die Ausdehnung nach
Westen war dagegen bisher unbekannt. Es hatten sich allerdings schon
1994 mehrere Platten aus hellockerfarbenem Muschelkalk gefunden, die
anzeigten, daB der Bau weiter nach Westen reichte, als bis dahin nach-
gewiesen war. Diese platten bilden innerhalb der aulseren Marmorschale
des Baues, abgesehen von einigen Hohlraumen, eine massiv geschichtete
Masse. SchlieBlich fanden wir im Kohlenlager eines Hauses einen
Marmor-Orthostaten der Westwand, der parallel zur Ostwand steht und
dessen Oberkantenniveau mit dem der Orthostaten der Ostwand über-
einstimmt. DaB damit die Westausdehnung des Baues gefunden ist, be-
statigte auch eine Plattenreihe etwas weiter nördlich. Sie weist namlich
Klammerlöcher auf, wie sie nur an der Grenze zwischen Plattenfüllung
und Marmorschale anzutreffen sind. Damit laBt sich ein Bau re-
konstruieren, der von Osten nach Westen mit 36,15 m (gemessen an der
Orthostatenschicht) langer ist als von Norden nach Süden, wo er nur eine
Ausdehnung von 29,50 m erreicht.
Dieser rechteckige Bau war Teil einer gröBeren Anlage (Abb.5): Er
stand auf einer riesigen Terrasse, deren Südwestecke 1995 mit der Ecke
eines Wohnhauses identifiziert werden konnte (Abb.6). Die Terras-
senmauer ist im Osten und Süden, wo sie den Verlauf der Tabakhane-
StraBe fest1egte, weitgehend erhalten. Für die Annahme, daB sie im
Norden den gleichen Abstand zum Uzun-Yuva-Bau hielt, wie er im
Süden noch meBbar ist, spricht, daB die jetzt dort nicht sichtbare Mauer
dann den Verlauf der Belediye -StraBe bestimmt hatte.
(3) Spatklassisch-frühhellenistich: z. B. Kymata des Maussolleions in Halikamassos (F. Rums-
cheid, Untersuchungen zur kIeinasiatischen Bauomamentik des Hellenismus [1994] Taf.
47,4; 48,4), des Tempels in Messa (ebenda Taf. 96,3), alteste Kymata am Athena-Tempel in
Priene (ebenda Taf. 142,6; 152,8; 156,5; 159,7) und Kymata des Mausoleums von Belevi
(ebenda Taf. 12,5; 14,4; 15,1, - 3,6 - Augusteisch: Kyma an einem Pilasterkapitell des Ma-
zaeus-Mithridates-Tores an Ephesos (ebenda Taf. 37,3) und einer Pilasterbasis des Ken-
otaphs für C. Caesar an Limyra (ebenda Taf. 77,5).
(4) Vgl. die Beispiele an einem Altar-FuBprofil von der Theater-Terrasse in Pergamon (ebenda
Taf. 135,3), einem WandfuBprofil des Artemis-Tempels in Magnesia (ebenda Taf. 83,6), ei-
nem ı aus der Hellenistischen Villa auf dem samisehen Kastro Tigani
(ebenda Taf. 54,3) und am Opfertisch-FuBprofil des im dritten Viertel des 1. Jhs. v. Chr. er-
neuerten Heraion-Altares ebenfalls auf Samos (ebenda Taf. 176,5.7).
125
Insgesamt ergibt sich also erine groBe, quer zum Osthang des Hi-
ş ı Tepe angelegte Terrasse von ca. 130 x 90 cm GröBe, in deren
Westhalfte mittig der Uzun-Yuva Bau stand. Auf dessen Ostrand ist, auf-
falligerweise im Zentrum der Gesamtanlage, die Ehrensaule des Men-
andros errichtet. Man kann sie anhand der Familiengeschichte des Men-
andros, der aus einer der führenden und reichen Familien der Stadt
stammte, etwa in augusteische Zeit ı Der Baukörper, der die
Saule tragt, könnte ebenfalls aus dieser Zeit stammen. Die Omamentik
seines FaBprofiles reicht zwar zum Beweis nicht aus, würde aber zu einer
solchen Einordnung passen. Für die groBe Terrasse sichlieBlich gibt die
Hinterfütterung der auüeren Marmorschale einen wenn auch schwachen
Hinweis zur Datierung. Dort findet sich namlich der gleiche orange-
geIbe, weiche Stein, der auch innen beim fest zwischen 12 und 2 v.
Chr.datierten Augustus-Roma-Tempel in Mylasa verwendet worden ist.
Vielleicht ist also die gesamte Anlage in augusteischer Zeit von Men-
andros gestiftet worden, der dafür an so herausragender Stelle mit einer
Saule samt Inschrift und Portratstatue geehrt worden ist.
Die Funktion der gesamten Anlage, die wohl nicht allein der Ehrung
der Menandros gebient haben wird, ist unklar. Sichere Hinweise auf
einen Tempel oder gar ein ganzes Heiligtum gibt es bisher nicht. Auf-
fallig ist, daB neben der Saule, die auf der Ostwand des Rechteckbaues
verdübelt ist, keine Spuren weiterer Saulen zu finden sind- und daB der
Bau im Unterschied zu antiken Podien und Sockeln zwar ein schön ge-
gliedertes und omamentiertes faB, aber kein AbschluBprofil besitzt. Wei-
terhin würde nam, ware der Rechteckbau Wirklich ein Tempel, bei seiner
Lage auf der Terrasse einen Aufgang von der östlichen Schmalseite er-
warten, der aber nie vorhanden war. Merkwürdig sind schlieBlich min-
destens drei Hohlraume im Inneren des Rechteckbaues, die mit Stein-
planken abgedeckt, aber leider zur Zeit nicht genau einmeBbar sind".
Weitere Ergebnisse waren wohl erst zu erwarten, wenn man den Recht-
eckbau und die Terrasse zumindest teilweise von der heutigen Über-
bauung befreite.
Im Stadtteil ş wurde der GrundriB des Thermengebaudes
aufgenommen, das im vorigen jahr erkannt worden war und sich über
viele heutige Grundstücke erstreckt. Es ergab sich ein wohl zusammen-
hangender. möglicherweise aber umvollstandiger Komplex aus sechs
(5) Ebenda 32f. - Menandros war ein Enkel des Euthydemos, der "von seinen Vorfahren groBen
Reichtum und Ansehen geerbt" hatte (Strabo, Geographika 14,24).
(6) So schon Voigtlander a. O. 249. 251.
(7) Zu zweien dieser Hohlraume s. ı a. 0.248.
126
Salen (Abb.7). Die Schmalseiten des nördlichsten Saales sind halb-
kreisförmig ausgebildet, die Langseiten weisen Reihen von Bo-
gennisehen auf, so daB der Saal ein Apodyterium gewesen sein könnte.
Die dicken Mauern der Sale trugen vermutlich Tonngewölbe. Östlich der
Thermen wurde vor wenigen lahren bei Bauarbeiten ein Saulenschaft mit
NIKH-Inschriften gefunden. AuBerdem entdeckten wir eine inschriftlich
aufgezeichnete Siegerliste an einer Marmormauer, die wenig östlich der
Saulenschaft-Fundstelle noch in situ vorhanden ist. Diese beiden Indizien
und das geeignet flache Gelande lassen auf eine antike ı in
diesem Bereich schlieBen, die vielleicht mit den Therman nach Art eines
Therman-Gymnasion-Komplexes zusammenhing.
Der Verlauf des Aquaduktes, der seit dem 2.Jh.n.Chr.von Osten her
Wasser nach Mylasa brachte, wurde geklart und aufgezeichnet. Die
streckenweise gut erhaltene Wasserleitung ist über eine Lange von 2,5
km zu verfolgen. Wahrend die Leitung anfangs die Form eines Kanals
hat, der, wo es die Beschaffenheit des ı erforderte, auf eine
Mauer gesetzt, in einem Fall auch in einen Hügel (Karaganh Tepe) ein-
ı ist, besteht sie im Westen aus einer zweistöckigen Bogen-
konstruktion. Im Osten, wo in der Mauer unter dem Kanal auch ı
einer alteren Druckwasserleitung verbaut sind, ist die spatere Leitung bis
zur Türbe des Ş Dede nachzuweisen. Möglicherweise transportierte
der Aquadukt das Wasser mehrerer Quel1en, das östlich des spateren Plat-
zes der Türbe gesammelt worden ware, in die Stadt. Wir konnten jedoch
keine direkte Verbindung der heutigen Wasservorkommen mit antiken
Resten feststellen.
Rund um die Ebene, an deren Westrand Mylasa liegt, waren mit dem
ı ı ı Tepe ummittelbar nordjestlich der Stadt, der Kuyruklu Kalesi"
am Ostrand und der Beçin Kalesi am Südrand der Ebene bisher drei antik
befestigte Hügel bekannt, die wohl als Fluchtburgen der in der Ebene sie-
delnden Bevölkerung zu deuten sind. Eine weitere, erheblich höher ge-
legene Befestigung fanden wir 1995 rund um den knapp 580 m hohen
Nordgipfel des Sodra ğ der die Stadt Mylasa im Westen überragt.
Dieser Aussichtsposten, dessen Mauerwerk (Abb.8) noch aus klassischer
zeit stammen könnte, überblickte nicht nur die Ebene von Mylasa, son-
dem auch die im Westen anschlieBende, an deren Westrand sich die
antike Stadt Hydai befand.
(8) Dazu W. Radt, Kuyruklu Kalesi. Fluchtburg und Tyrannenfestung von Mylasa in Karien,
IstMitt 19/20, 1969/70, 165-176.
127
Am Nordhang des Sodra D a ğ gibt es weit über ein Dutzend riesige
Marmorbrüche, die zumindest teilweise schon in der Antike genutzt
wurden. Dies zeigen die typischen Abbauspuren, dies überliefert aber
auch der Geograph Strabo". Interessanter ist aber das erheblich kleinere
Marmorbruch-Gebiet um den westlichen Gipfel des B e ş i k t a ş Tepe, der
am Ostrand der Ebene von Mylasaliegt. Hier sind samtliche Spuren an-
tiker Marmorbruch-Technik wie in einem Musterbuch erhalten. Auch
Bauteile in Rohbosse und das Rohfabrikat eines kaiserzeitlichen Sar-
kophages mit Deckel (Abb.9) liegen noch am Ort.Aulserdem sind Reste
eines langgestreckten, wohl antiken Marmargebaudes zu sehen (Abb.lO),
dessen genauer Grundrif und Zweck noch zu klaren sind.
(9) Geographika 14,23.
128
İ 1995
Frank RUMSCHEID*
T.C. Kültür ı ğ ı ı izni sayesinde, Milas ve ı çevresin-
deki arkeolojik ş ı 18 Eylül-28 Ekim 1995 tarihleri ı
devam edildi'. Arkeolog Frank Rumscheid'in ş ı ğ ı ı sür-
dürülen ı ş Arkeolog Jutta Rumscheid, Mimar Jutta Pecher, Fo-
ğ ı Dieter Johannes, ı ğ Funda Elif ğ Peter
Haug ve Arnd Hennemeyer ile jeodezi ğ Joehen Müller ı ı
İ Arkeoloji Müzeleri'nden Ahmet ş T.C.Kültüt ı ğ ı ı
temsil ederek ı ş ı ilerlemesi ve yeni ı ortaya ı
ı büyük ölçüde ı bulundu. Geçen ı ğ gibi, bu sezon da
ı Olcay Akdeniz ı organizasyon ı ilgilenmekle
ı antik ı ı ı bilgisiyle, bilimsel ı ş ı
ğ ı ı oldu.
İ ı ı ı bugünkü kent ı içinde, antik Mylasa'ya
ait ı ı ı ı sistematik olarak devam edildi. Bu ı ş
ş Burgaz, ş ve ı ı mahallelerinin de-
netlenmesiyle ı ş ı ı ı ı Tepesi'ni çevreleyen
ve eskiden beri bilinmekte olan surun ı ı ı tepenin güney ya-
ı mezar için kayaya ş ş çok ı in situ izlerine ı
Bu kaya ı ı güneyindeki vadide ve ş Mezar
ı ı ı ğ en çok columellalar (Resim: I) ve yuvarlak su-
naklardan ş mezar ı ğ ğ bu yörenin Roma Imparatorluk
Dönemi'nde nekropol ğ dar anlamda ş ı ı ğ ı ı
gösterir. Bunun gibi gözlemler önem ş ı çünkü bugüne kadar kent su-
runa ait tek bir iz yoktur ve kentin yerini tam olarak belirleyebilmek için
ş yollara ş ı gerekmektedir.
(*) Dr.Frank RUMSCHEID, Alman Arkeoloji Enstitüsü ş Camii Sok. 48 TR-80090 '
ş İ
(i) ı bir ş ve ş ı ı hedefleri için 1994 ı ı ilk kampanya raporuna bkz:
ş ı ı ı ı XIII, 1995 (1996)
129
Özellikle yeni ğ mahallelerde birçok buluntuya rast-
ı ve ı ı ı güvenlik nedeniyle müzeye götürüldü. Kendi
ı ı koruma ı ı ğ ı ı ve tehlike ı bu-
lunduklardan, kent ı ş ı ğ bulunan bir aslan heykeli ile Ag-
rippa'ya ait bir heykel kaidesine, müze yetkililerinin dikkati çekildi. Bu-
luntular ı ı W.Blümel'in üzerinde ı ş ğ ı bugüne kadar
genellikle bilinmeyen 15 ı da ı ı ı bir ki-
ralama belgesi ı ı Milas Müzesi'nde korunagelen
(müzenin ı ğ ı kurtarma ı ı ele geçen eserler hariç) Mylasa ve
ı çevresinden elde edilen eski buluntular da derlendi.
Eski Beçin yolu ı yer alan ve ğ ı ş me-
zarlar, konum ı ve yeterince korunanlar büyük ölçüde de bel-
gelendi. Bilinen ı ı ı hep ş tonozludur. ı ı
kubbe biçiminde olup, ş ş ı ı duvarda, bir arkosole sahip
yeni bulunan bir mezar bu ı tipolojik zenginlik ifade eder.
Ancak ı içi ş ı dolmadan önce, ı basit bir
eskizini ı
Uzun Yuva denilen, Menandros'un heykelinin ğ sütun ile alt
ı ı ı (Resim: 2) incelenmesi ve belgelenmesi öngörülenden daha
uzun sürdü, ancak Voigtlander'in plan çiziminine ötesinde ilginç sonuçlar
getirdi. 1994 ı ı ş plan çizimi ı buna ğ gö-
rünüm çizimi ile ğ cephesinden ve rekonstrüksiyonu ı ı ş alt
duvar örgüsünden ı kesitler eklendi. ı ı ı ı ı ı ı
fragmanlar ile uygun ölçü ve ı delikleri, ş göre eskiden
geçmeli bir mimari ı eksik olan (Resim: 3) Uzun Yuva alt ya-
ı ı ı ğ ı müze bahçesindeki profilli ğ (Resim: 4) ğ
gösterdi. Bu ğ kabartma bezemesi, örgü ş ve ters Lesbos
ı ş Benzer kymalar Geç Klasik- Erken Hellenistik dö-
nemlerinden, ama ı ş Augustus döneminden de eski formlara
geri ş olarak bilinmektedir' . ı ş iki ı ğ ara-
ı dar ince bir oluktan ş ğ buna ş ı örgü ş uy-
(2) WVoigtlander, Der 'Zeus-Karios'-Bau in Milas, Diskussionen zur archdologischen Bau-
forschung 5 (1991) 246-251.
(3) Geç Klasik-Erken Hellenistik: Mesela Halikarnassos Maussolleion'un (bkz. F.Rumscheid,
Untersuchungen zur kleinasiatischen Bauornamentik des Hellenismus [1994J Lev. 47,4;
48,4), Messa'daki ı ğ ı (a.e. Lev. 96,3), Priene'deki Athena ı ğ ı en eski (a.e.
Lev. 142,6; 152,8; 156,5; 159,7) ve Belevi'deki mozelyumun ı (a.e. Lev. 12,5; 14,4;
15,1-3,6) - Augustus ı Ephesos'daki Mazaeus Mithridates ı ı ait bir direk
ş ı (a.e. Lev. 37,3) ve Limyra'daki C. ı ı ait bir direk kaide ı
(a.e. Lev. 77,5).
130
ı ı ilk olarak M.Ö. 3. ı ş ı ş ve uzunca bir süre
ı ı ş ğ izlenimini vermektedir'.
Uzun Yuva alt ı ğ cephesinin ne kadar uzunlukta ğ
ı ş ş ı cephesinin ğ ise ş
kadar bilinmiyordu. 1994 ı ı ı ı ile kahverengi ı bir
tona sahip olan midyeli kireç ş ı ı ı ş çok ı levha bu-
ş Bunlar, ı ı günümüze kadar ğ daha
ı ı ğ ı ı gösterdi. Böyle levhalar, ı ı ı ş mermer ı
içinde, birkaç ş ı edilirse, masif ş bir ı ğ ı ş
Son olarak bir evin kömür deposunda, Uzun ı ğ mermer ta-
ı paralel duran ve üst kenar seviyesi ğ ı ı ı
seviyesiyle uygunluk gösteren, ı ı ait mermer ortostat bul-
duk. Biraz daha kuyezdeki bir levha ı ı da, böylece ı ı ı uzan-
ı ı ı ş ğ ğ ı Levha ı ı ı delikleri
görülür; bunlara levha dolgusu ile mermer tabaka ı ı ı rast-
ı Bu yeni bilgilerle, 36,15 m ile (ortostat ı ı ş
ğ ı cephesi, ı 29,50 m olan kuzey-güney boyutundan daha
uzun ğ anlayabildik.
Dikdörtgen ı bu ı büyükçe bir kompleksin bir ı ı ı
(Resim: 5): ı ı ş 1995'te bugünkü bir evin ş
olarak ş ğ devasa bir terasta bulunuyordu (Resim: 6). Teras
ı ğ ve güneyde büyük ölçüde ş ve bu ke-
simlerde Tabakhane Caddesi'nin ğ belirlemekteydi. Teras du-
ı ı kuzeyde Uzun Yuva ı ı ı ı ölçülebil-
ğ ı - ğ ş burada ş görülmeyen duva-
rm bu durumda BelediyeCaddesi'nin ğ belirleyecek ı
ğ
ş ı Tepesi'nin ğ ı çapraz olarak ş ş yak-
ş ı 130 x 90 m ğ büyükçe bir teras ortaya ı ı
ı ı ı ı orta kesimde Uzun Yuva ı ı yer ı Bu
ı ı ğ ı ise, kompleksin merkezinde göze çarpacak bi-
çimde Menandros'un onur sütunu ş Sütun, kentin ileri gelen ve
ı ı ailelerinden birine mensup Menandros'un aile hikayesinin yar-
ı ı ş ı Augustus dönemine tarihlenebilir>. Sütunu ş ı
(4) Bkz. Pergamon tiyatro ı sunak kaide profili (a.e. Lev. 135,3), Magnesia Artemis
ı ğ ı ı bir duvar kaide profili (a.e. Lev.83-6), Samos Kastro Tigani'deki Hellenistik
Dönem ı ait sütun kardesi torusu (a.e. Lev. 54-3) ve yine Samos'ta, M.Ö. ı ı ı
üçüncü ğ yenilenen Heraion ğ ı ı kurban ı kaide profiline (a.e. Lev.
176,5.7).
(5) a.e. 32 v.d - Menandros, "miras olarak ı büyük ı ve ı ı kalan" (Strabo,
Geographika 14,24) Euthydemos'un torunuydu.
131
ı da ı döneme ait olabilir. ı ı kaide profil bezemesi ı
olmak için yeterli olmamakla birlikte bu tarihlerneye uyar. Büyük terasa
gelince, ı ş mermer ı ı arka dolgusu ı da olsa tarihlernede
ipucu verir: Burada ı portakal rengi-sap ş ş bulunmakta
olup bu tür ş Mylasa'da kesin olarak M.O. 12 ila 2 ı ı ı ta-
rihlenen Augustus-Roma ı ğ ı ı içinde de ı ı ş ı O halde
İ kompleksinin tümü Augustus döneminde Menandros ı
ş olabilir. Menandros ise, bu ı ğ ş ı ı böy-
lesine göze ı ı bir yerde ı ı ve porte heykelini ş ı bir sü-
tunla ı ı ı ş ı
Bu büyük ı kompleksi ı ı sadece Menandros'un onur-
ı ı ı için ı ı ş olmamakla birlikte, ş hangi ş gördü-
ğ belli ğ ı ı bir ı veya kompleksin bir kutsal ı ol-
ğ ş güvenilir ı ı Dikdörtgen ı ı
ğ ı ı ş sütunun ı ş sütunlara ait hiç-
bir iz ı ve ı ı antik podyumlardan ve kaidelerden ı
olarak güzel ş ve ş kaide profili ı fakat
üst profilinin ı dikkat çekicidir. ı dikdörtgen ı ger-
çekten bir ı ise, terastaki konumdan ı ğ dar taraftan
ı bir merdivenin ı beklenirdi, ancak böyle bir merdiven hiç
yoktu. Son olarak, dikdörtgen ı ı içinde, ş panellerle ş ma-
alesef ş anda ölçülemeyen en az üç ş da ilginçtir? Yeni sonuçlara
ş ancak dikdörtgen ı ı ve ı hiç olmazsa ı üst
ı ş temizlenmesiyle mümkün olabilecektir.
Ş Mahallesi'nde, önceki ı saptanan ve bugünkü birçok ar-
saya ı hamam ı ı ı ı ı ı ı büyük salonun ş
ğ ı ı birbiriyle bütünlük içinde, ancak belki eksik olan bir
kompleks ortaya ı ı (Resim: 7). En kuzeydeki salonun dar ı
ı daire biçiminde ş Uzun ı kemerli ş ı
ı görülmektedir. Bunlardan hareketle salon bir apodyterium olabilir.
ı ı ı ı ı ş tonozlar ş ı Hamam
ı ı ı ğ birkaç ı önce ş ı ş ı ı ı NIKH
ı dolu bir sütun gövdesi ş ı sütun gövdesinin
buluntu yerinin biraz ğ in-situ duran mermer duvara ş ş
kazapan ı ş ı listesini bildiren bir ı bulduk. Bu son iki ve-
riden ve ş düz alandan ı bu kesimde antik bir spor tesisinin
ı ğ ı tahmin edilebilir. ı tesisin hamamla, hamam-gymnasion
kompleksi türünde bir bütün ş ı ı ş
(6) Bunu daha önce Voigtlander, a.g.e. 249.251'de fark etti.
(7) Bu ş ı ikisi için bkz. Voigtlander. a.g.e. 248.
132
ı itibaren ğ Mylasa'ya su getiren aquaeduktun
ğ ı ı ı ş ve ı ş Yer yer iyi ş
su tesisi, 2,5 km den fazla bir uzunluk boyunca izlenebilmektedir. Su
yolu ş ı kanal biçiminde ise de arazi ı ı ı ğ yer-
lerde duvar üzerine ş ve bir yerde de bir tepeye ı Te-
pesi) ş ı iki ı kemerli bir konstrüksiyon gösterir. Ka-
ı ı duvarda daha eski ı ı su tesisine ait ş ş toprak
künklerin de ı ı ğ ı ğ kesiminde sonraki su yolu Ş Dede
Türbesi'ne kadar saptanabilmektedir. Su yolu, belki, daha sonra türbe ya-
ı yerin ğ toplanan birçok ı ı ı kente ta-
ş ı Ancak günümüzdeki su rezervlerinin antik ı ı ğ
bir ğ ı ı ı belirleyemedik.
ı ı ı yer ı ğ ı ı ı kentin hemen
ı ı ı ı ı Tepesi, ı ğ ı Kuyruklu
Kalesi" ve güney ı Beçin Kalesi ile birlikte, ovada ş
ı ı ğ ı kaleleri olarak yorumlanabilecek üç tahkimli tepe bi-
linmektedir. 1995 ı ı Mylasa kentinin ı ı yükselen Sodra
ğ ı ı takriben 580 m yükseklikteki kuzey zirvesi çevresinde di-
ğ daha yüksekte kalan bir ş tahkimat bulduk. Duvar ör-
güsü (Resim: 8) belki Klasik Dönem'e tarihlenebilecek bu gözedeme
ı ı Mylasa ı tepeden ı ı zamanda ı ke-
ı antik Hydai kentinin ğ ı ovaya da hakim ko-
ı
Sodra ğ ı ı kuzey ı bir düzineden fazla devasa mermer
ğ ı ı ı bir ı ı antik ğ da ı ı ş ı
Mermer ı ı ş ğ gösteren izler ş ı ki, antik ğ
ı Strabon da bundan söz eder", Mylasa ı ı ğ ı
ş ş Tepesi'nin ı zirvesindeki daha küçük mermer ı böl-
gesi daha ilginçtir. Burada antik mermercilik ğ tüm ş ı
ait izler, bir mostrakoleksiyonu gibi ş ı ş ş ı
ı ve Roma Imparatorluk Dönemi'ne ait ı ı ş lahit
ğ ı (Resim: 9) da yerinde ı ı uzun, ı ı
antik bir mermer ı ı ı ı ı görülmekte olup (Resim: lü), ya-
ı ı tam ı ve ş ileride ı ı ı
(8) Bu konuda W.Radt, Kuyruklu Kalesi. Fluchtburg und Tyrannenfestung von Mylasa İ Kari-
en,lstMitt 19/20, 1969170, 165-176.
(9) Geographika 14,23.
133
134
Abb. 1: Milas, Columella (Grabsaulchen) im
Stadtteil Gümü lük
Resim 1: Milas, ş ı Mahallesi'nde bir eo-
lumella (mezar ğ
Abb.2: Milas, 'Uzun Yuva', Menandros-Saule und Unterbau
Resim 2: Milas, 'Uzun Yuva', Menandros sütunu ve alt ı ı
Abb. 3: Milas, Uzun Yuva, Fehlstelle am Full des Unterbaues
Resim 3: Milas, Uzun Yuva, alt ı kaidesindeki eksik ı ı
Abb.4: Milas, Zum Fullprofil des Uzun-Yuva -Unterbaues gehöriger Oma-
mentblock im Museumsgarten
Resim 4: Milas, Uzun ı alt ı ı ait, kaide profilinin ı olan,
müze bahçesinde bulunan bezemeli blok
135
.
.
.
.
.
.

ı
0
\
N
1
5
0
m
1
0
0

4
0
3
0
2
0
ı

O
A
b
b
.
5
:
M
f
l
a
s
,
L
a
g
e
u
n
d
A
u
s
d
e
h
n
u
n
g
d
e
s
U
z
u
n
Y
u
v
a
u
n
d
s
e
i
n
e
r
T
e
r
r
a
s
s
e
i
m
S
t
a
d
t
t
e
i
l

ş
ı
(
U
m
z
e
i
c
h
n
u
n
g
A
.
A
t
i
l
a
)
R
e
s
i
m
5
:
M
i
l
a
s
.

ş
ı
M
a
h
a
l
l
e
s
i
'
n
d
e
U
z
u
n

ı

v
e

ı

ı

k
o
n
u
m
u
v
e

ı

ı
(
m
ü
r
e
k
k
e
p
l
e
ç
i
z
e
n
A
.
A
t
i
l
l
a
)
Abb.6. Milas, Südwestecke der Uzun-Yuva-Terrasse in heutigem Haus (Photo J.
Rumscheid)
Resim 6: Milas, bugün ev ı olarak ı Uzun Yuva ı ı ı
ş ğ J .Rumscheid)
137

.
.
.
.
.
.
U
J
0
0
.
.
,
\ \

ı
'
-
-
,
L
?
-
i
! L
r
-
-
-
-
-
i L
_
+
'
:
T
-
·
;
ı
i
i
i
J
i
i
i
i
i
ı
o
1
0
2
0
3
0
4
0
5
0
1
0
0
m
A
b
b
.
7
:
M
i
l
a
s
,
L
a
g
e
d
e
r
a
n
t
i
k
e
n
T
h
e
r
m
e
n
i
m
S
t
a
d
t
t
e
i
l
Ş

ı

A
.
A
t
i
l
a
)
R
e
s
i
m
7
:
M
i
l
a
s
,
Ş

M
a
h
a
l
l
e
s
i
'
n
d
e
k
i
a
n
t
i
k

ı

k
o
n
u
m
u
(
m
ü
r
e
k
k
e
p
l
e
ç
i
z
e
n
A
.
A
t
i
l
a
)
.
Abb. 8 :Milas, Au6enseite der Befestigungsmauer um den Nordgipfel des Sodra ğ
Resim 8 :Milas, Sodra ğ ı ı ı kuzey zirvesini çevreleyen sorun ı ş ı
Abb. 9: Milas, ş ş Tepe Halbfabrikat eines kaiserzeitlichen Sarkophages.
Resim 9: Milas, ş ş Tepesi'nde bulunan ı ş ş Roma İ ı
ı ı ş bir labit.
139
- c
!
3
A
b
b
.
1
0
:
M
i
l
a
s

ş

ş
T
e
p
e
R
e
s
t
e
e
i
n
e
s
l
a
n
g
g
e
s
t
r
e
c
k
t
e
n
M
a
r
m
o
r
b
a
u
e
s
R
e
s
i
m
ı

M
i
l
a
s
.

ş

ş
T
e
p
e
s
i
'
n
d
e
k
i
u
z
u
n

ı

ı

ı

ı

ı
DIE ARBEITEN DES JAHRES 1995 IM
TERRITORIUM VON İ LATMOS
(B Ş PARMAK)
1
Anneliese PESCHLOW*
Die Feldforschungen des lahres 1995 im Territorium von Herakleia
am Latmos ş dauerten vom 6. September bis 24. Oktober. In
diesem Zeitraum wurden fünf verschiedene Teilprojekte bearbeitet:
ı Das StraBennetz des Latmos
II. Die Siedlung bei Karakaya
III. Die Höhensiedlung von ğ ı
Iv. Der Zeus Tempel im Tal von ş
V. Die Erforschung der prahistorischen Felsbilder des Latmos
I. Das Straj3ennetz des Latmos
lnnerhalb des bisher bekannten StraBennetzes fehlten Verbindungen
nach Norden in das Tal des Maander. Bei der Begehung des Gebirges
zwischen dem Maandertal und der modernen, von ş nach Sö-
ğ führenden StraubstraBe, die streckenweise mit der von Myus nach
Osten ausgehenden antiken StraBe identisch ist, entdeckten wir drei Stra-
Ben.
(*) Dr. Anneliese PESCHLüW, Deutsches Archaologisches Institut Podbie1skiallee 69,D-
14195 Berlin-ALMANYA
(1) Teilnehmer der Unternehmung waren: Dr. V. Höhfeld (Kartierung der StraBen und Sied-
lungen, Untersuchung der osmanisehen Wüstungen), Susanne Fischer (Architektin), Joa-
chim Müller (Geodat), Simon Wetzel (Architekt). Als Regierungsvertreter nahm Murat E.
Gülyaz an der Unternehmung teil, dem für seine erneute tatkraftige Hilfe mein besonderer
Dank gilt. Mein Dank gilt ferner der Generaldirektion der Denkrnaler und Museen Ankara
für die mir auch im Jahre 1995 erteilte Arbeitsgenehmigung.
141
Die eine ist die Fortsetzung der von Herakleia nach Norden über Bo-
zalan führenden StraBe, die wir bisher nur bis ğ verfolgen konn-
ten. Nach einer langereri Unterbrechung lieB sie sich am Südhang des
Aztepe zu FüBen des Gökkaya (350 m Höhe) wieder fassen (Abb.1.2).
Die 2.20-2.70 m breite StraBe, deren Platten gelegentlich die gesamte
StraBenbreite einnehmen, umfahrt den Aztepe an seiner Süd-und Ostseite
auf etwa gleichbleibender Höhe und führt dann an seiner Nordseite hinab
in das Tal von ğ ğ ı einem Seitental des Maander. wo sie
sich bis 1.25 km östlich des Dorfes Güzeltepe (300 m Höhe) verfolgen
laBt. Der Rest ist dem Bau der modernen DorfstraBe zum Opfer gefallen.
An der NO-Ecke des Aztepe seitlich der StraBe liegt auf 350 m Höhe
eine spatantike Wüstung.
Die zweite Verbindung ins Maandertal führt über eine Entfernung
von 5 km vom Dorf Karakaya ebenfalls in das Tal von ğ ğ ı
und zwar bei seinem Austritt in das Maanderral. Die 2.20 - 3.20 m breite
StraBe steigt zunachst von Karakaya ( 220 m Höhe) nach Norden auf
einen 335 m hohen PaB. In diesem 1 km langen Abschnitt ist ihr Verlauf
eindeutig. Nach dem PaB ist die StraBe gröBtenteils zerstört und nur noch
an der Trasse erkennbar. Sie führt zu der modernen, nach Nebiler und Os-
mankuyu führenden StraBe, mit der sie im weiteren teilweise identisch
ist,streckenweise kommt sie seitlich der modernen StraBe zum Vorchein,
Bei Osmankuyu biegt sie von der modernen StraBe ab, ihr Verlauf laBt
sich in etwa ausmachen, eindeutig faBbar ist sie erst wieder nach dem
260 m hohen Çatalkaya-PaB, wo sie in das Tal von ğ ğ ı hin-
absteigt und sich bis oberhalb der antiken Talsperre von Mektep Ma-
hallesi verfolgen laBt (Abb. 3 ). Das fehlende Stück bis zur Talsohle ist
wieder der Anlage des modernen Fahrwegs zum Opfer gefallen. In dem
letzten Abschnitt nach dem PaB fanden sich vier der bekannten Quell-
hauschen (Abb. 4).
Die dritte Verbindung führt 7 km weiter westlich vom NordfuB des
ş in der Nahe von Yürük Mahallesi in südöstlicher Richtung
ins Gebirge. Sie wurde noch nicht kartiert. Im Zusammenhang mit der
Erkundung der StraBen stieBen wir 1 km westlich des Dorfes Güzeltepe
auf eine antike Siedlung, die in byzantinischer Zeit überbaut wurde. Sie
liegt auf einen Sporn 100 m oberhalb des Tales von ğ ğ ı und
war vielleicht eine Grenzfeste von Herakleia, deren Aufgabe es war, das
Tal zu kontrollieren. Die bisher namenlose Siedlung wurde von einem
auf einem hohen Felsen gelegenen Turm beherrscht, an dessen Südseite
sich ein Felsrelief fand. Am Hang südlich und südöstlich der Siedlung
befindet sich die Nekropole mit den für das Gebirge typischen Fels-
142
grabern Die Deutung des antiken Befundes wird durch die byzantinische
Wiederbesiedlung erschwert. Die erhaltenen antiken Mauerreste weisen
als frühesten Zeitpunkt auf das 4. Jh.v.Chr.
Reste eines antiken kleinen Dorfes bzw. Weilers fanden sich ferner
am Südrand der Hochebene von Köprüalan.
II. Die Siedlung bei Karakaya
Von der auf 220 m Höhe in der Nahe des modernen Dorfes Karakaya
gelegenen Siedlung wurde ein Gesamtplan im MaBstab 1:500 angefertigt.
Die sich über eine Flache von 500 x 500 m erstreckende, weitgehend am
Hang gelegene Streusiedlung umfaBta 45 Rechteckbauten, von denen bis
auf wenige Ausnahmen nur Reste der ersten unteren Schicht erhalten ge-
blieben sind. Von den etwas besser erhaltenen Bauten wurden Steinplane
im MaBstab i: ı o o angefertigt. Innerhalb der besiedelten Flache fanden
sich l7 Graber, darunter ein Familengrab mit vier Bestattungen. Spuren
einer Stadtmauer wurden nicht gefunden. Oberhalb der steilen östlichen
Felswand, die das Siedlungsareal im Osten begrenzt, liegt auf dem 320 m
hohen Asartepe eine Burg von 32 m Lange und maximal 20 m Tiefe. Ihre
vom Rechteck abweichende Form ist gelandebedingt, da die Be-
festigungsmauern sich an der Felskante orientieren bzw.den Fels als Teil
der Befestigung miteinbeziehen. Vom Mauerwerk, einer 0.75 m starken
Zweischalenmauer im Laufer-Bindersystern ist wenig erhalten geblieben.
Im Innem ist an Bebauung auBer einer aus dem Fels gehauenen Zisterne
nichts zu sehen. Byzantinische Ziegel beweisen, daB die Burg auch in by-
zantinischer Zeit benutzt Wurde. Von der Burg übersieht man die ge-
samte Umgebung. Sie diente zweifelsfrei der Sicherung der Siedlung und
der Kontrolle der Umgebung.
III. Die Höhensiedlung von B a ğ a r c ı k
a. Die Nekropole
Die zu der Siedlung gehörende Nekropole umfaBt nach unserer bis-
herigen Zahlung nicht mehr als 36 Graber, Davon sind 33 Körper-und 3
Brandbestattungen. Die Graber konzentrieren sich auf den Nordhang des
Burgberges, wo sie den gepflasterten Aufweg sanmen. Einige wenige
finden sich im Tal und am Osthang des Burgberges (Abb.5). Es handelt
sich dabei um die für den Latmos typischen einfachen Felsgraber, recht-
eckige aus dem Fels gehauene Vertiefungen von durchschnittlich 1.80 m
Lange, 0.40-0.50 m Breite und 0.40 m Tiefe, die meist mit einer schwe-
ren rechteckigen Felsplatte verschlossen waren. Gelegentlich hat der
143
Grabdeckel die Form eines Giebeldaches. Es kommt auch vor, daB das
Grab mit mehreren, unterschiedlich groBen Platten gedeckt war, so daB
ein pyramidenartiger Aufbau entstand oder daB aus der Oberseite der
Grabplatte eine rechteckige Erhebung ausgehauen ist. Wie in der Nekro-
pole von Herakleia oder auch von Alinda zu beobachten ist, weisen die
Deckel in einigen F a l l e r ı mittig kleine rechteckige Vertiefungen auf, in
die ursprünglich Stelen eingelassen waren.
Die geringe Zahl der Graber laBt auf keine groBe Bevölkerung der
zugehörigen Siedlung schlieBen, was zusatzlich zu den anderen Ein-
wanden gegen eine Interpretation als normale Siedlung sprechen würde.
b. Die Siedlung
Nachdem im Herbst 1994 ein Gesamtplan im MaBstab 1:500 an-
gefertigt worden war, haben wir in diesem Jahr damit begonnen, die ein-
zelnen Anlagen im Innem zu untersuchen, dabei zunachst die aus groBen
Quadern errichteten Bauten, von denen vier im MaBstab 1:100 auf-
genommen wurden. Es handelt sich bei ihnen um Rechteckbauten von 10-
16 m Lange bei annahernd gleichbleibender Tiefe von 6-6.7 m mit ein
bzw. zwei Eingangen an einer der Langseiten. Die einzelnen Blöcke der
zweischaligen Mauem können dabei bis 0.90 m hoch und 2.70 m lang
sein. Diese Quaderbauten gehören offensichtlich zum alteren Bestand der
Bebauung. Darauf weisen Beobachtungen an dem Akropolistor, das ur-
sprünglich ein freistehender Bau war und erst bei der Errichtung der
Akropolismauer als Tor genutzt wurde:
Die Akropolismauer stöBt an die ursprünglich auf Ansicht ge-
arbeitete Südseite dieses Quaderbaus und verstel1t dabei sogar teilweise
den Eingang (Abb.6).
Im Unterschied dazu zeichnen sich die übrigen Anlagen der Stadt
durch ihr kleinteiliges, recht unstabiles Zweischalenmauerwerk aus. Bei
einigen fanden sich Werkstücke verbaut, die nur von der heute weit-
gehend niedergelegten Akropolismauer stammen können, was auf eine
spatere Entstehung schlieBen ı a B t . Der an die SO-Ecke der Akro-
polismauer auBen angesetzte Bau ist insgesamt aus den groBen Quadern
der Akropolismauer errichtet. Demnach lassen sich bisher drei Bau-
phasen unterscheiden: In der ersten entstanden vermutlich die groBen
Quaderbauten, danach wurde die Akropolismauer errichtet, in einer drit-
ten Phase wurde selbige niedergelegt und ihr Steinmaterial in seiner ur-
sprünglichen GröBe oder verkleinert zur Errichtung der übrigen Bauten
verwendet. Auf welchen Zeitraum sich diese drei Bauphasen verteilen,
144
HiBt sich vorlaufig nicht sagen. Ebenso ist es bis auf weiteres eine offene
Frage, wie die Stadtmauer zu datieren ist, ob in die gleiche Zeit wie die
Akropolismauer oder vielleicht spater.
Im Eingangsbereich des Nordtores befindet sich auf einem 2.40 m
hohen Felsen ein Felsaltar bzw. eine Felsbasis. Es ist ein rechteckiger
Block von 0.66 m Höhe, 0.90 m Breite und 0.80 m Tiefe, der mit seiner
Unterseite noch mit dem Felsboden verbunden ist (Abb.7). An seiner
Westseite ist mittig 15 cm von der überkante entfernt eine 35 cm breite,
20 cm hohe und LO cm tiefe Ausnehmung ausgehauen, die vermutlich der
Aufnahme einer kleinen marmornen Inschriftentafel diente, auf der der
Name der hier verehrten Gottheit bzw. geehrten Person vermerkt war.
Ein ahnlicher, jedoch freistehender Block fand sich im südlichen
Stadtteil in der Nahe der östlichen Stadtmauer. Er ist 1.15 m hoch, 0.70 m
breit und ebenso tief und zeigt-diesmal nicht ganz mittig-30 cm von der
überkante entfernt eine 44 cm breite, 17 cm hohe und 8 cm tiefe Aus-
nehmung Auch hierbei handelt es sich entweder um einen Altar oder eine
Basis.
IV Der Zeus Stratios- Tempel
Der von Paton-Myres als Heiligtum des Zeus Stratios an-
gesprochene, im Tal von ş nördlich unterhalb der Höhensiedlung
von ğ ı gelegene Tempel ist annahernd quadratisch (6.9 x 7.26
bzw.759m)2. Vom aufgehenden Mauerwerk sind an der Westseite zwei
Schichten des aufgehenden Mauerwerks sichtbar, eine Laufer-und Bin-
derschicht von 0.60 m Höhe und eine reine Binderschicht von 0.52 m
Höhe.
Der Tempel wurde im MaBstab 1:100 aufgenommen, dazu die ein-
zelnen Architekturglieder im MaBstab 1:10 (Abb.8). Da sich von der Front
bis auf die fehlenden Kapitelle der Saulen, den Giebel und das Dach von
allen Baugliedern Teile fanden, war ein Rekonstruktionsvorschlag mög-
lich (Abb.9). Die drei Architravblöcke der Front tragen Inschriften, von
denen der mittlere bereits 1994 Jahr gelesen werden konnte. In diesem
Jahr ist es gelungen, die Inschrift des ersten Blockes zumindest bis zur
Halfte zu entziffern. Hier steht MIAKPAIQI Von der Inschrift des dritten
Blockes konnte bisher kein Wort gelesen werden. Das ist umso be-
(2) Verf., Der Kult des anatolisehen Wetter-und Regengottes auf dem Gipfel des Latmos und
das Heiligtum des Zeus Akraios im Tal von ş lstanbuler Mitteilungen 46,1996,217
ff.
145
dauerlicher, als hier möglicherweise der Name der Höhensiedlung er-
wahnt ist, zu der der Tempel fraglos gehörte. Der Form der Buchstaben
nach zu schlieBen stammt die Inschrift und damit auch der tempel aus
heIlenistischer ZeW.
Immerhin ergibt sich aus der Inschrift des ersten Architravs, daB
dieser kleine Bau dem Zeus Akraios, d.h.dem Zeus auf der Bergspitze ge-
weiht war. Mit der Bergspitze kan n nur der knapp 1400 m hohe Teker-
ğ gemeint sein, den man von dem Heiligtum aus sehen kann. Es be-
stand damit ein direkter Bezug zwischen diesem kleinen Tempel und dem
Berggipfel, auf dem seit vorgriechischer Zeit der kleinasiatische Wetter-
und Regengott verehrt wurde. Seine Stelle trat spater Zeus an, wie der
Tempel eindeutig beweist.
V. Die prdhistorischen Felsmalereien
Nach der Entdeckung von zwei prahistorischen Felsmalereien im
Jahre 1995 galt unser besonderes Interesse in diesem Jahr den Höhlen und
Überhangen des Gebirges. Es fanden sich acht weitere Beispiele, so daB
wir bisher inggesamt zehn Felsbilder kennen- Sie verteilen sich auf das
westliche Vorgelande der hohen Gebirgskette des ş mit
Schwerpunkt auf dem Dreieck zwischen ğ ğ und Ka-
radere (Abb.Il Nr.l-lü). Nur eine Höhle liegt weiter westlich (Abb.ll
Nr.lO). Keine dieser Höhlen bzw. Abris war bewohnt Dazu ı die
meisten wegen ihrer geringen GröBe auch nicht geeignet gewesen. Die
zugehörigen Siedlungsplatze kennen wir noch nicht. Auch wurden bisher
keine Steinwerkzeuge oder Keramikscherben beobachtet.
Von den gut erhaltenen Malereien wurden versuchsweise Kopien an-
gefertigt. Dabei wurde über die Felswand eine Klarsichtfolie gelegt und
die Malereien durchgepaust. Das Kopieren war insoweit problematisch,
als die Felswand meist keine glatte Oberflache aufweist, sondem uneben
ist und dadurch der Kontur beim Durchzeichnen immer unterbrochen
wurde.
Die erste der von uns in diesem Jahr ı Höllen liegt im Tal
nördlich unterhalb der Hochflache von Bozalan (Abb.ll Nr.6). Die 2 m
lange, 1.20 m tiefe und maximal l.Iü m hohe Höhle offnet sich nach
Westen. Unter den wenigen erhaltenen Farbresten lassen sich eine in Vor-
(3) Nach freundlicher Auskunft von M. Wörrle, dem auch die Lesung Akraios verdankt wird.
(4) Verf. Vorlaufiger Bericht über die prahistorischen Forschungen im Latmos. Archdolog-
iseher Anzeiger 1996,161 ff.
146
deransicht, mit gesenkten Armen wiedergegebene menschliche Figur von
10 cm Höhe ausmachen. Die zweite Höhle liegt am östlichen Rand der
kleinen Hochebene von Balikaya auf 380 m Höhe (Abb.ll Nr.3). Es han-
delt sich um eine niedrige, sich wieder nach Westen öffnende Höhle, an
deren Eingang oben noch wenige Farbreste zu erkennen sind. Ca.l km
östlich davon wurden an den beiden Hangen eines Seitentals des ğ
dere auf etwa 410 m Höhe zwei weitere Felsbilder festgestel1t (Abb.ll
Nr.4.5). Das eine befindet sich an einem Felsüberhang der östlichen Tal-
seite unmittelbar oberhalb des Baches. Zu erkennen sind zwei mensch-
liche Figuren en face mit flügelartigem Kopf, die eine ist 27 cm, die
andere LO cm hoch, daneben ein LO cm hohes Zeichen in Form einer 8 mit
je einem Punkt in der Mitte des Kreises und Reste eines weiteren Zei-
chens (Abb.l2). Auf der gegenüberliegenden Talseite, etwas weiter sud-
lich liegt die zweite Höhle. Sie ist 5.90 m lang, 2.70 m hoch und 3.50 m
tief und öffnet sich nach Osten. Die Malereien verteilten sich, den we-
nigen Farbspuren nach zu urteilen auf die gesamte Höhlenrückwand.
Deutlich auszumachen ist jedoch nur ein eigenartiges Zeichen von 50 cm
Höhe und maximal 23 cm Breite, das zunachst an einen in die Flache ge-
klappten Wagen denken laBt, ı seines ovalen Mittelstücks jedoch
eine andere Bedeutung gehabt haben muB (Abb.B). Die oberen Kreise
haben einen Durchmesser von 9, die unteren von 6 cm. Auf der 450 m
hoch gelegenene Hochebene von Bozalan fanden sich in geringer Ent-
femung voneinander ein Abri und ..eine Höhle (Abb.l1 Nr.7.8). Von der
ehemals vorhandenen Malerei des Uberhangs hat sich auBer einem strei-
fenartigen Gebilde nebst zwei weiteren Streifen nichts erhalten. Die
zweite, etwas weiter nördlich gelegene Höhle ist 2.30 m breit, 2.20 m tief
und innen 1.50 m hoch. Auf der Höhlenrückwand lassen sich ver-
schiedene Reste von Malereien unterscheiden, darunter zwei Hand-
abdrücke, ein Zeichen in Form eines G und menschliche Figuren mit flü-
gelartiger Endigung des Kopfes und erhobenen Armen.
Nicht weit von der Hochebene von Bozalan entfemt liegt am Nord-
hang des Karadere auf 410 m Höhe die wohl neben der von ğ
bisher interessanteste Höhle des ş Nr.9,Abb.l4). Es
handelt sich dabei nicht um eine Höhle im üblichen Sinne, sondem um
eine verstürzte groBe Felsplatte, die am Felshang und auf dem Felsboden
aufliegt und im Lauf der Zeit ausgehöhlt wurde. Die Höhle ist innen ma-
ximal 2.80 m breit, 2.90 m, tief und 2.70 m hoch. An der östlichen, nur
leicht gewölbten Felswand befindet sich etwa in Augenhöhe ein 1m brei-
tes und 0.45 m hohes Bildfeld mit elf Figuren, an die sich rechts in der
nachsten natürlichen Aushöhlung eine zwölfte Figur anschlieBt. Bis auf
eine Ausnahme, die ein Tier darstel1t, handelt es sich dabei um mensch-
147
liche Gestalten unterschiedlicher GröBe in Vorderansicht mit-bis auf zwei
Ausnahmen-erhobenen Armen, von denen die zehnte (von links gezahlt)
die linke ausgestreckte Hand zeigt. Drei der menschlichen Gestalten-es
sind die vierte, sechste und neunte-haben sich durch ihre Gröfse (40 cm)
und durch ihr Körpervolumen deutlich von den anderen Strichrnannchen
ab. Besonders deutlich wird dies bei der vi erten Figur, die sich noch
durch ihre erhöhle Stellung vor den anderen auszeichnet und auf den heu-
tigen Betrachter den Eindruck macht, als sei sie die Hauptfigur. Was
jedoch vor allem Verwunderung auslöst, ist der eigenartige T-förmige
oder antennenartige Kopfaufsatz, den die meisten Figuren tragen, be-
sonders deutlich wird dies wieder bei der bei der von uns als Hauptfigur
angesprochenen vierten Figur. Da auch das reptilienartig wirkende Tier,
dessen Gattung sich nicht genau bestimmen laBt, damit ausgestattet ist,
kann nur ein Gehörn damit gemeint sein. Die flügelartige Endigung des
Kopfes der anderen Figuren dürfte wohl ebenso zu verstehen sein.
Menschliche Gestalten mit Gehörn oder Geweih auf dem Kopf sind kein
unbekanntes Motiv in der prahistorischen Felskunst. Es gibt sie vom Pa-
laolithikum bis in die Eisenzeit. Solche Erscheinungen gehören in die
magische Welt des Jagers und werden als Hörnergötter oder Schamanen
verstanden. Mit den Figuren der Karaderehöhle sind vielleicht Widder-
götter gemeint. Im Unterschied zu dem Lebensfreude ausstrahlenden
Felsbild von ğ übt das der Karaderehöhle eine eher magische ge-
heimnisvolle Wirkung aus. Vielleicht handelt es sich hierbei um die Epi-
phanie oder Beschwörung der latmischen Berggötter, die als das lat-
mische Pantheon zu verstehen sind. Auch die Maltechnik der beiden
Felsbilder ist verschieden. Wahrend bei dem Bild von ğ beim
Farbauftrag der Finger benutzt wurde, war es bei dem der Karaderehöhle
ein Malwerkzeug, vermutlich ein PinseL.
Die am weitesten im Westen auf 210 m Höhe an der Nordseite des
ı gelegene Höhle ist II m breit, an der höchsten Stelle 1.80 m
hoch und etwa 7 m tief (Abb.ll Nr.lO). Sie öffnet sich nach Norden. Die
Malerei befindet sich an der schrag nach innen geneigten östlichen Fels-
wand, die durch die Verwitterung jedoch stark gelitten hat. Das 1.60 x
1.60 m groBe Bildfeld ist wie ein türkiseher Kelim dicht mit Figuren und
Zeichen gefüllt, wobei es zu Uberschneidungen kommt. Neben mensch-
lichen Figuren unterschiedlicher GröBe begegnen Tiere, diverse Zeichen
und Ornamente: Schlangen-Zickzack-und Rautenmuster, Blüten-motive,
Kreuze und andere geometrische Zeichen. Die menschlichen Gestalten
sind als ı mit gespreizten Beinen und erhobenen Armen
bzw. einem erhobenen und einem gesenktem Arm dargestellt mit flügel-
artigem oder T-förmigem Kopfputz, wie auf den Bildem der Höhle des
148
Karadere, von Bozalan (Abb.Nr.3) oder des Abri des ğ
(Abb.Nr.5). Die menschlichen Figuren sind dabei 10-27 cm groB. Be-
sonders aufföllig ist die Dreiergruppe im oberen Bildfeld, die aus einem
in Vorderansicht wiedergegebenen Mann mit zwei Frauen an seiner Seite
besteht. Letztere sind bis auf den Kopf im Profil dargestellt mit deutlich
betontem Gesaf (Abb.l5). Auch die Felswand auBerhalb der eigentlichen
Höhle war, wie an den wenigen Resten zu sehen ist, bemalt.
Bei dem Versuch, die bisher bekannten latmischen Felsbilder, soweit
ihr Erhaltungszustand ein Urteil erlaubt, nach ikonographischen und sti-
listisehen Kriterien zu ordnen, lassen sich zwei Gruppen unterscheiden:
Die eine umfaBt fünf Bilder (Abb.ll Nr.5.6.7.9.10), die andere nur eines,
das der Göktepehöhle bei ğ (Abb.ll Nr.l). Bei der ersten Gruppe
sind die menschlichen Figuren meist schematisch als ı
wiedergegeben mit einem T-förmigen oder flügelartigen Kopfende
(Abb.l6 a-c). Bei dem Bild der Göktepehöhle, das sich auch in der Mal-
weise von den anderen deutlich unterscheidet, haben die Köpfe eine
runde Form, ist der Hals deutlich abgesetzt und haben die Körper eine
gewisse Fülle und abgerundete plastische Formen, was vor allem für die
weiblichen Figuren zutrifft (Abb.l6 d).
Die Frage nach einer genauen Datierung der Felsbilder ist bisher
noch offen. Auch ist es fraglich, ob diese beiden, doch recht unter-
schiedlichen Gruppen einer oder verschiedenen Epochen zuzuschreiben
sind. Ebensowenig wissen wir, ob die einzelnen Bilder in einem Zug
gemalt wurden oder sukzessiv entstanden sind, indem vielleicht zu einem
bestimmten ı zu dem einen Motiv ein weiteres hinzugefügt wurde.
Die Ergebnisse der Farbanalysen, die einige dieser Fragen vielleicht be-
antworten können, liegen noch nicht vor. Als Zeitspanne für eine Da-
tierung wurden vorlaufig die Jahrtausende zwischen dem Epi-
palaolithikum und dem Chalkolithikum in Erwagung gezogen.
149
KONTROLLBLATT Foo. NOVElVIBER 1 9 9 6 ~
Tag Arbeitsbeginn Arbeitsende Zeltsaldo Einheiten
II + / ~ II
1 00:00 00:00 00:00 o o
2 00:00 00:00 00:00 o o
3 00:00 00:00 00:00 o o
4 00:00 00:00 00:00 o o
5 08:30 17:00 08:30 85 3
6 08:00 18:30 10:30 105 23
7 08:48 18:00 09:12 92 10
8 08:18 13:00 04:42 47 -35
9 O o 00:00 o o
10 o o 00:00 o o
11 08:00 17:42 09:42 97 15
12 08:36 17:00 08:24 84 2
13 08:06 17:18 09:12 92 10
14 08:30 18:00 09:30 95 13
15 08:00 13:30 05:30 55 -27
16 o o 00:00 .. o o
17 o O 00:00 O o
18 08:30 17:00 08:30 85 3
19 08:30 17:00 08:30 85 3
20 08:12 17:00 08:48 88 6
21 09:30 17:18 07:48 78 ·4
22 08:00 17:00 09:00 90 8
23 00:00 00:00 00:00 O o
24 O o 00:00 O O
25 08:00 17:06 09:06 91 9
26 08:30 18:06 00:00 O O
27 08:30 17:12 08:42 87 5
28 08:00 19:06 11:06 111 29
29 08:00 17:12 09:12 92 10
30 00:00 o O
31 00:00 O O
83
Minus Mittagspause -190
Übertrag aus Vormonat 561
Summe 454 ZE
Übertrag für Dezembe.r
1996 tlfStf
ZE
150
AbbJ : Antike Pflasterstra8e beirn Aztepe
Abb.2 : Antike Pflasterstra8e beirn Aztepe
151
152
Abb.3 : Antike Pflasterstra6e nördlich des Çatalkaya-Passes
Abb.4: Quellhaus an der antiken Stra6e nördlich des Çatalkaya-Passes
Abb.5: Antike Felsgrliber am Aufweg zur Höhensiedlung von B a ğ a r c ı k
Abb.6: Höhensiedlnng von B a ğ a r e ı k , Torbau der Akropolis und darauf zn-
laufende Akropolismauer
153
154
,,' ....
i. .
5m
............................
,
," -,,_..
.' .... ,
.'
c
... .....\
\
3 2
f[]t:t
:_......," i
.",·-, d
"
"'f) c',
..·.. ı :
·i ','
.• s ii
"" H
. :;
1:.._

.......: i
rmTL-J
o 05 1
....·........l./
Abb.8: Zeus Akraiostempel, Grundri8
155
1
~ ...... ----........ ------- --- ----- .... - - - - - - ~ ~ -------.. _ ~ ~ ~ ~ ~ ~ .. ---- ---.- ~ - --~ - -~ - - - - - r - . ı
.
-::::.. ~ : : : : -
-" :::..... .. ..
,... -"" ~ ~ ~ - _ .. ~ ..._ - ~ - .......... -- ~ ~ ----- - - .._..- --- --- ------ ~ ---,,- - -_.. -- -------"'-"_ ~ ..:... ~
,; -__ --- --__ 0-- 0-·-- -- --- -- -- o ••• o o. -- - -. - - - -- o. --- --- ._.li-- .
o 05 3 5m
Abb.9: Zeus Akraiostempel, Rekonstruktionsversuch der Front
Abb.l0: Zeus Akraiostempel, Architravblock mit Weihinschrift an Zeus Akraios
156
- v
i
ı
E
lltM
lfl
u
n
d

ı

V
.
H
ö
h
fe
ld
A
b
b
.
l
l
:
V
e
r
b
r
e
i
t
u
n
g
s
k
a
r
t
e
d
e
r
F
e
l
s
b
i
l
d
e
r
d
e
s
L
a
t
m
o
s
F
a
h
r
w
e
g
e
a
n
t
i
k
e
.
P
f
l
a
s
t
e
r
s
t
r
a
f
1
e
n

(
A
u
s
w
a
h
l
)

S
i
.
d
l
u
n
g

u
m
m
a
u
e
r
t
e
F
l
a
c
h
e
n
.
v
o
n

H
e
r
a
k
l
e
i
a
u
n
d
L
a
t
m
o
s
.

K
O
s
t
e
n
e
b
e
n
e
n
;
.
.
;
-
.
;
B
e
r
g
l
a
n
d

H
o
c
h
g
e
b
i
r
g
e

.
.
.
.
.
.
.
.:..r.;•
.
.
"M
<...
:..-:
:.....;:...,c

........
Abb.12: S ö ğ ü t d e r e , Abri, Kopie des Felsbildes
i i
o
i J
5
i
10 GrY\
Abb.13: S ö ğ ü t d e r e , Höhle,
Kopie des Felsbildes
158
c.
'P'I(
.....--
----J---el- i
'"
~
4.1
!
159
Abb.15: ı Höhle, Ausseh-
nitt des oberen Bidfeldes (Skizze)
1_
b. ğ ı
3. Karadere-Höhle
c. ı
d. Göktepe-Hôhle
160
Abb.16: Mensehendarstellungen auf den latmisehen Felsbildern
BODRUM YARIMADASI'NDAVE KERME
İ İ İ YÜZEY
Ş
Ender İ İ
Bodrum ı ı Burgaz'da ğ ı ı Atina Vergi
Listeleri'nde geçen Uranion kentinin, Kerme Körfezi'nin kuzeyindeki
ş ı ı ı ı bulunan bir ı Oren'in (Keramos)
hemen ı ı ğ Kenker Tepesi'nde ğ ı bu
kez Burgaz'daki kentin ı ı ne ğ yeni bir sorun olarak ortaya ı
ı ş ı Bu nedenle 1995 ı ı ı saptayabilmek, en
ı ş ı ı son durumunu görmek için, iki kez oraya git-
tim.
Burgaz, ı ı kuzeyinde, ı Koyu'nun güney-
ı ı denize inen üç tepeden ortadakidir. ı ş Köyü'nden
ş ı Tilkitepe, Burgaz ve Karain Tepesi gelir. ı ilk
gezen W.R. Paton'dan beri- aradan ı ı ş ı zaman ş ı
ş ı kentle ilgili bilgilerimizde önemli bir ğ ş ı ş ı Ya-
ı ı ı ı gezen ve '50 lerde ı ı ı olarak betimleyen
G.E.Bean ile J.M.Cook'dan
3
sonra, ı Uranion konusunda ş
bir ş ı ı ı ş ı Zaten, Uranion'un Burgaz'da ğ ileri
sürenler de bu son ş ı ı ş Burada Burgaz'daki yer-
ş çevresiyle birlikte ı ı yarar ı
(*) Doç.Dr.Ender İ İ Ankara Üniversitesi Dil ve ğ Fakültesi Klasik
Arkeoloji Anabilim ı 06100 ı ANKARA
(1) Asia Minor Studien 8, 1992,17-22; REA 94, 1992-N 05 1-2, 155-174; XI. ş ı So-
ı ı ı 24-28 ı 1993, Ankara (T.C.Kültür ı ğ ı ı ve Müzeler
Genel ğ s.199; 1994, s.26.
(2) JHS 8,1887, s.78-81; 16,1896, s.206 v.d., 246 v.d..
(3) BSA50,1955,s.1l8v.d.,155.
(4) Ay.es.s.155.
161
ı kuzeyindeki Karain Tepesi'nde, dramostan geçilip girilen
tonozlu mezar ı ı Payton, mezarla çevresini saran çember bi-
çimindeki iki duvarla ilgili ölçümleri ş çizimleri ı ı ş ı
Benim bunlara ğ ilgi ğ ğ bir gözlemdir.
Mezar ı ı örten büyük ş ı üstündeki geçme yerlerinden, me-
ı ı daha yüksek ğ üzerinde ş bir ı ı dur-
ğ ş Payton, mezar ı ğ seramikten me-
ı LO.V. ı ğ ş Belki, daha sonra ı
Mausolos'un ı ı üzerinde duran ı ı esin ğ ı olan
küçük bir ı bu Karya ı da ı Karain denizden
ve karadan, çok uzaklarda seçilebilen bir tepedir. Orada ı ol-
ğ belirten bir ı ı mezar ı ı tepesinde yükselmesi çev-
reye ve ı uygundur.
ı güneyindeki Tilkitepe'de de, Karain'de ğ gibi, mezar
ğ tepeyi ş duvarlara bakarak söyleyebilirim. Ş
ğ bu tepe ş olarak ş
İ ı ı (7) yükselen Burgaz, ı Koyu'na ege-
men ş En tepedeki Hellenistik ı göre gözetlerne
kulesidir ? Bu kulenin ğ tepe, ş ğ ı tarihi daha eskiye giden
surlarla çevrilmekte, 100 ı çok bir zaman önce Payton ı
ğ gibi, bitki örtüsü" nedeniyle duvarlara ğ yerde yak-
ş ı ı Bu engellere ş ı kentin ı ı belirleyecek bir
ipucu bulma ı ş Köyü'ndeki ı ı sonuçsuz
ı
ı ı ı ı ş ı ğ denilen mevkideki
kaya ı ğ ve insan etkisiyle büyük ölçüde ı ı ı ş ı Bu
mezarlardan soldan birincisi Fethiye'deki ı ı ı küçük
bir ğ
Kerme Körfezi'nin kuzeyinde ğ ı hemen ı ı
mevkiinde ğ bir ı ı ı ı ı ı ararnam sonuçsuz
ı Ele geçen parçadaki demos ğ bu yerin kent ğ ko-
nusundaki ş ş oldu. Ne ı ki, Bodrum Ya-
ı ı aranan Atina Vergi Listeleri'ndeki kimi Karya kentlerinin
körfezin kuzeyinde ı ş ş kesin biçimde ka-
(5) JHS 8,1887,8.79 v.d., 16,1896,8.246-247.
(6) JHS 8,1887,8.81
(7) JHS 16, 1896,8.206.
(8) Ay.es.
(9) Ay.es., Levha XI (Harita: Farelia Bay); 8.261-262.
(lO) G.E.Bean, Lycian Turkey, 1978, P1.2.
162
ı ı ı ı Bu kentin ı ilgili olarak ğ her iki ı da
ş ı ı ı ı ı ı ş ı
Bu yörede Ören Belediyesi önünde ğ ı ı
O.Falkener'in bulup, G.Henzen'in 1852'de ı ı ş ğ eksik ya-
ı ı ı Böylece ş ı ı da bulunan ı ı tümü ya-
ı Epigraphica Anatalica'da ı ı ş dizeden ş
ş bir kilise ı eklenen, ı ş ı dini bütün ş ğ ko-
ruyacak portik ile ilgilidir.
Geçen ı Nazilli'nin güneyinde Harpasa antik kentinde ger-
ş ş ğ topografik ölçümleri bu ı kontrol edip ça-
ı ş ı ı ı kentin güneyindeki vadinin üstündeki tepelerde de sür-
dürdük. ı kentin bir ı ı ı ı ğ yerdir. ı
kentin ğ yüksek tepelerde ş ğ yüzey ş
ı ı bir ı ı ş ı ş ı Kentin içinde ı ğ ı ı
açmalar ı seksiyonunda ele ı ı
Daha güneyde Haydere ı ş ı denen antik kentte
topografik ölçümlerimize ş ı ve bunu ı sürede büyük ölçüde ta-
ı Buradaki kutsal alanda Piginda Zeus'u ile Hera'ya ı ş
küçük ı ş ğ ı ilgili seksiyonda ı ı
ı bilinmeyen bu kente "Piginda demosunun Zeus'u" dan ötürü Piginda
ı ı verilmesi ş ı ı ş çekimser ı 13.
ş Müzesi'nin Blaundos kentinde ı ş ğ ı
VJ.Arundell'in 1834, WJ. Hamilton'un 1842 ı ı ı ı ş ğ
ı ş ı da ş Bir ı Athena
Nikephoros'la ı ı ş boyu rahibi Diogenes ğ
Philetairos'un ı geçen ı ve demos'a giderini kendi gelirlerinden
ş ı ı ı ğ ı proplondan söz edilmektedir.
Bize ş ı izni veren ı ve Müzeler Genel ğ
buradaki ı ve ş ı ı ı maddi ğ ger-
ş ğ ı Bilimsel ş ı Milli Merkezi
(CNRS) ile Bardeaux Universitesi'ne, birlikte ı ı ı ı ı ğ ı ı
ı Müzesi'ne ş ederim.
(11) ı Not I'de ş ı ı ı ı 1993 ve 1994.
(12) I.K.30 (Keramos), No.66 ..
(13) Arkeoloji Dergisi lll. 1995, s.165-166 (Ege Universitesi Edebiyat ı ı ı
(14) F.VJArundell, Discoveries in Asia Minor. London 1834, s.77 ve ı WJ. Hamilton,
Researches in Asia Minor, Pontus and Armenia, VoLI, London 1842, s.407-408; C.I.G.No.
3866-3870.
163
FORSCHUNGEN IN LORYMA 1995
Winfried HELD*
Die antike Stadt Loryma, heute als Bozuk bezeichnet, liegt nahe der
Westspitze der karisehen Chersones, einer Halbinsel südwestlich von
Marmaris, die auch als Loryma-Halbinsel oder Daraçya ı ı be-
kannt ist. Unsere erste Kampagne an diesem archaologisch bisher kaum
erforschten Ort fand vom 4.9. bis 6.10.1995 statt'. Ich danke der tür-
kischen Antikenbehörde für die freundliche Genehmigung sowie der Ver-
treterin des Kulturministeriums, Frau Meliha ş für ihre engagierte
Anteilnahme. Die Jandarma-Kommandanten Erol Ş Marmaris und
Kenan Yelmen in Bozburun stellten uns die frühere Jandarma-Station in
Bozuk als Depot und Arbeitsraum zur Verfügung. Der Museumsdirektor
von Marmaris, Mehmet ı unterstützte uns ebenfalls nach Kraften.
Allen sei herzlich gedankt.
Die Forschungen in Loryma wurden aus mehreren Gründen be-
gonnen: Zum einen liegt Loryma im archaologisch bisher kaum be-
kannten, dorisch beeinfluBten Südwesten Kariens. Zum anderen ver-
spricht es neue Ergebnisse zur karisehen Siedlungsstruktur. Die Karer
waren in der Antike in KOtUa organisiert, das sind Zusammenschlüsse
(*) Dr. Winfried HELD Deutsches Archaologisches Institut ş Camii Sok. 48 TR-
80090 ş iSTANBUL
(i) Teilnehmer der Kampagne waren auBer dem Verfasser: als Archaologen Alexander Herda
M. A., Agnes Henning, Daniel Gejic (Berlin); als Geodat Jürgen Feuchter (Karlsruhe); sow-
ie meine Frau Elif Held. - Für die Archaologie und Topographie von Loryma ist bisher die
Publikation von O. Benndorf - G. Niemann, Reisen im südwestliche Kleinasien i. Reisen in
Lykien und Karien (1884) 20 ff. grundlegend, die innerhalb von drei Tagen eine flüchtige
Aufnahme in Loryma durchführten. - Für die Inschriften verfügen wir über zwei aktuelle
Publikationen: W. Blümel, Die Inschriften der rhodischen Peraia, IK 38 (1991) 3 ff.; A.
Bresson, Recueil des inscriptions de la Peree Rhodienne (1991) 160 ff. (Die Abschnitte bei-
der Arbeiten zu Loryma basieren im wesentlichen auf Publikationen von N. und M. Chav-
iaras). - Zur Geschichte s. P. M. Fraser - G. E. Bean, The Rhodian Peraea and lslands
(1954).
165
aus mehreren Ortschaften mit einem Heiligtum als politischem Zentrum-.
Diese Struktur ist archaologisch meist kaum nachvollziehbar, weil seit
dem 4. Jh. v. Chr. eine 'Verstadterung' stattfand, in der kleinere Ort-
schaften teils in neugegründeten Stadten wie Halikarnassos oder Stra-
tonikeia aufgingen, teils sich an varhandene altere Stadte anschlossen,
wie etwa Olymos, Hydai und wohl auch Chalketar an Mylasa- . Die po-
litische Struktur bestand dabei zumindest formal oft fort. Archaologisch
ist bisher nur die Siedlungsstruktur der acht - allerdings wohl nicht ka-
rischen, sondem lelegischen - Stadte vauf der Halbinsel von Ha-
likarnassos untersucht worden, von denen sechs im 4. Jh. v. Chr. durch
Synoikismos zur neugegründeten Stadt Halikarnassos zusammenge-
schlossen wurderr'.
Auf der Halbinsel von Laryma scheint sich die Struktur eines sol-
ches ı bis in die römische Kaiserzeit hinein erhalten zu haben. Acht
antike Orte sind hier mit ihren Namen bekannt. Es handelt sich um kleine
Stadte, die zum Teil kaum 5 km voneinander entfernt liegen und keinen
übergeardneten Hauptart haben (Abb. 1). Aus Inschriften kennen wir das
ı 'twv XCL.<Jov(x<JtCOV
5
, in dem diese Stadte zusammengeschlossen
waren. Eine Zentralisierung fand auf der karisehen Chersones nicht statt,
denn diese bildete seit dem 4. Jh. v. Chr. den Kern des İ
der 408 v. Chr. gegründeten StadtRhodos, der 'rhodischen Peraia'. Ein
stadtisches Zentrum auf dem Festland unmittelbar gegenüber ihrer Stadt
konnte nicht im Interesse der Rhodier liegen.
Umstritten ist bisher der Status der Chersones vor dem 4. Jh. v. Chr.
Sie dürfte in dieser Zeit unabhangig gewesen sein und nicht, wie in der
bisherigen Forschung überwiegend angenommen wird, zu Rhodos oder
gar zu Knidos gehört habens. Für eine Unabhangigkeit der karisehen
(2) Am besten ı ist bisher die politische Struktur in der Region von Stratonikeia. Vgl.
Strabon XIV 2,25; M. Ç. Ş The Political and Religious Structure in the Territory of
Stratonikeia in Caria (1976); zuletzt P. Debord, Essai sur la geographie historique de la re-
gion de Stratonicee , in: Melanges P. Leveque (1994) I07 ff.
(3) W. Blümel, Die Inschriften von Mylasa n, IK 35 (1988) V.
(4) W. Radt, Siedlungen und Bauten auf der Halbinsel von Halikarnassos, IstMitt Beih. 3 (1970)
9 ff.
(5) s. Fraser - Bean a. O. 65 ff.; W. Blümel, Die Inschriften der rhodischen Peraia, IK 38 (1991)
135 Nr. 555 Z. i; i. Ch. Papachristodulu, Ot ı ı ı ı ı ı ı ı (1989) 49 f.; Chr.
Blinkenberg, Lindos n 2. Inscriptions (1941) 731 Nr. 384b Z. 6-7 XE ı röv]
(6) Zu dieser Diskussion s. Fraser - Bean a. O. 94 ff.; Papachristodulu a. 0.49 f.: R. M.. Bert-
hold, Rhodes in the Hellenistic Age (1984) 42 (Die Chersones gehörte bereits vor 408 v.
Chr. zu Rhodos). - J. M. Cook, Cnidian Peraea and Spartan Coins,lHS 81,1961,56 ff. (Die
Chersones gehörte im 6. und 5. Jh. v. Chr. zu Knidos). Auf die mangelnde Stichhaltigkeit
der jeweiligen Argumente kann an dieser Stelle nicht naher eingegangen werden.
166
Chersones spricht nicht nur die geringe politische Bedeutung der rho-
dischen Stadte vor dem Synoikismos. Die Stadte der Chersones hatten im
5. Jh. v. Chr. auch eine eigene Münzpragung" und werden in den at-
tischen Tributlisten als Syntelie geführt'' .
Innerhalb der karisehen Chersones ist Loryma von besonderem Inte-
resse: Es besitzt mit seiner groBen Bucht einen geraumigen Naturhafen
nahe der als Kuvôt; ı ı ı (heute Karaburun) bezeichneten Spitze der
Chersones? und dürfte eine wichtige Station des Seehandels zwischen
dem östlichen Mittelmeer und der Agais gewesen sein, bevor diese Auf-
gabe der neue Hafen in Rhodos übemahm. Aber nicht nur aus wirt-
schaftlichen, sondem auch aus strategischen Gründen wird Rhodos nach
dem Synoikismos versucht haben, Loryma möglichst bald unter seine
Kontrolle zu bringen. Die Gefahr für Rhodos zeigte spater die Bela-
gerung durch Demetrios Poliorketes, der die Insel 305 v. Chr. von
Loryma aus angriff, nachdem er dort nach Diodors Zeugnis 1000 Schiffe
versammelt hatte'".
AufschluBreich für die Geschichte der Stadt ist auch das Zeugnis
Stephanos' von Byzanz" : ı ı ı Ka-taç. ı ı ı ea'tl
Kat ı Pôôou, oç ı ı AEYE'tm. Im 6. Jh. v. Chr. wurde Loryma
demnach als Polis bezeichnet, spater nur noch als Hafen oder locusv-.
Nach der Eingliederung in den rhodischen Staat wurden die Stadte der
Chersones zurhodischen Demen, mit der Ausnahme von Loryma, das
dem Demos der östlichen Nachbarstadt Kasara zugeschlagen wurde" -
vielleicht sollte die frühere Bedeutung Lorymas dadurch zusatzlich ge-
mindert werden.
Nun zunachst ein Überblick über die Topographie der Bucht von
Loryma (Abb. 2). Die Stadt liegt im Inneren der Bucht auf einem Fels-
spom und wird von einer Akropolis überragt. Die Ruinen in der Ebene
(7) H. A. Cahn, Knidos. Die Münzen des sechsten undfünften Jahrhunderts v. Chr. (1970) 200
ff.
(8) R. Meiggs, The Athenian Empire 5(1992) 556 f. Nr. 61 (Xe: ı ı
(9) Strabon XLV 2, 14.
(10) Diodor 20, 82,4-5; Berthold a. O. 67.
(11) Steph. Byz. s. v. ı = Hekataios, FGrHist 1 F 247. Stephanos hielt das karisehe und
das rhodisehe Loryma für zwei versehiedene Orte.
(12) Plinius, Nat. Hist. V 104.
(13) Das folgt aus dem Demotikon Kasareus in Insehriften aus Loryma, s. W. Blümel, Die Ins-
ehriften der rhodisehen Peraia, IK 38 (1991) 4; 10 Nr. 12 Z. 3; 13 Nr. 17 Z. 5; zu den and-
eren Stadten der Chersones ebenda passim.
167
westlich der Stadt lassen sich vermutlich mit dem Heiligtum der Artemis
Soteira identifizieren'". Daran schlieBt die Nekropole an, die sich an der
Westseite der Bucht nach Süden erstreckt. Südlich der Nekropole be-
findet sich wiederum eine Ebene mit dem Heiligtum des Apolion. Ganz
im Süden, westlich der Einfahrt in die Bucht, liegt schlieBlich eine Fes-
tung. Im Laufe unserer Arbeiten haben wir in der Stadt, den beiden Hei-
Iigtümern sowie der Hafenfestung gearbeitet und diese Bereiche kartiert.
Die recht kleine Stadt bestand mindestens seit dem 7. Jh. v. Chr. und
ist mit einer Mauer befestigt. Diese weist zwei Phasen auf: Die Mauer
der ersten Phase besteht aus groben, polygonalen Blöcken und könnte
noch aus arehaiseher Zeit stammen (Abb. 3). Sie wurde an zwei Stellen
in die spatere Mauer mit einbezogen. Die spatere, aus ungleichmaüig ge-
schichteten, trapezförmigen Quadern errichtete Mauer (Abb. 4) ver-
gröBerte die Flache der Stadt nur unwesentlich. Sie dürfte in klassische
Zeit zu datieren sein. Innerhalb der Stadt ist ein groBer Teil der Haus-
grundrisse sichtbar. Wegen der Hangiage standen die Hanser auf zum Teil
sehr qualitatvoll gemauerten Terrassen. Mit dem spaten Hellenismus
scheint die Bautatigkeit weitgehend zu enden, die Stadt bestand jedoch
nach Aussage der Keramik weiter, wenn auch nicht mehr im früheren
Wohlstand. In frühbyzantinischer Zeit entsteht eine neue Siedlung in und
unterhalb der Südostecke der Stadt. Hier war das Beinfragment einer
etwa lebensgroBen Marrnorstatue wohl klassischer Zeit als Spolie verbaut
(Abb.5).
Die Befestigung der Akropolis weist die gleichen beiden Bauphasen
wie die der Stadt auf. Die Oberflachenkeramik reicht von der arehaisehen
Zeit bis in die römische Kaiserzeit. AuBer drei groBen Zisternen ist hier
nur ein kleiner HausgrundriB zu erkennen. Die Akropolis fungierte wohl
als Fluchtburg mr die Stadtbewohner und scheint, von Wachpersonal ab-
gesehen, nicht standig besiedelt gewesen zu sein.
Das Alter des 'Soteira-Heiligtums' ist wegen der starken by-
zantinischen Uberbauung ohne Ausgrabung nicht festzustellen. Die al-
testen Funde stammen aus dem 4. bis 3. Jh. v. Chr. Von einem kleineren
Gebaude, vielleicht einer Halle, stammt eine hellenistische Kalksteinsima
mit Löwenkopf (Abb. 6)15. Wohl an der Stelle des antiken Tempels stehen
(14) O. B e n r ı d o r f - G. Niemann, Reisen im südwestliche Kleinasien I. Reisen in Lykien und Kari-
en (1884) 22; Blümel, Peraia a. O. 6 f. Nr. 6-7.
(15) Vergleichbar mit der Sima der Stoa Philipps V. in Delos (221-179 v. Chr.); s. R. Vallois, Le
Portique de Philippe, Delos VII i (1923) Abb. 60. 61; F. Rumscheid, Untersuchungen zur
kleinasiatischen Bauornamentik des Hellenismus (I 994) Kat. 366 Taf. 194,2.
168
die Ruinen einer byzantinischen Kirche, in die zahlreiche antike Spolien
verbaut sind. Das übrige Gebiet ist voller byzantinischer Ruinen, deren
zum Teil sehr massiye Mauern meist aus antiken Quadern errichtet
worden sind. Am Westende der Ebene befinden sich im hier senkrecht
aufragenden Felsen Balkenlöcher, die zu einem antiken Neorion (Schiffs-
haus) gehört haben könnten.
Durch die Nekropole führt oben am Hang entlang eine antike StraBe,
die die Stadt mit dem Apollonheiligtum verbindet. Entlang dieser StraBe
liegen die meisten Graber mit Terrassen und den für die Loryma-
Halbinsel typischen Stufenbasen'",
Das Apollonheiligtum im Lumbükü genannten Teil der Bucht kann
mithier gefundenen Inschriften identifiziert werden'", Der alteste Fund
aus diesem Bereich ist eine spatarchaische Reliefbasis, die heute im
Museum ı aufbewahrt wird'". Vom antiken Baubestand ist an der
Oberflache nur ein langgezogenes Fundament, wohl aus früh-
helIenistischer Zeit, erhalten. Verstreut im Bereich des Heiligtums finden
sich Basen für Bronzestatuen und andere Weihungen sowie Fragmente
von mehreren Marmorbecken. Von aufgehender Architektur sind eine
stark verwitterte ı aus Sandstein und ein profilierter Sand-
steinblock mit stuckierter Oberflache zu erwahnen, Die Keramik gibt
etwa das gleiche Bild wie in der Stadt, mit einer Periode des Wohlstands
etwa vom 6. bis 3. Jh. v. Chr. In byzantinischer Zeit entstanden im Be-
reich des Heiligtums drei Kirchen und eine groBe Zahl von Hausern, in
die viele antike Spolien verbaut sind - darunter ein marmornes Pal-
mettenfragment, wohl von einer Stelenbekrönung, aus der zweiten Halfte
des 4. Jhs.v. Chr. (Abb. 7)19.
Die Einfahrt in die Bucht bewacht die lange und schmale Ha-
fenfestung (Abb. 8). Ihre Mauern erstreeken sich zwischen zwei groBen
Rundtürmen und sind ihrerseits mit Rechtecktürmen bewehrt. Nach ihrer
Mauertechnik und der Oberflachenkeramik dürfte sie im 4. Jh. V. Chf. er-
richtet worden sein. An der Südspitze der Festung steht ein Altar, der
(16) Zu den Stufenbasen vgl. R. S. Carter, The 'Stepped Pyramids' of the Loryma Peninsula, /st-
Mitt 32, i 982, 176ff.
(17) Blümel, Peraia a. O. 8 Nr. 8-9.
(18) Museum İ Inv. 904; s. T. L. Shear, A Sculptured Basis from Loryma, AJA 18, 1914,
285 ff.; E. Pfuhl - H. Möbius, Die ostgriechischen Grabreliefs i (1977) 17 Nr. 25 (mit wei-
terer Lit.).
(19) Vgl. H. Möbius, Die Ornamente der griechischen Grabstelen
2
(1968) 42 Anm. 26. 113 Taf.
28b (Ste1e des Epithales vom Kerameikos); 49 Taf. 36a (Stele des Timagenes in Syra); 56
Taf. 47a (Stelenbekrönung in Theben).
169
nach Aussage von Felsinschriften dem Zeus Atabyrios geweiht war>, In
byzantinischer Zeit entstanden in der Festung eine Kirche und mehrere
kleinere Gebaude.
Vergleicht man diese Befunde mit der historischen Überlieferung zu
Loryma, lassen sich bereits jetzt einige vorlaufige Schlüsse ziehen. Die
vermutete Bedeutung Lorymas im 6. und 5. Jh. v. Chr. wird durch die
frühe Stadtmauer und die Qualitat der Keramik - darunter attisch-
schwarzfiguriger Import - bestatigt. Zeuge der rhodischen Besatzung ist
die Hafenfestung, die diesen strategisch wichtigen Ort sichem soIlte. DaB
sie von Rhodiem errichtet wurde, bestatigt der dem rhodischen Gott Zeus
Atabyrios geweihte Altar Der Befund spricht damit für eine rhodische
Machtübemahme im 4. Jh. v. Chr. Loryma stand von nun an aber nicht
vöIlig im Sehatten der Metropole Rhodos, sondem erfreute sich bis in
frühheIlenistische Zeit einer ausgedehnten Bautatigkeit, Der spatere Ver-
faIl steht wohl in Zusammenhang mit der schwindenden Macht von
Rhodos, das seit 164 v. Chr. trotz formaler Unabhangigkeit faktisch von
Rom regiert wird-'.
In byzantinischer Zeit wurde in Loryma ein FIottenstützpunkt und
Arsenal eingerichtet. Darauf weist der bei Konstantinos Por-
phyrogennetos bezeugte Name ı ı der sich als ı
ı oder Oplasikabükü bis in unsere Zeit erhalten hat>, Das Ar-
senal könnte mit den massiven Spolienbauten an der SteIle des 'Soteira-
Heiligtums' zu identifizieren sein. Nach den Araberstürmen des 7. Jhs. n.
Chr. scheint die Bucht von Loryma vöIIig verlassen gewesen zu sein.
(20) ı 1;2;5.
(21) Berthold a. O. 213 ff.
(22) Konstantinos Porphyrogennetos, de thematibus (ed. A. Pertusi, 1952) XIV ı
statt ı nach Blürnel, Peraia a. O. 4. Diese Quelle stammt zwar aus der ersten Halfte
des ı Jhs. n. Chr., basiert aber auf Exzerpten z. T. wesentlich alterer Schriften.
170
1995 YILI Ş
Winfried HELD *
Bugünkü ı Bozuk olan antik Loryma kenti, Loryma veya Daraçya
ı ı olarak bilinen, Marmaris'in ı ı Karya Cher-
sones'in ı burnuna ı yerdedir. Bugüne dek arkeolojik ı
pek ş ı ı ı ş bu yerde, ı ğ ı ı ilk kampanya 4 Eylül'den 6
Ekim'e kadar ş ı ş izin veren T. C. Kültür ı ğ ı
ı ve Müzeler Genel ğ ve bu ı temsil eden
ı Meliha ş ı ilgilerinden ı ş ederim. Mar-
maris Jandarma ı Erol Ş ve Bozburun Jandarma ı
Kenan Yelmen, Bozuk'taki eski jandarma karakolunu, depo ve ı ş
yeri olarak ı izin ş Marmaris Müzesi Müdürü
Mehmet ı da ı ş bizi ş Sözü edilenlere çok
ş ederim.
Loryma ş ı ı ş ı birkaç nedeni ı Lory-
ı Dar etkisinde kalan Karya bölgesinin ı ı arkeolojik
ı pek az ş ı ı ı ş bir yerde ı nedenlerden biri, ğ
ı Karya'da ş iç düzenini ı ı ı sonuçlar ğ
umudunu vermesidir. ı antik dönemde 'koinon' denilen ve bir-
kaç kentin bir kutsal alan ile politik bir merkezde ş ş
birlikler ş M. O. 4. ı ş ş ş ger-
ş ğ için, bu iç düzeni arkeolojik ı genelde pek ı
ı Ş ş küçük ş ya Halikarnassos
veya Stratonikeia gibi yeni kurulan kentlere ı ı ya da Olymos,
(*) Dr.Winfried HELD Deutsehes Archaologisches Institut ş Camii Sok. 48 TR-80090
ş iSTANBUL
(1) Yazardan ş ı ş ı Arkeolog olarak Alexander Herda M. A., Agnes
Henning, ı Gejie (Berlin); Jeodezi ı Jürgen Feuehter (Karlsruhe); ve ş Elif
Held. - Loryma arkeolojisi ve ı ı ş dek ş ı
O. Benndorf - G. Niemann, Reisen im südwestlichen Kleinasien I. Reisen in Lykien und
Karien (1884) 20 vd. Yazarlar, üç gün içinde kaba taslak planlar ı ş ı ı için iki
yeni ı ı W. Blümel, Die Insehriften der rhodisehen Peraia, IK 38 (1991) 3 vd.; A.
ı Recueil des inscriptions de la Peree Rhodienne (1991) 160 vd. (Her iki ı ı
Loryma bölümü özünde, N. ve M. ı ı ı ı - Tarihi için
bkz. P. M. Fraser-G. E. Bean, The Rhodian Peraeaand lslands (1954).
(2) Ş dek en iyi ş ı ı ı ş siyasi iç düzen Stratonikeia bölgesidir. ş Strabon XLV 2,
25; M. ç. Ş The Political and Religious Structure in the Territory of Stratonikeia in
Caria (1976); en son P. Debord, Essai sur la geographie historique de la region de Strato-
nicee, in: Melanges P. Levôque (1994) 107 vd.
171
Hydai ile ı ı Chalketor'un Mylasa'ya ı ı gibi mevcut eski
ş ğ ı ş Bu arada siyasal düzen en ı ş
len ı ğ ı ı sürdürüyordu. Ş dek sadece Halikarnassos Ya-
ı ı bulunan ş ş düzeni arkeolojik yönden
ş ı ı ı ş ı Büyük ı ı Karya ğ de Leleg kenti olan bu
sekiz ş ı ı M. O. 4. ı synoikismos yoluyla yeni ku-
rulan Halikarnassos' a ı ı ş ı
Loryma ı ı böyle bir koinon ı ı Roma İ
Dönemi'ne kadar ı ğ ı ı ş olabilir. ı ismi bilinen
sekiz antik ş var. Birbirlerinden ı ancak 5 km ı
bulunan bu ş siyasi ı ş ğ ı ı
ortak bir merkeze sahip ğ (Resiml). ı sayesinde bu yer-
ş biraraya ğ ı 'trov XE, .CJovacrirov
5
bilmekteyiz.
Karya Chersones'de bir ş ı ş ı Çünkü ı M. Ö.
4. ı itibaren, M. O. 408 ı ı ş olan Rodos kentinin
karadaki "Rodos'un ı denilen ı ğ Kendi
kentinin hemen ş ı ı karada bir kent merkezinin ı Ro-
ı ı ı ı
M. Ö. 4. ı önce ı ı siyasi durumu bugüne kadar
ı ş ı ş Bu dönemde, ş kadar ı ş ı
genellikle kabul ğ gibi, ne Rodos'a ne de Knidos'a aitti, ı ı
ğ ı ı idi". Karya Chersones'in ğ ı ı ğ gösteren, ı
Rodos kentlerinin synoikismostan önce siyasi önemlerinin az ı
ğ ı zamanda M. O. 5. ı kendi sikkelerini darp etmesi? ve
Attika vergi listererinde "synteleia" olarak yer ı ı
(3) W. Blümel , Die Inschriften von Mylasa II,lK 35 (1988) V.
(4) W. Radt, Siedlungen und Bauten auf der Halbinsel von Halikarnassos, IstMitt Beih. 3
(1970) 9 vd.
(5) bkz. Fraser - Bean age. 65 vd.; W. Blümel, Die Inschriften der rhodischen Peraia, IK 38
(991) 135 NL 555 Z. 1; ı Ch. Papachristodulu, ı ı ı ı ı (1989) 49
vd.; Chr. Blinkenberg, Lindos II 2. lnscriptions (1941) 731 NL 384b Z. 6-7 XE
ı rovl "
(6) Bu ı ş için bkz. Fraser - Bean age, 94 vd.; Papachristodulu age. 49 vd.; R. M.. Bert-
hold, Rhodes in the Hellenistic Age (1984) 42 (Chersones daha M. O. 408 ı ı önce Ro-
dos'a aitti). - J. M. Cook, Cnidian Peraea and Spartan Coins, JHS 81, 1961,56 vd. (Cher-
sones M. Ö. 6. ve 5. ı Knidos'a aitti). Her iki kaynakta da gösterilen ı ı
ı ı ı ğ ı üzerine burada ı ı girilmeyecektir.
(7) H. A. Cahn, Knidos. Die Münzen des sechsten undfünften Jahrhunderts v. Chr. (1970) 200
vd.
(8) R. Meiggs, The Athenian Empire 5( 1992) 556 vd. NL 61 (XE __ '. ı ı
172
Karya Chersones'de ı ı bir önemi var: Büyük bir koya
sahip olan kentin, Kuvôç ı (bugünkü ı Karaburun) olarak ad-
ı ı ı burnu ı ı ş ğ bir ı var.
ğ Akdeniz ile Ege Denizi ı deniz ticaretinin önemli bir du-
ğ ı olan Loryma bu ş Rodos'taki yeni liman üstlenene kadar sür-
ş Ancak Rodos ekonomik nedenlerin ı ı stratejik ne-
denlerle de synoikismos'dan sonra ı bir an önce denetimi ı
almak isteyecektir. Diodoros'un ı ı göre burada 1000 gemi top-
ı sonra, M. O. 305 ı ı adaya Loryma'dan ı Demetrios
Poliorketes'in ş ı Rodos için tehlikeyi gösterir!".
Kentin tarihi konusunda Stephanos Byzantios önemli bilgiler verir!':
ı ı Ka .taç: ı ı Ecr'tl ı ı ôç Am-
uf.la A-EyE'tal. Bu bilgilere göre Loryma M. O. 6. ı polis, daha
ı ise sadece liman veya locus'? olarak ı ı ı Cher-
sones kentleri, Rodos devletine dahil edildikten sonra, Rodos'un de-
ı oldu. ğ ş kent Kasara demos'una ı ı
Loryma ise istisna oldu'>. Belki ı eski önemi böylece daha da
ı ı ş
Loryma Koyu ğ ı ı ana ı ş ı (Resim: 2):
Koyun iç ı ı bir kaya ı ı ı ı üzerinde yer alan kentin yu-
ı ı bir akropolis bulunur. Kentin ı ı ovada bulunan ka-
ı ı ı Artemis Soteira Kutsal ı ı ı Koyun ı ı
güneye ğ uzanan nekropol ı ğ ş Nekropolün gü-
neyinde, üzerinde ApolIon Kutsal ı bulunan bir ova daha yer ı
Daha güneyde, koy ş ı ı ise bir kale bulunur. ş
ı ı ı ı kentte, her iki kutsal alanda ve liman kalesinde ça-
ı ş ı ve bu yerlerin ı ı ı ı
Küçük bir kent olan Loryma en geç M. Ö. 7. ı beri ı ğ ı ı
sürdürmekte olup, bir surla çevriliydi. Bu sur iki ı evresi gös-
(9) Strabon XIV 2, 14.
(i O) Diodoros 20,82,4-5; Berthold age. 67.
(Il) Steph. Byz, s. v, ı =Hekataios, FGrHist 1 F 247. Stephanos, Karya ve Rodos Lor-
ı ı iki ı yer ı
(l2) Plinius, Nat. Hist. V 104.
(13) Bu, Loryma'da bulunan ı Kasareus demotikon'undan ş ı ı bkz. W.
Blümel, Die Inschriften der rhodisehen Peraia, IK 38 (1991) 4; LO Nr. 12 Z. 3; 13 Nr. 17 Z.
5; Chersones'in ğ kentleri için ı yer.
(14) O. Benndorf - G. Niemann, Reisen im südwestliche Kleinasien I. Reisen in Lykien und Kari-
en (1884) 22; Blümel, Peraia,age. 6 d. Nr. 6-7
173
termektedir: İ evrenin sur ı kaba ve poligonal bloklardan ya-
ı ı ş ı ve Arkaik Dönem'e tarihlenebilir (Resim: 3). ı sur iki yerde
ikinci evre suruna dahil ş Yamuk biçimli kesme blok ş
örülen ikinci evre suru (Resim: 4) kent ı ı pek fazla ş
ş İ evre Klasik Dönem'e tarihlenebilir. Kent içindeki evlerin
büyük bir ı ı ı ı ş ı Yamaçta ı
evler ı çok özenle ş teraslar üzerindeydi. Geç Hellenistik
Dönem ile birlikte ı etkinlikleri önemli ölçüde azalmakta ise de, ke-
ramik ı göre kent ı ğ ı ı ş Ama eski zen-
ginlikten iz yoktur. Erken Bizans Dönemi'nde kentin ğ ke-
siminde ve ı kesimin alt ı yeni bir ş ortaya ı ı ş ı
Burada, ı ı Klasik Dönem'e ait normal boyda bir mermer heykelin
bacak ı ş malzeme olarak ı ş ı (Resim: 5).
Akropolis koruma suru da, kent ı ile ı iki ı evresini gös-
terir, Yüzey ğ Arkaik Döne'mden Roma Imparatorluk Dönem'ine
ğ ı Burada üç büyük ı ı ı ş ı ı küçük bir ev te-
meli görülmektedir. Akropolis, ı ı ı tehlike ı kent hal-
ı ı ı ğ ı ğ ı ş görüyordu.· Burada, nöbetçilerin ı ş ı sürekli
bir ş ı ğ ı ş ı ı
'Soteira Kutsal ı ı ne kadar eski ğ Bizans Dönem'inde
üzerine ğ ı ş ğ ı ı ta-
rihlenemez. En erken buluntular M. O. 4. ve 3. ı tarihlenir. Hel-
lenistik Dönemle tarihlenen aslan ş ı ş ı sima, stoa gibi küçük
bir binaya aittir (Resim: 6)15. Antik ı ğ ı yerinde ı ı bir Bi-
zans kilisenin ı ı ı ı bulunur. Bu kilisede çok ı antik ş
malzeme ı ı ş ı ı geri kalan bölümü, ı ı
nellikle antik blok ş ş Bizans Dönemi ı ı ı ı do-
ludur. ı ı ucunda, burada dikeyolarak yükselen kaya yüzeyinde,
ı delikleri bulunur. Bu delikler antik bir Neorion'a (gemihanesi) ait
olabilir.
Nekropol içinden geçerek ı üst ı ı boyunca uzanan antik
yol, kenti ApolIon Kutsal ı ğ Terash ı ğ ve
Loryma ı ı özgü ı kaideler" bu yol boyunca ı
ı ş ı
(15) Delos'taki Philippas V'in ı sima ile ş ı ş ı ı (M. Ö. 221-179); bkz. R.
Vallois, Le Portique de Philippe, Delos VII i (1923) Abb. 60. 61; F. Rumscheid, Un-
tersuchungen zur kleinasiatischen Bauornarnentik des Hellenisrnus (1994) Kat. 366 Taf.
194,2.
(16) ı kaideler için ş R. S. Carter, The 'Stepped Pyramids' of the Loryma Peninsula,
IstMitt 32, 1982, 176 vd.
174
Koyun, Lumbükü olarak ı ı ı ı ApolIon Kutsal
ı burada bulunan ı ş edilebilmektedir?". Bu alandan en
eski buluntu, halen İ Arkeoloji Müzesi 'nde korunan, Arkaik
Dönem'e ait kabartmah kaidedir'". Antik ı yüzeyde kalan, ola-
ı ı Erken Hellenistik Dönem'e ait ı uzun bir temel ı ş ı
Kutsal alanda ğ ı ı ş olarak bronz heykel ve ş ı kaideleri
ile çok ı mermer su ı ı ı Ust mimari par-
ı ı ş ı ı ı ş ancak ı ş etkenlerden fazlaca
tahrip ş bir sütun ğ ı ile, yüzeyi stukolu, profilli bir ş ı
blok ı Keramik, .kentte bulunan keramikle ı bilgileri ver-
mekte olup, ş ı M. O. 6. ı 3. ı kadar uzanan bir
refah dönemini ı ı Bizans Dönemi'nde, kutsal alanda üç kilise ile
çok ı ev ı ı ş ı Evlerde birçok ş malzeme kul-
ı ı ş ı bunlar ı bir stelin üst ı ı ait olan ve M. Ö. 4.
ı ait mermer bir palmet ı (Resim: 7)19.
Dar ve uzun Liman Kalesi koyun ş kontrol ı tutar
(Resim: 8). Kale ı iki büyük yuvarlak kule ı uzanmakta
olup, ı dikdörtgen kulelerle tahkim ş Duvar ğ ve
yüzey ğ göre, kale M. 0.4. ı ı ı ş olabilir. Kalenin
güney ucunda, kaya ı ı ı ğ bilgilere göre Zeus Atabyrios'a
ı ş bir sunak ı Bizans Dönemi'nde kalede bir kilise
ve çok ı küçük binalar ı ı ş ı
ı sözü edilen buluntular Loryma ile ilgili tarihi bilgi bi-
rikimiyle ş ı ş ı ı ı ı geçici sonuçlara ı ı
ş ı ı ğ ı ı önemi, erken dönem kent suru ve ğ ğ -
bunlar ı siyah figürlü Attika ithal ğ - ı ğ
ı Stratejik ı önemli bu kenti koruyan Rodos savunma kuv-
vetlerine, limandaki kale ı ı etmektedir. Kalenin Rodoslular ta-
ı ğ Rodos ı ı Zeus Atabyrios'a ı ş sunak
ğ Buluntu, böylece M. O. 4. ı Rodos'un hakimiyeti ele
ğ ş etmektedir. Ancak Loryma bu dönemden itibaren bü-
tünüyle Rodos'un gölgesi ı ı ş aksine Erken Hellenistik
Dönem'e ğ ğ bir ı ğ sahne ş Daha sonraki
dönemde görülen ş ş ı ı M. O. 164 ı ı beri ş ba-
(17) Blümel, Peraia age. 8 Nr. 8-9.
(18) İ Env. 904; bkz. T. L. Shear, A Seulptured Basis from Loryma, AJA 18,1914,285 vd.;
E. Pfuhl - H. Möbius, Die ostgrieehischen Grabreliefs i (1977) 17 Nr. 25 ı ı ı literatür
ile birlikte).
(19) ş H. Möbius, Die Ornamente der griechisehen Grabstelen 2(1968) 42 Anm. 26. 113 Taf.
28b (Kerameikoslu Epithales'in steli); 49 Taf. 36a (Timagenes'in Syra'daki steli); 56 Taf.
47a (Thebai 'daki bir stelin üst ı ı
(20) Blümel, Peraia age. 4 vd. Nr. i; 2; 5.
175
ğ ı ı ı ğ ı ş ı fiilen Roma ı yönetilen» Rodos'un gü-
cünün ı ş
Bizans Dönemi'nde Loryma'da bir donanma üssü ve arsenal (silah
deposu) ş ş Konstantinos Porphyrogennetos'ta geçen ve
ı ı veya üplasikabükü olarak günümüze kadar ya-
ş ı ş olan ı ı bu ı ş etmektedir>, Arsenal, 'So-
teira Kutsal ı ı yerindeki ş ı ş edilebilir.
M.S. 7. ı Arap ı ı ı sonra Loryma Koyu tamamen ter-
ş ı ı
(Türkçeye çeviren: Ali Akkaya)
(21) Berthold age. 213 vd.
(22) Konstantinos Porphyrogennetos, de thematibus (ed. A. Pertusi, 1952) XIV 14. BIümel, Per-
aia age. 4'e göre ğ ı ı Konstantinos Porphyrogennetos'un bu ğ ı
M. S. 10. ı ı ilk ı ı ait olmakla birlikte, ı de çok daha erken kaynaklardan
ı ı ı
176
• SYRNA
G
KASTABOS ı (

KNIDOS
o
Abb. 1: Karte der karisehen Chersones
Resim 1: Karya Chersones'in ı
177
t
,G<!<ht_.,....,., ..11L""""""'_ "...-
ı ....
A
I:;IW\.LL """ M:tll....... \,l ...... .....""
PIöfW ..... '_$...:,8.00 ... "...I;,.",.,,1
Abb. 2: Karte der Bucht von Loryma
Resim 2: Loryma Koyu'nun ı
178
ı
ı
\l c) \\ \..a Q
$
i
r
i
!
!
i
L
r
L
!
. i
i
L
r
Abb. 3: Teil der frühen Stadtmauer, in der klassisehen Mauer wiederverwendet
Resim 3: Klasik surun içinde yeniden yer alan erken dönem sur d u v a r ı
Abb. 4: Klassische Stadtmauer
Resim 4: Klasik Dönem sur d u v a r ı
179
180
Abb. 5: Beinfragment einer Marmorstatue
Resim 5: Bir mermer heykelin bacak ı
Abb. 6: Hellenistischer Simablock mit löwen
Resim 6: Hellenistik Dönem aslanh sima ğ
Abb. 7: Spatklassisches ı
Resim 7: Geç Klasik Dönem palmet ı
Abb. 8: ı
Resim 8: Liman Kalesi
181
EPIGRAPHISCHE FORSCHUNGEN IMWESTEN
KARIENS 1995
Wolfgang BLÜMEL*
Das Gebiet, in dem ieh seit mehreren lahren epigraphisehe Surveys
durehführe, umfaBt die Region zwischen der Stadt Milas, dem Çine Çay
und dem Maandertal , die Halbinsel von Knidos und die sogenannte
Loryma-Halbinsel, Darüber hinaus bin ich mit der Bearbeitung der bei
den Ausgrabungen von Knidos, Datça und Nysa gefundenen Inschriften
betraut, im Rahmen des Surveys in Priene mit der Bearbeitung der dart
noch befindlichen Insehriften sowie mit der Bearbeitung der in den
Museen von Milas und Marmaris verwahrten Insehriften.
Die Forschungsreise 1995
1
war wiederum sehr ergiebig. Ich habe in .
Ausgrabungsdepots, Privatsammlungen und Museen zahlreiche neue In-
sehriften aufnehmen und publizierte Inschriften wiederfinden können.
Einige der interessanten Neufunde sollen im folgenden vorgestellt wer-
den.
1. Milas
Allseits gebroehenes Fragment aus Marmar im Museum Milas. Zeit:
4. Jh. V. Chf. Publikation in Vorbereitung (Epigraphiea Anatolica 25).
M]uAacreaç [
]coç ı ı ı [
]aç ı [
(*) Prof. Dr. Walfgang BLÜMEL, Institut für Altertumskunde, Universitat zu Köln, Albertus-
Magnus-Platz,50923 Köln, ALMANYA.
(1) Ich danke der Generaldirektian für Altertümer und Museen im Kultusministerium der Re-
publik Türkei für die Forschungsgenehmigung und der Reprasentantin der Generaldirektion.
Frau Gü!can Küçükkaraaslan (Alanya Müzesi), für die Zusammenarbeit.
183
4 'to]uç öpou; 'touç [
o]UÖEtÇ MUAaaeO)v [
a]1teSaVEV OÜ'tE E[
]IHE 'Ap'taç[epçl1v
8 ]E'\)()l1tEpt 'tmv ı
lvOt 1tp6aSEV apxov't[EÇ
'Aphaçepçn ÖE ı
MU]Aaad)()l [
12 ]. ı . [
Es geht um die Mylaseis, aber es bleibt unklar, wer geehrt wird (Z.
2), was es mit den Grenzen (Z. 4) auf sich hat, wer starb (Z. 6), wer zu
dem persischen König Artaxerxes reiste (Z. 7) usw. In Yootxue] Z. 8
steckt vermutlich der Name der Einwohner einer bisher unbekannten ka-
rischen Stadt. König Artaxerxes ist vermutlich Artaxerxes III. (359/8-
337), und man ist versucht, in Z. 2 zu erganzen AÖ]aç, mehrfach be-
zeugte Variante des Namens Ada, der Tochter des Hekatomnos, die 344/
3-341/0 Statthalterin des persischen Königs in Karien war.
2. Bargylia
Fast intakter Wandquader; Fundort nicht bekannt, jetzt im Museum
Milas. Zeit: Ende 2. - 1. Jh. v. Chr. Publikation in Vorbereitung (Epigra-
phica Anatolica 25).
OTE[ , , .]LONOI ÖE .
pooei'tO)aav
E30[. . . .. ..... ., .kov Kat 'tmv ı v] eav 't[E ı
eav re apaE(vaç)
't[ ı Kat 1tapaye'tO)aav 'ta S[. ]a
ı
4 EKKAl1at[av'tou] Il11VOÇ rof 'Epucaôvoç ı ı
Ö ı aaSev'tO)v
ÖE au'tmv Kat axSev'to)v elç 'to ispôv 'tflç ı ı 'tflç
ı
184
['t]fh ı 't013 l..l:llvoÇ 'to13 L'tpa'tEiou ı Ot
aVÖPEÇ
ot Kat EuavÖpiav 'trov <pUArov xptvovrsç 'tAV apta'ta

8 <pT]Ko'ta Kat aEt Ka'ta 'to Eçflç, Kat ı Ka80n av
\
xm
ı ı ı ı 8DO'av'tEç Öe Kat EçEAov'tEç 'ta ı ı ı
YEpa ı iepei ot re ı Kat ot ı ı 'ta
Aoma
KpEa ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı
12 EV ı ı npoç ropav ı ı ı xpecvouirrv
Ka'ta
ı "'ta öe ı ı [ 2 ] Kat 't&AAa 'ta ı ı
anoÖo-
ı ı ı aVEvEyKcl'tcoO'av ı ı ı 'ta öe
ı
npôrepov uno rôrv ı ı ı ı ı ı
ı
16 Kat Ka8flKov EO'n Kat ana 'trov 't013 ı ı ı
E1tt<pa-
vEO''tEPOV ı ı ı ı ı 0'[ ı öe EAa<pov
ı
orxt apyupav ana ÖpaXllrov ı ı Kat ı ı /) llEV ı
K'tCOV ı ı nEpt 'tflç Ka'taO'KEuflç ı
20 uevoç EKaO''ta npoç ı ı 'tflç O'novÖflç ot
Öe ı ı ı ı ı ı ı Ka'ta ı
Öo'tcoO'av Öe Kat ı ı ı roiç EV ı
';'
ı ı
dç 8u-
oirxv ı ı EKa'toV" Ot öe ı ı ı ı ı unep
24 'tflç noAEcoçKat EÇEAOV'tEÇ 'ta ı ı ı yepa 'ta Aoma ano-
185
OOllEV01 'to AOyEU8ev aVEvEyK<l'twcrav ı ı avaypa-
",a'twcrav de Ol EVEcr'tCO'tEÇ ı 'tOOE 'to ı ı EV 'tC01
ı 'tO'\) I1ap8EvcovOÇ' Ol dE ı ı ı 'to YEVOllEVOV dç ı
28 ı ı ı ı anooo'twcrav au'totç' Eav DE ı 'tl ı
ı 'tCOV En1'tE'taYllEvwv au'tco1 Ka'ta 'tOOE 'to ı ı ı
AE'tW lEpaç ı ı ı ı ı
2 - - - und der Tempelbaumeister, sei es, daBman weibliche, sei es,
daB man mannliche Rinder - - -
3 und sie sollen die [Opfertiere] am 20. Hermaion in die
Volksversammlung führen;
4 und wenn sie der Prüfung unterzogen und am 2. Strateios in das
Heiligtum der Artemis Kindyas geführt worden sind, sollen diejenigen
Manner, die auch über die ı der Phylen urteilen, entscheiden,
wer das Rind am besten aufgezogen hat, und dann entsprechend weiter;
8 und sie sollen in der Prozession gehen in der Reihenfolge der Ent-
scheidung.
9 Dann sollen die Tempelbaumeister und die anderen vorstehend
Verzeichneten opfem (die Rinder schlachten), die üblichen Ehrengaben
für den Priester entnehmen und das übrige Fleisch am nachsten Tag in
der dritten Stunde auf der Agora gemeinsam an die Bürger verteilen,
wobei sie die Fleischverteilung nach Phylen vomehmen sollen;
13 aber die Haute und alles übrige sollen sie verkaufen und den Preis
als Zugang (zu den stadtischen Finanzen) verbuchen;
14 aber die Teile, die vorher die Tempelbaumeister für sich selbst
oder das Beamtenkollegium entnommen haben, sollen nicht mehr ver-
liehen werden.
16 Und da es sich geziemt, daB der Göttin auch aus den Geldem des
Demos ein recht ansehnliches Weihegeschenk gemacht werde, wird ent-
schieden, für 1200 Drachmen eine silbeme Hirschkuh anzufertigen;
18 und der Stadtbaumeister soll eine schriftliche Beschreibung über
die Herstellung aufsetzen und alles anordnen für das Erstopfer der Trank-
spende;
20 die Schatzmeister sollen den Auftrag erteilen gemaf der vor-
gelegten Beschreibung.
22 Sie sollen aber auch den im Amt befindlichen Prytanen für das
Opferfest 100 Drachmen geben; diese sollen der Artemis ein Rind
opfem, zum Heil der Stadt, sollen die üblichen Ehrengaben entnehmen,
den Rest verkaufenund das Eingenommene als Zugang verbuchen.
186
25 Die im Amt befindlichen Tempelbaumeister sol1en diesen Be-
schluB im Pronaos des Parthenons aufschreiben;
27 die Schatzmeister sol1en ihnen den für das Aufschreiben entstan-
denen Aufwand ersetzen;
28 wenn aber jemand etwas von dem nicht tut, was ihm gernaf
diesem BeschluB auferlegt worden ist, sol1 er 6000 Drachmen schulden,
die der Artemis Kindyas heilig sind.
Der Demos von Bargylia hat beschlossen, künftig in jedem Jahr ein
groBes Opferfest zu Ehren der Artemis Kindyas zu feiern, das durch eine
groBe gemeinsame Festmahlzeit des ganzen Demos begangen wird. Es
findet alsa ein groBer Schmaus statt, wie es etwa auch durch die In-
schriften von Priene deutlich wird. Zu diesem Zweck sol1en vorsorglich
genügend Rinder zum Schlachtopfer aufgezogen werden. Die Aufzucht
der Rinder, sol1 an besonders qualifizierte Züchter vergeben
werden.
Im Monat Hermaiön werden die Tiere dann in einer Volks-
versammlung vorgeführt und von einem Richterkollegium pramiiert, von
denselben Richtern, die auch den Agon der Euandria entscheiden.
5 Artemis Kindyas ist die Stadtgöttin von Bargylia und mehrfach in
den Inschriften der Stadt bezeugt.
7 Euav8pia bezeichnet ÇtE ı und ı Tugenden wie Man-
neszucht, Mannestüchtigkeit, auch mannliche Schönheit.
7/8 war zwar bisher nicht belegt, ist aber eine regulare
Bildung zu
20 Die Stelle bleibt unklar, ebenso der Zusammenhang mit dem
Weihgeschenk, der Hirschkuh.
27 ITap8EveOv, wohl Bezeichnung des Tempels der Artemis, auch in
einer anderen, durch eine unzulangliche Kopie bekannten Inschrift aus
Bargylia (ed. W. Blümel , Arkeoloji Dergisi II ı 1994) 115-116 Nr.
46 Z. 10).
In einem zweiten Dekret wird beschlossen, daB auch die Metöken an
dem Fest teilnehmen sol1en. Diese Inschrift wurde nach meiner Abreise
in das Museum von Milas gebracht. Mir liegen bisher nur Photos vor,
und die Lesung ist an mehreren Stellen unsicher. Ich hoffe aber, auf der
nachsten Reise den Stein selbst bearbeiten und die Unsicherheiten aus-
zuraumen zu können.
187
3. Knidos
Wandquader aus hellgrauem bis hellrotem Kalkstein. Schrift: Ar L: i
Zeit: ca. 3. Jh. v. Chr. (auf Grund der Schrift). Publikation in Varberei-
tung (Epigraphica Anatolica 25).
ı ruc]
[ovtt E(i)ç to lEPOV tOU 'AnoAAmvo[ç
xoo]IlEuVt[mv] tmv ı ı ITop8EatACXl tm{tl Kupvi]to
4 ı ı ı ı Kat KVl<>tOUÇ Aut'rio«; tOV Ö[pKOV
rloi ÖE nmAlltat ll[Eha tmv ı ı ı anoÖ[ovtm
]uaCXl ta ı roç KOlltÇEt[CXl]' ı ÖE t[
ta]v Kat tOuç aAAouç nOAltaç n[
8 ı ı dçataA[aç A18tvaç
] tOU Kupvleiou]: ı ı to[uç
ÖOIlE]V roi»; talltaç ano tmv dç [
-clvôpo; 'Avnnata mmjfat
Offenbar handelt es sich um das Fragment eines Vertrags zwischen
Knidos und Lyttos; es ist von "schwören" die Rede (Z. 4 und 6) und von
einer Symmachie (Z. 8), .deren schriftliche Ausfertigung auf Stelen auf-
gezeichnet werden soll, Uber die historischen Zusammenhange sind wir
nicht unterrichtet, und in Anbetracht der Bruchstückhaftigkeit des Steins
sind nur wenig sichere Aussagen möglich.
3 Umsetzung der auf Kreta haufig belegten Farmel ı tmv
auv ı ı tm ı "als die kosmoi mit - -, dem Sohn des - -, ihr Amt ausüb-
ten. - ı mannl, Personenname in Lyttos.
4 Lyttos: Stadt im Osten Kretas.
5 nmAlltat sind "officials who ... entered into contracts for public
works" (LSJ).
9 Die Ausfertigung für Knidos sollte in dem Tempel des ı
Karneios aufgestellt werden: EV ı ı toii 'AnOAAmvoç] tOU Knpv
[EtOU].
11 'Avnnataç: mehrfach belegter kret. Personenname.
(2) E 2: der Stein; lota war vermutlich nur gemalt.
188
İ İ YÜZEY Ş 1995
Adnan İ
"Anadolu Antik ğ ğ ı ve Ş İ ş konulu mo-
nografik ı ş ı 1995 ı ı ş ı ı Iç ı mer-
kezinde; Marsias ğ ı ı ğ ve ı ı ğ Kys ve
Hyllarima, ı Alabanda ve Labraunda kentleri ile ı çev-
resinde ş ş ş ğ ı sunulan metinde ş ı sonucu
belirlenen örneklerden ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ş ı
Alabanda antik kentinin ş uçumu ş ı 5 km kadar güneyinde,
Akçaova ı ı Kuletepesi ı verilen ğ ı alanda, yöreye özgü
çok ı kaya presi ş Bunlardan, Alabanda, Stratonikea
ve Lagina'ya yönelen ı görebilen yüksek bir tepe üzerinde ş
Hellenistik ğ kalma bir gözetleme kulesinin (Resim: I) hemen
önündeki ı ğ ş ş yuvarlak bir ezme yeri ile önündeki
dikdörtgen biçimli toplama havuzundan ş (Resim: 2). 1.70 m ça-
ı pres ğ ı ı ı toplama havuzu yönünde ğ
ş Pres ğ ı arka ı ı üstü, ş ğ ı ğ dikdörtgen
ş oyularak ı kolu ucunun ğ yuvaya dö-
ş ş ı üstü ı ı ve bu alanda kaya yüzeyi 1.50 m
ş ğ ş Bu bize ı ı çok ı Kilikya ğ
ğ gibi ı kolu üstünün ş ı ı boyda iri bir kaya ile des-
(*) Doç.Dr.Adnan İ Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Ta-
rihi Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim ı 25240-ERZURUM
(i) ı ş için İ veren ı ve Müzeler Genel ğ ve incelemeye ı
temsilcisi olarak ı Denizli Müzesi ı ı Ş Kök'e konuya gös-
ğ ilgi ve ı ı ı ş ederim. ı Çine ı ve Be-
lediye ş ı ğ ı Alabanda ğ üyelerine ve ş ı ı Konya Selçuk
Universitesi Klasik Arkeoloji Anabilim ı ğ Memduh ğ te-
ş borçluyum.
189
ğ göstermektedirs (Resim: 3). Ezme yeri ve toplama havuzu
bir kanalla birbirlerine ğ ı ş ı Bugün içi toprak dolu, ancak en az
0.40 m derinlikte ğ ş ı toplama havuzunun ğ ı
ş ı i m ğ alanda ve bunun alt ı ı kaya yüzeyi
düzeltilerek, ı ğ oturtma ı ş ş Bun-
lardan altta ı önündeki ş oyuklar ise, kaya ı ı
(Resim: 3). İ ş ğ ğ ğ kaya yüzeyinde, kule ı
ş ı yuvarlak ezme teknesine dek ş ş ı 0.10 m ı
ı ğ ı kanal, kaya yüzeyine ş ğ ı ı toplama havuzuna
ş ı yöneliktir". ş ğ ğ ı ı kaya yükseltisi
üzerinde, kap ı görülmektedir. ı kulenin hemen ı ş
likle ş ı ı ürünün depo ğ içine ş ve
önde duvarla ı ı ş mekanlar ş
Kuletepesi'nde, kulenin güney ı ı iri bir kaya kütlesinin ş
lenmesiyle ş ş ğ ş bir presle ş ı ş ı ş ı (Resim:4-
6). ı ş kenarlarda az ş ezme yeri, ola-
ı ı ı ğ ı ı ı iki ı düzeyde ş
ş Bunlardan ı ı arka kesimde tahrip ş
ancak ğ ı ş ı 2x3 m ı kaba dik-
dörtgen ş Salt, önde az bir bölümüyle ğ ş
ğ ı olan kaya ı ı önünde ı ı ı ş ı ı ı ğ ı burun ş
ş ı ı ı bir oluk bulunur (Resim: 4). ı ı toplama yeri tabanda ve ön ke-
simde ş Ancak ğ üst kesiminde korunan az bir bö-
lümden ğ ı ı ğ ı ı ğ ı an-
ş ı ı Kaya cephesinde, biri ortada, ğ ğ ı yerde
olmak üzere, ı ş ğ ı ğ ş dikey iki ş
geçme ı ı ı ş ı (Resim: 6). Bunlardan ilki 0.08 m ş ğ
ve 0.37 m ğ ve her iki yan ı üst üste yatay ve
ı yiv ş ş ğ görülmektedir. ğ ı
(2) ı pres ğ ş preslerde kaya ı ı ı ş ı gibi ı
özel durumlarda, bir bölümüyle kaya içine sokulan ı ucu, üzerine oturtulan iri bir
kaya ğ üstten de ı desteklenir. Bu uygulama Kilikia ve Lykia Bölgesi kaya pre-
sinde de ı ş bir yoldur.
(3) İ ş ürünün hasat ı ve onu izleyen en çok dört ı bir süreç boyunca ça-
ı ş ı ı ı Ancak, bunun ı ş ı zamanda da ğ ş amaçlar için de ş
levlendirilebilmektedir. ı ı toplama ı ı ı olarak ğ ı ş ı
ş ı ı uygun bir ş ı ise ı tekstil ı ş ve ğ
dokuma ürünlerinin ı yönelik ı ı ı İ bölgesinde ş
ı ı ı ğ ş ele geçen ğ ı ı ı keten ve yün ipliklerini örme ve boyama
için ş ş D.Eitham, BCH SuppI.XXVI. 1993, 93. Bu ı
gerçekte, kayalara ş zeytin ve üzüm presi ş tekne, ı ı ı
ı ı yeniden tekneye ş ğ ğ ve ı ş dokümanlardan fazla
ı ı ı atmak için ı ı kolu ve pres ğ ı ı ı ı tekstil ı ı ğ ı için de
uygun ı ı Istmia'da ş bir boyama ş ğ için:
C.Kardara, AJA 65-3,1961,261 vdd.Lev.79-82.
190
ş ı 1.00 m ş ğ kaya ı ı ğ ı ı her iki yan yüzlerine kar-
ş ı ı ı olarak yuvalar ş ş ı 0.05 m ğ ve
0.10 m ğ bu yuvalar ı ı oluktan akan ı ı ı almak için
ı ı ş ı ş ı geçme ı ı ş ya-
ı ı bir bölümü ı ı 0.48 x 0.46 x 0.36 m ı ve üzerinde
ş geçme ı ı ı ş ı kolunu ş ğ ı çekmede ı
bir pres ğ ı ı ğ ı ş
Kuletepesin'den ş bir kaya ş ğ de, kulenin 300-400 m kadar
kuzeyinde ş Bu örnek, ı ı ı benzer ancak
ondan daha iyi ı ve bu ğ de ı tipteki ş dö-
ş ş konusunda, ı ı ı bilgiler verir (Resim: 7-9). Bu-
rada da, yerli kaya ğ üst ı ı düzeltilerek, ürünün ı
ğ bir pres ğ ı ş ş Bugünkü yürüme ta-
ı ş ı 1.00 m kadar ı bu pres ğ ı ı ş ğ
arkaya ğ 2.50 m ı ve ı ı ı ı öndeki ğ ş ı
ı ı ş Ezme yerini önden ı ı ve bugün salt
az bir bölümüyle ş kaya ı içinde küçük bir kanal bu-
lunur; bunun önü ı ı ı ı ş ı ı ı ğ ı ş bir oluk ş dü-
ş Pres ğ ı ı ı olukla ı eksen üzerinde, yak-
ş ı 1.00 m ğ dik kaya yükseltisinin içine ı kolu
ucunun desteklendi ğ yuva ş (Resim: 9); dikdörtgen ş
ş bu yuva 0.38 x 0.31 m ı ve 0.13 m derinliktedir. Ay-
ı kaya cephesindeki ğ her iki ı ve ona ş ı 0.50 m
kadar uzakta dikey iki ı geçme ı ş ş (Resim: 7-9).
Sola ğ hafifçe ı ve birbirine ş bu ı ğ 0.60-
0.70 m, derinlikleri ise 0.15-0.20 m ı Bu yuvalardan ş pre-
sin ğ ön ı ş kaya ğ i m ğ ve ta-
banda yanlara ğ ş bir yuva daha ı ı ş ı Bu kaya ğ
bir zamanlar -presleme ı ı arka ucu kaya içine ş yuva ile
desteklenen- ı kolu ucunu ş ğ ı çekmede ı ş ğ ı ı ş
levindeydi (Resim: lü), ı koli u pres ğ ş ğ ı ı ı ser-
best olan örnekleri gibi, ı zemine ğ ı tipleri de ı Bu ş
için burada ş önündeki anakayadan ı ı ş ı ğ her iki
ı izlenen geçme ı ı ı ı fazla ı ı ne-
deniyle, ı kolunun ğ sola hareket etmesini önlemeye yönelik dik
ayaklar (arbores) ı güç gözükmemektedir. Bugüne dek ı
ş ı yürüme ı düzeyindeki hiçbir kaya presinde bu tür-
(4) ı kollu preslerin, serbest ş ğ ı ı ı ı ş ı ğ ı ğ ı esneme nedeniyle
daha fazla ı ı ı elde edilmesi ı ı Buna ş ı burada, öndeki yerli ı ğ ı
ı olarak ş ise çevredeki malzemenin ş ş için ğ
isteminden ı
191
den yuvalarla ş ı ş ı ı ş ı Kuletepesi'nden bu örneklerde iz-
ğ gibi, daha çok pres ğ ı ı yüksekte ğ ş özgü bir
ı Ve ş de, pres ı ı ğ ı ş ğ ı ha-
reket ettirmeye yönelik ı ş ı ş ı kayaya oyul-
ş geçme ı ı
Kuletepesi'nden ı bu iki örnek, kaya preslerinin bugüne dek
ı benzerlerini henüz ğ yöreye özgü yeni bir tipini de
gündeme ş ı ı ı zeytin ya da üzüm preslemeye mi yö-
nelik ğ konusunda bizi bir seçime ş ı verileri net bir ş
kilde göremiyoruz. Bu tür bir ı ğ zaman belirleyici olan dö-
ş -zeytin tanelerini parçalamak için ı ve salt zey-
ğ ı ş özgü- ğ ğ (trapetum) ı ş ı
ı zeytin presi ı ı ı ı Çünkü, Kuletepesi'nden
bu örneklerde ğ gibi zeytin tanelerini ş ve düz bir pres ya-
ğ ı herhangi bir ş eziciyle parçalayabilmek de ı ı Ve bu tip
ş hasat ı ı her iki ürün için de; üzüm ve zeytin
presi olarak ı uygun ğ söylenebilir.
Kuletepesinden ikinci ğ 50 m kadar kuzey ı ı bu kez
bir ğ ş ğ ş (Resim: 11). Burada, özgün yerinden uzak-
ş ı ı ş ğ ş ı türde 1.30 x 0.70 m boyutunda ve
en az 0.40 m ğ bir pres ğ ı ı ğ ı bunun ı ş ı i m
ğ bir plaka üzerine ş yuvarlak ı ı içeren,
bir pres ğ ı ş Bu ğ ş ğ ı ı 15 x 30 m bo-
ı bir teras üzerinde izlenen ı önemsiz duvarlar ı ş ı
çevrede ş ilgili hiç bir ı ı ş ı ş ı
Milas Ortaköy'ün kuzeyinde Türbe ı denilen yer, özellikle ba-
ı altar ş ı ı ş içinde çifte lahit teknesi bulunan kaya
ı ı (Resim: 12), cepheleri ş ı ı ş ğ ş kaya kült dö-
ş ile ı ı çevrelerinin kaya çukur ve ı do-
ı ı ğ ı ilginç ı ı içerirs. Türbe ı ı ı ı bugün Pa-
ı olarak bilinen yerde, ayakta ı ş sütun ve ı ş
ğ ı ilginç ı ı ş Alanda pres ş olarak
ş ş tek ı ı ancak üst bölümüyle ğ ve ola-
ı ı Bizans ğ ı bir ğ ş ğ teknesidir. ı kaya yük-
(5) Bu türden ı ş ş pres ı taneler, Methana'da ş bir örnekte
ğ gibi L.Foxhall, BCH SuppI.26.1993,194, Fig.7, basit ş silindirlerle de par-
çalanabilmektedir.
(6) Türbe ı belirlenen kült ı ı ı ı ı ı ğ ı "Karia Bölgesi Kaya Kült
ş konulu makalede ı ı ı ı ı ı
192
seltilerine ş lahit tekneleri ve ı ı ı ı 0.35 x
0.35 m ya da 0.40 x 0.55 m ı ve ş ı 0.20 m de-
ğ kare veya kareye ı dikdörtgen ı kaya çukur
(Resim: 13) ve ı ı izlenir. ı bulunan bu ka-
ı ı ş Karia'da toplanan ğ örnekler, kare ş
biri düz ı ğ ı çanak ş oyuklar olan iki ı tipi
ğ ş Kys (Bellibol) de ikinci tipe ş örnekler sap-
ı ş ı Biz, tam benzer olmasa da, kayalara ş ı ta-
nelerin ezildi ğ birer basit kaya presi olarak. ı ı ğ ı ı da biliyoruz.
Ancak ı örnekler, lahitlere olan ı ı nedeniyle,
ı ı içlerinde yakma ve libasyon ı ı ı ı ğ ı kaya al-
ı ı
ı Hekatomnidler ı dini ve yönetim merkezi olan
Labraunda'da kent ı ı ı ş ı 500 m kadar güneyindeki ı
alanda, az ş ş çukur ve ı ğ ı ğ ı kanallardan olu-
ş ş ğ zaman 1m den derinlikleri ise 0.20 m den daha az,
çok ı küçük kaya ş ş (Resim: 14-15). Bu ka-
ı ı ı ı kült ı ı ı ğ ı ı gösterecek bir veri be-
ş ğ bu çukurlar gerçekten kült ı ğ
Lykia ve Kilikya bölgelerinde ve ğ Akdeniz'de benzerlerini ı bu-
ğ türden basit kaya presleri ı ı Zeytin ve üzüm
preslerinin en basit tipi olan ve ancak günlük ı yönelik, az
oranda ı ı elde edilebilen bu örnekler tanelerin elle veya basit bir dü-
zenekle ğ küçük bir pres yeri ile ı ı ı toplama ı ş ı
kanallardan ş
Labraunda'da ş ı alt ı nekropol ala-
ı ı içinde kentin ilk ı ı ı ı Persson'un ı ı ı ı ı
hemen ı ş ı bir kaya presi ş (Resim: 16). ş ı
1-1.50 m ğ kaya yüzeyinin düzeltilmesiyle ş ş
pres dikdörtgen biçimli küçük bir tekne ve bunun önünde ş yan
yana iki pres, ğ ı ş 0.90 m ı pres ı
tekne ı tabanda düz ş ş ğ 0.06 m de-
(7) Türbe ı ı ı denilen yerde daha önce P.Roos, Yayla 3(1980). Resim 5-6 ta-
ı bulunan, ancak nereden ğ bilinmeyen i .04 x 0.72 m ı bir ğ
ş ş üzeri ğ ş ı ı ı ı gömüt ı ı ı tepenin üstünde
kaçak ı tahrip ş bir gömütten ğ ş ı ı ğ ş ı ı yerli ka-
yalara ğ ğ ş bir ş örnek de Çine ş Köyü ı ı su kemerine
bakan tepe ı ş
(8) Burada yuvarlak ya da kaba dikdörtgen ş ş ş alan ve ona ğ ı kanaldan
ş ş ı ı sunularla ilgili kaya ı ı da ğ ş biçimidir. Bu benzerlik
kaya ı ı ğ zaman dinsel ya da sivil ş olup ı ı kesin bir yar-
ı ş sorun yaratabilmektedir.
193
ğ yuvarlak bir kanal ş ş Bunlardan ilki üzüm
ğ ise daha çok zeytin ş görülen türden pres ı ı
Bunlar birbirlerine kanallarla ğ ı ş ı ve daha ş bir kanalla ı
ı ı öne ş ı ı üzerinde pres ı ş bir bölümü
tekneye ş çok ı kanal ı ı ş ı Bunlar ı ı ı tekne ve ka-
nallarla ğ ş ı yöneliktir.
Labraunda'da ı ş ı türde dikdörtgen biçimli bir ğ
ş "ölçüm ğ ş (Resim: 17). Anadolu'da tü-
rünün bilinen ender örneklerinden biri olan 0.55 x 0.73 m ı
ve 0.25 m ğ ı ı üzerinde, en ğ 0.35 m ı
ve 0.20 m ğ ı boyutlarda ş kap oturtma ı ı
ı ş ı
ı ğ ı Köyü ı ı Be-
ı ve bunun kuzeyindeki Iskele olarak bilinen yerde ı ş
ı ı ı ilginç çok ı pres ş Iskele'de ş ı ı
oldukça zor ı bir alan içinde ı ş ı ı duvarlar
ve kaya gömütleri ı ş ı önemli bir ş izi ş İ ş
likler ş ı ı ğ ş ı Bunlar, ı kollu pres
ğ ş ve ezme yeri ş en çok 1.50 m olan
basit kaya presleri (Resim: 18) ile bunlara ş ğ ı ı ş
Alçak bir tepe üzerinde ş ı 50 x 70 m ı bir yüzeye
ı ı ş ı surlarla çevrili bir alanda ş küçük bir ş
görünümündeki ı bugün için görülebilenler, ı ı Geç-
Roma-Bizans ğ ı ı tümüyle yerle bir ş bu nedenle de ne ol-
ı ş ı ı ı ı ı ile ı lahit teknelerinden ş
ş ğ ş ğ ı küçük bir köyevinin ya-
ı ı en az üç ğ ş ğ ı ğ ı ı ş ı Bunlar, üzerinde yu-
varlak ı ı ı ğ pres ı ı kolu ucunun des-
ğ kaya ı (Resim: 19), ş ğ ı ı ile ğ ş ait
tekne ı ı ı ı ı yerde ı kayalara ş çok ı basit
üzüm presleri de ş (Resim: 20).
ı 'nda ş alt ı izlenen bir örnek, özellikle
antik ğ ı ğ kaya kütlelerini kolayca bir prese dö-
ş pratik becerisini göstermesi ı ı ilginçtir. Burada
ı ı bir ı ğ benzeyen 8 m ğ ve 3.50 m ğ
kaya ğ üst yüzeyine yan yana, ve ı ş ı 1.50 m olan
(9) Thasos'dan üzerinde bir çeyrek ve ı amphora ölçümü için ı ş standart ş
ğ için V.R.Grace,Amphoras and the Ancient Wine Trade (1961)( Resim 29).
194
pres yataklan ş (Resim: 21-22). Bunlar önde oluk ş ı
ı ı yapan bir ğ ı ğ ı Pres yataklan öne ı ı gibi bir-
birlerine kanallarla da ğ ı ş ı Bu kanallar ayakla ğ ı
ı fazla ı ı ı ş ğ ı üçüncü tekneye ş ı yöneliktir.
Aynca 3. pres ğ ı ı ı kaya ı düzeltilerek ı süzülen
ı ı ı ı ğ ı kap ı ş ş ı be-
lirlenen bu presde kaya yüzeyinde, ş ğ ı ğ ğ ı kar-
ş ı yuvarlak ezme yerlerinin her birinde öne ı birer ğ ı ğ ı
elde edilen ı ı ı ı ğ ı ilgilidir. Pres ı ğ
(1.44 m) ve ı ğ ş ı türden-trapetum gibi-
ş ı da ı ı ı üzüm preslemeye yönelik ol-
ğ güçlendirmektedir.
195
196
Resim 1: Kuletepesi Hellenistik kule
Resim 2: Kuletepesi, İ ş l i k - l
,
."
Resim 3: Kuletepesi, İ ş l i k - ı
· " .--., .
Resim 4: Kuletepesi, İ ş l i k - 2
197
198
Resim 5: Kuletepesi, İ ş l i k - 2
Resim 6: Kuletepesi, İ ş l i k - 2
Resim 7: Kuletepesi, İ ş
Resim 8: Kuletepesi, İ ş ğ ı ve yanda pres ğ ı ı ğ ı
199
, . lik- 3, cepheden
' 9' ı ş Resim S:
--4_
....... .--
.. ' ................. ....
- • • """"r-_•.
'd kurma ' , ik-3,yenl en ' 10' ı ı ş ı ı .
200
Resim 11: Kuletepesi, ğ ş ğ pres ğ ı ve yanda pres ğ ı ı ğ ı
Resim 12: Türbe ı "Merdivenli ş
201
202
Resim 13: Türbe ı ı kaya ı
Resim 14: Labraunda, kaya presi
Resim 15: Labraunda, kaya presi
Resim 16: Labraunda, i ş l i k
203
Resim 17: Labraunda "Ölçüm ğ
Resim 18: İ kaya presi, pres ğ ı ve ş ı ı kolu ı
204
Resim 19: ı ı kolu ı
Resim 20: ı kaya presi
205
Resim 21: ı ş
Resim 22: ı ş
206
INVESTIGATION AND RESEARCH IN
RALIKARNASSOS 1995
Poul PEDERSEN*
The Halikarnassos campaign of 1995 was a continuation of the co-
operation between Bodrum Museum of Underwater Archaeology and a
team from Odense University in Denmark. it has involved investigations
and excavations carried out on behalf of Bodrum Museum since 1990,
and it is directed by the Director ğ Alpözen and Dr. Aykut Özet from
Bodrum Museum and Dr. Birte Poulsen and myself from the Danish
team'.
The campaign of 1995 took place in the period 03.06. - 14.07.1995
and as in 1994 no exeavation took place in 1995. Once again work was
concentrated on the studyand restoration of material from previous years
excavations, but in addition interesting chance finds were made in Bo-
drum, of which i will report briefly in the following,
STUDYAND RESTORATION WORK
The studyand restoration work took place in the new depot on the
Maussolleion Open Air Museum area, and to this the main part of our ef-
forts were directed. All the menbers in charge of different parts of the
potteryand other material continued the photographing, drawing and
studying of the finds from the Late-Rornan Villa and from the Hellenistic
(*) Ass. Prof. Dr. Poul PEDERSEN, FAX: 004565932362 Department of Greek and Roman
Studies üdense University, DK-5230 üdense - İ
(1) In addition Professor Kristian Jeppesen and Mrs. Lotte Jeppesen participated. Benni Berg di-
rected the conservation work, and Troels Munk-ülsen was the architect of the project. The
team furthermore consisted of the foliowing persons: ı Berkaya, Aynur üzet, Jesper
George Carisen, Hanne Teglhus, Sanne Lind Hansen, Serap Yakar, Zuhal Ekren, Gürsans
Uzala and the students Maria Berg Nielsen, John Erik Falsig, Claus Schreiner Andersen,
Aase Gyldion Andersen, Anne-Grethe Krogh, Jette Meligren, Mette Hermansen and Re-
becca Hast Sörensen.
207
Villa. The conservator, Benni Berg stabilized the stucco fragments with
lime-water in stead of the traditional use of paraloid. The fragments are
allowed to soak clear lime-water from sloaked lime and are then put to
dry. After a few treatments the fragments become very stable and are
ready for cleaning, studying and drawing.
Most of the time of the conservators were taken up, however, by the
finishing of the reconstruction of the mosaic-floor of the Helienistic
House. In 1996 and 1997 we are going to work on the fragment, that had
been saved from the neighbouring room, but which is much smaller be-
cause a modern foundation trench have been sunk right through the floor.
Maria Berg and Mehmet Özgenç collected samples of day from dif-
ferent places in the Halikarnassos peninsula. We hope that neutron activa-
tion analysis of these and of selected samples of pottery can give a pic-
tureof which amphora types - if any - could originate in Halikarnassos.
TORBA
it was decided to payashort visit to Torba and make a sketch-plan of
the ruins at this place. Torba is situated on the northern shore of the Hal-
ikarnassos peninsula, about 7 or 8 kms north of Bodrum. The area has de-
veloped into a busy turistic site with many new buildings and it is there-
fore valuable to have an idea of the extension of the ancient site, while
there is still time.
The ruins are Iate Roman or perhaps early Byzantine, and have
drawn very little attention by earlier travelIers and archaeologists. The 10-
cals calls the place the "Kilise" or "Monastery", and this is probably how
these building remains of rubble and concrete have been understood most
often, and possibly with good reason. To my knowledge the remains have
never been studied, however, and recently Prof. Niels Hannestad from
Aarhus University suggested in conversation that this could perhaps be a
large Iate-Roman country villa, of which only few have been studied in
Western Anatolia yet.
On the site four structures can be made out in addition to some piec-
es of walling from others. Most significant is the so-called church to the
north, close to the sea-shore. Like the rest of the remains it is built of rub-
ble and mortar and it has preserved a vaulted roof. The sidewalls as well
as the face of the entrance-wall were originally finished with well-cut
ashlar blocks, possibly re-used from other ancient buildings. The op-
posite, eastern end of the building has a large apse, which is why the
208
building has often been regarded as an early church. The floor of the apse
is raised to a height of about 2 meters thus forming a smaIl compartment
below, which could well have given place to a tomb, perhaps a sar-
cophagos. This must be the reason, why the building has sometimes been
regarded as a "Roman Mausoleum". Another raised platform along one
side of the room could have given place to another sarcophagus, and the
idea of a Roman Mausoleum is perhaps not unlikely. The raised floor of
the apse as well as the floor of the room has preserved remains of mosa-
ics, with omamental decoration which does not give any clue as to the
function of the building.
South of this apsis-building follows the remains of other structures.
A peculiar smaIl structure with a circular inside has a regular, polygonal
wall-face on the outside. it opens to the area infront, where someone has
excavated part of a line of white marble ashlars, forming sort of a step or
stylobate apparently related to the smaIl round building. The south-
ernrnost and largest structure is the rectangular building with supporting
pillars on the outside. The general impression is that it could be a large
water reservoir or storage building, but fragments of a very coarse mosa-
ic are lying around inside the building ex situ suggesting that it could
have had some other purpose. West of the structures mentioned above is
another rectangular building with several compartments and arched win-
dow-openings. The building is heavily overgrown by bushes and difficult
of access because of fallen rubble from the upper parts. The building
seems to have been of some ambition originally and on its north side are
traces of a mosaic-floor and marble revetment. In conclusion it can be
said that this two days visit has not given any clue to the character of the
buildings at Torba, but the suggestion of a large Late-Roman country vil-
la with its own Mausoleum seems worth while to have in mind.
During his visit to Bodrum more than 40 years ago, George E. Bean
noticed the remains of an ancient road, which he believed to be of the
time of Maussollos. it was situated north of Torba near "Zeytinli Kahve",
a place that has become easily accessible since the opening of the new
main road along the coast some years ago. Last year we paid a very quick
visit to this place, and in fact there are remains of a narrow road very
close to the sea here. The road is partly cut in the rock and partly paved
with smaIl stones, but generally we have no idea of how these remains
should be dated, and I should be grateful to have some advice on this.
The road can be followed for some distance.
209
SALMAKIS
The most important new discovery in 1995, no doubt was the clear-
ing of a few ancient walls below the Kaplan Kalesi, the supposed Sal-
makis hill on the west side of the harbour of Bodrum. The finding was
made by the proprietors of the land, which belongs to the Turkish govern-
ment.
In Vitruvius' description of Halikarnassos, he compares the city to a
theatre. If you are seated on the uppermost row of the cavea and tum to-
wards the harbour, you have the Palace of Mausollos ön the left "horn",
which must be the island with the crusader castle. On the top of the right
"horn", however, is a sanctuary of Mercury and Venus (-or Hermes and
Aphrodite) and near by the fountain of Salmakis itself.
.
Little has been observed on the Salmakis area earlier, and people
have been looking invane for the famous Salmakis fountain, mentioned
by several authors, most famous of whom is the Roman poet Ovid, who
made the legend of Salmakis subject of one of his "Metamorphoses".
CT. Newton marked some remains on this spot on his map from
1862, and I myself noticed a few remains of mosaics and architectural
blocks on the shoreline at this spot 20 years ago in front of the rather in-
significant remains of rubble and ashlar walls that runs along the hillside.
I believed however these remains to come from some unknown, coastal
villa of the Roman period.
Although the new discovery is not of very large extent, it has
changed the situation very much because it gives a new understanding of
the place and the other existing remains there. When the new finds were
made Bodrum Museum and the Danish team were invited to inspect and
study the remains, which we did for some days last year. We made a sum-
mary plan in scale one to hundred of all the ancient remains with a more
detailed plan of the central area with the recently discovered walls.
The remains run altogether for a lenght of about 80 meters. With a
few exceptions only the parts of the buildings immediately up to the hill-
side have been preserved, while the entire front part has been worn away
by the sea during the centuries. Three distinct buildings can be d i s c e r r ı e d
as well as some Roman rubble and concrete walling of which we can
make no sense.
210
i have termed the three buildings A, B and C on the plan and be-
ginning from the north is building A. What is preserved of building A is
the back waIl of a series of identical rooms. The walls and foundations
are built of large ashlars mostIy of volcanic andesite and so were most of
the partition waIls of which only i ittie is preserved however. The south-
em Iimit of the building can be seen, but it may have continued further
north. No part of the roof has been preserved.
Each room has a central niche and there are extensive remains of the
white plaster, which originally covered the walls.
On the first impression building A could be thought to be a large wa-
ter cistern, but the niches, the fine, white stucco and traces of what seems
to be a figural painting makes this suggestion questionable. Although the
walls are of ashlars fitted without the use of mortar, a Rornan date is what
first comes into mind.
South of A follows Building B, which is probably the most important
and most original part. There seems to be traces of three rooms, two of
which are so much destroyed, that their extent cannot be figured out,
while the third is not yet excavated.
The first one has its back wall well preserved with euthynteria, wall-
footing and part of three regular courses. it runs for about 5 meters, and
is then interrupted by a tranverse wall of which very Iittle is preserved.
On one of the blocks of the second course a very remarkable in-
scriptian has been cut. it wt;l;s first inspected by the staff of the Museum
of Bodrum, and Dr. Aykut Ozet, immediately noticed the mentioning of
Salmakis and combined this with the famous SaImakis fountain.
The study of the inscription has been entrusted to the epigraphist of
the Danish team, Dr. Signe Isager, who expects to finish the study of the
inscription this year or in 1997. Dr. Isager has made the following short
preIiminairy report:
"The inscription is a poem 60 Iines cut in two columns of 30 Iines
each. Unfortunately the upper central part has been damaged which
means that the end of the first two Iines is lacking as is most of Iines 31
to 42.
The Ietters are regular and very professionnally cut. The letter-form
suggests a dating in the mid or Iate second century B.C. (The alpha has a
211
sharply broken cross-bar, the PI has the horizontal line extending beyond
the verticals and its second vertical is shorter than the first. The central
point of the THETA was cut with a triangled tool. The vertical of the PHI
keeps within the letter-space. The OMEGA is the most characteristic let-
ter - the circle is closed, smaIl and has very strongly marked serifs. The
letter hangs from the top of the letter-space).
The inscription is an epigram and the elegic verse runs smoothly.
The poem begins with an evocation of Aphrodite who is invited to ex-
plain what is special about Halikarnassos, - what has this city to be so
proud of?
Now follows a somewhat abrupt and in part enigmatic mythological
explanation of how, what and why. A central part is occupied by the story
of how the nymph Salmakis happily recieved Hermaphroditos in her
arms.
After the damaged part of the inscription we meet in line 43 the fa-
miliar name of HERüDOTüS and in line 45 the name of his famous rel-
ative PANYASSIS. Their names are followed by the names of other au-
thors brought forth by Halikarnassos.
We have no doubt that this inscription will provide important new in-
formation especially, but not only on the archaeology and history of Hal-
ikarnassos. It will be published as soon as possible in "Halikarnassian
Studies"
(Signe Isager)
The partition-wall leading to the next room, has a nicely cut pilaster
with base and several holes may be seen, no doubt made to carry water
from the neighbouring room inte the one being presently described. This
is probably part of a Roman alteration, during which abasin was put up
in the area in front of the wall with the inscription. Spots of lime-
incrustations left by the water can be seen to a certain height, and a Ro-
man floor-mosaic clearly was made up against the east side of the pre-
sumed basin.
A few blocks of the superstructure in a mixed and ornate style are to
be seen scattered around. Remains of dowels fastened with molten lead
are found at regular intervals no doubt meant to carry some further dec-
oration.
ı ı ı
Of the following room very little is preserved. Most interesting is in
fact the wall leading to the west. On this wall are architectural blocks and
fragments among which is a fine block with mouldings, originally crown-
ing a window or perhaps more probable aniche for some unknown pur-
pose. Even more interesting, however, is a somewhat worn door-siIl lead-
ing to a room, which must have been quite smaIl and situated very close
to or almost under the steeply rising rock. The remains of water-
installations, the inscription describing the Salmakis nymph, could lead
one to the supposition that this is the exact spot of the Salmakis Spring.
Continuing further south there are the remains of several Roman
structures of mortar and rubble. Most significant is BuiIding C. How far
this building originally reached out to the east is not easy to say, but what
is preserved is the almost symmetrical front of a buiIding with an un-
excavated interior. The center is indicated by a large rectangular niche
originally revetted with slabs of marble, from which fragments of marble
slabs and iron pins for fastening stilI remains. On both sides door-
openings lead to the interior, which has not been excavated. ApparentIy
the interior was roofed over with concrete barrel vaults of which traces
are left on the wall behind. At the entrance it can be seen that also the
waIls of the buiIding were revetted with marble, and that both the out-
side- and inside-floors of the buiIding were furnished with mosaics.
213
ll'
'\
(
'.
214
..
-
t
Fig. 2 : Road of unknown date north of Torbaö
215
Fig. 3 : C.T. Newton's plan of Halikarnassos showing position of the remains on the
Salmakis Promontory
216
SALMAKIS ,
o
IOm
Fig. 4 : Plan of the rernains on the Salmakis prornontory
Fig. 5 : Sairnakis. Ashlar waII with HelIenistic inscription
217
TEOS Ş 1995
Numan TUNA *
Orta ğ Teknik Üniversitesi ğ ı desteklenen
Teos ş ı ı Projesi 1995 ı ı ı ş ı Orta ğ Teknik Üni-
versitesi, Tarihsel Çevre ğ ş ı Merkezi (OPTU TAÇ-
DAM) ı Doç.Dr. Numan ı ş ı ğ ı T'C, Izmir Müze
ğ ı Kadri ı ı ı ı ı 13.01.1996-
01.10.1996 tarihlerinde ş )3urada, Teos ş ı ı Pro-
jesi'ni destekleyen Orta ğ Teknik Universitesi ğ ile ş
Seferihisar Belediyesi ş ı ı Etem ı ş olmak üzere tüm Se-
ı ve ı Müzesi yetkililerine ş bir borç bilirim.
1995 ı ı ı ş ı öncelikle akropoldeki Arkaik ğ ya-
ı ı önceki ı ı rölöve ı ş ı ş theatron, bo-
uleterion gibi ı ı ise mimari belgelerne ı ş ı ş
ı ı ş ı Mimari rölöveler, akropol ı ş ı Mimar Zeynep
ş ve Istemi Baykal, theatronda Mimar Zeynep ş bo-
uleterion ı ı ise Mimar Serazer Pekerman ve Mine ı ğ
ı ı ı ş ı
Teos ş ı ı ı 1993 ı ı itibaren ı sür-
dürülen arkeo-jeofizik ı ş ı 1995 ı ı sezonunda da Dr. Mahmut
G. Drahor ı ı ı ı olanaklar ile ş
Akropol/temenos ı
ğ bilim ı Dr. Mustafa Duran Uz'un ı sonra,
1993 ı ı tekrar ele ı Teos ş ı ı özellikle akropolde
bulunan arkaik ı hekatompedon ölçülerindeki ı ve al-
tarda rölöve ı ş ı 1995 ı ı ı sonunda belirli bir ş
maya ş
(*) Doç.Dr.Numan TUNA-TAÇDAM ODTÜ,ANKARA
219
Günümüzde ı Tepesi olarak isimlendirilen Teos Akropolü taç
ı ı temenos ı olarak ş ı ı ı
kesim üzerine hekatompedos ı yer ı ı ğ ı
ğ ı ı ğ ı tam ı geçen eksen üzerinde, 15 m
ğ da arkaik altar ı ı bilim ı ta-
ı ı ı ı ı ş ı ı ı ş ait ı ve
daha sonra Dr. Mustafa Duran Uz ı ş ı ş ı kap-
ı ı rölövelerde! görülmeyen ı yeni izlerin de sap-
tanarak, 1995 ı ı sezonunda belgelerne ı ş ı ı ı ı ı
bu önemli ı için -yüzey ğ ğ düzeyde- ı de-
ğ izin ş
Bu ince uzun ı ı belirleyen ı genellikle iri boyutlu ve
dikdörtgen biçimli, fazla ş ı ş ı sadece ı ş yüzlerde ğ
ı ı düzgün ğ ı ğ ı bir tarzda örgülü ğ görülmektedir
Ş 1; Resim: 1). Duvar ı ı ğ ı bir çok yerde 1.75 m dir. ğ ı
ekseninde uzanan ı güney ı boyunca akropolün zirvesini ş
turan ı ğ ı (Resim: 2). Güney ı stereobat ş ı
ı ı ucu ı ı -yerel bir çöküntü nedeniyle- ğ Ku-
zeydeki ı temel ı ı ş stereobat ş ı ı ğ ucundan
itibaren oldukça iyi ş ı ı ı daha üst kotlarda ste-
reobat ş ı ı bitiminde devam eden ş anakaya ve düzensiz
ı bloktan ş euthynteria ş ı ğ ı cella du-
ı ı çok ı ı anakaya nedeniyle oldukça ş bir temel
düzlemi üzerinde ş ğ göstermektedir Ş 1).
Kuzey temel ı ı ı ğ ve ı uçlarda ş ı ğ
ı ı düzgün ı ş yüzleri ile belirgindir. ğ uçtaki 31.65 kotunda
ı ş yüzleri düzgün ğ ı ş ş blok dizileri stylos-in-antis ı ı için
ı Bu bloklardan 5 m daha ğ bir düzleme ait ola-
bilecek ikinci bir ş dizisi daha ı ancak, bu bloklarla ş
kili platform ş ş herhangi bir ı gö-
ş
Saptanan duvarlara göre, cella için 38.46 x 7.30 m ölçüleri elde edil-
mektedir. Bu ölçüler, daha çok 1.0. 8. ı ı tarihlenen ilk
evre Samos Heraionu'ndaki hekatompedos ı ı ı cella için 6.50 x
32.86 m ölçülerinin ğ orana (1:5) ı ı . Samos'taki heraion ya-
ı ı 5.5 m olan cella ı ı ı ı için ı ı destekleyen
(i) Y. ı ı A. Laumonier, "FouilIes de Teos, 1924", SeR 49 (1925), sh. 284 vd.; N.
Tuna, "Teos ş ı ı 1993" ,XII. ş ı ı ı ı ı ve Müzeler
Gn.Md. (Ankara: 1994), sh, 167 vd.
(2) H. Berve, G. Gruben, Grieehishe Tempel und Heiligtümer , Hirmer Verlag (München:
1961),sh.237-238.
220
tek ı ı sütun dizisi düzenlemesi, burada 4.23 olan ı ı gerekli gö-
ş ı ı ı 0.55 m ı ı ğ ı Samos'taki heraion cella
ı göre oldukça ı temel ı (1.76 m) sahip Teos he-
katompedos ı ı 3 metreyi ş kot ı sahip temel ı se-
viyeleri ve güney temel ı boyunca ortalama 1 m daha yüksekte be-
lirli bir amaç için ş anakaya düzlemi gibi özellikleri ile ı
ı ve ı sistemine ş çözümlenmesi gereken bir çok problemi
ortaya ı
ğ bulunan altar ı ı ı ölçüleri özellikle kuzey kesimde iyi
ş euthynteria ş (Resim: 3) ve ğ kalkan ı te-
meli ile belirlenmektedir Ş 2): ı ı ş görünen 9.56 x
18.20 m ı ş bölümü, gelecekte ı ı
ş ı yüzey ğ sonra, ı ğ ı
ı kalkan ı ı ş ğ 14.80 metre ğ
ı ş ı kalkan ı temelini ş iri ş ı otur-
ı seviyede 40-60 cm ğ ş ı ı ı ı ı ı ğ ı
2.43 m olan kalkan ı temelinde ş bloklar ı cella du-
ı gibi sadece ı ş yüzlerde ğ ı ı düzgün ğ ı ğ ı bir
tarzda örgülüdür. Kalkan ı güney ucunun ı güney cephesinde
ş üst ı ş ş ile ş olarak ı ı ı ş ğ
görülür. üzellikle kalkan ı örgüsünde ve ğ kesimde euthynteria
ş görülen ş malzerneye ı olarak, altar en az iki
evreli ı ş ı ı Ikinci ı ş ı kalkan ı
güneye ğ uzanan ş ile hekatompedos ı ekseni üze-
rinde ı ı ş ilk evreye göre simetri ş görülmektedir. Buna
göre, ı ğ kesiminde bulunan euthynteria ş ilk ev-
reye ait ı ı ı duvar ikinci evre ile ş Teos ı
Samos Heraionu'ndaki Lü. 550' lere tarihlenen 7. evre 36.57 x 16.58 m
ı ı ı göre daha küçük ölçekte kal-
makla beraber' , ı adak ı ı ı ğ ı ğ kalkan ı ile
benzer bir ı ğ söylenebilir.
Kalkan duvar ğ ancak 15 cm daha ğ yönünde ş
leyen 2.50 m ı ı teras ı ş ı Ş 2).
(3) Akropoldeki temenos ı ı ucunda ince grenli beyaz mermerden ı ı ş ı
ı ş ı ve uzun yumurta dizili benzeri Samos Heraionu'nda ele ş arkaik Ion sütun ş
ı ğ ı ş (Y. Bequignon ve A. Laumonier, a.g.m., sh. 286.). Samos Heraionu'ndaki
Hekatompedos ı ğ ı ile ş ı ş ı için bk: E.Buschor, Ath. Mitt, 55 (1930), sh 13-
17; G. Rodenwalt, Griechische Tempel (1941), sh. 12-14; W,.H. Plommer, Ancient and
Classical Architecture, (1957) sh. 118-119; V. Scully, The Earth, the Temple, and the Gods,
(1962) sh. 50; J. J. Coulton, Greek Architects at Work, Paul Elek (London: 1977), sh. 31-32.
(4) H. Berve, G. Gruben, a.g.e., sh. 236-237.
221
Kalkan duvar güney ucunun üzerine ğ görülen bu teras duvarda
bloklar ğ ş ı ğ arkaik ı benzer duvar örgüsüne sahiptir;
burada bloklar ı ğ cephesindeki teras boyunca çökmeye ğ ı
olarak ğ teraslama yönüne ğ Bu duvar ş hemen
ı yönünde yaslanan 30.67 kotunda ş ı ı ı ğ platform
temenos ı giren tören yolu ekseni ile ilgili ı ı
Theatron
İ ı ş ı theatron ı ı ş ı ş
ı ı ı da ilgi konusu ş theatronuns 1963 ı ı
Prof. Dr. Yusuf Boysal ve Prof. Dr. Baki ğ ekibi ı özellikle
skenenin 2/3 ü, ı de orkestra bölümü ı tarihlerne için çok
önemli bilgilerin ı ğ ı ı ğ ı ş ı
Theatron, ğ analemma ı ğ yer yer ana-
ı yüzeyde ğ gibi kalker yer ı ı sahip ı
Tepe'nin ğ ğ bir ı üzerine ş Theatron
Roma ğ ı ğ ı ğ cavea kapasitesine eklenen yeni
oturma ı ı için gerekli olan ğ ve ğ ğ ı
üzerine oturtularak ş ş ğ görülmektedir Ş 3). İ
evre, parodos ı ı ş ı orkestradan analemma ı ı yön de-
ğ ş ğ noktaya kadar olan bölümde görülen ı plan ve analemma
ı ğ ş örgü ğ ile belirgindir Ş 4; Resim: 4). Ay-
ı bu evre ile ş olarak, orkestraya üç ı ı ş ı skene ı ı ve bu-
radaki mekanlar Roma ğ ı eklerinden ı
Roma ğ ı orkestraya ğ ş ve ş plat-
formu ile proskene eki belirgindir. ı bu düzenlernede parodos ı
ı ş ı ı ı ı ı cavea ile ğ ğ ı ı ı ğ
layan merdiven ı ı ş ı ı iptal edilmesi, ı ı ı
orthostat ı ı ı yükseltilmesi ile bindirme tonozlarla cavea ş
lemesi gibi önemli ğ ş ı ı ğ ı ı göstermektedir. Roma Dö-
nemi cavea ş ait analemma ı ı hem ğ hem de
(5) Platformun birkaç metre ı ı ı ş ı ı ı beyaz mermerden bir
aslan heykeli ele ş ı bir ı ı ğ formundan ş ı heykelin te-
menos ı ş ı propyleion ı ı ait ğ tahmin edilmektedir. (Y.
Bequignon ve A. Laumonier, a.g.m., sh. 285-286.).
(6) Y.a.g.m., sh.286-287.
(7) B. ğ "Teos ı ı 1963", TAD. XIII-I (1964), sh. 116.
(8) ı analemma ı ı ı bulunan ı theatron ı ı ı İ 2. ı ta-
rihlemektedir (Y. ı ve A. Laumonier, a.g.m., sh.287, 298-305.).
222
ı kesimde paye destekli olarak ı ı ı ı ş ı ürkestrada
bulunan ş ş toprak künk tesisat ise Roma ğ ı ı en son evresinde
ı ı ş ı ı
Cavea, dolgularla örtülü orkestradan ş ı 15 m kadar bir yük-
ğ kadar ş Theatronun diazoma ile ş ğ
bir seviyede pozalana ı moloz kalker ş örgülü ı ş ı ı ı
ğ galeriler (Resim: 5) ile seyirci ş ı ı ş ı ğ ı ş ı Bu-
rada ı ş tonozlu galerilerin 2.95 m ş ve 3.20 m
yükseklikte ı ı ş ı
ı ı ğ ı Kalesi ı ı ı ı ş ğ tahmin edi-
len theatron oturma ı ı ı daha ı ş ı ı döneminde
bütünüyle ş ı bilinmektedir. Ancak in situ olmayan
bloklarda ı ğ ı ı incelemede, oturma ı ı ı basit bir profile
sahip ı ş ortalama yükseklik 37 cm, oturma ı 36
cm, ayak koyma yerleri de 28 cm ş Benzer profilli, ancak bir
ş aslan ğ ı biçiminde biten 65 x 69 x 40 cm ı mavi
Teos mermerinden ı bir blok ş theatron ı ı ı kuzeyden çe-
viren eski tarla yolu ı ş bu blok oturma ı ı ba-
ş ı ait ı ı Roma ğ ı ı dönemlerde ğ ş ğ ı ğ ı
ı eklerinden görülen Teos theatron ı ı en önemli ı ev-
resinin Hadrian döneminde ş ğ skene ı ı ait çok ı
bezemeli mimari ı ı ş ı ı
Bauleterian
ı kuzey ş yer alan bouleterion? , 1993 ı ı in-
celenmeye ş ı ş ancak 1995 ı ı sezonunda 1/100 ölçekli rölöve
ı ş ı ş bir ğ ı ı ı ğ zeminden 4-5 m
yükselen ve ş ı 3 m ı ı ğ ı teras ı ile ş dolgu
üzerine ı Ş 4). Merdivenlerle cavea dört kerkidese bö-
ş ş bir ı daire ş oturma yerleri ı ı kö-
ş yer ı ğ ı burada ı ı mekanlar ı ı ı ş ı
ı bir mekana ı gereken bu ı ı 3.93 m kotunda fil
ayak dizilerinden skeneye kadar ş ı 16 m lik ı ı ı yü-
künün ı ş ı ğ ş ı ı ı ş ı Bu ğ ı ğ ı ı in-
celemelerde, oturma ı ı ı ı ı sistemini destekleyen dik-
meler için yeterli ı ve büyüklükte ı yer ı ğ ı
ş Buna göre, Teos Bouleterion ı ı ı Lü. ş ı 170
(9) Bouleterion ı ı ilk kez 1924 ı ı ı ş ı ı ı sondaj ı ı ile
eortaya ı ı ı ş ı (Y.a.g.m., sh. 288).
223
lerde ı ı ş Miletos Bouleterionu'nda ğ gibi'v , oturma ı ı
üzerine dayanan ı ş dikmelere sahip ı ğ ı ş ı ı
Buna ş ı ı Priene'deki bouleterion ı ı benzer bir ş iç
mekanda ı ı boyunca görülen fil ayaklar ile ı yükünün ta-
ş ı ı ğ ı ş ı ı
Orkestra ve skene bölümleri henüz ı ı ı ğ ı için ı ke-
ş ı ş 12 oturma ı ı görünmektedir. Oturma ı
ı ı ş ve toprak dolgu üzerine gelen delikli kaba ş
beyaz kalker ş blok dizileri üzerine mavi Teos mermerinden iyi ş
çilikte ş oturma ı ş ş Oturma ı ı blok-
ı uzunluk 70-150 cm, ş 70-93 cm ı ğ ş
Basit profile sahip basamaklarda yükseklik 35 cm dir. ş ı bir-
birlerine 4-6 cm binmektedir. Oturma ı ı oturma ı 34 cm, ayak
koyma yeri 45 cm, oturma ı ş ı 2 cm yükseklik ı ile ay-
ı ı Merdiven ş 55 cm, derinlik 34 cm, merdiven ı
ğ 18 cm ş (Resim: 6).
Arkeo-jeofizlk ı ş
1993 ı ı itibaren Teos ören yeri ı parsel birimi iti-
ı yürütülen sistematik ş ı ı ı bütünleyen arkeo-
jeofizik ı ş ş ı ğ ı yönünde ı ş pro-
filler ile günümüzde tarla teras ı ı ı ı antik kent ı
ile yüksek düzeyde ğ ı ı ğ ortaya ş Nitekim,
1962-1964 Teos ı ı ı açmalardan özellikle E çukurunda
bulunan ı evrelere ait ı ı eksende ı ı bunun
sonucu olarak sürekli yükselen sokak ı ı ğ ı ş
bulgular'> arkeo-jeofizik ı ı ğ nitelikte ş Bu
ı ı sektörlerde ele geçen duvar ı ı ı Teos'da Arkaik
ğ itibaren belirli bir ı plana ait ı ı ş Bu
ğ antik kentin ı örüntüsünü verebilecek arkeo-jeofizik ça-
ı ş ı öncelikle akropol ve güneyinde ş ş
Dr. Mahmut G. Drahor ı yönetilen arkeo-jeofizik ça-
ı ş ı ı özellikle üç alanda ilginç sonuçlar elde ş
Bunlardan akropolün ğ 35 x 42 m ı 2 ve 4 m
düzeylerinde elektrikli direnç yöntemi uygulanan alanda belirgin ano-
(lO) H. Knackfuss, Das Rathaus von Milet (1908), passim.
(ll) W.p". ı The Political Meeting-Places of the Greeks (Baltirnore: 1943), passim.
(l2) B. ğ 116-117.
224
maliler ş Ne var ki, 1962 ı ı burada ı C çukuru
olarak isimlendirilen sondajda anakayaya ı ı ğ ı bildirilmektedir» .
Tiyatronun 200 m güneyinde 1962-63 ı ı ı E çukurunan
ı kesimde 30 x 60 m ı ı ğ ı ı ı ş ise, çok be-
lirgin duvar izlerine ait örüntü ı ş ı ı akropoldeki temenos
ı ı ı 30 x 60 m ı alanda da ilginç ı
ı ait anomaliler ı ş ı
Saptanan bu anomali ğ ı ı ı ile beraber, önceki ı ı arke0-
jeofizik ı ve ı ı ı parsel ş girilen sistematik göz-
lemlerin beraberce ğ ı ş ı sürmektedir; bu ça-
ı ş ı sonucunda ileride ı ı planlanan ı için antik
Teos'un arkeolojik ı ı ı ğ ı ş
ı
(13) Y. Boysal, "1962 Senesi Teos ı ı ı ı Rapor", T.A.D., XII-2 (1963), sh.
6.
(14) B. ğ sh. 116-117.
225
226
..
~
\h
Ş e k i l : 2
====-
..::--.... ::
' - ~
.....,....
'il
...
227
228
~
A
..
III

L.
i
'"
..
rf

L.
~
~
,.
,.
L.
i
'J'

••
i
•i
2
~
~
..
...........................~ ......:::.::-,!::=:--_•... -
o
~
\tl
iii
-i ı ı ı ı ı
i
'II
-
i.
i i
ı . ­
,.

(
ı :j-""
w
~
i.
i
-
i
229
N W O
T
1
=
:
<
>
5
1

(
)
I
>
I
:
O
N
i
o
ı
.
.

!
"
,
i
,
ı
i
!
ı
f
,
"
I
=
=
=
J
L
Ş

5
r i

'
j


.

J
J
Z
r
.
1
1
_
_
L
,
.
.
.
,

ı

Resim :1
Resim :2
231
Resim :3
Resim :4
232
Resim :5
Resim :6
233
KENT ANTALYA'NIN İ
İ İ II:
HURMA KÖY YÜZEY Ş
Nevzat ı *
Hurma Köy ş ı ı Akdeniz Üniversitesi ş ı
Fonu ş ı ğ ı ı ğ ve Arkeoloji Bölümü ile Likya ş
ı Merkezi ı ı ğ birlikte ş ğ "Kent
ı Arkeolojik Envanteri Projesi"nin bir ı ı Ve yine bu
proje'nin ilk ı ı olarak ele ı ı ı ş
ı ı birlikte, ı ş ı ı Antalya bölümünü ş ı
Projenin ilk ğ ı ı ş "ülbia ş ı ı ı ı ilk kez
saptanan ve sonra da ı ı ele ı ı ı ı ba-
ı ı Bey ğ ı (Kalimax) Hurma'ya uzanan ı Üzümcek
ğ ı ı kuzey eteklerinde, ı ş ı ve Tahra ğ ı da-
ğ ı ı ı Kalimax'dan ğ uzanan Uzümcek'in kuzey yüzünde orman
ve ğ ı ı ı bugüne dek ğ ş ka-
ı ı ı ğ tahrip ş Bunlar, birkaç yerde ş la-
hitler, ı ı ı ı bir kabartmada ı ş ı hava kült ı
tali yollarla çatallanan antik yol ve lahit atelyesinden ş (Çizim 1).
Yol: ı Nekropolü'nden ı ğ orman ve portakal bahçeleri
ı ı ı 300 m kadar ğ bir antik yol belirmeye ş Yol
70-80 m boyunca ı ğ takip edildikten sonra ğ bitki örtüsü
(*) Yrd.Doç.Dr.Nevzat İ Akdeniz Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü - ANTALYA
(1) ş Bölüm ş ı Prof.Dr.Fahri ş ı ve Likya ş ı Merkezi Müdürü,
Doç.Dr.Havva ı olmak üzere, "Proje"ye destek veren ve de özel1ikle ğ so-
rumluluk alan tüm bölüm ve merkez ı gönülden ş ederim.
(2) N.Çevik, "The Localization of Olbia at the Gulf of Pamphylia", Lykia 1,1995,95 vdd.
(3) Konu, ı ı ı bir makale ı ı ş N.Çevik, "Antalya-Hurma
Köyü'nde bir Çiftlik ş Lykia II, 1996 ı
235
ı kaybolur. ş ğ yer yer 4 m'yi bulan ş ş yol belli ki,
vadi boyunca o yönde devam ğ ş ı tek ş olan Tre-
benna'ya ı takip edilemeyen ğ ı ı da, ı Va-
disi'ni dar ğ ş ı Attaleia'ya. Yolun ğ kesimi 30 m kadar tepe
ı boyunca 2-3 ı ı ş duvarla ı ı ı ş ı Arada 50-60 m
uzunluklarda, devam etmeyen iki tali yol daha ı Bu yola ş ilk
ı ı Attaleia'dan gelip Olbia üzerinden Trebenna'ya yönelen
bir yoldan izvermekteydi. Hurma yol ı ı ı da bu ı de-
ı ı ş olduk.
Kutsal alan: Antik yolun iki tali yolla ş ğ ş ğ te-
peye ğ güney ı ı ı bulunan kaya kütlesinin alana bakan kuzey
yüzünde, ş ı 1.00 m yükseklikte bir kabartma yer ı Kütle, di-
namitle ı ş ı Ancak kabartma, büyük bir ş eseri tek bir
parça üzerinde ş Kabartmada, ı ı ı oturan bir
figür ş ş Gövde cepheden, ayaklar 4/3 profildendir. Çenesinden
ı ı ı ı yüzü seçilemez. ı ve saç bitimi izlenebilmektedir.
ı ve iri gövdesinin üst ı ı ı ş Vücudun alt ı ı ı
örten manto ı iki bacak da ı izlenir. ı ı ı ı ğ
eli ı ı ı ı ş ı bir tabak ğ ş ı ı Sol
kolu yana ı ı Bu elinde uzun ı bir ı tutar (Resim: I).
Bu ı bir betimlemedir ve belli ki, önünde yola ğ ı ge-
ş ı da ş nedenidir. ı ş ı ş ı yoldan
gelip geçenlerin ve de Hurma'da ı ı havada ı ı ğ ı bir
kült yeridir'. Betimlenen ı da, bu çok ı ve ı ı ş
Zeus'dur. Hurma ı benzeri betimlemelere sahip sikkeler, An-
talya çevresinde ğ ş ı Attaleia, Magydos, Perge, Etenna ve
Termessos sikkeleri üzerinde, ı oturan, yandan ı ı be-
ş elinde ı asa tutan figürler ı Attaleia sikkesindeki
Posaidon ı ş ı ı ı "Baba ı Zeus'dur. Hurma ka-
ı ı tam benzeri Sibidunda sikkelerindedir>. Burada ı tüm
ı ı ı ı ı ş ş ı dek ı görünüm için-
dedir. ı hemen kuzeyindeki ğ kenti sikkelerinde ise yine
benzer Zeus ı Benzer betimlerin ş ı ş ı ı ı sonucunda
kesin olan Hurma ı ı Zeus, önündeki ı hava ı ğ ı ı
da Zeus'un ğ ı hava ı ı ı ş ğ
(4) Ana ı kültüne ğ ı olarak Anadolu'da ı ş ı hava ı ı ı Zeus
için ı ı ş ş örnekleri de bilinmektedir: F.Naumann, Die Ikonographie der Kybele
in der Phrygischen und der Griechischen Kunst (1983)216.
(5) H.von Auloek, Münzen und Stadte Pisidiens 1(1977) 132 No: 1362 Taf.34.
(6) age. 127 No: 1283. 1305 Taf.32.
236
Zeus ğ kültünün Pisidya ğ ı ğ ı ı ı ğ ı Termessos'daki
"Zeus Solymeus" ı ğ ı ğ yontuya, Pisidya-Pamfilya
sikkelerinden Hurma ı kadar pekçok veriden ı an-
ş ı ı Bu ı ı bir ı çok, ı ı ı ı ı yay-
ı ğ ş Kilikya ğ ı Zeus ğ kültüne de ı
ı ı ı ı Hurma'da ı ı ı ı ı ı ş ı
tamamen ı ı ı ı ı ı tam ı ı ı ı ş ı
Ancak, iki nekropol ı ı yerlerde çok seyrek de olsa izlenebilir
ı ş ı ı ı ş ı ı Hurma ı ı ı büyük bo-
yutlu bir ş yana izvermez, aksine, en çok 3-5 çiftlik evinin bu-
ğ bir birim ğ
Kutsal ı 200 m ğ birkaç ı ı ı ı görülür. Bun-
ı en ğ ı ı ı ı ğ ş ğ daha güçlü du-
varlara sahip bir ı belli ki, ı asal ı ı çiftlik beyi ko-
nutudur. Kaçak ı ğ ı ı bu ı duvar ş ğ ve yüzeyde
görülen mimari parçalardan Geç Roma ve Bizans ğ ı tarihlenir. Bun-
lardan biri bir Bizans ş Alanda ş renkli ş dizili bir mo-
zaik, silmeli ş mermer parçalar ve bir de Bizans ş ı ı
ş
Birkaç tek duran örnek ı ş ı Hurma lahitleri iki nekropol
ı belli bir düzen içinde ı ş ı
ğ nekropolü (Çizim: 1-1): Portakal bahçeleri ı ı ı bugüne
dek ı ı ı koruyan koyu bitki örtüsü ı saptanan ilk buluntu kü-
mesi 5 lahitten ş Tepeye ı ı ı ş lahitler vadiye-kuzeye-
yöneliktir. ı dördü ı düzlemde yanyana ş biri de ar-
ı ı ı ı önlerine ş ş teknelerin
ğ ğ ı Bu küme lahitlerin üçü tam bezemeli, biri
ı biri de tam ı ı Arkada tek duran ı lahitin ğ di-
zinin ı ş ı dörtlü küme birlikte ı ş ı Lahitler tek tek ele
ı ı ğ ı ş ğ ı ı ı verirler:
L 1 (Çizim: 2a; Resim: 2): Kümenin en ı ı aradaki ı ne-
deniyle ğ üçlüden ayn, ı ğ ş lahit kuzeye
bakar. ş ş ana kaya üzerine, ş podyuma oturan lahitin
ğ ı önündedir. ı 0.97 x 2.02 x 1.04/0.70 m dir. Arka yüzü
ş Yan yüzlerinde birer ı ı ı kalkan yer ı ı iki
yanda da öne yöneliktir. ğ yandaki yaba henüz ş ş Bezemeli
önyüz, girland içinde duran tabula-ansata ve yanlardaki kabartma fi-
gürlerden ş ı bir ş silmeyle çevrili ana panonun or-
237
ı ı çerçeveli tabulada 7 ı ı ı yer ı ı ı
girland üç yandan çevrelemesiyle çok raslanmayan özgün bir görüntü
çizer. ğ ve sol yanda benzer ş ş birer figür grubu ı Sol
yanda, ı ı asker giysili iki erkek ı çevre içinde ı figürü
yer ı ğ yanda, en soldan ş ı ı bir asker, ı ı ko-
lundan tutan bir adam-baba-, çevre içinde bir ı ve en ğ ı üs-
tünde duran, ğ ı ğ bir ı bir aile ş ş ğ
ğ ğ ı ve rüzgardan uzak ı ş ı ı ve ka-
ı en iyi biçimde ş ı ı göre lahit, bir çift ve
üç ğ için ı ı ş ı Zaten kabartmada da 5 ş ı Ara-
ı da, daha önce ş iki ata. Bu iki figür, ğ ı ola-
rak çevre içinde ş
Tabula ansata içinde yeralan ı
"Demetrios ğ Aur[elios} Demetrios bu lahdi kendisi ve ı ı Aur
(elia)--- ve ı Aur (elios) Menandros (?) ve Aur (elios) Syrinas (?)
ve Aur (elios) Herme(ias ?)... için ı ı
L 2 (Çizim: 2b; Resim: 3): 0.95 x 2.05 x 1.12/0.80 m ı
lahit L3 ve IA ile ı podyumda ı ı En. ı ı Arka ve yan
yüzleri ş olan lahitin ön yüzü bezelidir. Iki ı ş yunusla
bezeli ı ı figürler yer ı Solda, ikisi ı ı asker
ve ikisi de sivilolan toplam dört erkek,.. ğ da biri ı üstünde, biri
örtülü olan üç ayakta figür ş ş On yüzün üç ı bitkisel örgeyle
ş Iki alt ş yer alan vazolar içinden yükselen asma, bir
üzüm ı ı bir yaprak olarak ğ ş ı Lahitin ğ ı 1.21 m
kuzeydedir. ı ve onu ğ kabartmalara göre bu lahit ı ş
içindir. Bunlardan ş ı tabuladan okunurken, sonuncu ş olan
Aur [e1ia] Philoumene tabula ı ı ı Figürlerin
yedincisi yine ölü bir atay ı temsil etmektedir ve ı ı ı ğ
Tabula ansata içinde yer alan ı "NN.lahdi kendim ve ı Aur
(elia) Hermaia ve ı Aurjelioi] Antonios 2. ve Trokondas ve
Hermaios ve Kend [eas--- } için ı ı cc
Tabula ı ı "ve gelinlik ı ı Aur [elia] Philoumene [için
ı ı .
L3 (Çizim: 2c; Resim: 4): Üçlü grubun ı yer alan lahit, ı x
2.18 x 1.18/0.82 ı ı Arka yüzü ş Üç ı asma ör-
gesinin ğ ön yüzde ise yine tabula ve figürler ı ğ ve
solda biri örtülü ş figür ı podyum üzerinde ı Di-
238
ğ ı olarak ğ yanyüzde hayvan mücadelesi ş ş
Burada bir ı ı ı ğ ı erkek geyik tüm paneli doldurur. ı ı
ı
L 4 (Çizim: 2d; Resim: }): ş ş anakaya üstündeki iki ba-
ı podyuma oturur. Uçlü kümenin en ş ı lahitin ğ ı
önüne ş ş Ustten ğ bitki ı ğ lahitin
arka yüzü ş ı ve önü de ince ş ı ı ş örgelerden
ş Yanlarda ı ı kalkanlar. Onde ise içi ş tabula ve yan-
ı yuvarlak kalkanlar yer ı Bu tip kalkanlar Pisidya'ya özgüdür
ve genellikle de ı birlikte verilmektedir.
L 5: 0.90 x 1.93 x 1.16/0.72 m ı ı ğ ı iki parça ha-
linde öne ş lahit iki ı podyuma oturur. ı ı
ı ı 1-2): ilk kümenin 300 m ı ı ı kotta
ı ı kesilmesi ve büyük ş ı ı elde edi-
len nekropol ğ çevresine 5 lahit ş ş Alan kul-
ı ı ı ve önün ş ı ı ı dikkat ş Tüm la-
hitlerin ı ş ş ı ı da ı ş ı Biri ı ş ı
lahit tekneleri yerlerindedir. Ilkinde ğ gibi, ı ı ş
ı ş ı Nekropolü lahitlerinin ı ı ş ğ ı gibidir:
L 6 (Çizim: 2e, Resim: 5-6): 1.06x 2.18 x 1.10/0.86 m ı
lahit ğ ı olarak ı bakar. Arka yüz ş Sol yan
yüzde oyularak ı ı ş ı ı bir kalkan; ğ yanda ise salt kalkan
ş ş Bezemeli ön yüz ğ ı incilerle ğ ı girland içinde LO
ı ı ı ı tabula ansata, ı da birer ı ı kalkan yer
ı ı merkezlerinde ğ var. ğ iki merkezi
nokta ş ilginçtir: Belli ki, ş ş ş ı ş ı ı
ı ş sonradan ı ikinci merkezIe ğ ş Soldaki kal-
ı ğ ı girland ı bir figür yer ı Acemice ş ş
figür sola yönelik ayakta bir erkektir. Boyunca fallosu ı Lahitte ta-
bula ı ş ı da ı ı On yüz üst siIrnesi ı ve alt silme
boyunca uzun tek ı ş Lahitin podyum ı ı iki ba-
ş ı birer ayak ı
Tabula ansata içinde yer alan ı Aur (elios)---- lahdi kendisi ve
ı ı (Phi?) loumene ve ı Mel [) ve Kendeas ve gelinlik ı
ı Ago [ } e [ } e için ı ı .
Tabula ı yer alan ı "[Her kim ki, mezara zarar verirse} At-
taleia kenti ı 2500 Drachmi ceza ödemelidir".
239
L 7 (Çizim: 2f; Resim: 7): 1.07 x 2.13 x 0.90/0.58 m ölçülerindeki
lahit L ı ı ı yer ı Yüzü kuzeye bakar. ş anakaya
üzerinde üç ı podyuma oturan teknenin üst ı ı ı ı ı
ilk ğ ı bir ı ı ana kayadan ş Arka ve yan yüz-
ler bezemesizdir. Yan yüzün tek ş ğ çevre yividir. Bezeli ön yüz or-
ı ı ı okunamayan bir tabula ansata yer ı ı ı biri ş ğ ı
ğ ı yönelik ş yunus bezer. Altta ı ş bir silmesi olan
ön yüzün ğ üç ı ı bitkisel bordür ş ı Iki alt ş duran
birer vazodan yükselen üzümlü asmalar ön paneli çevreler. On yüzün ta-
buladan kalan iki ı birer ı ı kalkan ve ı da çelenk
içinde, boyundan ı ı ı ı birer portre ı
L 8 (Çizim: 2g): 1.02 x x 1.24/0.73 m ı tamamen
ğ tekne kuzeye bakar. One ş kapak üçe ı ş ı Ka-
ğ ı üçgen ı ı ğ ı ı bir kalkan bezer. On yüzü çok zengin bezeli la-
hitin dar yüzlerinde birer ı ı kalkan yer ı On yüz ana panelini
üst ve yanlardan asma ğ çevreler: Asmalar iki alt ş birer va-
zodan yükselir. Ortada yer alan ı tabula ansata ı ı okunamayacak
kadar kötü ı Iki yanda birer ı ı ı kalkan ş
ş ı içinde çelenkle çevrili portreler, ı ş ı be-
ğ ı bir ı ve bir ğ aittir. Soldaki ı bir
örtüye sahiptir. On yüzün alt ş ş figür yer ı Bunlardan
biri pelerinli asker giysili, ğ de örtülü ı ı Alt silmenin ğ ya-
ı ı elinde ı bir ı ğ ı ı iki öküz gütmektedir. ş ı
bu lahitin sahibi olan çiftçi ailesi ş
L 9: Teknesinden hiç bir iz kalmayan lahit tamamen ğ ı ı ı ş du-
ı Yeri, L 8'in hemen ğ ş ğ ı çizgide ş in-
situ iki podyum blokuyla ş 'Bunun ı ş ı birkaç küçük
podyum bloku ı teknenin ğ önyüzü ı monoblok
podyum ve onun ı da kapak tek parça halinde ş
L LO: L ı ğ yer alan 0.74 x 1.76 x 1.06/0.76 m bo-
ı lahitin ğ ı önüne ş ş Anakayaya oturtulan
tekne iki parçaya ş Tamamen ı ı
L II (Çizim: 2h): ı nekropolünün 200 m kadar ı ı tek
durur. 0.78 x 1.94 x 0.58/0.70 m ı ı Teknesi anakayaya
oyulu tek lahittir. Anakaya, bir ı lahit platformu gibi dü-
ş Bezerneler yana ş ş ğ ı kuzey uzun yüzünde
yer ı Bu alan bir tekne önyüzü gibi ş Ortada ş bir ta-
bula ansata ve sol altta ı bir ı figürü yer ı Bezemelerin ka-
240
pakta ş ı ı nedeni, anakayaya oyulu tekne yan yüzlerinde bu be-
zemeleri yapmaya yetecek yükseklik ı ş ı ı
L 12 (Çizim: 1,6, ı Geç dönem ı ı ı ı yer ı ğ ı ğ
ğ ğ 1.20 x 2.30 x 1.37/0.98 m ı en iri lahitlerden
biridir. Tek durur. ı daha geç dönemde ı ı ş büyük ş
lardan ş ı kare bir ı ı temeli görülmektedir. ğ ı öne dü-
ş ş Görünen ı bir Medusa seçilebilmektedir. L 12'nin
ğ ı önünde, ait ğ tekne ve yeri belirlenemeyen ş bir kapak
ikinci bir lahitten iz verir. Lahitin arka yüzü ş sol yan yüzünde ise or-
ı gülbezekli bir kalkan ı ğ üst ve sol alt ı ı ı Tamamen be-
zeli ön yüzü, iki yandaki vozalardan yükselen asma çevreler. Ana panel
ı ş okunamayan bir tabula ansata, ı da figürler
ı Sol yanda örtülü bir ı ı elinden tutan, elele ş ş iki
erkek, ğ yanda biri yine örtülü iki figür ı Bu ikilinin ı iki
ı ğ ı güden bir ı ğ ı ı ş ş Soldaki figürlerin ı ise
daha çizgisel ve niteliksiz iki hayvan yer ı Zor seçilen bu figürler
sonradan ş izlenimi verirler. Büyük alt silmede yine insan ve
hayvan figürleri ı ı En solda ı yavrusuyla yürüyen bir keçi,
onun önünde, uzun ı ı ı bir geyik ve en ğ da fal-
los izlenir.
Lahit ğ ı (Çizim: 1,3; Resim:8): ı Nekropolü'nün 50 m yu-
ı ı ı tepede,bir lahit ğ ı ş veriler ş
Buluntular, sert kalker ı ı ı lahitlerin, kaba ş
yerinde ı ğ ı ı ve sonra da ş ğ ı ş ı ı ğ ı ı göstermektedir.
Belli ki, Hurma nekropollerinde ı lahitleri yerli ustalar bu ocak-
tan ı ı ı
L 13 (Resim: 8): 0.96 x 2.15 x 1.02/0.80 m ı ı Lahit ve
kapaktan ş Kaba ş ğ ı ş ancak henüz tam bi-
ş Podyumsuzdur. ı ı üstünde rastgele duran lahit,
geçici olarak desteklendi ğ ş ı üstünde ş ı ı yerinde
ı ı ı ş ı
L [4: Salt 0.97 x 1.76 x 0.92/0.68 m lik tekneden ş ı ş du-
ı ve biraz da iç ı ş tekne, anakayadan ı
üzereyken ı ı ı ş ı Teknenin içi de henüz tam ş ı ı ş ı
L 15: Ocak ı ı ı ğ tek bir kapaktan ş Üst ş
ğ kabaca ı ş olan ğ ı alt ı ı kabaca ı
241
"Lahit ğ ı "dan ş ı ğ bir ı ı da L 13 ün
hemen güneyindedir. Burada ı ı kapak yapmak üzere anakayadan
ı bir blok, çevresi bile tam düzeltilmeden yerinde ı ı ı ş ı
Bunun nedeni kesilen blokun ı ş ı ı ikiye ı ı ı ı Ana
kaya ile blok ı yükseltici takozlar da o an ı ı ı ş ş çar-
ı ı izler vermektedir.
ğ
Hurma ı ı ı ı ı ğ bitki örtüsüne ş ı be-
ş Bugün ı ı ı seçilemeyen ı
ı ı ğ ı ı ı ğ ı ı ı ı ı tamamen ı ş ı ön-
ceki ı ş ı ı Olbia'yla birlikte ı ı yer-
ş kimlik tesbitinde önemli bir ı daha ı ı ş ı Ş
ı bilinmektedir ki, ı ı ı ı ı ı ı ı Trebenna-
Attaleia yolu üstüne ş birkaç çiftlik evi ve onlara ait lahitlerden
öteye gitmemektedir. Zeus'a ş bir ı hava ı ğ ı ve ı alanda
ş bir Bizans ş ile ona ğ ı ı ı Hurma'daki ğ
ı ı ı ı hiçbiri bir büyük ş yana iz-
vermemektedir. Ve zaten 6 nolu lahitin ı okunan "ceza ı ı
da ş konumunu ı belirlemektedir: "Gömüte zarar verecek
ş Attaleia ı 2500 Drachmi para ı ödeyecektir". ı bu-
ı ı olabilecek boyutta bir birim bile ı ğ ı için, ğ ı ğ
en ı merkezin ı ı ı ı ğ ı ı gösterip, ı
Trebenna ve Attaleia yolu üstünde, Attaleia'ya ğ ı bir demos ğ
da belgeler.
En ı benzerleri hemen ı ı Tünektepe'nin kuzeyindeki
ı Vadisi'ndeki çiftlik ş bulunan özgün lahitlerin, ka-
ı ve bezekleri ğ ğ ı yerli Hurma ya-
ı ı ğ ş ı ı Ancak, tabula ansata ve ı ı kal-
ı lahider Pisidya etkisindedirIer. Benzerlerini ğ
Pisidya kent sikkelerinde bulunan Zeus ı da bu ş
ş bir boyutta destelemektedir. Lahitlerin Pisidya etkisinde yerli
ürünler ı ı nekropol ı ı ğ ı ı lahit atelyesi de
ı Figürlü lahitlerde düzenleme ı ı ı iki ı di-
zili ayakta figürler. ğ ş salt ş ı ı ı Tabula ı
alanlara içi ş ya da portre ş ş kalkanlar ğ gibi ço-
ğ figürlü bezemelerle ş Ailenin üyelerini re-
simleyen ayakta dizili figürler ı ş ı ş kalan alt alanlara genellikle
hayvan figürleri ş ş daha ğ özensizce ş Hay-
ı insanlara göre çok daha özensiz ı ı ş ı ı hemen dikkati
çekerken, ı ı ı daha sonra ğ ı ş ı
242
mektedir. Bunlar lahit sahibi ailenin çiftçilik ve ı ı ğ ş
insanlar ı ı ı Ailelerin ı ı ilgili ya-
ı ı en iyi gösteren sahne, L8 ve Ll2 de örneklenen iki öküz güden ı ğ ı
ı sahnesidir.
Lahit ı stilIeriyle, LS.3. ı Hurma'da, ğ ı
ve ı ı çiftçilikle ğ ş ailelerin ş ı ğ ı izverirken,
ı ı da Uzümcek ğ ı ve ı Vadisi'nin günümüzden çok
ı olarak, geyikleri ve ı zengin yaban ş ı olan ğ
sahip ğ ı göstermektedir.
Hurma, Pisidya ğ ı ı yamaçlarla ı ğ ı Likya ve Pam-
ı ş ğ denizle ş yeridir. ğ konumu ı
ş kültür bölgelerine özgü ş sanat örgeleriyle uyum içindedir.
Ancak, ğ ı ı ı olan kalkanlar ve ş ı ğ Pi-
sidya'dan ı
ş Geç Roma karektcrinde ş ş lahit ı ı
ğ ve ı ı ş ı ğ ı LS.3. ı tarihlenir: ı yer
alan ş ı ı Aurelius ya da Aurelia ı ı LS. 212
ı ı erken ğ ı ı göstermektedir. Çünkü, ilk kez Caracalla
döneminde halktan ş "Roma ş ı ğ ı ı verilmeye ve bu
haktan ı da onlardan vergi ı ş ı ş ı ı be-
lirtisi de ön ad olarak ı ı Aurelius ve Aurelia ı
Geç dönem ı ı ı ı da, Bizans ğ ı belki de salt dinsel
ı küçük boyutlu bir ş ğ göstermektedir.
(7) A.Pekman, Perge Tarihi (1973) 33: İ kez İ ı ı ı Constitutio An-
toniniana ile Roma ş ı ğ ı ı ı ş ı
243
ro
.,
....
~
~
"
Lo
: ı : :
,
~ .

o-i
~
N ~
.... .
t.)
~
~ .
:l
.~
i .
~
~ .
<
. ~
~
~ i
Çizim I: Harita
244
Çizim 2a: Lahit i
Çizim 2b: Lahit 2
.....
Çizim 2c: Lahit 3
245
246
Çizim 2d: Lahit 4
Çizim 2e: Lahit 6
Çizim 2r: Lahit 7
Çizim 2g: Lahit 8
Çizim 2 l ı : Lahit 11
Çizim 2 ı : Lahit 12
247
248
Resim 1: Zeus k a b a r t m a s ı
Resim 2: Lahit 1
Resim 3: Lahit 4,3,2
Resim 4: Lahit 3
249
250
Resim S: B a t ı Nekropolü; lahit 6
Resim 6: Lahit 6
Resim 7: Lahit 7
Resim 8: Lahit o c a ğ ı ; Lahit 13
251
ı 995 YILI İ İ İ İ DAGLIK İ İ
YÜZEY Ş
(Kuleler ve ş Yerlerine Olan ş
Serra DURUGÖNÜL*
.. 1995 ı ı Haziran ve Temmuz ı Mersin Üniversitesi, Ege
Universitesi ve Çukurova Universitesi lisans ve yüksek lisans ğ
cileri 1 ile ş ğ ş ı Deutsche Forschungs-
gemeinschaft ı finanse ş ve ı Prof. Dr. Hanns Ga-
belmann (Bonn, Arkeoloji Enstitüsü) ile birlikte ş
ı ş ı ı ı geçen ı ş ı ı tesbit ş ol-
ğ kuleler ı ş ğ yedi kulenin rölöve, re-
konstrüksiyon ve axonometri çizimlerini yaparak ve ı ı ı
yürüttük. Poligonal duvar ğ ı ı ş olan kulelerden ı
(Resim: 1,2), Emirzeli, Hançerli, ı ve Gücük, izodom ğ
kulelerden ise Boyan (Resim: 3) ve Gömeç, ş olan kuleleri ş
ettiler. Kulelerin çevrelerinin ı olarak incelenmesi sonucunda Ça-
ı ve Emirzeli kulelerinin sur ğ ı ı ğ tespit edilerek, bun-
ı birer akropol kulesi ğ ve hem vadideki ş hem de
surun içindeki ı ı korumak üzere ı ı ş ı ş ı ı ş ı
Bu da geçen ı ileri ş ğ bir tezimizi, yani kulelerin fark-
(*) Doç. Dr. Serra DURl!GÖNÜL, Mersin Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji ve
Sanat Tarihi Bölümü ğ üyesi, MERSIN
(I) Prof. Dr. Hanns Gabelmann (Bonn, Arkeoloji Enstitüsü) ı bizzat ı ğ
ı ş Bölümümüz ş ı Görevlisi Murat Durukan'a ı ı
ı yürütülmesinde ve çizimlerin ş gayretlerinden ı
Ege Universitesi, Arkeoloji Bölümü yüksek lisans ğ Umit ı ğ ş ı
ve çizimlerdeki titiz ı ı ı ve Çukurova Universitesi, ı Fakültesi
ğ Serkan ı da axonometrik ve perspektif çizimlerinden ı ş
ederim. ı temsilcimiz Mersin Müzesi'nden ı Zeki Akcan'a ve bana ş ı ı
yürütme iznini ş olan T.C Kültür ı ğ ı ı ve Müzeler Genel ğ
ş ederim.
253
ı amaçlarla ı ı ş ı ş desteklemektedir. Buna göre
ı ve Emirzeli surlu kuleleri, akropol kuleleri olup ş
korumak üzere, Kanytella (poligonal ğ ve Olba - Diokaisarea
(izodom ğ daki iç bölmeli büyük kuleler ev kuleleri olarak
ş ş ı ı ı ı arazilerini korumak
üzere ı ı ş olan gözetleme kuleleri ise ı zamanda ev olarak ve
ı ürünlerinin ı ş ş ş Bunlar
ğ Hançerli, ı ı ve Gücük kuleleridir. Bu ş
sahip ı yönünde yorumlanan Attika bölgesindeki, Ege ı
ve ı ı ı ı kuleler günümüze ğ bilim ı ı
oldukça fazla ilgisini ş Ozellikle Naxos, Andros ve Kea' daki
kuleleri tüm ı ele alan Haselberger'in bu ı ş ı henüz ya-
ı ı ş olan bir doktora tezidir-, Burada kuleler duvarlarla çev-
ş ı avlu ş Antik kaynaklara göre de IIuP'Yoç,
XUAÇ, ve OUKtK bir Geç Klasik -Hellenistik Dönem ğ ayrilmaz
bütünüydüler', Bu tarzdaki kuleler verimli ı ı veya düzlüklerde ya-
ı ı Küçük Asya kuleleri ise W. Müller - Wiener ve W. Radt
ı ş ve Halikarnassos'daki "Compound" lar çiftlik ku-
leIeri olarak ş ı Likya'daki son ş ı da çift-
liklere ğ ı kuleler ı ş Bu kulelerin aksine ğ ı Ki-
likya'daki kuleler çiftliklerin ı olarak ğ tek ş ı duran
kuleler olarak ş ı ı ı ı Bu kuleler ı ı
arazilerini korumak ve gözetlemek üzere ı ı ş ı ı
mimari ı ı ğ ş ğ bölgelerdeki kulelere pa-
ralellik gösterirler. Koruma ş hafif yükselen tepelere ya-
ı ı ı ile ş ise ı ğ ı ve üzüm
ş ş ı ı Tehlike zamanlannda kuleler ürünlerin de-
ı da ş görüyor ı ı lzodom ğ ku-
leIerin ş de ğ sezonda gözetleme ve ş kuleleri
olarak ğ ş
(2) J. H. Young, Studies in South Attica. Country Estates at Sounion, Hesperia 25, 1956, 122 ff.
131 ff: L. Haselberger, Der Palaopyrgos von Naussa auf Paros, AA 1978,364 ff. 371 ff; H.
Lohmann, Ein Turmgehöft klassiseher Zeit in Thimari (attica ), AM 108, 1993, 102 ff.
dipnot 7; J. Peeirka, Country Estates of the Polis of Chersonesos in the Crimea, Ricerche
storiche ed economiche in memoria di Corrado Barbagallo, a cura di Luigi de Rosa (1970)
457 ff.
(3) L.Haselberger, Befestigte Turmgehöfte im Hellemismus auf den Kykladeninseln Naxos,
Andros und Keos ı ı ş doktora tezi Münih 1979).
(4) J. H. Joung a.g.e 133 f. 138 de bu ı ı ğ kaynaklara ğ
(5) G. Kleiner, P. Hommel, W. Müller - Wiener, Panionion und Melie, 23. Ergh. JDl (1967) 17
f. 39 - 45, 63 ff.; W. Radt, Siedlungen und Bauten auf der Halbinsel von Halikamassos, ı
MittBeiheft3(l970) 174ff. 181 O191.
(6) A. Koneeny, Turmgehöft zwisehen Belkonak und ı (sog. "Gehöft von Gelemen"),
Lykisehe Studien 1. Die Siedlungskammer von Kyaneai in Lykien, F. Kolb (Editör), Asia
Minor Studien iX (1993) 87 - 93; A. Konecny, Hellenistische Turmgehôfte in Zentral- und
Ostlykien (1992)
254
Bu ı yüzey ş ı ı ı iki yeni kule daha ş
ı (Kanytella) nin ğ izodom ğ ı ı ş
olan "Yalama Kule" ve poligonal ğ ı ı ş olan ı
Köyü'ndeki kule. ı Efrenk (Kale) Köyü'ndeki sur ı ve kuleler
ş ve ğ ı ş Çizimlerinin ı ı he-
ş olan kulelerden ikisi burada ı olarak ele ı ı
Poligonal teknikte ı ı ş olan ı Kule'si ve izodom tek-
ğ Boyan Kulesi. ı Kulesi, ş ğ gibi, Emir-
zel i Kule'si ı bir akropol kulesidir ve ş üzerinde, bir te-
pede yükselmektedir. Bir duvar ile ş olan akropolde, ı ve
resmi burada ı ı ş olan kulenin ı ş ı ı ı durumda gü-
nümüze ş ş olan iki kule daha ı Birisi akropolün or-
ı ğ ise tepenin en ı ş güney ucunda yer ı Bu ku-
lelerin poligonal tarzdaki ı çift ı ş olup, ı toprak ve
ı ı ş ı ı ş ğ dolgu malzeme ile ı ı ş ı Ku-
lelerin ı ş ş ğ poligonal ş yerlerini dörtgen ş ı
ı ve böylece düzgün bir kenar çizgisi, ı ı ı kenarlar
ş Esas büyük kulenin duvar ı ı ğ ı ı ğ her kat ile
birlikte ı Boyan mevkiindeki kulenin izodom ğ
ı tek ı ş ı ı ş ı Poligonal tarzda ı ı ş olan
kulelerin hiçbirinin birbirleriyle ı yok iken, izodom ğ
ı ı ş olan kulelerin birbirlerini gördüklerini tesbit edebilmekteyiz.
Bu kuleler Korykos ı ı ı ı boyunca ş ğ ı ı 5 km lik
mesafelerle ı ı ş ı ( ğ ı ı Yalarna, Gömeç,
Akkum ve Boyan). Bu kuleler ı ı ı ya-
ı ı ş ı ı yani sinyallerin gönderilebilmesi ı ya-
ı ı ş olan gözetlerne, ş ve mümkün ğ savunmaya
yönelik olan kulelerdir. Boyan Kulesi'nde üçüncü ı üzerinde, mazgal
ş korunan bir düz platform ş Mazgal ş
lerinin ı koruma bularak buradan ı ı yapmak ya da kuleyi
müdafaa etmek mümkün olabiliyordu? Bu platformun suyu bir çörten ile
ı ş ı ı ı ğ bir çörten de V - ş olup, kulenin
ğ ikinci kattaki ı ı ı ı ş ı verilebilmesi için ya-
(7) Bu tarzdaki platformlar için bkz.: L. Haselberger, Dacher griechischer Wehrtürme, AM 94,
1979, 106 ff. Bugüne kadar Yunan savunma kulelerinin hiçbirinde (110) ı örtüsünün düz
ğ dair bir ipucu ı ş ı Savunma ı ı ı ı ş sebebiyle
Haselberger'e göre Hellenistik Dönem'in ş ı beri görülen her üzeri ı üzerinde sa-
ş ı düz platform bizim için bir" Anachromismus " olarak ifade edilmelidir (l12). Üzeri
ı olan ve buradan ı ı ğ kule ı sadece Likya'dan bil-
ğ ş betimlemeleri gösteren kabartmalarda ı ki bunlar da savunma mi-
marisinin ğ etkisi ı ı ı ı ş olan örneklerini ı ı (l13). Likya
ş betimlemeleri İ bkz.: W. A. P. Childs - P. Demargne, Le monument de Nereides, le
decor sculpte (Fax 3, 1989) Res. 40,1; 48,1; 52,1; 60,1; 65,2; F. Eichler, Die Reliefs des
Heroon von Gjölbaschi - Trysa (1950) Res. 18.
255
ı ı ş ı Yine bu cephede bir pencere görülmektedir. İ bir pencere
kulenin güney ı ı Bu pencerenin ı tam ka-
ı ı üzerine denk gelen ı ı bir küçük pencere daha ı Ancak
ı ş bir ş koruma içine ı ı yani siperli ı do-
ı bunun, ı ı ı ı ş ı ş kendisini ko-
ruma ı alarak, ı ı belki de ı ı su veya ğ dökmek
üzere ı ı ş ğ söyleyebiliriz. ı üzerinde iki kabartma bu-
ı Solda bir labut, ğ ise bir çelenk.
Birinci ve üçüncü ı ı ı ğ ve ı ı kon-
sollar üzerine ş ı ı ı ikinci ı ve kuzey
ile güney ı ı tüm ı ise ı öne ı ı ı yapan ş
üzerine ş ş
Yüzey ş ı ı ı ı ı dokuz kabartma bul ş
ı Vadisi'ndeki üç asker ı ğ ı Kilikya'da çok ı rast-
lanan ikonografiye ı kalarak ğ elinde ı sol elinde kama ta-
ş ı figürlerin betimlemesidir. Yükseklikleri 1.50 - 1.70 ı de-
ğ ş ğ ı Köyü'ndeki ve Veyselli'deki asker ı
dikkati çeken özellik uzun ı ı ı Bu tarz saç biçimine örnek
olarak Hüsametliler'deki kabartma verilebilir? Meydan Kale'nin ku-
zeyindeki vadide ş olan kabartma Karint sütun ş ı ı bir Ae-
dikula içinde yer almakta olan bir adak ı ı Olba Vadisi'ndeki
kabartma ise çok tahrip ş Ancak yine de yerde bir kartal ve
onun ı oturan bir erkek figürü ı Zeus Oly-
mpios ikonografisini ı bu ı ı okunamayacak du-
rumda olan bir de ı ı ı
İ ı ı ile kuleler ve kabartmalar ı olarak ele ı
ı .
(8) ı ı mekanlardaki ı ı ş ı ı ı ı ile ilgili olarak: L. Haselberger, Be-
festigte Turmgehöfte im Hellenismus, Wohnungsbau im Altertum, Diskussionen zur Ar-
chdologischen Bauforschung 3 (1978) 150.
(9) S. Durugönül, Die Felsreliefs im Rauhen Kilikien, BAR Int.Ser, 511 (1989) Kat.Nr.40
Resim. 43.
(10) Kuleler ile ilgili olarak ı ı S. Durugönül, Kilikya Kulelerinin Tarih içerisindeki
Yerleri, Arkeoloji Dergisi LJI ,1995,197 - 202; S.Durugönül, 1994 ı ı ı Ili (Antik Ki-
likya) Yüzey ş ı ı XII. ş ı ı ı ı H. Gabelmann - S. Du-
rugönül, Türme und Siedlungen im Rauhen Kilikien - Vorbericht - ,lstMitt 1997 ı
Kabartmalar: Dipnot 2 ; S. Durugönül, Weitere Reliefs aus dem Rauhen Kilikien, IstMitt
1997 ı S. Durugönül , Neue Reliefs aus dem Rauhen Kilikien, Prof. Dr. Halet Çam-
bele ğ ı
256
Resim i: ı Kule (Güney)Resim 3: Kuletepesi, İ ş
Resim 2: ı Kule ğ
257
Resim 3: Boyan Kule (Güney)
258
A SURVEY OFANCIENT HARBORS IN
ROUGH CILICIA:THE 1995 SEASON
AT KORYKOS
Robert L.VANN *
The University of Maryland School of Architecture carried out its
third survey season of the ancient harbors of Rough CiIicia in July of
1995 (Fig.1). During the first season in 1991 a study was made of the
Turkish coastline between Alanya and Mersin, identifying harbor sites
and setting priorities of which harbors would repay additional study, and
in what order these future investigations should take place'. In our next
field season in 1993 a team recorded the concrete breakwaters at Pom-
peiopolis, the best preserved examples of that type of structure in Asia
Minor-. We produced the first detailed measured drawings of the break-
waters, proposed a sequence by which the breakwaters might have been
constructed, and corrected, errors in Beaufort's overall plan indicatig the
sIightly smaIler size of the harbor. Our objective during this past season
was the preIiminary survey at Korykos, the modern town of ı Kalesi, a
port of substantial importance from the Roman through the medieval pe-
riods. The site is located midway between Narkikuyu and Sebaste. To the
west are the famous grottoes of Cennet Cehennem, approached from the
smaIl harbor at Narlikuyu where the deIightful mosaic of the three graces
is on display in the local museum.
(*) Prof. Robert L. VANN, University of Maryland at College Park, Maryland, 20742-U.SA
(i) Robert L. Vann, "A Survey of Harbors in Rough Cilicia: the 1991 Preliminary Survey, X
ş ı ı ı ı (1993) 529-34.
(2) Robert L. Vann, "Cilician Horbor Survey: 1993 Survey of Soli-Pompeiopolis," XII ş
ı ı ı ı (1995) 529-34. See also "Cilician Harbor Survey," in Robyn
P.Woodward and Charles D. Moore, eds. Underwater Archaeology Proceedings from the
Society for Historical Archaeology Conference (Uniontown, PA: Society for Historical Ar-
chaeology, 1994) 68-73; with Stephen Sachs, "Cilician Harbor Survey," AJA 98(320-21);
"Street and Harbor: the Urban Axis of Soli-Pompeiopolis," AJA 97 (341-42).
259
There were three principal objectives for the season: FlRST--- to
measure and draw the remains of the rubble breakwater that extends in a
southwesterly direction from the southern corner of the Land Castle, to
investigate reports of its continuation as a submerged breakwater, and to
study the opposite (western) side of the harbor for the possibility of a
breakwater --- SECOND--- to measure, draw, and deseribe as many of
the coastal installations within the city walls which we felt might have
been significant to the maritime activity of the city, and---THIRD--- with
the assistance of a soils expert from the Geography Department at the
University of Denver, to survey the inland area for locations that might
once have served as an earlier harbor.
HISTORY OF THE SITE
Little is known of the city from ancient sources. it is first mentioned
as being taken by the Greek king of Syria, Antiochus III, from Ptolemaic
control in the early 2nd century BC and minted its own coinage during
the ı s t century BC. The site is noted briefly by Strabo, Cicero, Livy, and
Pliny the Elder. Korykos was strategically located along the coastal road
between Seleucia-on-the-Calycadnus (modern Silifke) and Tarsus. Ac-
cording to an account in Anna Comnena, her father Alexius i dispatched
the royal eunuch Eustathius to the south coast in order to fortify Silifke
and Korykos. The city was considered critical in the medieval periods
when it served as an important anehorage during continuous strife first
between Byzantine and Arab forces and later between Crusader and Mus-
lim factions. During the 14th century it was considered the second harbor
of the Kingdom of Lesser Armenia.
EARLlER STUDIES ATTHE SITE
The first known plan of the site was that of Beaufort from his brief
visit in 1812
3
• He notes the conspicuous features of medieval fortifica-
tions and the rock-hewn houses west of the Land Castle. Among the early
travelers was Langlois whose illustrations included a panoramic view of
both fortresses and the rock-cut features north of the Land Castle-. Herz-
feld and Guyer surveyed the site in the spring of 1907 and published their
accounts of the well-preserved Byzantine and Armenian churches situ-
ated north of the modern highway>. More recently, in 1967, Machatschek
(3) Sir F.Beaufort, Karamania or a brief deseription of the south eoast of Asia Minor (London,
R.Hunter, 1817). Reprinted 1818.
(4) V.Langlois, Voyage dans la Cilicie (Paris, 1861) (=RA 12[1855]) 129-47).
(5) E.Herzfeld and S.Guyer, Meriamlik und Korykos, MAMA II (Mancherster, 1930) 90- 189.
260
deseribed and drew the many sarcophagi in nearby cemeteriess, FinaIly,
during the past summer, another survey diected by Professor Serra Du-
rugönül of Mersin University, focused on the series of HeIlenistic signal
towers in the hills north of the city".
MAJOR BUILDING REMAINS
The architectural remains of Korykos are scattered along the coast-
line between two promontories approximately 500 m apart (Fig.2). Vis-
ible long before one reaches the site is the Sea Castle on a smaIl island
several hundred meters offshore. The Maiden's Castle, or Kiz Kalesi, is
one of the most beautiful of the many fortress dating from the Byzantine
and Armenian periods along this stretch of the Turkish coast. The westem
limit of the city is now marked by a second fortification, the massiye Ar-
menian Land Castle that has bui lt within it the remains of a Roman arch
of imperial date that once marked the transition from the port to the city",
The heavy waIls of a rubble - vaulted Roman bath are found 100 m father
to the east, just inland from the bay that more than likely served as the
principal anehorage of the city. This is certainly the most secure natural
anehorage along the present-day shoreline. To the north stands the series
of churches published by Herzfeld and Guyer. A well preserved paved
road leads from these churches to a shaIlow bayeast of the city. it is like-
ly that pilgrims visiting these churches might have arrived either along
the road which led from Elaeussa-Sebaste or might have landed at a
smaIl dock and walked up this road to the churches.
RUBBLE BREAKWATER
The first objective of the season was recording the breakwater ex-
tending southwest from the southem comer of the Land Castle (Fig.3).
This breakwater, the most obvious feature of the ancient harbors of Ko-
rykos, consists of a core of mortared rubble. Unlike the larger and better
preserved breakwaters at Pompeiopolis that measured 500 m long and 20
m wide, the smaIler Korykos breakwater is only 85 m long and 8-10 m
wide. Judging from the number of ashlars found in the vicinity, the break-
water was probably faced with blocks averaging in size 50 x 50 x 125
cm. But once again, unlike the breakwater at Pompiopolis, the ashlar fac-
ing was not strongly fastened. We did not find any evidence of clamp or
(6) A.Machatschek, Die Nekropolen und Grabmdler im Gebeit von Elaiussa Sebaste und Ko-
rykos, DenkschrWien, Phil.-Hist.KI. 96.2.
(7) See report by Dr. Durugönü! in these annua! pub!ications.
(8) Edvards, Robert W., The Fortifications of Armenian Cilicia (Washington. DC: Dumbarton
Oaks,1987).
261
dowel cuttings on any of the ashlar blocks. How far did the breakwater
extend? To judge from this visual record provided by Langlois, the break-
water appears to have reached the island, although the relative distances
are for too smaIL. Perhaps this drawing is based, in part, on artistic license
to show both fortresses in a convenient albeit out-of-scale format. Like-
wise, it might reflect the persistent local tale that, at one time, the island
was joined to the mainland by either a man-made breakwater or anatural
spit of land. Professor Don Sullivan from the Department of Geography
of the University of Denver studied the bedrock ridge extending south-
west from the Land Castle which he could trace underwater for another
7.5 m before extending beneath the sandy seabed. Cut blocks were locat-
ed along the southeast and northwest sides of the ridge. Theyare prob-
ably limestone but were too heavily encrusted with marine growth to
identify. The blocks averaged 45-50 cm by 45-50 cm.and 1-1.3 m in
length. There is a concontration of blocks near the end of the ridge, pos-
sibly the remains of the lighthouse tower reported by Beaufort in 1811 as
being severely undercut by the wave action of the sea.
The other interesting features in this area were the Armenian Sea
Gate (FigA) and the Roman arch (Fig.5). Monumental arehes might
serve two purposes in this part of the city, either the literal or symbolic
gate to the city. In other words the arch might have been a freestanding
structure like the one in Patara or embedded into the city wall like the
better known example built by Hadrian in Attaleia (modern Antalya). The
Korykos arch is the best preserved harbor arch in Asia Minor although
their presence is known from many other cities including Phaselis and
Ephesus.
We also investigated the area at the opposite (western) end of the
public beach in a position closest from land to the Sea Castle. Here, ac-
cording to Beaufort's bathymetric survey of 1812, one finds a higher
ridge along the seabed in the exact position where one would search for a
western breakwater that might close off a harbor. If so, this would be an
anehorage of tremendous size (600 x 800 meters). This second bedrock
ridge extending south from the shore towards the Sea Castle, was traced
for another 15-20 m beneath the water. The channel separating the end of
the ridge and the Sea Castle is relatively shallow no more than 4-5 m
deep. No cut blocks appeared on either side of the ridge or in the channel
but I should repeat that we were doing all of this investigation by free-
diving and without being able to use an air-probe or to carry out a more
extensive search with SCUBA year I would hesitate to say there was no
possibility of finding an ancient breakwater in this position. Korykos was
262
known for its difficult prevailing winds from the southwest and that un-
less this was a substantial, tan breakwater, on might expect the same pos-
sibility of a severe storms skipping over the barriers and damaging ships
at anehor or doctside within the harbor. The account of asimilar disaster
in the exposed Claudian harbor at Portus is well known.
SURVEY OF COASTAL FEATURES
The second objective of the 1995 season was to record as many of
the coastal features as possible that we thought might be useful in under-
standing the maritime nature of the site. The best preserved building
along the coast is a vaulted rubble structure on the east side of the central
bay (Pig.6). The structure is oriented roughly parallel to the shoreline
with a vaulted room 11 x 19 m on the tower level which connects to the
north to several subsidiary chambers. Excavated into the bedrock in this
area are several circular pits which could have been used for a wide
range of activities. Their appearances along the shore are too numerous
to be accidentaL. The large vaulted room is open to the south where the
end wall is not preserved. What the original relationship was between
this space and those immediately adjacent to the south is unknown. Little
remains of the upper level other than a rough pavement and two low ped-
estals.
Scattered along the shoreline between the eastem and westem limits
of the city are the rockcut remains of many additional features including
setting beds for major and minor walls, drains, short flights of steps, aras
of quarrying, and multiple round pits either for private storage or perhaps
small-scale industrial installations. There are several standing sections of
sea wall (Fig.7) sometimes built of rubble faced with small blocks and in
other places, of large ashlars. Where the wall has been removed one can
often trace its course by following its rock-cut settingbed. Other walls of
smaller scale probably belong to the houses or small scale industrial in-
stallations that once lined the shore. Access to the water was by the many
rock-cut flights of steps (Fig.S). We recorded more than 30 sets, many of
which had nearby mooring cuttings so that small boats could be secured
in the same manner that we see today. There were several areas where the
rock cuttings appeared to be quarrying sites with channels remaining
where blocks were being removed. In two places circular blocks had
been cut but not yet removed from the bedrock (Pig.9). In an area just
east of the vaulted building was a large unfinished sarcophagus which
was apparently quarried in this position. Few buildings along the shore
are preserved but there is at least one bath and several cistems. There are
also numberous circular pits and salt pans many drains sluices, and rock-
263
cut rooms at the water's edge.
A round tower terminates the city wall at its s o u t h e a s t e r r ı corner
where the sea wall turns inland toward the modem highway (Fig.lO). The
tower is 3.50 m in diameter and stands 5-6 m high. Although firmly set
on bedrock, the area is badly eroded by the notches of wave action and
the tower will eventually collapse like the one seen by Beaufort on the
other end of town. The upper surface of the tower ist not preserved but it
is possible that the structure might have served a double role as a signal
as well as a fartification. This was certainly not the major lighthouse of
the harbor but a French survey along the nartheast coast of the Greek is-
land of Thasos has shown that a series of small cylindrical towers were
used as a sequence of lights approaching the principal harbor on the north
shore of the island".
EARLlER SILTED HARBOR
The third objective of the 1995 season was the brief survey by Pro-
fessar Sullivan to assess potential coring sites which will demonstrate the
depositional history of the ancient harbors, concluding that the potential
far an ancient harbor narth of the present coastline was reasonably good.
The local topography would suppart the possibility. Directly north of the
Land Castle is a valley with tombs on the east and west valIey walls. The
s o u t h e r r ı seetion of this valIey is flat and low-Iying. it is possible that this
area might have been connected to the sea by a narrow channel running
narth and east of the Land Castle. However, the soils in this valley con-
tain many fairly large stones, suggesting that if the valIey was once an in-
let from the sea, it has since been subject to quite a bit of stream deposi-
tion or possibly fiIled artificially.
A mare promising possibility for an ancient harbor is the smaller val-
ley northwest of the Land Castle, across the highway from the modern
beach resart (Fig.11). There were two mooring sites cut into bedrock that
indicate the sides of this valley were much closer to the sea than theyare
today. Furthermore, the soils in this valIey are quite fine-grained and rich
in clay, as one would expect in a silted harbor ar an estuary cut off from
the sea by a sand bar. This small valley looks like an excellent site for fu-
ture caring.
(9) Kozelji, T. and Wurch-Kozelj, "Phares du Thasos," BCH 113 (1989) 161-81
264
HISTORY OF THE HARBORS OF KORYKOS
Do we know enough about the site to trace the history of its harbors?
Probably not, but i will make some suggestions anyway. i believe that the
earliest anchorages in this area were deeper coves north of the Land Cas-
tle that are now silted in. Our discovery of mooring cuttings and the char-
acter of the soils are important but confirmation will only be forthcoming
after future work by Sullivan. As these smaller and more protected an-
chorages silted, the small cove southeast of the Land Castle was probably
the most important anchorage. But with increased traffic and the larger
vessels of the Roman period we might look to the western area between
the island and Roman arch as a much larger and more open harbor. The
continued fortification of this part of the city from the Byzantine through
the Armenian periods suggests that it remained a center of focus. These
suggestions are based upon a very cursory study of the site and will re-
quire more investigation.
ACKNOWLEDGMENTS
The survey was carried out under the auspices of the American Re-
search Institute in Turkeyand with the permission of M.Akif I ş ı k , Di-
rector General of the department of Monuments and Museums of the
Ministry of Culture. I would also like to thank Selahattin Kor, the di-
rector of the Mersin Museum and my commisioner, Tansee Paydak. Once
more, many of the difficulties of working in the field were solved by our
good friend Halil Uregen of Antalya. The team consisted of Professor
Stephen F.Sachs from the University of Maryland (surveyor), Professor .
Donald G.Sullivan from the University of Denver (soils specialist), and
Loeta Vann from the Program of Maritime Historyand Underwater Re-
search at East Carolina University (recorder). Volunteers from the Uni-
versity of Maryland and the Washington, D.C.area included Will An-
dalora, Catherine Black, James Bucko, Thomas Dolley, John Lang,
Michele Ngo, Janina O'Brien Trent, Steven Rife, and Michael Schuster.
Financial support was provided by the University of Maryland. Denver
for faculty expenses and pivate donations were made available for
shipping surveying equipment to and from Turkey.
265
N 0
'
1
0
'
1
H
A
R
B
O
R
S
O
F
C
I
L
I
C
I
A
T
R
A
C
H
E
I
A

M
E
R
S
I
N
T
A
U
R
U
S
M
O
U
N
T
A
I
N
S
t
O
T
A
P
E
,
.
S
E
L
l
N
U
S
-
T
R
A
J
A
N
O
P
O
L
I
S
C
E
S
T
R
U
S
1
>

(
i
>

<
P
c
.
.

'1
<
/
.
>
Z
E
L
A
E
U
S
A
-
S
E
B
A
S
T
E
.
,
.
:
J

q
;
.
N
A
R
L
I
K
U
Y
U
'
:
e
"
M
E
D
I
T
E
R
R
A
N
E
A
N
S
E
A
F
i
g
.
1
:
M
a
p
o
f
t
h
e
C
i
l
i
c
i
a
n
C
o
a
s
t
Fig. 2: Viev of coastal Korykos from modern water tower. Looking across eastern edge
of city and round tower (left) in direction of Sea Castle (right)
Fig. 3: Rubble Breakwater situated at south corner of Land Castle looking in direction
of Sea Castle (95.2.30)
267
Fig. 4: Armenian Sea Gate in Land Castle looking north (95.3.29)
Fig.5: Roman Arch in with later fabric of Land Castle encasing it (95.1.3a)
268
Fig. 6: Rubble-vaulted structure looking south (95.4.36)
Fig.7: Seetion of ashlar-faced sea wall looking south. Position is near eastern edge of
city in vicinity of roundtower. Looking south (95.5.16)
269
Fig. 8: Flight of rock-cut steps looking west (95.7.11a)
Fig. 9: Example of quarrying near eastern edge of city, just outside of city wall and cir-
cular tower (95.5.19)
270
Fig.l0: Round tower at southeastern terminus of city wall (95.6.17a)
Fig. 11: Possible position of silted inner harbor (95.1.20a)
271
- ~ ~ - - ~ ~ ~ -
İ İ İ 1995 YILI YÜZEY Ş
BurçinERDOGD*
Bu sene ilkini ş ğ Edirne ve ı illerinin bir
bölümünü kapsayan ş ı ı Kültür ı ğ ı ı ve
Müzeler Genel ğ izni ile 13-22 Eylül 1995 tarihleri ara-
ı Edirne ili Merkez, ğ Havsa ve ş ilçeleri ı ı ı
içinde ş
ş ı ekibi ş ı ğ ı ı Trakya Üniversitesi Arkeoloji
ve Sanat Tarihi Bölümü ı Rabia ğ ş ş ve Ba-
ı temsilcisi olarak Edirne Müzesi'nden ümer Eren ı ş ı
ş ğ bu ş ı bizi destekleyen malzemenin
ğ ı ı olan, Prof. Dr. Mehmet ğ ve
ğ ı ı imkanlardan ı Trakya Universitesi Arkeoloji ve Sanat
Tarihi Bölümü ı ş ederiz.
YÜZEY Ş ı ı ı ı
İ Üniversitesi, Prehistorya Anabilim ı ı Prof. Dr.
Mehmet ğ ı 1979 ı ı itibaren ğ Marmara ve
Trakya bölgelerindeki ş ı ı ı ğ ka-
ı ı son ş ş Bu ş ı ı ı sadece se-
çilen belirli bölgeler sistemli olarak ı ş bir çok bölgeye ise gi-
ş Daha önceki bu ş ı eksik ı ı bölgelerde,
özellikle ğ ı önemli ve su potansiyeli ı ı zengin
(*) Burçin ERDOÖU, Trakya Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, 22030 İ
(i) Bu ş ı için bak, M. ğ " ğ Marmara ve Trakya Bölgesi ş ı ı
TAD XXVI,I, 1982, s. 37-61., M. ğ " A Surface Survey for Prehistoric and Early
Historic Sites inNorthwestern Turkey ", National GeographicResearch for i 979, 1985,
s.5i 7-541., M. ğ " Trakya Bölgesinde ı Tarih Oneesi ş ı IX.
TTKK, 1986, s. 29-39.
273
olan kesimlerde, sistemli olarak bir ş ı ı ı ı ı ı
uygun gördük. Bu ş ı ı ı
1. Yeni ş yerleri bularak bölgedeki kültür sürecini saptamak
ve ele geçen buluntulara göre Anadolu ile Ege-Balkan kültürleri ara-
ı ş ı ı ş
2. Bölgede Geç Kalkolitik süreçte var olan ş ğ dolduracak yer-
ş yerleri ve malzemeler bulabilmek.
3. Ergene Nehri' nin kuzey kesimindeki ş yerlerinde Erken
Neolitik kültürleri saptamaya ı ş
Birkaç sene ğ tahmin ğ bu ş ı ı ı
ı ı ileride ı bir rapor halinde ı ı plan-
ı Bu yüzden burada sadece ziyaret ğ ş yer-
lerini, haritada ı ğ ı ı göre ı ı ğ
A. Tunca Nehri
Tunca Nehri daha önce Prof. Dr. M. ğ ı ı
ş ı ı ı ş ı

senesinde Edirne merkezinden Hatip Köyü'ne kadar
olan kesimde ı ş ı ı ş ı ş ı ı ı II ş yeri zi-
yaret ş Bunlardan ı ş ı Yorulmaz Çift-
ğ Adatepe, Alatepe ve ı ı yeni bulunan ş yerleridir.
ı / Eski ğ Yolu (1)
Edirne merkezinin ş ı 4 km kuzeyinde, Tunca Nehri'nin ı
ı yer alan bu ş yerinin ı bugünkü ova seviyesinde
120 m olup ğ 3 m ı (Resim: 3). Buradan ğ olarak
Erken Tunç ğ ı malzemesi ı ş ı ı Geç Tunç ğ ı ve
Erken Demir ğ ı ş ı tarihlenen malzeme de ı
ı (2)
1960 ı ı Ş ı ş ı ı ı yer-
ş Eski Askeri Hastane ı ı ı ı ilerisinde, Tunca
Nehri 'nin üst sekilerinde ı gereken yeri Edirne ğ ı ka-
(2) M. ğ " ğ Marmara ve Trakya ş ı ı ,1982 ", I. ş ı ı
ı ı Istanbul,1983, s. 66.; M. ğ " 1986 ı ı Trakya ve Marmara Bölgesi
ş ı ı V. ş ı ı ı ı II, Ankara, 1987, s. 159.
(3) Ş A. Kansu, " Marmara Bölgesi ve Trakya'da Prehistorik iskan tarihi ı ı
ş ı Belleten XXVII, 1963, s.664-665.
274
larak zamanla yok ş Bu seneki ı ş ı ı ı ı bu yer-
ş yerini tekrardan saptamaya ı ş ı ş ı ge-
reken yer bugün çöp ı ğ ı ı ı ı ı ğ ı hiç bir buluntuya
ı
Yorulmaz ğ / Eski ğ ı (3)
Edirne merkezinin ş ı 8 km kuzeyinde, Tunca Nehri'nin ı
ı Yorulmaz ğ arazisi içinde sürülerek tahrip ş Geç
Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı ş ı ait düz bir ş yeri.
ğ ı / Avanz (4)
ı Köyü'nün ş ı 1 km güneyinde, Tunca Nehri'nin ı
ı yüksek bir teras üzerinde yer ı (Resim: 4). Bir ğ ı
ı tahrip ş olan ş yerinin ı ı 25-30 cm
ı ı ğ ı bir kültür ı ı Ele geçen malzeme, ş ğ ı
ı ş 1. ı ve ı Geç Karanova Iv-
Kalojanovec Dönemi ile ş içindedir (Resim: 5). Bunun ı ı
tabaka içinde siyah zemin üzerine mat beyaz boya ile ı ı ş ikisi
tüme ı bir çok çanak çömlek bulduk'. (Resim: 16:1-2). Bu çanak
çömlek ğ ş kadar bu bölgede daha önce ı yüzey
ş ı ı ı ı ş ı ı ı toprak içinden az mik-
tarda Toptepe'nin Il-V, ı ı ı ğ ı ı ı Mal" türü çanak
çömlek ı ş ı Fakat Toptepe'de ı Mal" ile rastlanan ve
Toptepe için tipik olan "Yüzeyi ş ı ı ı ş Mal" ğ ı / Ava-
ı ş yoktur. ş yerinde çanak ğ ı ı
çok ı ş ı alet, ı balta, kemik ı ve mablaklar ile bir fi-
gürin ı (Resim: 14:5) ve kemikten ı ı ş bir idol ele ş
ş ı (5)
ı Köyü'nün ş ı 1 km ı ı Tunca Nehri'nin ı ya-
ı yer ı ı ova seviyesinde ş ı 150 m olup ğ 4
m'yi ş ı Yüzeyde ğ bir Erken Tunç ğ ı malzemesi ı
(Resim: 11). ı az miktarda Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı
ş ı tarihlenen malzeme de ı
Alatepe (6)
ı Köyü'nün ş ı 1 km ı ı Tunca Nehri'nin
ı ı ğ bir tepenin ı eteklerinde yer ı ş ı 100
(4) B. ğ "The Mat White-Painted Pottery from Eastem Thrace, A new look at the relations
between the Balkans and Anatolia" , Anatolian Studies XLV,1995, s.267-272.
275
m ı bir alan içinde Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı ş ı
tarihlenen malzeme ile Klasik Dönem malzemesi ele ş
Adatepe (7)
Yolüstü Köyü'nün ş ı 2 km güneyinde, Tunca Nehri'nin ğ
ı ğ bir tepenin güney eteklerinde yer ı Ele geçen mal-
zemenin büyük bir bölümünü Klasik Dönem çanak çömlek ı ş
kil etmektedir. Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı ait çanak çömlek
ı da ı ş ı
ı ı (8)
Hatip Köyü'nün 1 km ğ Kovan Tepeleri'nin güneyinde,
Tunca Nehri'nin ı ı yer ı 80 m ı ş ı 1 m yük-
ğ Yüzeyde, ı Karanovo Ill-Veselinovo Dönemi'ne
ait malzeme ile ş ğ ı ı ş 2 ve 3 ı ta-
ı ı ğ ı ı Karanovo IV ş ı tarihlenen malzeme ele ş
(Resim: 12). Bunun ı Erken Tunç ğ ı Geç Tunç - Erken Demir
ve Klasik Dönem malzemeleri de ı ş ı
ı (9)
Edirne'nin ş ı 4 km kuzeyinde, Tunca Nehri'nin ı ya-
ı yer ı Bir ğ ı ş tümü ile tahrip ş Bu-
radan az miktarda Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı ş ı ta-
rihlenen malzeme ile Klasik Dönem malzemesi ı ş ı
ı (lO)
Edirne'nin ş ı 2,5 km kuzeyinde, ı ı ı ş ı
500 m kuzeyinde düz bir ş yeridir. Bu ş yerinde Geç
Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı ş ı tarihlenen malzeme ile Klasik
Dönem malzemesi ş
ş ı (11)
Edirne'nin ş ı 6 km kuzeyinde, Pravadi Deresi üzerindeki köp-
rünün 400 m ğ ı yer ı Büyük Döllük Köyü'ne giden yol, yer-
ş ğ ğ ş ş ı 75 m ı bu ş
ğ 1 m ı Yüzeyden ı Karanovo III-Veselinovo
Dönemi'ne ait malzeme ile az ı Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir
ğ ı ş ı tarihlenen malzeme ve Klasik Dönem malzemesi top-
ı ş ı
276
B. Sinanköy ve ğ ı Kalan Bölge
Istranca ğ ı ı güneyetekleri boyunca uzanan bu bölge, su po-
tansiyeli ı ı ğ bölgelere nazaran daha zengindir. Daha önce
hiç bir ş ı ı ı ş ı ı ı ş olan bu bölgede ı ,
ı ğ ı ı köyleri ile Geçkinli Köyü'nün kuzey kesiminde ça-
ı ş ı ı ş ı
ı / Kemer Köprü (12)
ş ı ı ş ı 4 km güneyinde, ı Köyü'nün 1 km ku-
ğ ı Deresi 'nin bir kolu olan ı Deresi 'nin
ı ı yer ı ı ova seviyesinde ş ı 120 m olup yük-
ğ 6 m ı (Resim: 2). Yüzeyde ğ bir Erken Tunç ğ ı
malzemesi ı ğ yamaç Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı
ş ı tarihlenen malzeme vermektedir. ı az miktarda geç Ka-
ranovo IV-Kalojanovec Dönemi'ne ait çanak çömlek ı rast-
ı ı ş ı
ı (13)
ı Köyü içinde, ı Deresi 'nin ğ ı ı /
Kemer Köprü ş tam ş ı ı yer alan düz bir yer-
ş Yüzeyden ğ olarak Klasik Devir malzemesi ı ş ı
ı az miktarda Geç Kalkolitik Dönem'e ğ bir
çanak çömlek gurubu ı . .
Kaynaklar 1/ ğ ı ı (14)
ğ ı ı Köyü'nün ş ı 1.5 km kuzeyinde, ğ ı ı yolu
üzerinde, ğ ş Deresi'nin bir kolu olan ğ ı ı Deresi'nin ğ ya-
ı yer ı ş ı 200 m ı bir ı kaplayan bu düz yer-
ş üzerinde, ş ğ ı ı ş 2. ve 3. ı ta-
ı ı ğ ı ı Erken Karanovo iV Dönemi'ne tarihlenen çanak çömlek ile
Geç Karanova IV-Kalojanovec Dönemi'ne ait çanak çömlek malzemesine
ı ı ş ı Çanak ğ ı ı çok ı çakmak ş ı
aletler, yas ı baltalar ve figürinler (Resim: 14: 1.4) ı ş ı
Kaynaklar II / ğ ı ı (15)
Kaynaklar / ğ ı ı i ş 800 m kuzeyinde, ğ ı ı De-
resi'nin ğ ı ğ bir yükselti üzerinde yer ı ı 100 m,
ğ 2 m ı Yüzeyde üstün bir teknik gösteren Erken Tunç
ğ ı malzemesi ı
277
Kocahöyük (16)
Geçkinli Köyü'nün ş ı 2 km kuzeyinde yer alan düz bir yer-
ş ş üzerinde, ş ı ı veren Kocahöyük Tü-
mülüsü ı Yüzeyden ve tümülüs dolgusundan ğ olarak Erken
Tunç ğ ı malzemesi ı ş ı ş eteklerine ğ Ka-
ranovo Ill-Veselinovo Kültürü'ne ait malzeme ş
C. ğ Deresi
ğ Deresi daha önce Prof. Dr. Mehmet ğ ı
ş ı ı ı ş ı 1995 ı ı ı ş ğ ı ş Havsa
ve ğ ı kesim ş ı ı ı ş ı ş ı ı ı ı ı
9 ş yeri ziyaret ş Bunlardan ş ı Yu-
murtatepe ve Kaynaklar / Arpaç yeni bulunan ş yerleridir.
Kocatepe (17)
ğ ı 4 km güneyinde, Küküler Köyü'nün ş ı 2 km ku-
zeyinde, ğ Deresi'nin ı ı yer ı ş üzerinde
biri büyük ğ küçük iki tümulus ı Bunlardan büyük ı yer-
ş ı ı veren Kocatepe Tümülüsü'dür. ş yeri dere boyunca
ş ı 1 km'lik bir alana ı ı ş ı Kuzeyde ı ile bir Klasik
Devir ş ı Güney kesimde, Bulgaristan'da Meriç Kültürü
olarak bilinen Romanya, Maldovanya ve ı Ukrayna' da Pre-Cucuteni
Kültürü ile ğ ş çanak çömlek ğ bir ş temsil edilmektedir
(Resim: 7). ş dereye ı orta kesimlerinde Geç Tunç ve
Erken Demir ğ ı ş ı tarihlenen malzeme ele ş
ğ (18)
Küküler Köyü'nün ş ı 1 km kuzeyinde, ğ yo-
lunun ğ yer ı Yüzeyden ğ olarak Klasik Dönem mal-
zemesi ı ş ı Az miktarda Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı
ş ı tarihlenen malzeme de ş Burada ı bir maden
ı ı ele ş (Resim: 13).
ş (19)
ğ ş ı 2 km ı ı ğ yolu üzerinde
yer ı ş yol ı ş Burada Pre-Cucuteni / Me-
riç Dönemi ğ bir ş temsil edilmektedir (Resim: 6). ı
(5) M. ğ 1983, a.g.m. s. 66., M. ğ 1985, a.g.m. s. 532.
278
ı Karanovo VI-Gumelnita-Kodjadermen kültürünün son ev-
resiyle ğ ş çanak çömleklere ı ı ş ı
ı (20)
Arpaç Köyü'nün ş ı 1.5 km kuzeyinde, ğ yolu
üzerinde yer ı Yol ş ş ş üzerinde küçük bir
tümülüs ı ş ı 75 m, ğ 1 m'den ı Yü-
zeyden ğ olarak, Pre-Cucuteni / Meriç Dönemi malzemesi top-
ı ş ı (Resim: 8). ı Karanovo VI-Gumelnita Dönemi ile ğ
ş malzeme de ele ş Bu döneme ait "graphite-slipped" bir
parça önemlidir- . Yüzeyden ı az miktarda Karanovo III-Veselinovo
ile Geç Tunç ve Erken Demir ğ ı ş ı tarihlenen malzemeler de
ı ş ı Çanak ğ ı ı çok ı çakmak ş ı alet,
ı baltalar ve bir figürin ı ele ş (Resim: 14:2).
ğ ı / ğ ı ı (21)
Musulca Köyü'nün ş ı 1 km güneyinde, ğ Deresi'nin
ı ı yer ı Bir ğ ı ı ı tahrip edil-
ş Buradan Geç Tunç ğ ı ve Erken Demir ğ ı ş ı ta-
rihlenen malzeme ile Klasik Devir malzemesi ı ş ı ı yü-
zeyden Arkaik stilde ı ı ş bir terracotta heykeleik ş
Kaynaklar / Arpaç (22)
Arpaç Köyü'nün 2 km güneyinde yer ı ş ı 250 m ı
bir ı kapsayan bu düz ş yerinden Pre-Cucuteni / Meriç Dö-
nemi, Erken Tunç ğ ı Geç Tunç - Erken Demir ve Klasik Dönem mal-
zemele-ri ı ş ı
ı (23)
Hasköy'ün ş ı 1 km güneyinde, ğ Deresi 'nin ğ ya-
ı yer ı Ele geçen malzemelerin büyük bölümü Klasik Dönem'e
aittir. Yine bu döneme ait temel ı ı ı ve mimari parçalara da ras-
ı ı ş ı ı ı az miktarda Geç Tunç ğ ı ve Erken
Demir ğ ı ş ı ait malzeme görülmektedir.
(6) ı her iki yüzü, siyah zemin üzerine mat beyaz renkte ı ı ş birbirlerine paralel
dikey çizgilerle ş Bak B. ğ 1995, a.g.m. fig.3;1.
279
Yumurta Tepe (24)
Hasköy'ün ş ı 1 km kadar ğ Yumurta Tepe Tü-
ı 200 m güneyinde, ğ Deresi'nin ğ ı yük-
sek taraçalar üzerinde yer ı ş ı 250 m ı bir ı kap-
layan düz bir ş yeridir. Yüzeyden ı Karanovo VI-
Gumelnita-Kodjadermen Kültürü'nün son evresiyle gerek form gerekse
bezerne ı ı büyük benzerlik gösteren bir çanak çömlek top-
ğ ele ş ı Pre-Cucuteni / Meriç Dönemi'ne ait mal-
zeme ile bu döneme ş sürecine ğ malzeme top-
ı ş ı (Resim: 9).
Cevizlik (25)
Hasköy'ün ş ı 300-400 m güneyinde, ğ Deresi 'nin ı
ı yer ı ş ı 100 m ı bir ı kaplayan düz bir
ş Buradan Erken Tunç, Geç Tunç-Erken Demir ve Klasik
Devir malzemeleri ı ş ı
İ
1995 senesinde ş ğ Edirne ve ı illerinin bir
bölümünü kapsayan ş ı ı daha ş ı ş ı ol-
ı ş ı oldukça verimli sonuçlar elde ş ş
ı ı ı ı ı Paleolitik, Mezolitik ve Erken Neolitik dönemlere
ait buluntular ele ş Ele geçen en erken buluntular Bal-
ı Karanovo III-Veselinovo Kültürü'ne tarihlenen ı
Bu kültüre ait buluntular, ı ı ş ı ı Kocahöyük ve
Kaynaklar i / ğ ı ı ş yerlerinde ı ş ı ı ı ı
ve Kaynaklar i / ğ ı ı ş ş ğ ı ı 2-3 ve Erken Ka-
ranovo IV ş ı tarihlenen malzemeye de ı ı ş ı Bu seneki
ş ı ı ı ı en önemli ı biri ğ ı / ı
ş ele geçen, siyah zemin üzerine mat beyaz ı ikisi
tüme ı bir çok çanak çömlektir. Ş kadar Trakya'da ı
ş ı bu tip çanak çömlek ele ş Sadece tek benzer
bir parça Toptepe ı ı ş Orneklerin ğ za-
manla ı etkisi ş ve alttan ğ ı ı ğ ı kesim aç-
ı ı olarak ı ş ı Motifler genellikle birbirlerine paralel bantlar
ş bazen ı ı ş ğ ı / ı yer-
ş bulunan mat beyaz ı çanak çömlekler gerek teknik ge-
(7) M. ğ et alii., " Excavations at ı and Toptepe", Anatatica XVII ,1991,
fig.20;4.
280
rekse motif olarak Anadolu ve Ege ş örneklerle kar-
ş ı ş ı Bu çanak çömleklerin M.O. 5. binin ı ta-
rihlenen ı içinde ı Balkanlar ve Ege-Anadolu ara-
ı ş ı ş ı ı ı ı önemlidir.
Bulgaristan'da Meriç Kültürü olarak bilinen ve Romanya, Mal-
dovanya ve ı Ukrayna'da Pre-Cucuteni Kültürü ile ğ ş malzeme,
daha önce Prof. Dr. M. ğ ı ı ğ ı ş ı ı sa-
dece dört ş yerinde; Kocatepe, ı Ş Hamam mevkii ve
Tatar ı ğ ı ş Biz bu ş yerlerine ş Te-
ı Kaynaklar / Arpaç ve Yumurta Tepe ş yerlerini de ek-
ledik. Çanak çömlekler gerek form ve teknik, gerekse bezerne ş ğ
ı ı Meriç ve Pre-Cucuteni kültürleriyle ı ı gösterirler.
ı bu kesiminde, yerel özellikleri ğ ı basan bir kültürün ol-
ğ söyleyebiliriz.
ı Karanovo VI-Gumelnita-Kodjadermen kültürleriyle ğ
ş ş yerlerine daha önceki ş ı ı ı ş ı ve
bu dönemde ı bu kesiminin ş ğ fikri ortaya ı ı ş ı
Bu dönemle ş olabilecek buluntular sadece ı 18 km
güneyindeki Tilkiburnu ş ş Tilkiburnu çanak.
ğ ile Balkan ı ı benzerlikler oldukça ı ı ı ı
ı Tilkiburnu'nda Anadolu kökenli olabilecek buluntular da ele geç-
ş Bu döneme ğ ğ bir malzeme ise, son ı
lardaki ı ı güneyinde ı mevkiinde ele geç-
ş Burada ğ ş iki çukur içinde ı
Karanovo VI-Gumelnita-Kodjadermen kültürleriyle ğ ş buluntulara
ı ı ş olsa da, benzerlikler yine oldukça ı ı ı ı Bizim yap-
ı ğ ı ı ş ı ı ı malzemesine benzeyen bir
malzemeye ı ş ı ı Yumurta Tepe, Ka-
ş ve ı ş Karanovo Vl-Gurnelnita-Kodja-
dermen kültürünün son evresine ğ buluntulara rast-
ı ş ı Bu döneme ş elimizde olan malzemeler oldukça ı
ı ı ı Bugünkü bilgilerimize göre ğ tek ş bu dö-
nemde ı bu kesiminin ş ğ gibi ş ı ğ ı ve
büyük bir ihtimalle yerel özellikleri ğ ı basan bir kültürün veya kül-
türlerin ğ
(8) M. ğ Tilkiburnu, a Late Chalcolithic site in Eastern Thrace", Anatolica IX, 1981
s.I-26.
281
ö123:5km
Resim 1: 1995 ı ı ziyaret edilen ş yerlerini gösteren harita
282
ı ı kuzeyden
Resim 3: ı güneyden
283
Resim 4: ğ ı ı ğ
Resim 5: ğ ı ı çanak çömlek ı
284
Resim 6: K a r a b a ş , çanak çömlek p a r ç a l a r ı
Resim 7: Kocatepe, çanak çömlek p a r ç a l a r ı
285
Resim 8: ı çanak çömlek ı
Resim 9: Yumurtatepe, çanak çömlek ı
286
Resim 10: ğ ı ı Kaynaklar I, çanak çömlek ı
Resim 11: ş ı Erken Tunç ğ ı çanak çömlek ı
287
Resim 12: ı ı çanak çömlek ı
Resim 13: ğ maden ı ı
288
ete til·
\,' ... i
2
O, 1 2 3am
Resim 14: ş ş toprak figürinler: 1,4. ğ ı Kay-
naklar I, 2. ı 3. Kocatepe,. 5. Kumoca-
ğ ı 6. Arpaç
Resim 15: ş ş toprak flgürinler
289
"
•• : ..... ..... " • • • •• t ••
':" _



c:
i ı
2
Resim 16: ğ ı ı mat-beyaz ı çanak çömlek profilleri
290
o
R;32
[]
, i
i
,
i i
i
ı
[f
R;20
.\
i;)
:! 5
3cm
Resim 17: Pre-CucutenilMeriç tipi çanak çömlek ı 1,7. Yumurta Tepe, 2,6. Ko-
catepe, 4,5. ı 3. ş
291
1995 YILI AKSARAY, NiGDE, Ş İ İ İ
İ İ YÜZEY Ş
Nur ı *
Marie Claire CAUVIN
Aksaray, ğ ş illeri, ı Kapadokya bölgesi, obsidien
yüzey ş ı ı ı ı bilinen ve bilinmeyen tüm obsidien kay-
ı ı tespit etmek, ı ı atölye ve kültür ı ı varsa
kamp yerlerini ş ı ve bu obsidien ı ve atölyelere
giden ğ ı ı
1995 ı ı ş ı ı ı ğ ili içinde kalan, Göllü ğ
Kömürcü, ı ı Bozköy ve Nenezi ğ obsidien kaynak-
ı ğ ş ı ı (Harita: 1). ş ı ı ğ tüm
yerleri (kaynak, atölye, buluntu yeri) Keban ve ş ğ ı ı Projeleri'nde
ı sistem ğ ı Bu kodlara, ğ yüzey ş
ı ş ı ı ı obs. ı ı ı ekledik. ş ğ ı ş
ı ı bölgelere göre ş
1. GÖLLÜDAG - KÖMÜRCÜ
Göllü ğ Çiftlik ı ı kuzeyinde riyolit bir masifidir. Bu ma-
sifte birçok volkan konisi mevcuttur ve bu konilerin ğ ı ı du-
rumunda olan ve ş alanlar kaplayan obsidien ş Bu ob-
sidienin Prehistorik ğ tüm ı ğ ı ı ğ ı ı uzun
ı biliyoruz". Birçok ş ı ı ı ziyaret edilmesine
(*) Doç.Dr. N. İ Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya Anabilim
ı 34459 ı ISTANBUL.
Prof. Dr. M.C. CAUVIN, Institut de Prehistoire Orientale, F-07460 Berrias, FRANSA.
(1) 1995 ı ı ş ı ı Gerard Deraphamian, Semra ı ı ı Nurcan Kayacan ve Nev-
ş Müzesi'nden ı temsilcisi olarak Sultan ı ı ı ı ş ş
(2) ğ ı ı bölgeler ı ş ı Boztepe ve Gösterli mevkiilerinde de obsidien ı
bulduk.Fakat bu obsidienler ş uygun ğ ve çevrelerinde arkeolojik mal-
zeme yoktur.
(3) Renfrew c., ı J.E., Cann J.R.1966 Obsidian and Early Cultura! Contact in the Near
East. Proceedings ofthe Prehistoric Society, 32, 30-72.
293
ş ı bu bölgede sistematik arkeolojik bir ş ı ş kadar ya-
ı ı ş ı Burada ı ğ ı ı ş ı bize buradaki obsidienin ger-
çekten Prehistorik ğ ı ş dönemlerinde ı ı ğ ı ı ve büyük
ş atölyelerinin ı ğ ı ı gösterdi. Göllü ğ yöresinde buluntula-
ı ı Kömürcü Köyü ve ı ğ ş ı
Kömürcü obsidienleri Göllü ğ volkanik sistemine ğ ı olarak tek
bir püskürtme sonucunda ş alanlar kaplayan bir ş Burada
7 buluntu yeri ( ş ş obsidienlerin ğ fakat gerçek anlamda atöl-
yenin tespit ğ alanlara bu ı verdik), 1 atölye ve bu buluntu
yerlerine ve atölyeyle ğ ı ı ı ı ş 3 obsidien ğ ı (je-
olojik) tespit ettik. ı ı ı ı ğ ı ı yerleri yerel isimleri
ile ı ı Kömürcü'deki ş ı ı ı ı dört mevkii ile ı
ı ı Kaletepe, ğ Körkuyu ve Erikli.
1.1. Kaletepe
Kömürcü Köyü'nün kuzeyinde köye hakim bir durumda bulunan ve
ı nedeniyle Kaletepe ı ı tepede büyük bir ob-
sidien ş atölyesi ş (P35/08 obs.). Atölye ş ı
150x150 metrelik bir alan ı kuzey ı ğ ğ
rultusunda akan iki, mevsimlik dere ı ı ı ı ı ı ş ı Alan
tam ı düz ğ ı hafif bir yükselti ı ve gü-
neydeki ı ı ş ı her yöne ğ ğ ı veya
dereler ı kesiliyordur. Obsidien ı derelerin ğ ya-
ı da ğ olarak ı Günümüzde ı ı olarak
ı olan alan ğ obsidien buluntusu yüzünden siyah bir gö-
rünüme sahiptir.
Buluntular tek (Çizim: 1:2) ve iki vurma düzlemli çekirdekleri, çe-
kirdek ı yonga ve dilgilerini ı Atölyenin bu-
ı ı ğ büyük bir çekirdek serisinin bulunabilmesidir. Çok
yüksek bir ş gösterdiklerinden ve çok özgün ı
bu çekirdeklere Kaletepe çekirdekleri ı ı verdik (Çizim: 1:1). Bunlar
iki vurma düzlemli, naviform tipinde, üçgen kesit1i, uzun ve ı
ı ş ı ve deneyler sonucu bu çekirdeklerin büyük ğ ob-
sidien parçalanndan veya ş obsidien yongalanndan elde ş ol-
ı ı ı Uretim zincirinin ı ı ş ı
Uygun ğ parça veya büyük yonga, ş oval biçimli büyük bir iki-
yüzlü biçimine getiriliyor (Çizim: 2). Sonra iki uçta iki vurma düzlemi
ı ı ikiyüzlünün bir kenan elle tutulurken ğ ı bir seri omur-
ı dilgiler ı ı ı Bu çekirdeklerin ı uzun, düz-
gün, paralel ı okucu yapmaya uygun dilgiler ı ı
294
Prehistorya literatüründe naviform terimiyle (profili gemi ı
tipi) ı bu çekirdekler ş ı M.O. 8 000 ı ı beri Le-
vante ve ğ Anadolu'dan bilinmektedir. Orta Anadolu'da ise
ş ı ı Höyük ı ı ele ş ve bu ş tipik ğ
ğ meydana ı ı ş ı Zaman ve mekanlarda ı formlarda bu-
ı ğ teknik ı tüm bu çekirdeklerin, düzgün dilgi üre-
timi için ı ı ı bilinmektedir. Kaletepe'nin ğ bu çe-
kirdeklerin çok ş ı ş ı ve bilinenlerden çok daha uzun
ve dar ı ı ş ı ş ş ürünü ı ı
Kaletepe' de bu çekirdekleri n ı ı ı ı ı ı ı
ı parçalar da ş ı dilgiler, tabletler, yongalar v.s.,
fakat ı amaçlanan dilgi ğ özellikle ı ğ rast-
ı ş ı Büyük ı ı budilgiler ihraç ı Obsidienin
çok ı ğ Neolitik ğ obsidien dilgilerin önemli bir meta
ğ ve bu nedenle aranan ve ğ ş ş ş
önemli bir yer ğ söyleyebiliriz. Bu nedenle Kaletepe'nin bu tip
dilgilerin üretim ve ihraç ı olarak önemli bir yeri ı ve ş
anda Anadolu' da tek örnektir.
Kaletepe'nin ğ derenin ı ğ ı vadide, Kaletepe ala-
ı ı hemen ı ı bir obsidien ı ı ş ı (P35/07
obs.). Homojen ve ş ı kalitesi olan bu obsidien Kaletepe atöl-
yesinin hammaddesini ş ı ı
1.2. ğ
Körnürcü Köyü'nün ı ı Göllü ğ ile Kabaktepe'yi ı
ran vadiye ğ ilerlerken kuzey yamaçta bulunan ufak bir ğ yü-
zünden ğ mevkii olarak ı alanda hem bir obsidien ğ ı
hem de etrafa ı ı ş ş ş obsidien ı bulduk. Buradaki ob-
sidien ğ ı dik bir yamaçta, genelde ı ı ı renkte, veya ı ı ı
ı olan siyah renktedir (P35/09 obs.). ş ı ı çok
kaliteli ğ ve genellikle ufak parçalar ı ğ ı ya-
ı ı ğ ı ı bir durumda arkeolojik malzeme olarak ğ tek
vurma düzlemli dilgi çekirdekleri ve ı yongalar ş (P35/l0
obs.). Bu tip'. malzemenin dönemini belirlemek mümkün ğ Bu tip
çekirdekler Ust Paleolitik'ten Neolitik'in sonuna kadar görülürler.
1.3. Körkuyu
Kömüreti Köyü'nün ğ kuzeydeki derin vadi Körkuyu Mev-
kii olarak ı ı Körkuyu ş üç kola ı bir vadi du-
ı ve bu vadinin ğ ve ı ı ı üç tane buluntu yeri
295
ı ş ı Bunlar ğ ı ı bir durumda ş atölye ı ı du-
ı ı ı ı ş veya ğ obsidiene ve obsidien
ğ ı Körkuyu'da ı ş ı Körkuyu'da saptanan buluntu
yerleri: -P35/15 obs. vadinin yüksek ı ı bir adet büyük
ı dilgi ve birkaç adet büyük yonga ve obsidien ı bu-
ş - P35/11 obs. vadinin ğ yüksek ı ve hemen
hemen P35115'in ş ı ı ı Burada obsidien ı çekirdek ha-
ı ı (yongalar, ı dilgiler, ı dilgileri, tab-
letler) ve bir tek vurma düzlemli dilgi ğ ş P35/12
obs. vadinin ğ P35/11obs.'un güneyinde ve daha alçakta olup
buluntu olarak ğ iki yerden daha zengin ı Burada ş
çekirdek ı ı ı ı ı tek ve iki vurma düzlemli dilgi
çekirdekleri, dilgiler ve ş ş iki uç ş Bu uçlardan biri
tek yüzlü ğ ı iki yüzlü (Çizim: 3: 1) olup ı düzelti ile ş
ş ğ ı tarihleyemesek de bu iki uç Çatal Höyük
ı ı ğ ı ş ı ı
1.4. Erikli Deresi
Körnürcü Köyü'nün ğ Körkuyu vadisinden sonraki büyük
vadidir. ş bir vadi olup kuzeye ğ ş ı Kömürcü
obsidien ı ı en ğ olarak gözlendi ğ ı ı (P35/060bs.).
Metrelerce ğ ve metrelerce ğ ı ş çok
uygun bir ı ı olup, siyah ve bazen ı ı ı harelidir. Derenin ş
ma ı (P35/13obs.) ı yongalar ve ş ı de-
renin ı ı (P35/140bs.) yongalar, dilgiler, ve iki ı ı ı
(Çizim: 3:2) ş Derenin güney ı tarlalarda (P35/
17obs.) bulunan bir ikiyüzlü en önemli ı ı biridir (Çi-
zim: 4). ı Körkuyu ve Erikli ı güney ı da (P35/
160bs.) bir dilgi ğ ve bir dilgi ş
1.5. Sonuç
Kömürcü obsidienlerinin Prehistorik ğ ğ olarak kul-
ı ı ğ ı buluntu yerlerinin ğ ş ı ı Bu buluntular
ğ ş Prehistorik ğ ğ Ikiyüzlü Paleolitik ğ tek
ve iki vurma düzlemli çekirdekler Akeramik Neolitik ve Neolitik ğ
lara, iki yüzlü uçlar Neolitik ğ ğ Atölye olarak erozyona
ğ ı ş tek bir atölye ş Kaletepe. Bu atölyenin tah-
minimiz gibi tek bir kültüre mi, yoksa birden fazla kültüre mi ait ol-
ğ ancak bir ı meydana ı fakat atölyenin ğ en
ı ı kullanan son ş uzman ı ı ve dilgi ı
ı ı ı gösteriyor.
296
2. KABAKTEPE - KAYIRLI
Çiftlik ilçesine ğ ı ı ı Köyü'nün ğ ğ Ka-
baktepe masifine ait bir riyolit koni ve ı ı ı Koninin merkezine
giden vadide büyük obsidien ı gözlenmektedir (P35/01 obs.). Bu
obsidien siyah renkte olup, daha çok tablasal durumda ve ş çok
uygundur.
2.1. Ekinlik
ı ı Vadisi'nin ı ı bulunan platoda bir atölye ş
(P35/03obs.). Bu atölyede tek ve iki vurma düzlemli çekirdekler
(Çizim:5:2), büyük yongalar ve ihraç için ı ı ş obsidien bloklar
ş
2.2. Bitlikeler
ı ı Vadisi'nin ğ ve Ekinlik Platosu'nun ş ı ı bu-
lunan yamaç ve platoda ş bir atölye ı ş ı (P35/22obs.). Bu
atölyede zengin bir buluntu ğ ı ş ı ş teknikte
ı ı ş çekirdekler, yongalar, dilgiler, ihraç için ı ı ş iki-
yüzlü tipi ş obsidien bloklar (Çizim: 6). Atölyenin obsidien ih-
ı ı ş ı kaynak ise Bitlikeler Platosu'nun ğ
yamaç-ta bir ı ı ve büyük bloklar durumda ş (P35/
18obs.). Bitlikeler atölyesinde Kaletepe tipi iki ve tek vurma düzlemli na-
viform çekirdekler dikkati ş (Çizim: 5: 1,7). İ ş Ka-
Ietepe'deki kadar mükemmelolmasa da teknik ı ı ı çok mik-
tarda ş tek vurma düzlemli ve iki vurma düzlemli dilgi
çekirdeklerinin ı bu atölyenin ı zamanlarda ı ustalar
ı ı ı ğ ı ı göstermektedir.
2.3. ı ı ı ı
ı ı - Bozköy karayolu üzerinde, ı ı Köyü ğ ı bir
obsidien ğ ı (P35/04obs.) ve birkaç yonga (P35/05) ş
Obsidien ğ ı ı ı Köyü ğ ı ı ş ı ı ş ı 1620 m
ğ ufak bloklar ı ı ı ğ ı nokta
ise ğ ı ş ı ı platoda, ı ı Köyü ı ı ı Bu-
i ı ı ğ ı ı için fazla bilgi vermemektedir.
2.4. Sonuç
ı ı ı bize ı ı daha çok Akeramik-Neolitik ve
Neolitik Dönem ı ı ı ı ğ ı ı göstermektedir. Bu-
297
radaki atölyede, Bitlikeler'de iki ı amaç gözlenmektedir: Dilgi ı
ve ş ş blok ı Bu Anadolu'da ilk olarak gözlenen bir
durumdur.
3. BOZKÖY
Çiftlik ilçesine ğ ı Bozköy Köyü'nde ı ı giden ka-
rayolunda bir riyolit koni daha ı Bu koni siyah ve gris renkli ob-
sidien ş (P34/0l).
3.1. Karakaya
Riyolit konisinin Bozköy'e bakan ı ğ durumda ufak
ı ı obsidien ı ş (P34/04). Çevrede ş ş ob-
sidiene ı ş ı
3.2. İ
Bozköy - ı ı karayolunun ğ ı hemen
hemen ş ı ı bir obsidien ğ ı (P34/02obs.) ve ş bir atölye
(P34/030bs.) ı ş ı Obsidien ğ ı karayolunun ğ ya-
maçta dikey damarlar durumda gözlenmektedir. Atölye ise bu ğ ı
üzerinde kumlu bir arazide ğ ı ı ve ş bir alan kaplayan du-
ı Atölyede çok ı yonga, dilgi ve çekirdek ş
Çekirdekler tek veya iki vurma düzlemli dilgi çekirdekleridir (Çizim: 8).
Naviform veya Kaletepe tipi çekirdeklere ı ş ı
3.3. Sonuç
Bozköy, ğ ı ğ bize çok fazla bilgi ver-
memektedir. Buluntular üretim zincirini kurmaya yetmemektedir. Fakat
obsidien aletlerin ı ı ı daha çok brüt dilgi ve yonga
ı için ı ı ğ ı ı göstermektedir. Dönem olarak Neolitik Dö-
nem'e tarihlenebilir.
4. İ DAG
Bekarlar Köyü'nün ğ ova ı büyük bir riyolit konisi
olan Nenezi ğ ı Iki ş evresi olan bu ğ ob-
sidien ı ve obsidien ş ı ı
4.1. Nenezi obsidien ı
Nenezi ğ ı ı üç ı obsidien ı ı ş ı
(P34/10obs): ğ ı ğ ı ı gri ş renkli obsidien
298
küçük bloklar halinde ş - P34/06obs.: ğ ı ı ı
siyah renkli obsidien büyük damarlar halinde ş - P34/lOobs.:
ğ ı kuzey ı ise kahve renkli ve kahve renkli ı ı ı ı
renkli obsidien, dar damarlar durumunda ş
4.2 . Atö'lyeler
ş ş obsidienlere ğ ı iki ı ı ğ ı ı ı
Bekarlar Köyü'ne bakan yamaçta, ğ ı ı bir durumda ş yonga ve
çekirdekler ş (P34/0gobs.). Esas atölye ise ğ ı tepesinde,
koninin ı düzlükte ı ş ı (P34/07obs.). Bu atölye ş
bir alan kaplamakta ve çok ğ obsidien ı ğ ı içermektedir. ı
ğ ı ı eteklerindeki teraslarda da ş durumda ş ş ob-
sidienler mevcuttur. Bu ı tüm ı birbiriyle benzerlik gös-
termektedir. Buluntular genelde tek vurma düzlemli dilgi çekirdekleri
(Çizim: 9), daha az ı iki vurma düzlemli dilgi çekirdekleri, yonga
ve dilgiler, ikiyüzlü tipi ş ş parçalar (Çizim: 10: 1) içer-
mektedir. ı ikiyüzlü oval uçlar ş (Çizim: 10:2).
4.3. Sonuç
Nenezi ğ ı obsidieninin Prehistorik ğ ğ ı ı ş bir
obsidien ğ hem buluntu tiplerin ş ğ hem de atölyedeki
ğ obsidien ı ğ ı ı Bu atölyedeki üretim zincirini ş
ı için ı bir ı ş ihtiyaç ı çünkü buluntular çok yo-
ğ (Im-'ye yüzlerce obsidien ş Fakat ğ bu-
luntulardan yola ı ilk sonuç olarak ı ı bir taraftan
ş ş obsidien ğ ı için, ğ taraftan az da olsa uç
ve uç ön formu üretimi için ı ı ğ ı ı söyleyebiliriz. ı ğ
tüm atölyelerde ğ gibi brüt dilgi üretimi de ı
SONUÇ
1995 ı ı Kapadokya obsidien ı ve atölyeleri ş
ı ı ı ı ı ş özetleyebiliriz.
1) ş ı ı bir çok obsidien ğ ı ı saptamakla ı
henüz ı ş olan obsidien atölyelerini belirlemeye ı ş ı
Dört büyük obsidien atölyesi ı ş bulunuyoruz: Kaletepe, Bitli-
keler, Ilbiz ve Nenezi ğ ğ buluntu ı ı daha çok erozyona
ğ ı ş veya ş küçük ş olarak veya tek buluntu yerleri
olarak ı
299
2) Bu atölyeler ş nitelikte olan ı ı ı bu-
lunup ğ k konum olarak her zaman yüksek plato veya alanlarda,
çevreye hakim ı Vadi içlerinde veya teraslarda sürüklen-
ş ş ş obsidienler ı ş ı atölye veya ş durumunda hiçbir
alan ı ş ı
3) Bu atölyelerde yontma ş aletin (birkaç örnek ı ş ı veya her-
hangi prehistorik malzemenin ş ş kemik, fauna, çanak çömlek, ..)
ı atölyelerin sadece obsidien yontmak için ı ı ı ı
kamp yeri olarak ı ı ğ ı ı göstermektedir. Kamp yerleri büyük
ı ı atölyelere çok uzak olmayan ı bu ı
ş ı ı ı gerekmektedir.
4) Buluntulardan ı ı bize tarihlerne ı ı ı ver-
mektedir. Ekinlik ve Nenezi ğ ı ş ı ı Höyük tipi çekirdekler bu-
ş ş ı ı Höyük'te ise ı ı ğ ı bulunan tablasal ob-
sidien ı ş ş ı ı Höyük obsidienlerin üzerine ı
lan kimya analizleri sonucunda bu obsidienlerin gerek ı ı gerekse
Nenezi ğ obsidienleri ile ı kimyasal ş verdiklerini bi-
liyoruz-. ş ı ı Höyük ı obsidien ı ı bu iki kaynaktan kar-
ş ı ı ş ı ı ı bu iki ğ ı çanak çömlek öncesi Neolitik
Dönem'de ı ı ğ ı ı söyleyebiliriz.
5) Nenezi ğ ve Körkuyu'da bulunan oval uçlar ise Çatal Höyük
ı ı ğ ş ı ı (Bilaor, P. 1962). Çatal Höyük obsidienleri-
nin analizleri bu konuyu ı
6) Kaletepe tipi çekirdeklere henüz hiçbir prehistorik ş
ı ş ı ğ bu çekirdeklerin sadece dilgi üretimi için ha-
ı ı ı ı ve dilgilerin ihraç edildiklerini kabul edersek, bu çe-
kirdeklerin ı ğ ı Düzgün obsidien dilgi ve ı bu-
luntusu veren prehistorik ş ı olan obsidien kimya
analizleri hangi ş Kaletepe ve Bitlikeler ile ş ğ
ortaya ı
7) Ön ı ı ş obsidien ı ı ı obsidienin ı
ş blok durumda ihraç ğ göstermektedir. Bu durum
(4) ı N.l993 ş ı ı Höyük (Aksaray) yontma ş endüstrisinin teknolojik ve ti-
polojik ı incelenmesi, VIII. Arkeometri ı ı ı 213-225, Ankara.
(5) Gratuze B., Barrandon J.N., AI Isa K., ı M.-C. 1993 Non destructive analysis of ob-
sidian artifacts using nuclear techniques. Investigation of provenance of Near Eastern Ar-
tifacts. Archaeometry, 11-21.
(6) ı P.1962 The Chipped Stone Industry ou Çatal Höyük, Anatolien Studies 12,67-110.
300
Neolitik ğ itibaren tüm Avrupa'da ı ş bir durumdur. Ana-
dolu'da ise ilk olarak gözlenmektedir.
Bu sonuçlar bölgede bir atölye ı ı ı ğ prehistorik
ş bulunan obsidienlerle bu kaynak ve atölyelerin ş
kilerinin ı ğ ve ş ı ı ı ı ge-
ğ ortaya ı
Buluntu ı ı Listesi
P35/01obs: ı ı (kaynak)
P35/02obs: ı ı Bitlikeler (atölye)
P35/03obs: ı ı Ekinlik (atölye)
P35/04obs: ı ı ı ı (kaynak)
P35/050bs: ı ı ı ı (buluntu yeri)
P35/06obs: Kömürcü-Erikli kaynak (büyük ı ı
P35/07obs: Kömürcü-Kaletepe (kaynak)
P35/08obs: Kömürcü-Kaletepe (atölye)
P35/090bs: ğ kaynak)
ı ğ (buluntu yeri)
P35/11obs: Kömürcü-Körkuyu (buluntu yeri)
P35/12obs: Kömürcü-Körkuyu (atölye)
P35/13obs: Kömürcü-Erikli (buluntu yeri)
P35/14obs: Kömürcü-Erikli (buluntu ı
P35/150bs: Kömürcü-Körkuyu (buluntu yeri)
P35/16obs: Kömürcü-Erikli-Körkuyu ı (buluntu yeri)
P35/17obs: Kömürcü-Erikli-Körkuyu ı alçak teras (buluntu yeri)
P35/18obs: ı ı (kaynak)
P34/01obs: Bozköy (kaynak)
P34/02obs: Bozköy-Ilbizmevki i (kaynak)
P34/030bs: Bozköy-Ilbiz mevki i (atölye)
P34/040bs: Bozköy-Karakaya (kaynak)
P34/050bs: Gösterli (kaynak)
P34/06obs: Nenezi ğ (kaynak)
P34/07obs: Nenezi ğ (atölye)
P34/08obs: Nenezi ğ (buluntu yeri)
P34/090bs: Nenezi ğ (kaynak)
ı Nenezi ğ (kaynak)
301
w o N

'
1
0
-
\
.
.
2
=
-

-

(

ı

.
l
.
J
.
.
;
1

ı

ı

l
i
.
j
J
-
-
-
-
_
7
7
\
/
"

ı
6
o
-
-
"
,.
r
'
-
-
-
c
u
'
]
:
-
:
;
:
J
o
5
L
O
k
m
ı

i
N
3
/
j
-
ı

H
a
r
i
t
a
1
:

ş

ı

ı

ı

ı
1
:
Çizim 1: KömürcüJKaletepe çekirdekleri: Kaletepe tipi iki vurma düzlemli çekirdek (1),
tek vurma düzlemli çekirdek (2)
303
Çizim 2: KömürcülKaletepe: Çekirdek ı ı için ı ı ş ikiyüzlü
304
Çizim 3: KömürcöIKörkuyu oval uç (1); KömürcöJErikli k a z ı y ı c ı (2)
305
Çizim 4: KömürcülErikli: İ k i y ü z l ü
306
2
Çizim 5: ı ı tek vurma düzlemli çekirdek (1); ı ı iki vurma
düzlemli çekirdek (2)
307
308
Çizim 6: ı ı Çekirdek ı ı için ı ı ş ikiyüzlü


Çizim 7: ı ı İ vurma düzlemli çekirdek
309
Çizim 8: İ Tek vurma düzlemli
çekirdekler
310
Çizim 9: Nenezi ğ Tek vurma düzlemli
çekirdek
Çizim 10: Nenezi ğ İ (1); ikiyüzlü oval uç (2)
311
SURVEY OF PALAEOLITHIC AND ACERAMIC
NEOLITHIC SITES IN SAKÇAGÖZÜ REGION
İ 1995 FIELD SEASON
Andrew GARRARD *
BACKGROUND
In spite of considerable international interest in the early prehistary
of western Asia, knowledge of the Palaeolithic remains spatially re-
stricted. The vast majority of recent field research has been undertaken in
central and southern Syria, Israel and Jordan, with localised pockets of
information coming from recent excavations at sites such as Lower Pa-
laeolithic Dmanisi in southern Georgia (Gabunia and Vekua 1995), Mid-
dIe Palaeolithic Dederiyeh in narthern Syria (Akazawa et aL. 1993), and
Middle, Upper and Epi-Palaeolithic Karain and Oküzini in south-western
Turkey ı et aL. 1993, Otte et aL. 1995). The Aceramic Neolithic
is more widely known, having benefitted from recent salvage excavations
in the upper Euphrates and Tigris systems, and work in central Anatolia,·
but there are still significant gaps in regional coverage.
In environmental terms, one of the mare poorly known areas is the
high rainfall zone extending from northern Israel to the southern Taurus
and Anti Taurus mountains (Map: 1). Under present interglacial condi-
tions, and in the absense of human disturbance, this would be covered by
evergreen oak, pistachio and pine forest at low elevations and by de-
ciduous oak, pine, fir and cedar at higher altitudes. During glacial maxi-
ma the forest is likely to have been thinner and more geographically re-
stricted (Van Zeist and Bottema 1991, Hillman 1996). Further
information from this zone would be of interest to determine the adapta-
(*) Dr. Andrew GARRARD, Institute of Archaeology, University College London, 31 34 Gor-
don Square, London W C 1H OPY, İ İ
313
tions of pre-modern humans and later hunter-gatherers to these environ-
ments, and the extent to which these areas were involved in earliest ag-
riculture and animal herding.
During 1994, the author and James Conolly made a low-key re-
connaissance of the Turkish sector of the Levantine Rift Valley, which
runs through this high rainfall corridor between Antakya and Kah-
ş Within this region, the Sakçagözü area appeared to be the
most promising for a longer-term project examining Palaeolithic and ear-
ly Neolithic adaptations. This is because of the local availability of flint
raw material for stone tool industries, the many caves and rock shelters in
the limestone terrain on the eastern side of the rift and the extensive for-
mer lakes in the floor of the valley.
The first season of survey work was undertaken between 26 June and
23 July 1995. Apart from the author, the staff comprised James Conolly
and Norah Moloney (lithics consultants), Katherine Wright (ceramics
consultant), Tom Pollard (surveyor), Atakan Güven and Debbie Sabo
(survey assistants), and Mustafa Samur (government representative). The
team was very grateful to staff at the Department of Antiquities in An-
kara, Gaziantep Museum and the British Institute of Archaeology at An-
kara (BIAA), and to villagers at Sakçagözü for their considerable help.
The project was sponsored by BIAA, the British Academy, the Society of
Antiquaries, the Prehistoric Society, the Institute of Archaeology Gordon
Childe Fund and the University of London Central Research Fund.
ENVIRONMENT OF SAKÇAGÖZÜ REGION
Sakçagözü lies close to the northern end of the Levantine Rift Valley,
which stretches from the Red Sea to ş in Turkey. The val-
ley floor is approximately 16 km broad in the Sakçagözü region and is
very fertile receiving roughly 850 mm rainfall per year. The village lies
to the east of the 550 m watershed between the Aksu and Karasu river
systems, which drain the rift in northerly and southerly directions. The
remnants of two substantial lakes are located at approximately 480 m el-
evation in the valley floor (Map: 2). Pleistocene elephant bones have
been recovered from marsh deposits beside the northern lake (Gavur
Gölü). These bones are on display in ş and Gaziantep
Museums.
The Rift Valley is separated from the Adana Plain and Mediterranean
coast by the Amanus Mountains (Nur ğ ı which have extensive ar-
314
eas over 1500 m and peaks at 2200 m. The mountains remain thickly fo-
rested on the coastal side. The eastern side of the rift is bounded by the
Gaziantep Plateau (Kartal ğ ı with large areas over 1000 m and peaks
at 1400 m. To the east and north-east of Sakçagözü the plateau is formed
from Eocene limestones and marls. Nodular flint outcrops from the Low-
er Eocene sediments, which are exposed for 5 km to the south west and
10 km to the north-east of Sakçagözü. Copious springs also emerge from
these levels and particularly in the Sakçagözü area, where there are ex-
tensive travertines. Caves and· rock shelters occur in the overlying Middle
Eocene limestones.
SURVEYMETHODOLOGY
The primary aim of the survey was to examine the range and nature
of Palaeolithic and early Neolithic sites surviving in the Rift Valley and
adjacent hills, and to determine the suitability of the region for a longer-
term surveyand exeavation project concentrating on these periods. We
did however systematically record all later material, where it occurred in
association with early sites. The 1995 survey focused on caves, rock shel-
ters and springs along the limestone escarpment and in the hills for a dis-
tance of 10-12 km to the east and northeast of Sakçagözü (Map: 2). Lim-
ited survey was also undertaken around the ş area at the foot of
the Amanus Mountains, in the lava country to the east of Islahiye and
around igneous outcrops on the north-eastern shore of the southern lake
(Kara Gölü). To help in the analysis of later ceramics, we also visited a
number of the previously recorded höyüks in the region (Du Plat Taylor
et aL. ı 1969, French and Summers 1988).
In open areas we surveyed by walking parallel transects, whilst in
craggy terrain we were more selective, focusing on caves and rock shel-
ters. Once an artifact concentration was located, we recorded its co-
ordinates using a simple GPS system, and assessed its dimensions, geo-
morphological context, internal features, general condition and suitability
for exeavation. Artifacts were collected by various methods according to
density and degree of disturbance. When artifacts were thinly dispersed,
we made a comprehensive collection from a wide area, and when they
were densely distributed, we collected samples from transects. The res-
olution with which the spatial distribution of artifacts was recorded, de-
pended on the steepness of slope and level of erosion.
315
SEITLEMENTHISTORY
Lower Palaeolithic
A low density seatter of stone artifacts was found adjacent to flint
outcrops over a wide area of the rift escarpment and an interior valley
(the Emirler Valley) to the north-east of Sakçagözü. Two extensive multi-
period artifact concentrations were found which appeared to contain
Lower Palaeolithic material (Sak 14, 18). The largest (Sak 14: Map: 2),
which covered several hectares, was located on a shoulder of land form-
ing a pass between the Rift and Emirler Valleys. Nodular flint was found
to be outcropping from the surface of the site and this certainly appears
to have been exploited.
Norah Moloney made a detailed study of the assemblage from Sak
14 (Garrard et aL. 1996: 63-66) and found that it contained elements
which could relate to all periods from Lower Palaeolithic to Neolithic.
Amongst the cores, amorphous flake forms dominated, although there
were also centripetal and bipolar flake cores, as well as blade cores. The
majority of debitage consisted of flakes, but there were also blades. The
butts were predominantly plain or cortical, however there were a few fac-
eted, dihedral and punctiform examples. Retouch was found on a number
of the blanks, although some of this could be attributed to post deposi-
tional processes. The majority of humanly retouched artifacts could be
classified as scrapers, but there were also denticulates, notches and pierc-
ers.
A substantial number of bifacial pieces were alsa found at Sak 14,
many of which could be of Lower Palaeolithic date. The majority of
these were partially abraded. From their location, it is likely this hap-
pened as a result of down-slope movement or deflationary processes. The
majority of bifaces were made by hard-hammer technique on thick flakes
or pebbles. The intersecting edges were sinuous or curved and there was
no evidence for soft-hammer thinning. Many of the bifaces were pointed
varieties, but there were also oval forms. The collection alsa contained a
small number of picks and flake cleavers. Lower Palaeolithic biface as-
semblages are well known from the Orontes Valley to the south and the
Euphrates Basin to the east (Minzoni Dereche 1987, Muhesen 1988, San-
laville et aL. 1993, Albrecht and Müller Beck 1994).
316
Middle Palaeolithic
Levallois cores, blanks and retouched forms, and other tools char-
acteristic of the terminal Lower and Middle Palaeolithic were found at 13
localities, all relatively close to flint sources. Eleven of the sites were
caves and rock shelters, and the others were the multi-period open local-
ities referred to in the preceeding section. The caves were all situated to
the north-east of Sakçagözü. Four were in a low travertine terrace to the
immediate north of the village (Sak 6-9: Map: 2), six in high limestone
cliffs overlooking the Rift ValIey (Sak 1,3, 10, 12, 13, 16) and one in a
similar cliff in the Emirler ValIey (Sak 19). The majority of caves were
west or north-west facing with entrance widths between 4-20 m and in-
ternal areas between 50-250 m2. Many had suffered from parti al roof col-
lapse. At the time of writing, no assemblage characteristic of the terminal
Lower or Middle Palaeolithic has been analysed in detail, however some
examples of levalIois material are illustrated in Garrard et aL. 1996 (p.64).
"
Although survey was also undertaken on ancient land surfaces within
the Rift Valley, in the foothills of the Amanus Mountains and in the Gazi-
antep Plateau to the east of Sakçagözü, no other sites were found con-
taining material of these periods. Although a number of factors may be
involved, it is noticable that each of these areas is located several kilo-
metres from the nearest flint source. it is possible that curation of raw
material by populations of the period hasmeant that little remains of their
activities. it is hoped that further survey will C ı a r i f y this situation.
Upper and Epi Palaeolithic
In contrast to earlier periods, no sites could be confidently attributed
to the Upper or Epi-Palaeolithic. This probably relates in part, to the
problems of identifying surface artifacts. Blade technology was present at
many localities, but there were no finds wholly diagnostic of the periods
in question (as opposed to the later Neolithic). This is alsa true of the
scarce bladelet material found. Although a smaIl number of Upper and
Epi-Palaeolithic sites are known from the northern Levant (Garrard et aL.
1996: 55-57), finds from these periods have proved scarce in other sur-
veys undertaken in the region (Sanlaville 1979, Copeland 1981, Minzoni-
Dereche 1987, Sanlaville et aL. 1993). it is possible that this reflects be-
havioural factors, such as living in smaIler groups, increased mobility,
less use of caves and rock shelters and restricted use of forested environ-
ments. However, further survey linked with exeavation will be required
to address this issue.
317
Aceramic Neolithic
No typical PPNA assemblages were found, but cores and tools di-
agnostic of the PPNB were collected from four localities. The largest of
these (Sak 4/5: Map: 2) was an open site covering two hectares of a tra-
vertine cone to the immediate north-east of Sakçagözü village. Two fur-
ther occurrences were found in caves within a travertine terrace a little
further to the north-east (Sak 6, 7). A fourth site was located on an igne-
ous bluff overlooking the southern lake: Kara Gölü (Sak 25). it should be
noted that no systematic survey was undertaken of the many höyüks on
the floor of the Rift Valley, but during a brief visit to Songrus Höyük, a
major Hittite site to the north-west of Sakçagözü (Garstang 1913), a
PPNB projectile was found at the base of the mound. Elizabeth Carter
(1994) is presently undertaking a survey of höyüks in the Kah-
ş sector of the Rift Valley (to the north), but has not found
any definite Aceramic Neolithic sites.
The stone tool assemblage from Sak 4/5 was deseribed by James Co-
nolly (Garrard et aL. 1996: 67-71). The majority of tools were made on
local nodular flint, but a very small number were manufactured from ob-
sidian, quartzite and serpentine. The evidence from associated debitage
(e.g. cortical flakes, crested blades) suggests that many of the flint ar-
tifacts were made on site. The blade cores included crested (naviform)
and non-crested single and opposed platform types, and the flake cores
included amorphous, bipolar and discoidal forms. Many of the cores
were in an advanced stage of reduction and exhibit battering. The single
obsidian core was a heavily reduced non-crested opposed platform blade
form. The flint debitage comprised flakes with mainly plain butts and
blades with both plain and punctiform butts. The tools included three By-
bIos type projectile points and an upsilon blade which are characteristic
(in combination with naviform cores) of the Iate PPNB at sites such as
Hayaz Höyük and Gritille on the Euphrates (Cauvin 1988, Davis 1988,
Roodenberg 1989, ı 1994). There were also many cutting and
scraping tools, and a small number of polished serpentine axes. No mi-
crolithic or glossed elements were found.
Later Periods
The primary aim of the survey was to examine Palaeolithic and Ac-
eramic Neolithic settlement, and much of the focus was on the more an-
cient land surfaces in the Rift Valley and on caves and rock shelters in the
adjacent highlands. There was no systematic survey of the many höyüks
318
in the Rift Valley. Nevertheless, in the course of investigating early sites,
later material was often found in association and this has been studied by
Katherine Wright (Garrard et aL. 1996: 71-77). it has provided an inter-
esting insight into the use of areas not normally covered by later-period
archaeological surveys.
From her study there appear to be two peaks in the use of caves and
rock shelters in the upland areas. The earliest relates to the Ubaid and Iate
ChalColithic, and the later to the Roman and Byzantine periods. This
could coincide with an increased use of these areas by animal herders and
iridividuals exploiting highland resources such as timber and minerals. it
m a y a ı s o relate to the use of such shelters for caching and as burial cham-
bers. A number appear to have been modified for such purposes. A more
detailed comparison of ceramic assemblages from caves and shelters in
these areas with those from settlement mounds at low elevations could
provide a valuable insight into the significance of pastoralism and high-
land resources during various periods.
CONCLUSIONS
Sakçagözü is located in a pivotal position between the Euphrates, the
northem Levant and southem Anatolia. The area is likely to have been
thickly forested during interglacial periods and more openly wooded dur-
ing glacial maxima. The 1995 survey was undertaken to determine the
nature and range of Palaeolithic and Neolithic sites in the Sakçagözü re-
gion, looking particularly at older land surfaces in the Rift Valley, and
caves and rock shelters in the adjacent hills.
The survey was successful in demonstrating the remains of extensive
Lower and Middle Palaeolithic as well as Iate Aceramic Neolithic activ-
ities. There were also finds which could date to the intervening periods.
At the present time, there is considerable interest in the West Asian Mid-
dIe Palaeolithic, as there is evidence that both neanderthal and early mod-
ern human populations were living in the region during this period. Much
work is being undertaken on the behavioural adaptations of these com-
munities and it is important to obtain field data from new habitats such as
those of the north Levantine Rift Valley, The Iate Aceramic Neolithic is
also a critical period in the prehistory of Westem Asia, as it is the time
when agriculture began to spread from its initial centres and animal herd-
ing is first attested. it would be of much interest to determine the extent
to which high rainfall areas such as the Sakçagözü region participated in
these developments.
319
During 1996, we hope to continue survey in three areas: first1y, fur-
ther work along the the eastern rim of the Rift Valley; secondly, the al-
luvial terraces of the Icerisu valley, which drains into the Rift to the south
of Sakçagözü; and thirdly, the margins of the northern lake (Gavur Gölü)
where Pleistocene elephant bones have been found. Inthe longer-term we
hope that soundings can be excavated at key sites so we can determine
the local chronological sequence and reconstruct activities and adapta-
tions through critical periods of the Palaeolithic and early Neolithic.
REFERENCES CITED
AKAZAWA, T. et ı 1993. "The Neanderthal remains from Dederiyeh Cave, Syria: interim re-
port", Anthropological Science 101,361 87.
ALBRECHT, G., MÜLLER-BECK, H. 1994. Das Paldolithikum von Sehremuz bei Samsat am
Euphrat. Tübingen (Tübinger Monographien zur Urgeschichte 10).
ALKIM, U. B. 1969. "The Amanus region in Turkey. New light on the historical geography and
archaeology", Archaeology 22, 280-9.
BALTAN-ATLI, N. 1994. La Neolithisation de l'Anatolie. İ (Institut Français d'Etudes
Anatoliennes).
CARTER, E. i 994. "Report on the ş Archaeological Survey Project from 24/9/93
11111193", ş ı ı ı ı XII, 331-41.
CAUVIN, M-C. 1988. "L'industrie lithique en Turquie orientale au VIIe millenaire" , Anatolica
XV, 25-35.
COPELAND, L. 1981. "The flint industries of the Nahr Qoueiq Valiey", in J. Matthers (ed.) The
River Qoueiq, Northern Syria, and its Catchment. Oxford (BAR S98), 81-129.
-
DAVIS, R. S. 1988. "Preliminary notes on the Gritille Neolithic chipped stone industry", Anato-
licaXV,93-7.
DU PLAT TAYLOR, J., SETON-WILLIAMS, M., WAECHTER, J. 1950. "The excavations at
Sakçe Gözü",lraq XII,53-138.
FRENCH, D., SUMMERS, G. 1988. "Sakçagözü material in the Gaziantep Museum", Anatolian
Studies XXXVIII, 71-84.
GABUNIA, L., VEKUA, A. 1995. "A Plio-Pleistocene hominid from Dmanisi, East Georgia,
Caucasus", Nature 373,509-12.
GARRARD, A., CONOLLY, J., MOLONEY, N., WRIGHT, K. 1996. "The early prehistory of
the Sakçagözü Region, North Levantine Rift Valiey". Anatolian Studies XLVI, 53-82.
GARSTANG, J. 1913. "Second interim report on the excavations at Sakje-Geuzi in North Syria,
191I". Annals ofArchaeology and Anthropology, University of Liverpool 5,63-72.
320
HILLMAN, G. 1996. "Late Pleistocene changes in wild plant-foods available to ı
of the northern Fertile Crescent: possible preludes to cereal cultivation", in D. R. Harris
(ed.) The origins and spread ofagriculture and pastoralism in Eurasia. London (University
College London), 159
c203.
HOURS, F., et aL. 1994. Atlas des Sites du Proche Orient (14000 -5700 BP). Lyon (Travaux de la
Maison de l'Orient Mediterraneen 24).
MINZONI-DEROCHE, A. (ed.) 1987. Le, Paleolithique du Bassin du Nizip: Rapport Pre-
liminaire. Istanbul (lnstitut Français d'Etudes Anatoliennes).
MUHESEN, S. 1988. "Le paleolithique inferieur de Syrie", L'Anthropologie 92(3), 863-82.
OTTE, M. et aL. 1995. "The Epi-Palaeolithic of Öküzini cave (SW Anatolia) and its mobiliary
art", Antiquity 69, 931-44.
ROODENBERG, J. 1989. "Hayaz Höyük and the final PPNB in the Taurus foothills", Paleorient
15(1),91-101.
SANLAVILLE, P. 1979. Quaternaire et Prehistoire du Nahr el Kebir Septentrional. Lyon (Mai
son de l'Orient Mediterraneen).
SANLAVILLE, P., BESANÇON, J., COPELAND, L., MUHESEN, S. 1993. Le Paleolithique de
la Yallee Moyenne de l'Oronte (Syrie). Oxford (BAR S587).
VAN ZEl ST, W., BOTTEMA, S. 1991. Late Quaternary vegetation of the Near East. Wiesbaden,
Reichert. (Beihefte zum Tübinger Atlas des Vorderen Orients, Reihe AI8).
YALÇINKAYA, ı et aL. 1993. "The excavations at Karain Cave, South-western Turkey: an inter
im report". In D. Olszewski and H. Dibble (eds.) The Paleolithic Prehistory of the Zagros
Taurus. University Museum, University Pennsylvania, 101-18.
321
..
. . . . . .
.........
, .
. . . . . . .
!l
.
....
..... -' ...
. . . . . . . .
ANNUAL RAINFALL
~ over 1000mm.
[[ITIill 600 ..., 1000
ı n ı n 400-600
. Ed 200-400
1::::::;:;::1 100..., 200
C::J under 100
• Sakçagözü
- - - - ~ -
Map 1: RainfaUmap of the Levant and southern Turkey (based on Hours et al. 1994:
map 4) showing location of Sakçagözü
322
w t
v
w
M
a
p
2
:
M
a
p
o
f
s
i
t
e
s
r
e
c
o
r
d
e
d
i
n
S
a
k
ç
a
g
ö
z
ü
r
e
g
i
o
n
.
B
l
a
c
k
t
r
i
a
n
g
l
e
s
-
c
a
v
e
s
;
b
l
a
c
k
s
e
m
i
-
c
i
r
c
l
e
s
-
h
ö
y
ü
k
s
;
b
l
a
c
k
c
i
r
c
l
e
s
-
o
t
h
e
r
o
p
e
n
s
i
t
e
s
.
T
h
e
s
i
t
e
s
w
h
i
c
h
w
e
r
e
s
u
r
v
e
y
e
d
w
e
r
e
n
u
m
-
b
e
r
e
d
1
-
2
8
.
H
ö
y
ü
k
s
v
i
s
i
t
e
d
(
b
u
t
n
o
t
s
u
r
v
e
y
e
d
)
a
r
e
i
n
d
i
c
a
t
e
d
b
y
s
m
a
I
l
l
e
t
t
e
r
s
:
T
-
T
i
l
m
e
n
H
ö
y
ü
k
;
Z
-
Z
i
n
c
i
r
l
i
H
ö
y
ü
k
;
K
a
-
K
a
r
a

ı

H
ö
y
ü
k
;
G
-
G
e
d
i
k
l
i
H
ö
y
ü
k
;
S
-
S
o
n
g
r
u
s
H
ö
y
ü
k
;
C
-
C
o
b
a
H
ö
y
ü
k
;
K
-
K
e
f
e
r
d
i
z
H
ö
y
ü
k
.
M
o
d
e
r
n
t
o
w
n
s
a
r
e
i
n
d
i
c
a
t
e
d
b
y
l
a
r
g
e
l
e
t
t
e
r
s
:
S
-
S
a
k
ç
a
g
ö
z
ü
;
I
-
I
s
l
a
h
i
y
e
;

ğ
ı

ğ

T
h
e
s
i
t
e
s
l
a
b
e
I
l
e
d
K
4
3
a
n
d
K
9
7
l
i
e
i
n
C
a
r
t
e
r
'
s
(
1
9
9
4
)

ş
s
u
r
v
e
y
a
r
e
a
.
- ~ ~ - - ~ ~ ~ -
İ İ VE İ YÜZEY
Ş 1995
Mehmet İ *
Kültür ı ğ ı izniyle 17-23 Eylül tarihleri ı Kültür Ba-
ı ğ ı Temsilcisi Mehmet ş (Tarsus Müzesi ş ı Görevlisi),
yüksek lisans ğ Esra Güzel ğ (Proje Yürütücüsü Yar-
ı ı ı Hayri Fehmi ı Murat Tekin, lisans ğ Seza Si-
nanlar, Memed Güler, Kayhan ı ı ı ı sekiz ş bir
ekiple ş ğ ı verilen yerlerde dia ve siyah beyaz film çekilmesiyle
ş bir ş ı ı ı ş ı
I-Aya Thekla
ş ı ı birinci günü Aya Thekla ören yerinde ı ş ı ı Aya
Thekla ı apsis ı ı ı Aya ı ğ ı
ğ ş üzeri örtülü ı kubbeli basilika, vaftizhane,
hamam ya da ayazma ı ı ı antik yolun (libasion) iki ı yer
alan üç adet üzeri ı büyük su ı ı ş
2- ı (Kanytelles-Kanytelideis)
Bu ören yerinde büyük bir ğ ı ş edilen dört büyük
basilika ş i ve LV ı basilikalar ı tarihinde
önemli bir yere sahiptirler ve halen iyi ı IV ı ba-
silikadaki incelememiz ı ı apsiste ğ bilinen freskolann
(*) Yrd. Doç. Dr. Mehmet İ Y, İ Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bö-
lümü, İ
(i) Projenin ş maddi ı ı ı İ Üniversitesi ş ı
Fonu ğ ve ı Ş ı Yönetim Kurulu ş ı Mehmet
ş ş ederiz.
325
ı yok olmaya ş ı ğ ı ı tespit ettik. ı ş ı ı
ı bir süre önce ören yerinde ı bir ı ı özellikle II N ı
ı ğ ş
3- Cennet ğ
ğ içinde yer alan tek nefli Panaghia Kilisesi iyi ı
Apsis ı kubbesinde bulunan freskolar ı ğ ya-
ı bulunan antik Zeus ı ğ ı dönme kilise de ş
ı ı Mozaik Müzesi'de ziyaret ş
4. Uzuncaburç (Diokaiserria)-Olba (Ura, Olbios)
Silifke'den ş ı olarak 27 km ı bu ören yerine gi-
derken Demireili (lmbriogon) Köyü'nde bulunan üç mezar ı ı ve bir
kule ş Bundan sonra gidilen Uzuncaburç ziyaret ş
Bu ören yerinden sonra gidilen Olba kentinde tiyatro, nymhphaion ve su
kemerleri ı ş ı Orta ğ ait bir kale ı
ı
ı Köyü'nde Roma Dönemi mezar ı ı ş özellikle
incelenen ı ise Erken Bizans Dönemi'ne (Y. ı ait basilika ol-
ş Bu kilise örtü seviyesine kadar en iyi durumda ş Erken
Bizans Dönemi ı ı biridir. Uç nefli ı nefleri ı
ı kuzey ı ı ı ı ş olmakla beraber hala ya-
ı ı içinde ı Oldukça iyi bir ş ş ğ sahip kilisenin
thmenos ı da halen ı
6-Silifke Merkezindeki ı ş
Antik Seleukia kentinde ı ı ş ı ı öncelikle Ju-
piter ı ğ ı kiliseye çevrilen ı ğ Bizans ve daha önceki
dönemlere ait ş ı ı ğ ı XIX. ı ı ikinci ı ı ta-
rihlenen ş Camii, Silifke Kalesi ve ı ı bulunan Tekir An-
ı denilen büyük ı ş ı müze ziyaret ş
7- Sinekkale, ş ı ı
Sinekkale olarak ı ı ören yerinde bulunan en önemli ı
ı ı ı Bizans Devri'ne ait olan bir kervansaray ğ dü-
ş ğ ı ı Muntazam kesme ş iki ı olarak ş edi-
len ı içinde küçük bir ibadethane ve ş bölümlerden ş
ı Bugüne kadar ş bir benzerine rastlanmayan ı ı
tarihi ı ı önemlidir.
326
ş ı üç nefli ve iyi durumdaki ı çok ı ı plan
tiplerindeki evleri, üzeri örtülü su ı ı ş ve ğ ı ı ı
için ı ikili presleriyle dikkat çekici bir ş Bu tür pres-
lere ı birçok yerinde ı
ş ı güneye ğ devam eden bir antik yolla ı
ı verilen ören yerine ş ı ı Bu küçük ş merkezinde Bizans
mimarisinin üç ı ev tipi bir arada görülmektedir. Bu plan tiplerinden
birincisi peristilli avlusu olan evlerdir ki, bu plan antik ğ mimarisinin
Bizans'daki ı ı Ikinci plan tipi iki ı villa tipi evlerdir ki, bun-
ı bu derece iyi ş örneklerine ş Bizans ş
rastlanmaz. Burada rastlanan üçüncü plan tipi ise basit ı ı ı
ki bu bölgede pek çok ğ ı Genellikle ı söve ve len-
tosu ayakta olan ı ı farkedilirler. Oldukça iyi durumdaki bu ev-
lerin bir ı ı iki ı ı Genellikle ikinci katlardan ı ş ı ğ
uzanan konsollar, bu cephelerin ı ve balkonlarla hareketlendi-
ğ gösterir. ı ı ı Yenibahçe Köyü'nde Eski
Camii olarak ı ı ı muhtemelen ı Dönemi 'ne ait üst
örtüsü yok ş bir camidir. .
8-Akkale, .
Erdemli ilçesi, Kumkuyu Belediyesi ı ı ı içinde kalan Akkale
ören yeri de bölgedeki ilginç ören yerlerinden biridir. S.Eyice'ye göre bu
ı ğ Kapadokya ı ı Archelaos'un bu bölgede ş et-
ğ bilinen ı ı ı ı Bu ı ğ çok ı
büyük bir saray ı ı haç ı iki ı ne ğ kesin olarak hala
tespit ş bir ı ı kayaya ş büyük bir ı bir
hamam, bir üzüm ve zeytin ezme presi, liman ve gemi çekek yeri ile ı
mahzen ve ı kesin ş ı ı ı ş ı Bu
grup içindeki en dikkat çekici ı ı bugün büyük bir ı ğ ı ı halindeki
ı ı ı XIX. ı bölgeye gelen ve Akkale'yi ziyaret eden sey-
yahlar bu ı ı ı bir tiyatro ğ iddia etseler de bugün için
ne ğ kesin olarak söyleyebilmek mümkün ğ
9- Korykos,
Orta ğ boyunca da önemli bir ş yeri olan bu antik kentte,
biri sahilde ğ ı ş bir ada üzerinde ı olan iki
kale ı Her iki kale içinde bulunan ı ve ş in-
ş Sur ı ş ı ise bir antik yolun her iki ı ş ş
oldukça iyi durumda basilikal ı dört kilise ı Erken Bi-
zans Dönemi'ne ait bu ı Orta ğ da ı ı ş ı Antik yolun
327
her iki ı da yine Bizans Dönemi'ne ait nekropol ı ı Bu nek-
rapolde çok ı lahit ş ve ı kayalara ş mezarlar
ı ı ş
10- ğ ı
ş ı ı ğ ı üzerinde bir çok ı yer-
ş olan küçük bir ı ı en üst ı haç ı Orta
Bizans Dönemi'ne ait olan Küçük Ş adadaki en iyi durumda olan
ı ı ı ı ı Bunun ı ş ı ı ve ı ğ ı ş ı kilise ka-
ı ı ı dikkati çekmektedir. ı hemen ş ı ı yer alan ş Li-
ı Kalesi bölgedeki en önemli ı eseridir.
328
SURVEY OF İ İ AND SURROUNDING
AREA1995
Mehmet İ *
Permission was obtained from the Ministry of Culture and from
Sept. 17th. to Sept.23rdan extensive survey was carried out. Participating
were Mehmet ş from the Tarsus Museum as representative of the
Ministry of Culture, three undergraduates Seza Sinanlar, Mehmet Güler,
Kayhan Ozkan, and three postgraduate students Esra Güzel ğ
Hayri Fehmi ı Murat Tekin, a group of eight. Slides and black and
white photographs were taken of the following:
1. HAGIA THEKLA
On the first day of the survey the site of Hagia Thekla was examined.
Remains of the apsis, a cave chapel which had been considered lost, cov-
ered cistrns, the domed basilica, the baptistery, remains of baths or an ha-
giasma, and three large water cisterns on either side of the entique road
(libasio) were carefully studied.
2. İ (KANYTELLES-KANYTELIDEIS)
4 large basilicas on this site built around a big crater were studied.
Basilicas i and IV are important in the history of architecture and still in
good condition. We observed in Basilica IV that some of the frescoes are
in danger of Vanishing, and that a fire which occurred shortly before our
survey had caused some damage, particularly to Basilica II.
3. CENNET DBRUCU
The single nave Church of Panageia in the crater is in good condi-
tion. The frescoes on the half-dome of the apsis have survived. A study
(*) Yrd.Doç.Dr.Mehmet İ Y, İ Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bö-
lümü, İ
329
was also made of a church converted from the temple of Zeus which lies
near the crater. Avisit was made to the Mosaic Museum in ı
4- UZUNCABURÇ (DIOKAISERIA)-OLBA (URA, OLBIOS)
On the way to this site, which is about 27 km out of Silifke, a stop
was made at the village of Demircili to study three grave monuments and
a tower. We went on to Uzuncaburç, and then to the town of Olba. In
Olba apart from a theatre, a nymphaeion and an aqueduct, there is a med-
ieval fortress.
5-CANBAZLI
In the village of ı some Roman graves were examined, and,
in more detail, an Early Byzantine basilica (V th C.). This church up to
roof level is one of the best preserved Byzantine buildings. The northern
row of the columns separating the basilica into three naves has coIlapsed
but the columns are still in situ. The stone workmanship is of good qual-
ity. The temenos waIls of the church stilI stand.
6. İ İ CENTER
During the survey of the ancient town of Selevkia, first of all a Byz-
antine church converted from a Temple of Jupiter was examined. The Re-
ş Mosque built in the second half of the XIX th C.mostly out of
Byzantine and older materials, the Silifke Fortress, and the large cistern
known as "Tekir ı were photographed and ı visit was paid to the
museum.
7. İ Ş ı
On the site known as Sinekkale the most important min is a Byz-
antine building we believe to be a Kervansaray. it is a two-storey build-
ing made out of hewn stone, with a smaIl chapel and various other see-
tions. The building is an important one historicaIly as no similar edifica
has previously been encountered.
In ş ı a three-nave basilica in good condition, houses of many
different types, covered cisterns, and double purpose presses used for
making wine and olive oil were examined. This type of press is to be
found in many places in the Tauros Montains.
An ancient road south of ş ı leads to the site of ı In
this smaIl settlement there are three different types of Byzantine houses.
330
The first type is built on a plan similar to the classical period architecture,
a house with a peristyled courtyard. The second type is a two-storey villa.
These villas are in better condition than in any other Byzantine settle-
ment. The third type is a house built on a simple plan, very common in
this area. These houses can be recognised by their doors, of which only
the frames still exist. Most of them are in fairly good condition. Some of
them are two storeys high. The consoles extending outwards from the
second storeys indicate that these façades must have had balconies and
extensions.
In the village of Yenibahçe near ı we observed "Eski Ca-
mii". This mosque, which is probably from the Karamanh period, has
lost its roof.
8.AKKALE
Akkale, one the more interesting sites of the area, lies in the county
of Erdemli within the boundaries of the Kumkuyu Municipality. Ac-
cording to Semavi Eyice the ruins are from the summer palace of Ar-
chelaos I, King of Cappadocia. The group of buildings on the site include
a large multi storey palace, a two-storey, cruciform plan building the
function of which has not yet been established, a large cistern partly
carved out of the bedrock, a bathhouse, an olive and grape press, a har-
bour and slipway, some underground cellars, and some other un-
identifiable ruins, Among the latter the most noteworthy is a large pile of
stones identified by IX. Th. century Akkale travelIers as a theatre. How-
ever, today it is not possible to determine exactly what type of building it
once was.
9. KORYKOS
In this town, which was an important settlement throughout the Mid-
dIe Ages, there are two fortresses, one on the coast and the other on an is-
land at the entrance of the harbour ı several cisterns and chap-
els lying inside both fortresses were investigated. Outside the walls there
are four basilica plan churches, in fairly good condition, on either side of
an ancient road. These early Byzantine churches were used in medieval
times as well. On either side of the ancient road there is also a necropolis.
Some of the graves are dug out of the rockface, and some sarcophagi lie
scattered.
331
10- BOGSAKlSLAND
Bogsak, a small island next to ş contains several monastic set-
tlements. The most intact of the ruins is a small cruciform chapel from
the Middle Byzantine Period at the highest point of the island. Apart
from this there are several notable church ruins and cisterns. Opposite the
island there is an Ottoman fortress, ş ı Kalesi.
332
Resim 1: IV ı Bazilika, ı Silifke
Resim 2: Meryem Kilisesi, Cennet ğ Silifke
333
334
Resim 3: ı ı Silifke
Resim 4: ı ı içten apsis yönü, Silifke
Resim 5: Kervansaray, Sinekkale, Silifke
Resim 6: Kervansaray, içten, Sinekkale, Silifke
335
336
Resim 7: Bazilika ğ nef, ş ı Silifke
Resim 8: Villa, ı Silifke
Resim 9: Villa, K a r a k a b a k l ı , Silifke
Resim 10: Villa, K a r a k a b a k l ı , Silifke
337
338
Resim 11: Akkale, Kumkuyu, Silifke 4
Resim 12: Kilise, ı Silifke
ORTA ÇAG'DA HARPUT YÜZEY
Ş 1995
ğ DANIK*
1995 ı ı "Orta ğ Harput" ı ş ı ı ı
içinde Harput kent merkezinde ş ş olup, ı ı do-
ı ı ğ Kültür ğ ve ı ğ Müzesi yetkilileri ile Imam Ka-
rakoç, Afrim ğ ve Süleyman Ser'e ş ı
İ İ ş
Bugünkü ı ğ ı ş ı 5 km ğ bulunan Harput,
tarihsel ş sürecinde çok ğ ş isimlerle ı ı ş olup, ı
en çok ı ve bilinenleri Hartabert/Hartabird/ Khartabird' , ı ı
Ziyad/Hisri ı Zait/ Hesna de Ziyad, Ziata Castellum- , Kar-
kathiokerta/Carcathiocerta" , Hasan Ziyade , Kharpot/ Kharpote/Karpata-,
Quartapiert/Quart-Piere" .Hayral-buyut", Handzit/ Hinzit" isimleridir. Bu
isimlerden ı ı ı Ziyad" ve "Ziata Castellum" isimlerindeki
"Ziyat/Ziyad/Ziata" kelimeleri, "kale" ı gelen "Castellum" ve
ı kelimeleri ile ş "Ziyad Kalesi" ı ı ı ş
ı "Har", "Her" veya "Khar" kökenli isimler ile biraz zorlamayla da ol-
sa "Quar" köklü isimlerin kökenini de bu gruba sokmak mümkündür. Bu
(*) ğ DANIK, Müze ş ı ı ı ı ve Müzeler Genel ğ 06100 Ulus-
ANKARA
(i) ı ğ 1934:sayfa no'su yok; Gabriel 1940:257; Köprülü 1940:619; Darkot 1950:296;
ğ 1958:45; ı ğ 1964:25; Honigman 1970:151; Abu'l Farac 1987:358,487
(2) Gabriel 1940:257; Darkot 1950:296; ğ 1958:44; Sevgen 1959:129; ı ğ
1964:23; Honigman 1970:74; Artuk 1?88:416
(3) ı ğ 1964:23; Artuk 1988:416; Una! 1989:13
(4) Darkot 1950:296; ğ 1958:47; Evliya Çelebi 1970:105
(5) ı ğ 1964:29; Honigman 1970:73; Üna!1989:12
(6) ı ğ 1934:sayfa no'su yok; Gabriel 1940:257; Darkot 1950:297; ı ğ 1964:36
(7) Darkot 1950:297
(8) Darkot 1950:296
339
isimlerin ı ş ı kalan "Carcathiocerta/Karkathiokerta" ismi, Sophane
bölgesinde bir kent olarak ı da", bunu ı verilerimiz yok-
tur. "Hayral-buyut" ve "Handzit/Hinzit" isimlerinin kökeni ise ş ı
ı ş ı
KISA İ
Harput kent merkezinde bugüne kadar herhangi bir sistematik ı
ı ı ğ ı kentin dip tarihi ile ilgili verilerimiz yoktur. Ancak,
Keban ı Projesi'ndeki ı ve ş ı elde edilen verilere
göre, yöre tarihi Paleolitik Dönem'e kadar inmektedir. Paleolitik Dönem'
den günümüze kadarki süreçte, pek çok ı ğ ı ş yeri olarak
ı bölge, 938 ı ı "Mezopotamya", 949-952 ı ı
"Küçük Kharpete" ı gelen "Kharpezikion", 976-989 ı ı
ise "IVArmenia" ı içinde görünür.
Orta ğ Harput'unun Bizans Dönemi'ne ş olarak, elimizde ye-
terli bilgi, kaynak ve mimari verinin ı ş ı bu dönem ile ilgili olarak
ı ı ı ı ı ı ş Ancak, İ Kale'nin 938
ı ı Sayf ı sefer ı ğ ı kalelerden biri olarak belirtilmesi
ve 973-976 ı ı Bardas Skleros ı bir ı ı elde ğ ga-
nimetlerini, Harput Kalesi'nde ı ş ı ı , Harput'un bir kale
kent olarak Bizans Dönemi'nde de var ğ gösterir. Her ne kadar İ
Kale'nin günümüze ş ı ı ı ş Bizans verisi vermese
de; Türk dönemi öncesinde, boyutu ne olursa olsun, Araplarca ı
Ziyad" ı ve yerli halkça "Ziata Castellum" olarak ı bir
Bizans kalesinin ı ğ ı söz konusudur.
Günümüze ş Meryem Ana Kilisesi'nin ı ı Bizans Dönemi'
ne götürülmekte olup> , Iç Kale'nin ğ yer alan kilisenin, kale
ı ş ı ı kale ı ş ı ş ğ göstermektedir.
1'087 ı ı Çubuk Bey ı ı kentte" , 1113 ı ı
kadar süren ğ ı Dönemi'nde, herhangi bir imar ı ş ı
ı ı ı bu dönemde ğ ı mevcut kaleyi
ve ı ı ı ş ı ı 1113'ten sonra ğ Arslan' ı
"Atabeyi" ı ı ile, kentin idaresini alan ğ Belek ile birlikte,
kentte Artuklu Dönemi ş ı ş olup, bu dönemde öncelikle İ Kale'nin
(9) Ünal 1989: 11
(lO) Honigman 1970:68,73,74,148
(11) Honigman 1970:68,148
(l2) ğ 1963:22; Andreasyan 1964:89; ş ğ 1977:28
(13) Turan 1993:147
340
ı ı ğ ı ı bilmekteyiz'" . Bu dönemde kaledeki ı egemenlik
sürecinde de devam eder. Kaledeki mevcut kitabelerden birinde 1185
ı Nizameddin İ döneminde bir ı ya da ş
ı ı görmekteyiz.
Kalede ı bu ı ve ş ı ş ı 1113-1234
ı ı ı Artuklu Dönemi'nde Harput'ta büyük ş ça-
ı görülür. 1146-1156 ı ı kale kuzeyinde ve ş ş ı ı
Harput Ulu Camii ş ş ı ı tarihi bilinmeyen Ese-
diye (Aslaniye) Camii, 1185 tarihli Ahi Musa Mescid ve Türbesi ile Nu-
rettin ş döneminde ş ı 1203-4 ı ı ı Camii, bu
tarihten sonra Mansur Baba Türbesi ile Fatih Ahmet Baba Mescid ve Tür-
besi ı ı ş ı Bu ı ı ş ı ı ğ ı bilinen ancak, günümüze
ş darphane, maristan, Aslaniye Medresesi, Dere ı Za-
hiriye Medresesi gibi ı Artuklu Dönemi'nin ğ bir iskan ve
ş dönemi ğ göstermektedir.
1234'de ı Harput'u ı sonra> ş Sel-
çuklu Dönemi'nde, özellikle 1243'te ğ ı Anadolu 'ya girerek
ı vergiye ğ ı birlikte, Harput'un kentsel ge-
ş ı ğ ı .görülür. Bu dönemde 1228 tarihli ı ı
ı ş ı ı Iç Kale ı ı ı ı ğ ı ı görmekteyiz.
Yine bu döneme tarihlenen bir ş ı ise, 1276 tarihli Arap Baba
Mescidi ve Türbesi 'dir.
1363 ı ı kadar, merkezi otorite ş ğ ile idare edilen kent,
1363 ı ı Dulkadirliler 'in eline geçtikten sonra'? , Iç Kale'de ğ
bir tamirat görülür. Ozellikle kalenin ğ sur ı elden ge-
çirilirken, Iç Kale içinde günümüze ş Kale Camii ı ı Dul-
kadirliler 'in Iç Kale içindeki bu ı ş ı Memlükler 'in ı ı ı
ğ ı
1433 ı ı sonra ise, ğ Anadolu'nun en büyük siyasi gücü
olarak ortaya ı Akkoyunlular, 1465 ı ı Harput'u ı sonra
kentte, İ Kale'de ı ile birlikte Sara Hatun Camii 'ni yaparlar.
(14) ı ı ı Ermeni ustalarea ı ı ğ ı ı hatta ı ş bu ı ı ı Belek'in
esiri olan Urfa Kontu Joseelin de Courtenay ve Birecik Senyörü Galeran de Puiset ile bir-
likte ı ş zindandan ı ı ı tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. (Abu'l-
Farae 1987:358; Mateos 1987:272-274)
(15) İ Bibi 1941:178-180
(16) ğ ı Bayeu ı bir ara bu maristanda tedavi ş ı ğ
1958:117; ı ğ 1964:63), bu ı en ı 1243 ı ı
(17) Anonim 1982:2497
(18) Yinanç 1989:20-23
341
1473 ı ı sonra, Fatih Sultan Mehmed 'in Uzun ı yen-
mesinin ı 1478'de Uzun ı ölmesi üzerine ı taht kav-
ı ı sonucunda, Akkoyunlular tarihten silinirler".
1507 ı ı Safeviler'in, 1512'de ı ı ğ
giren Harput kent merkezi, 1834'den sonra Mamuret-ül Aziz ı bu-
günkü ı ğ ş ı ı ve 1867'de sancak durumuna ş 1871 'de ba-
ğ ı ı ş olan Harput, 1877'de vilayet durumuna getirilir>, Cum-
huriyet ı ise, merkez sancak Elaziz'den bozulma ı ğ ı ı
ı
KATALOG
1.Meryem Ana Kilisesi
Meryem Ana Kilisesi, ı ı Kilise, ş Süryani Kilisesi gibi
isimlerle ı kilise, Harput Iç Kale'nin ğ sur ı ı da-
bakhane ve Fetih Ahmet Baba Mescid ve Türbesi 'ne giden yolun gü-
neyinde yer ı (Resim: 2). ı tarihi ile ilgili net veriler ol-
ı ş ı Iç Kale'nin ı ı öneeye götürülerek Bizans
Dönemi'ne ı ş ı ı ı üstünde bulunan ı ki-
tabesi, ı ı Artuklu ı Fahreddin Karaarslan ı ona-
ı ı ğ ı ı gösterir-'.
ğ ı ğ dikdörtgen formlu, tek nefli bazilikal ı
olup.jonoz ile örtülüdür. Kuzey cepheden ş ı ı ı ı du-
ı Iç Kale'nin kurulu ğ ı ş ı (Çizim: 4).
2.Harput Kalesi ı ş Surlar)
Tamamen tahrip ş olup, günümüzde ı ş surlardan geriye, ğ
ı ş ğ bulunan burç ile (Resim: 4) ş güneyindeki
sivil ı ı ı kalan burç izidir (Resim: 3). Kitabesi ı ğ ı
ı tarihinibilmemekteyiz. Ancak, 1605 ı ı Tavil Mehmed ı
bir ş ı ı ı ş ı tamir ğ bilmekteyiz. ı 1655 'ler-
de bölgeye gelen Evliya Çelebi, ı ş Kale'den ve kalenin ğ ı ı
ile "Metris" (Meteris ı ı ı söz ı Bu nedenle ya-
ı ı XVII. ı öncesine, ı ı Orta ğ götürmekteyiz.
(19) ğ 1958:126
(20) Anonim 1982:2499
(21) ğ 1958:350; ğ 1963:22; ş ğ 1977:29
(22) ş ğ 1977:28,29
(23) Unal 1992:96
(24) Evliya Çelebi 1970: 106
342
ı ş Kale günümüze ş ı ğ ı ı ı ş söy-
leyemememize ş ı topografik kent ı (Çizim: 1), hava ğ ı
(Resim: 1) ve arazi incelemesi sonucunda ı restitüsyon denemesi-
ne göre (Çizim: 2), düzensiz oval form gösteren ı ş Kale'nin gü-
ğ Iç Kale yer ı ana eksenlerde kent ı ı yer ı
ş ı merkeze gelen meydan yerinden, güney hariç ana eksenlere yö-
nelen yollar ile, bunlara ğ ı sokak ş ı ş ı
ise, kenti ikiye bölen ğ ı ekseninin kuzeyinde ğ ş ı
3.Harput İ (Süt) Kale
Harput İ Kale, Süt Kale, Harput Kalesi, ı ı Ziyad, Ziata Cas-
tellum gibi isimlerle ı kale, bugünkü Harput kent merkezinin gü-
ğ Ulu Cami 'nin güneyinde yer ı (Resim: 5). ı ş kaleye
göre daha ğ olan kalenin güney ve ı hariç, ğ sur du-
ı büyük ölçüde günümüze ş ı ş ı Ilk ı ı Urartular'a
kadar giden> kale, günümüze kadar ş dönemlerde ı ve ge-
ni ş ş Bilinen bu ı Artuklu, Dulkadirli, Ak-
koyunlu ve Cumhuriyet dönemlerine aittir.
Yüksek ı üstüne kurulu kalenin ı 1995 ı ş ı
ı ı ı ş olup, hava ğ ı (Resim: 1) ve arazi ı ş ı yar-
ı ı ölçeksiz krokisi ı ı ş ı (Çizim: 3). ı bu ı ş
göre kuzey-güney ğ asimetrik bir plan ı ı görülmektedir.
ğ ş ı ı önce ı ı güneye yö-
nelen sur ı ğ kademe yaparak hem ı hem de
ı yönelirler. Her iki sur ı da ı ş ı ı gü-
neye yönelen sur ı ile ş
4.Ulu Cami
Ulu Cami, Camii Kebir, Cami-i Muazzam, Cami-i Azam ve ğ Mi-
nareli Cami olarak ı ı kentin ğ Iç Kale'nin kuzeyinde,
Fetih Ahmet Baba'ya giden yol üstündedir (Resim: 6). ı tarihi ola-
rak avlu kuzey ı bulunan vergi kitabesinden yola ı ı 541
(1146)26,551(1156)27 ,561(1165-66)28 ı ı tarihlendirilir. .
Kuzey-güney ğ dikdörtgen ı ı harim, son ce-
maat yeri, avlu ve avlu ı ş Güneyde ğ ı ğ
(25) Sevin 1989:461
(26) Oral 1967:141
(27) ğ 1958:306; ı ğ 1964:45; ş 1989:81
(28) Berehem 1906:143; Gabriel 1940:259
343
rultusunda ı kemerlerle iki ı ı harimin ekseninde mihrap
önü kubbesi yer ı Harimin kuzeyinde yer alan son cemaat yeri ile
onun kuzeyinde yer alan ı avlunun ı payelerle desteklenen
tonoz ile ı olup, ı ı ı ı ş kuzeyinde ünlü
ğ minare yer ı (Çizim: 5).
S,Esediye (Aslaniye) Camii
Esediye Camii, Aslaniye Camii, ı Camii gibi isimlerle ı
ı kentin kuzeyinde Esediye Mahallesi 'nde Ahi Musa Mescid ve Tür-
besi'nin kuzeyinde yer ı (Resim: 7). ı tarihi bilinmemekle bir-
likte, Artuklu Dönem'ine tarihlendirilir. ı ı bir ğ ı olan As-
laniye ı yola ı ı Fahrettin Karaarslan'a gönderme ı ı 29
Kuzey-güney ğ düzgün olmayan dikdörtgen ı ya-
ı ı ı ı ğ ı ğ harim bölümü bu-
lunurken, kuzeyde bulunan portal ile harim ı ve harimin do-
ğ yer alan bölümün ş netlik ı ş olup, kaynaklarda
ı geçen Esediye Medresesi ğ ş (Çizim: 6).
ı Meseid
ı Mescid veya ı ı olarak ı ı kentin ğ
ı ş hemen sonra, güneyde yer alan Balak Gazi ı ı
içinde yer ı (Resim: 8). Kitabesinin ı ş ı ş ı 600
(1203-4) ı ı tarihlendirilmektedir>'. Ancak, bu tarihlendirmenin
ğ ı belirtilmemektedir.
ğ ı ğ dikdörtgen ı ı ı güney ı
eksende mihrap, ı cephenin kuzeyinde ş ı ı yer ı ı
tümüyle ş tavanla ş (Çizim: 7). ı yer alan mi-
nare ı ı ş ı ı ı ş ı ikinci kat seviyesinde kalmakta olup, bu ı ı ş
bugün var olmayan medresenin ikinci ı ş
7.Fetih Ahmet Baba Meseid ve Türbesi
Fetih/Fatih Ahmet Baba Mescid ve Türbesi ve Ş Kainat gibi
isimlerle ı ı Harput'un ı .5-2 km ğ ı adla ı
yerdedir (Resim: 9). ı tarihini belirten ı ve kitabe ı
ş ı tarihine ğ ı
(29) Anonim 1966:8
(30) ğ 1958:270; ş 1989:81,82
(31) ğ 1958:326; Una11989:145
344
Kuzey-güney ğ dikdörtgen bir mescid ı ile bu
mekana ğ ı güneyinde ş içten ve ı ş sekizgen bir
türbe ı ş olup, her iki ı ş de kuzey cep-
heden ı ı Harim ı düz ı ile örtülüyken, türbe me-
ı kubbe ile ş (Çizim: 8).
8Ahi Musa Mescid ve Türbesi
Kentin kuzeyinde Esediye Camii'nin güneyinde yer alan ı
(Resim: 10), kitabesi olmamakla birlikte 1185 ı ı tarihlendirilirv.
ğ ı ğ dikdörtgen ı bir mescid ve ona güney
ı ğ ş ğ ı ğ dikdörtgen ı
bir türbe ı ı ş ş olup, her iki mekan da ş tonozla ör-
tülüdür. Mescid ı ı ı güney ı ı kuzeyindeki bir
ı ı girilirken; türbeye ş mescidin ğ ı ğ ı
(Çizim: 9).
9.Mansur Baba Türbesi
Kentin ğ Ulu Camii'ye giden yolun solunda yer alan
ı (Resim: 11), ı ve kitabesi ı ş ı ı ba-
ş ı tarihlendirilir.
İ ve ı ş sekizgen ı ve iki ı ı ı ana eksenlerinde
birer pencere ı ı ğ ı yer ı ı eksendeki ı ı ı olarak kul-
ı ı ı önünde yer alan platforma, ğ ve ğ cep-
helere ş merdivenlerden ı ı ı Altta yer alan mezar ı ı ı
tonozla örtülüyken, üst kat içten kubbe ı ş piramidal külah ile ör-
tülüdür (Çizim: 10).
10Zahiri Baba Türbesi
Ulu Camii'nin ı ı Sara Hatun Camii'nin ğ yer al-
makta olup (Resim: 12), ı tarihi konusunda hiçbir ı ve kitabe ol-
ı ş ı Artuklu Dönem'ine tarihlendirilir.
Kuzey-güney ğ kareye ı dikdörtgen ı ı ı
ğ ı ş ı olup, gemi teknesi tonozla örtülüdür (Çizim: 11).
(32) ş ğ ı ı bugün var olmayan kitabesinden yola ı bu tarihe oturturken, var
olmayan kitabedeki bu tarihin ı ı ı ı ı ğ ı ı belirtmez ş ğ 1973:54).
345
ll.Arap Baba Mescid ve Türbesi
Arap Baba Mescid ve Türbesi, ı Mescid ve Arap Baba Camii
ı ı olup, kentin güneyinde Sara Hatun Camii 'nin gü-
ı ı yer ı (Resim: 13) ve kitabesine göre 678(1276) ı ı ta-
rihlendirilir.
Kare ı mescid ve ona ı ş kuzey-güney ğ
rultusunda dikdörtgen ı türbe ı ş ı ı türbe
ı ı ı ı ı ı mezar ı üstte mescid me-
ı ı kuzeyinde minare yer ı Mescide ş ı ı ku-
ğ ı ı türbeye ş mescidin ı ı ğ
ı Mezar ı ş ise, ı ş güney ı ı ı yer ı
ş ı ı mescid ı üçgen ş geçilen kubbe ile ör-
tülüyken, türbe ı sivri ş tonozla, mezar ı ı tonozla
örtülüdür (Çizim: 12).
l2.sara Hatun Camii
Sara Hatun Camii, Saray Hatun Camii ve Uzun Hasan ğ ı
Camii ı ı ı kentin ğ giden yoldaki meydanda,
Meydan Camii 'nin güneyinde yer ı (Resim: 14). ı tarihini veren
kaynak ve kitabe ı ş ı ı ı ı ğ ı Akkoyunlu Hü-
ı . Uzun ı annesi Sara/Sare Hatun'dan ı Ak-
koyunlular Dönemi olan ı ı ikinci ı ı tarihlendirilir.
Kare ı ı merkezde dört sütunun ş ı ı ğ ı kubbe, ana ek-
senlerde ş k tonoz, çapraz eksenlerde çapraz tonoz ile örtülüdür. Gi-
ş kuzeydeki son cemaat yerinden ğ ı ı güneyinde mihrap
bulunurken, ı ş son cemaat yerine ı ş bir minare yer ı
. (Çizim: 13). Son dönemlerde ğ ı nedeniyle ğ
büyük ölçüde ş
SONUÇ
ı inceleme ve ğ sonucunda, Harput'un tarihsel
süreç içinde kesintisiz iskan ğ özellikle Artuklu Dönemi'nde en
parlak dönemini ş ı ğ ı ı görmekteyiz.
Bizans Dönemi'nde kale kent ğ gösteren Harput, Çu-
ğ ı ı kenti ı Türkler'in eline ş olup, bu dö-
nemde hiçbir ı ı ş ı Artuklular ile birlikte, kale kent
konumundan ı ı kente ş kent, özellikle İ Kale ku-
346
zeyine ve ı ı yönelen ş ı ı Dönemi'nde son
ş bularak ı sonu ı ş ı sonra, yeni ku-
rulan ı ğ kent merkezi ile birlikte, ı duruma ş
Orta ğ mevcut İ Kale ş ı ş ı Ulu Camii, Aslaniye,
Zahiriye, Mansuriye mahallelerinin ğ bu müslüman ma-
halleleri ile birlikte, Norsis ve Sinabud ı ı müslim mahallelerinin
de ş ğ ş ki, Orta ğ sonuna ğ ı
Mescid-i Alaca, Sara Hatun ve ismini ı ğ ı ı müslüman ma-
halleleri ile Gürcü Bey ve Ş

ı ı müslim mahalleIerin de ku-
ğ görmekteyiz.
Kenti çevreleyen ı ş surlarda bulunan ve Evliya Çelebi 'nin söy-
ğ ğ ı ile "Metris ı ı kent ı ş
sonra, iki ı ı yetersiz ı ğ ı ı görmekteyiz. ı yer alan ğ
. ı ile kuzeyde yer alan Meteris ı ğ ı nedeniyle kentin
güneyine ve ğ hizmet ğ özellikle ğ yer
alan Norsis Mahallesi ile Fatih Ahmet Baba Mescid ve Türbesi 'ne ge-
ş ı ğ ı bir ğ ı ı ı ı ş Iç Kale 'nin güneyinde
bulunan Sinabut Mahallesi ile ve Hüseynik Karyesi'ne ş ğ ı ğ ı
bir güney ı ı ı ğ görülmektedir. Bu durumda ğ bir
ğ ı ya da "Dabakhane ı ı güneyde ise "Güney ı ya
da "Hüseynik ı ı iki ı söz konusudur.
KAYNAKÇA
ABU'L FARAC Gregory, Gregory (Bar Habreus) Abu'l Farac Tarihi (Çev ğ
Ankara,1987
ANDREASYAN Hrand D., ı Simeon 'un Seyahatnamesi 1608-1619, İ 1964
İ ı ğ Yurt Ansiklopedisi 4, İ 1982, s.2488-2571
ARDIÇOGLU Nurettin, "Harput Kelimesinin ş Üzerinde" Altan 6,7, (1934), Sayfa
ı yok
ARDIÇOGLUNurettin,Harput Tarihi, İ 1964
ARTUK İ "Yavuz Sultan Selim'in Harput ve ı ı ı İ ı İ İ İ
Sikkesi", İ ı ş ı ı ğ Ankara, 1980, s.415-420
(33) Evliya XXXelebi bu ı ı "Metris ı olarak ı ı ve ı yönünde diye
belirtmesine ş ı bugün var olan Meteris Mahallesi ve Meteris ı ğ ı ı
ı ı ı ı "Meteris" olarak ş ve ı mahalle ile ı ğ ı bu-
ğ kentin kuzeyine ş ş
347
Ş Muhammet ş ı ğ Tunceli ve Bingöl İ Türk İ İ (XIXIII. Yüz
ı Ankara, 1989
BERCHEM Max Van, "Arabische Inschriften Aus Armenien Und Diyarbekir", Materialien Zur
Altaren Geschichte Armeniens Und Mesopotamiens, (Ed.C.F.Lehman-Haupt)
Berlin, 1906, s.142-146
DARKOT Besim, "Harput", İ Ansiklopedisi V, İ 1950, s.296-299
İ A İ Evliya Çelebi Seyahatnamesi 5, (Çev Zuhuri ı ş İ 1970
GABRIEL Albert, Voyages Archeologiques Dans la Turquie Oriantale I, Paris, 1940
HONIGMAN Emst, Bizans Devletinin ğ ı ı ı (Çev.Fikret ş ı İ 1970
İ İ İ İ Anadolu Selçuki Devleti Tarihi, (Çev.M.Nuri Gencosman) Ankara, 1941
KÖPRÜLÜ M.Fuad, ğ İ Ansiklopedisi r, İ 1940, s.617-625
MATEOS, Mateos Vekayinamesi (952-1136) ve Papaz Grigor'un Zeyli (1136-1162),
(Çev.Hrand D.Andreasyan) Ankara, 1987
İ Ş Ferhan, ı ğ ı ı ğ 1977
ORAL MZeki, "Harput Ulu Camii ı Vergi Kitabesi", VI. Türk Tarih Kongresi
(1961) Bildiriler, Ankara,1967
OSMANOGLU ı "Harput'ta Meryem Ana Kilisesi", Yeni ı 16 (1963), s.21-24
SEVGEN Nazmi, Anadolu Kaleleri, Ankara, 1959
İ Veli, ı ğ Yüzey ş ı ı 1987", ş ı ı ı ı
Ankara, 1989, s.451-500
SUNGUROGLU İ Harput ı 1, İ 1958
TURAN Osman, ğ Anadolu'da Türk Devletleri Tarihi, İ 1993
ÜNAL Mehmet Ali, XVI. ı Harput ğ ı (1518-1566), Ankara, 1989
ÜNAL Mehmet Ali, "XVI.ve ı Harput ğ ı ı Demografik ı ı Tarih
İ Harput, ı ğ 1992, s.89-99
İ Rafet, Dulkadir ğ Ankara, 1989
348
U
J
.
j
:
:
:
.
.
'
o

İ

ı

ş

\-p
.d
'o o
I-MeryemAna Kilisesi
2-Dere ı
3-UluCami
4-AlacallMescid
5-Esediye Camii ve Medresesi
6-Ahi MusaMescidve Türbesi
7-MansurBabaTürbesi
8-ZahiriBabaTürbesi
9-ZahiriyeMedresesi
ı O-Maristan
il -Darphane
J2-ArapBabaMescidve Türbesi
l3-Kale Camii
14-Sara HatunCamii
Iö-KaleHamanu
16-TabakhaneMescidi
ş Hamanu
ı 8-Meydan· Camii
ğ Camii
20-Hoca ı
iv i/'t;tJo
ı
2I-Ahmet BeyCamii
ş Camii
23-Esedive ı
24-Mumt BabaTürbesi
25-AnonimTürbe .
26-Nadir Baba Türbesi
ı BabaTürbesi
28-UryanBaba Türbesi
29-Kilise
ı ı Kilise
Çizim 2: Orta ğ Harput kenti restitüsyon denemesi ı
350
Çizim 3: Harput İ ç Kale ölçeksiz kroki p l a n ı
t
ELAZIG/HARPUT 'IÇ KALE
ÖLÇEKSiz KROKi PLANI
E. DANIK '199,)
351
--
.
.t
-
-
352
Çizim 4: Harput Meryem Ana Kilisesi ı İ ğ 'ndan
düzeltilerek)
'-
...
./
i
(
. , . , ı •
,,,,--
- ) <"
...
-: - ı -n- --0-- -q- --5i- -.-...::"
\- - - - i....t"- - -"71- - - - - - - - - - - --
\ /t 1\ / i i i \ , " /
' ..... " i i '......... i i i i .... ....,,, ı i '_'"
ti ö i i H
: : : i D R.,-, M

i i ' i / i i _
i i ) i i ( i i / "-
i i ,,/ TIL i '" i \


..... --- --- - - -- - ---
i i ... ,
i 1 \ i
I
i ) ... ı
i \
i i / "
w...... ---n- -- .. ı
U-....-_ _ _ _ __ _ L.-J- _ - - - ı
i i ....,
i i )
-, i i i
/' 'I i i
, .:«
o tOfll
Çizim 5: Harput Ulu ı ı (Ara Altun'dan düzeltilerek)
353
i i
r
~
1---J
J i
V
~ ~
i i i i i i
O 1 1- 3
"
'111'\
E.DANIK
Çizim 6: Harput Esediye (Aslaniye) Camii rölövesi ( E D a n ı k )
354
------- -- ...... --------- -----------
------------------------------
-----------------------------
o 1
Çizim 7: Harput ı Mescid ı (VGM ş düzeltilerek)
355
i
i - - ~
i
i
/
/
""
,/
,
-_....-
-- ..... -
-...,
<,
"-
,
"
\
\ ~ - ...
\
\
-
/
i
i
\
\
\
"
:-..
....
i
O 3
Çizim 8: Harput Fetih Ahmet Baba Mescid ve Türbesi p l a n ı (Ünal Özer)
356
,

,
,
,
i
i
[
i
i
,
,
\
\
\
,
,
,
...
.--
1--
':=':=:,.
i i i
, .... ' """ -
i
i
i i
b
i
i
i
i ,
i
,,-
i i i
i
,
,
i
i i
i ,
,
i
i i
i
,
i i i
,
i i
i
i i i i
i i i
i
i
i
i
i
i
i i i
i i
i
i
i
i :
ı
i
i
i
1\
i i
i
i i
i '
i i
i
i \
i
i
i
i ,
----
i
i
i
i ,
i i
i
-,
i
i i
i ...
i
i i
i
i -,
i
i
i
i ...
i i i
i i
...
...
i
i i
i i
...

i
'-
1
1-1
.,-
i
o
i
z:
i
:3
i
4
Çizim 9: Harput Ahi Musa Mescid ve Türbesi ı (VGM ş düzeltilerek)
357
i
(1
Çizim 10: Harput Mansur Baba Türbesi üst kat ı (VGM Ar-
ş
ı
n
1', i
i
,
i ,
i
-,
/ ,
/ ,
, i
"
/
-
, i
,
/
)---- - --(
..--
i ,
/
i \
i
"
/
"
/
i
\
/
,
/
,
i
,
,
i
o
3tl'\
ı
358
Çizim 11: Harput Zahiri Baba Türbesi rölöve
ı denemesi ı
'-....
"""---4 \ -
/-
,/
/
/
/
(
\
\
,
....
-- ------:::...--
..... \
..... i i
-, i i
'\ i i
'{. i
....
\
\i
(
h.
JI
i
ı ..
1\
/ \
// ı
'" \
'" \
--
o
ı
ı

Çizim 12: Harput Arap Baba Mescid ve Türbesi üst kat ı (VGM ş dü-
zeltilerek)
359
- - - ---.--.-_-
i"
, " i i \
, .... ( i i i 1 i i ....-<
i '# ,. ı
-""'-'" I" 'I i <f " i 1,/ ,
- - - -'kf' - - - - - - - -n'"--'- 'i
- - __ U __ --- - -....- --1''- ---
'\. .,j i//' ....... i i" ,. "
i ' ..._'" i ' .... '\ i i "-'"
i i ,/ 'i i
tr" ı ı
i i i i i
i i i i
i t i \ ı i i
i i i \. i i i
i _ I" ./ i i ,._ ... i
ı "",,1 i .... _ ",/ i ı '\1-
- -- _·w - - _.... - LLL - - - --
- - ..... --
1, ·/....1 ı '. ., .,"1
i 'J i \ 't "'" t
I
'" I. ı ,,'
""'1
"
'If ,.
i........ , i s'. , i 1,/ 'i
111111'
o 1. 4 LG
Çizim 13: Harput Sara Hatun Camii ı (Gabriel'den düzeltilerek)
360
Resim 1: Harput hava ğ ı (H.G.K. ş
Resim 2: Harput Meryem Ana Kilisesi, kuzey cephe
361
362
Resim 3: Harput ğ ı ş güneyindeki ı ş sura ait burç izi
Resim 4: Harput ğ ı ş
Resim 5: Harput İ ç Kale, kuzey cephe
Resim 6: Harput Ulu Camii, d o ğ u cephe
363
364
Resim 7: Esediye (Aslaniye) Camii portali
Resim 8: Harput ı Mescid, ı ı ş
Resim 9: Harput Fatih Ahmet Baba Türbe ve Mescidi, kuzey cephe
Resim 10: Harput Ahi Musa Mescid ve Türbesi, ğ ı ş
365
366
Resim 11: Harput Mansur Baba Türbesi,
ı ı ş
Resim 12: Harput Zahiri Baba Türbesi, ğ ı ş
Resim 13: Harput Arap Baba Mescid ve
Türbesi, kuzey cephe
Resim 14: Harput Sara Hatun Camii, kuzey cephe
367
1995 YILI İ İ İ
YÜZEY Ş
Kemalettin KÖROGLU*
Artvin ve Ardahan illerinde "Anadolu Kafkasya ş Projesi"
çerçevesinde ş ı ğ ı ı ş ı ı 1995 ı ı 1-20 Tem-
muz tarihleri ı ş ş
ı ş ı Kültür ı ğ ı ı ve Müzeler Genel Müdürlü-
ğ izni ve Marmara Universitesi ş ı Fonu ş ı ğ ı ı
maddi ğ ile ı ı ş
ş ı ı ekip üyesi olarak, bu ı ı ı ı
ş ı Ardanuç/Tütünlü ı ı Bölge Okulu Müdür ı ı ı Hayrettin
ğ ve Atatürk İ Fen-Edebiyat Fakültesi ğ Timur
ı ı Kültür ı ğ ı ı temsilcisi olarak ise Malatya Müzesi 'nden
Arkeolog Ahmet Mercan ı ı ş ı
Artvin ve Ardahan illeri, Türkiye'nin ğ Anadolu ile
Kafkasya ve Karadeniz bölgelerinin ş ğ önemli stratejik bir nok-
ı Nitekim bölgeyi Kafkas Cumhuriyetleri'ne ğ Karadeniz
sahilindeki Hopa-Sarp ve Kafkas ğ ı ı ş ı Posof ve Ardahan üze-
rinden Anadolu'ya uzanan tarihi yoldaki Türközü ı ı ı ı bu böl-
gededir.
(*) Yrd.Doç.Dr.Kemalettin KÖROQLU, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Eski ğ
Tarihi Anabilim ı Göztepe-ISTANBUL
(1) ş ş ı Fonu yetkilileri olmak üzere, ş ı ı ı ş kat-
ı bulunan ve bizi destekleyen Artvinliler Kültür ve Sosyal Hizmet ı ile ş ı
ı Dr.Nedim Urhan, Artvinliler Hizmet ı ı ş ı ı Atilla Öztürk, Ar-
danuç Belediyesi ş ı ı Fikri Demir, ğ Selma ğ ve Ş ş ilçe Milli
ğ Müdürü ı Osman Suner'e ş ederim. ı projemize ı ilgisini esir-
gemeyen Ardanuç Ilçe Milli ğ Müdürü ı Oner Ozcan ve ı ı Emniyet Amiri Ve-
kili ı Yunus Dal'a ş bir borç bilirim.
369
ş ı ı ı ı Artvin kesiminde genellikle ı ı ege-
men ğ ğ ı Karadeniz ı ı ı paralel uzayan Kaçkar ve
Karçal ğ ı ile ı silsilesi gibi yükseklikleri zaman zaman
4000 m ye varan ğ ve bu ğ ı derin vadisi içinde akarak
Karadeniz'e ş Çoruh Nehri ı belirlenen engebeli bir gö-
rüntü sergiler. Ardahan ise, ğ orman ı ı ı ı üstünde, hay-
ı ı için uygun ş ı hakim ğ Kura Nehri ve ı
ı sulanan 1800 m yükseklikteki yayla ı ş
Yörede ş ı ı ve küçük ı ı faaliyetlerinin geç-
ş ı ı kadar uzanmakla birlikte bu ilk ı ş uzun sü-
reli ı ş ı ğ 1941 ı ı sonra Türk Tarih Kurumu'nun
destekleriyle K. Kökten ş ı ğ ı ekibin ş ı ğ ı ı ş
ancak Kars, Ardahan, Arpaçay, Aras Vadisi ve ğ ı ı gözlemlerde
ş 1943 ı ı Kars ı ı saptanan Azat ğ ve
Ani kentinde küçük sondaj ı ı ı ı ş (Kökten 1943, 601 vdd;
Kökten 1944,659 vdd.); 1952 ı ı ise Kars-Ardahan bölgesinde yeni
bir gezi ş (Kökten 1953, 177 vdd.). 1964, 1967 ı ı
bu kez K. Balkan ş ı ğ ı bir ekip önce Kars/ Ani, ğ ı ve Ar-
dahan'da ı süreli ı va ş ı faaliyetlerinde ş ancak
ı ı ı ı ı yerine ı haberleri ı ı ş ı
(Balkan-Sümer 1965, 103 vdd; ı bkz. Mellink 1965, 142 vd; Mel-
link 1967, 165; Mellink 1968, 134 vd; ı 1967, 21; ı 1968, 34
vdd; ı 1969/70, 39). ğ ı 1914 ı ı bir Urartu ı ğ ı
P. F. Petrov ı ı ı ı ş ı ı ı 1963 ı
ı R. D. Barnett (1963, 153 vdd.) ı bilim ı du-
ş Son ı B. ğ ı ş ı ğ ı Kars Ani'de
ı ı ve temizlik ı ş ı ı bu kentteki İ
Dönem ı ı ile ilgilidir.
ı Genel ğ 1972 ı ı sonra ş ı ğ ı ı
eserlerinin tesbiti ı ş ı tümüyle ı ş olmakla birlikte,
Türkiye'de ı Abideler ve Eski Eserler I, (Ankara 1983)2 ı ile ya-
ı ilk ciltte, ı ı ı ı ı ı ı eserinin ı ı ı ğ ı Art-
vin bölümü ı ı ş ı
T. A. Sinclair'in, üzerinde ı ş ı ı ğ ı ı yörenin bir bö-
lümünü de kapsayan gezisi sonucu ı ğ ı ı (Sinclair 1987) ise daha
çok 9- 10. ı sonra yörede kurulan belli ş ı Hristiyan dini
mimarisi; R. W. ı (Edwards 1985, 15 vdd; Edwards 1986, 165
vdd; Edwards 1988, 119 vdd.) 1977 ve 1983 ı ı ı ğ ı iki gezisi
ise Oltu, Artvin, Ardanuç, Ş ş ve Ardahan ı daha çok ana
370
yollar üzerindeki önemli kilise ve Orta ğ kaleleri ile ilgilidir. Bölgenin
Orta ğ ş tek buluntu ğ bir ğ tesadüf ele
ş (Bittel 1933, 150 vdd.).
ğ üzere bu son derece de önemli bölgedeki ş ı ol-
dukça yetersizdir. Bu nedenle gerek bölgedeki kültürel ı ı ve ge-
rekse yörenin tarihi ş konusundaki bilgilerimiz oldukça yetersiz
ı ı
ğ Anadolu'nun ğ olarak ı bir ı ı ve par-
ı ğ genellikle kabul edilmekle birlikte bu ğ maddi kültür ka-
ı ı ı ile destekleyecek bulgulardan yoksunuz. ğ Kafkas böl-
gesinde, M.O. III. ı ı ikinci ı ı ile ı ı ı döneme
tarihlenen kurgan türü ı ı ortaya ı ı ı ş örnekleri
bulunmakla birlikte bu tür ı ğ Anadolu'da nerelere kadar
ı ı ğ ı ı bilmemekteyiz. MÖ. 9-7. ı ğ güçlü
bir devlet ş olan ı kökenleri, kuzey ı ı ı Ka-
radeniz'e ş ı ş ı ı gibi konular da bütünüyle ı ğ
Artvin ve Ardahan illerindeki ş ı ı ı bu iki vilayetin ve
ı zamanda Kalkhis ve Kafkasya kültürünün buradaki ı ı ı ı be-
lirleyen ı Silsilesi üzerindeki geçit bölgelerinde ş ı Ger-
çekten de bu ğ ı ğ Ardahan yayla ı ve Kafkasya, ba-
ı ı ise Karadeniz'den ı ğ ı esintilerle beslenen derin vadiler içinde
eski Kolkhis bölgesi, yan yana, ancak genellikle ı ş çizgileri ile
yer ı
1995 ı ı ı ş ı belirlenen problemlerin çözümüne yönelik
olarak önce Artvin'de Ardanuç ve Ş ş ı da ğ Ar-
dahan il merkezi ile kuzeye ş yollardan birine geçit veren ı ı
Kurtkale bölgesinde ş ı ı ş ı (Harita: 1).
İ İ
ı Kalesi
Artvin bölgesinde ğ ilk ı ı Ardanuç ilçe merkezinin
6 km ı ı ı Köyü'nün 2 km kuzeyinde, modem Art-
vin-Ardanuç yolunun ve Ardanuç ı ı güneyinde, kuzeyi oldukça
dik, güney bölümü yayvan bir ı üzerinde ş ı Ka-
lesi'dir. 120x35 m ı Orta ğ kalesi, az ş orta bü-
yüklükte ş ı kaba kum ve ı ı ı kireç ı ı
371
ğ ile ş ş Dik olan kuzey kesimdeki surlar büyük oranda
ı ğ kesim ı ı ı ş olmakla birlikte buradaki duvarlar
temel ı izlenebilmektedir. Kalenin ğ üst kesiminde
bir platform, merkezde en yüksekte ise bir kule ı ı ı ait izler gö-
rülmektedir (Edwards 1986, 170 vdd.).
Ardanuç Kalesi (Resim: 1, 2)
Bölgedeki en önemli merkez ise, Ardanuç ilçe merkezinin ı ı
eski ş hakim ve tepeden bakan bir kaya yükselti üzerine ş
Ardanuç Kalesi'dir. Ardanuç özellikle 9 ve 10. ı sadece bu böl-
genin ğ Karadeniz'den Erzurum'a ve kuzeyde de ı ı Gölü'ne kadar
uzayan ı merkezi ve ş ş 220x60 m kadar bo-
ı kale, dört yönü de sarp ve ı boyutlardaki kaya üzerine
ş ş ğ ı savunma ş ı ğ ı kule
ı ı ş ı Orta ğ ı Dönemi sonuna kadar sürekli
iskan gören kalede bir ş bir ı ve ı mekan ı ı ı ı var-
ı ğ ı görülmektedir. Orta ğ ve Islami Dönem'e ş ı ay-
ı ı ı olarak ı kale ve eski ş (Edwards 1986, 171 vd; Sine-
lair 1989, 12; İ Dönem'e ş İ ş Camii ve türbeler
için bkz. Türkiye'de ı ve Abideler ve Eski Eserler, Ankara 1983,754
vdd.) ı teraslarda yer alan ve yerli halk ı "depo" olarak
ı ı ise yeterince dikkat ş Bölgedeki birkaç
ğ Orta ğ ş ş de ş ı ı ı depolar bü-
tünüyle toprak ı ş ş olup bir ile üç odaya sahiptirler. Ana
odaya her iki yandan ş daha küçük odalardan ş bir ı
ı ı ı ı ğ ş tonozla örtülü, ana oda ise
adeta kubbe görünümlü ş ş Günümüzde bunlardan ancak
birkaç tanesi ğ durumda görülebilir.
Ardanuç/ Rabat
Aradanuç ilçe merkezinin ş uçumu 13 km ğ Bu-
ı Köyü'nün 2 km kadar kuzeyindeki Rabat mevkiinde bir Orta ğ
kalesi ve bir kilise ı ğ gelen ı denetlemek için
ğ ş ı Rabat Kalesi oldukça ı bir ı üzerine ku-
ş olup günümüzde büyük bir bölümü ı Rabat Kilisesi ka-
lenin 1.5 km ğ yer ı Serbest haç ı 16.90x5.60 m bo-
ı kilisenin ş 10 veya 1ı ı kadar gitmektedir
(Sinclair 1989, 23). Günümüzde ise ne ı ki oldukça kötü du-
ı Apsis, güney bölümünün üstü, ı ve pencere çerçeveleri,
taban ş ve ı tahrip ş ı ı ğ ı ise ancak
372
kubbedeki birkaç ı ı ş ı ı ı ş yüzdeki kaplama ş
ı ı da bir bölümü ş ı Kilise içinde tabanda bir ta-
baka halinde hayvan gübresi ı
Kutlu ş ı ı (Resim :3,4; Çizim: 1)
Ardanuç bölgesinde ı ğ ı ı en ilginç ı ı ilçe merkezinin
30 km ğ Kutlu ş Köyü'nün., ğ Ma-
hallesi'nde yer ı ğ ve ı ı bir dere ı ı
ı bir ı ğ ş olan dikdörtgen ı ı
54.20x44 m ı ı Çevre ı kuzey ı ı ğ ya-
ı ı ı ş ı günümüze ğ durumda ş ı ş ı Iç bölmeleri ı
duvarlar ise geç ı ı ı büyük oranda tahrip ş
ı ve ğ ş bu bölme izleri görülebilmektedir.
ı ı 3 m ş ğ ş ı ı duvarda yer ı ı biri
ğ biri de kuzey duvarda olmak üzere 1l0x150 ve 0.90x1.70 m bo-
ı iki pencere ı ı ğ ı ı Duvar ı ı ı 2.70 ile
1.90 m ı ğ ş Günümüze kadar ş duvarlar en
yüksek noktada 8.50 m ye ı (12 ş ı ı ı temele
koyulan ilk ı ı 0.50 m daha ı ş ş ı olarak ş ş
Büyük boyutlu ş ı ş ve dolgu malzemesi olarak
kumlu kireç ı ve ı ş ı ş ı
ı ı ı 0.80, 1.35x1.05 m ve daha küçük boyutlu, kalker
ve ı bazalt iyi ş ş ı ı ş ı
Kutlu ı ı ı ı ş ve tarihlernesi konusunda henüz ğ ı ı ve-
riler elde ş ğ Orta ğ kalelerinden ı sistemdeki ş
örgüsü ile dikkati çeken ı ı ilk ğ Urartu ı ı ı
geçen İ ş ı Ardanuç ğ yolundaki ş ı ı ka-
ı ı ı ğ ş Ancak duvar örgüsünde Horasan ı
da denen kireç ı ı ı ı ş ı daha geç bir özellik olarak
görünmektedir. Kutlu ı ı ı ı plan tipi, ı bölgedeki kaleler
gibi sarp ı yerine daha düzgün bir alanda, ancak yollardan uzak bir
noktada ş ş ı ı bir amaca hizmet ğ gös-
termektedir.
ı ş
Ardanuç ilçe merkezinin 17 km ğ ı
Köyü'nün 1 km güneyinde, eski Ardahan yolu üzerindedir. Burada, gü-
nümüze daha ğ durumda ş ı ş tonozlu ı ve bunlarla or-
ganik ğ ı olan ğ kare vaya dikdörtgen ı temel ı ı ı bu-
373
ı Ancak ı alan ve tahribat nedeniyle bunlardan çok
ı gözlenebilir ı
Bizim içine girerek ğ ı Ardanuç Kale'sinin
eteklerinde ğ olanlarla ı türdedir. ı (muhtemelen
depo?), 4.50x3.75 m ı 4 ı birbirine ş olmayan kareye
ı bir mekana ğ yönden 1, güney yönden ise 2 ş k tonozla ör-
ş bölmenin eklenmesi ile ş ş Ana mekan oldukça
büyük boyutlu (2.30xO.30x1.10, 2.60xO.60xO.70 m) sal ş ı ı birbiri
üzerine ş ı ı ı ile adeta bir kubbeli mekan görünümünde, 3 yan oda
ise ş tonozlu ş ş 1.20 m kadar ş ş ku-
ı yöndedir. ı üzerindeki lento 2.30xO.40xO.80 m ı
ı ı önünde ı ş duran 1.43x1.20 m ı bir ş ı ka-
ı ı kapamak için ı ı ğ ş ı ı
Suluhan (Sulhan) Yayla ş
Ardanuç ilçesinin 20 km kadar, ı Köyü'nün ise 10 km do-
ğ Kürdevan ı ğ ı ı ı ğ güneye ğ yük-
selen engebeli bir alanda yer ı Ormanlarla çevrili, güneye
ğ yükselen 1.5-2 km kadar ı bir alanda kurulan ş ala-
ı yine ş temelli ev ve Ardanuç ile ı ş ı ı ı
türde ı ait ı ı görülmektedir. Kuru ş ğ ile ş
iki üç dikdörtgen veya kare mekan ile bir ve iki ş tonozlu ı
ş birimler bu ş ğ ş Orta ğ
ş ğ ş ı Suluhan'daki ı ı birbirinden en az 30-
50 m kadar ı ş ş
ı (Garsniya) Kulesi
ı ğ ı ı ı ı Ardanuç ilçe merkezinin
35-40 km kadar, ı ı köyün ise 4 km ğ ı
alan içerisindeki 50-60 m kadar yükseklikte ğ bir yükselti üzerinde
ş Orta ğ üzerinde ğ yayla yolunu ğ
ş ı 25x28 m ı ı ı ı ğ ı ı
görülebilrnekte, ğ yönler tümüyle tahrip ş ı 1.60 m
kadar ı ı ı ı kaplama ş ı hemen tamamen sö-
ş ı Kule üzerinde ı defineci ı bu-
ı
374
Ş ş Kalesi
ş ı ı ı ı ikinci ğ ı Ş ş ı ğ gibi
ı silsilesini ş ı Ardahan'a ş ikinci ana yol üzerindedir.
75x70 m ı Ş ş Kale'si, ilçe merkezinin 3 km kadar ba-
ı ı Ş ş yolu ile organik ğ ı olan bir ı üzerinde ku-
ş Ardanuç Kale'si gibi Orta ğ 9. ı ş ve 19.
ı kadar ı ı ş ı (EdwardsI986, 174 vdd; Sinclair 1989, 19).
Cevizli (Tibet) Kilisesi (Resim: 5)
Ş ş ilçesinin ş 7 km kuzeyinde ı ı köyde yer al-
ı Ana ı 23x19, yan ı ile birlikte 27x28 m kadar
ı olan kilise serbest haç ı ı ş 10. ı kadar
giden ve son ı kadar ş tamiratlar ğ ş ı ı ı
günümüzde orta ı örten kubbesi ve ı bölümü tümüyle ı ı ı ş
oldukça iyi ş ğ ş ı kaplama ş ı ise büyük oranda
ş Kilisede fresko izleri ı apsisin üst ı ı gö-
rülebilmektedir. Duvarlarda geometrik bezemeli ş ı
ı içindeki ğ ı bir ı ı ı duvarlardaki is ı ı ı
ş ı ı (Sinclair1989, 20 vd.).
Ş ş Rabat (Köprülü)
Ş ş ilçe merkezinin 14 km ğ Köprülü (Rabat)
Köyü'nde bir kilise, ı Dönemi'ne ş bir ı ve bir konak
ı Tahribat nedeniyle ı ı bilgi sahibi ola-
ı ğ ı ı ancak küçük ğ ş ı kilisenin ı apsis bö-
lümü ayakta, ğ yönler tümüyle ş
ı ı ğ ı ise köy camisinin ı ı birkaç mezar ve
bir türbeden ş ı Konak da yan ı hemen bütünüyle
ayakta, ı ı ve ş ı ş oldukça geç bir ı izlenimi
vermektedir.
ı (Balvana ı ı ı (Resim :6,7)
1995 ı ı Ş ş bölgesinde ğ son ı ı ı ı
Ş ş ilçesinin 23 km kadar ğ A. Koyunlu Köyü ile Ki-
ı Köyü'nü ı derenin ğ ı oldukça zor ş ı dik bir ka-
ı ğ ı dip ı ı ş ş Halk ı "Balvana ı
olarak ı ı ve ilk kez ı ı belgelenen bu ı ı bir-
375
birine ğ ı ı iki bölüm olarak 50 m kadar ğ bir alanda yer
ı Kireç ı ile ş tabanda büyük, yükseldikçe kü-
çülen ş ş edilen ı ana kayadan da ı ı ş ı
ı ı bir yönünü tümüyle anakaya ş ı ğ duvarlar
yükseltilerek üstte anakayaya ı ş ı Daha düzgün kesme kaplama
ş ı bölüm ise iki ı ş ş Burada, define ı ı ı
ı ı ş insan kemikleri ve çanak çömlek ı görülmektedir.
ı yeri ve ı nedeniyle ı ğ ş ğ bu
kompleksin ı ş ı bugün ş ı ı ı olan 30 - 40 m kadar
yüksekte anakayaya ş önündeki ı duvar ve bu duvar için-
deki ş ı ı ı görülebilen (muhtemelen bir kaya kilisesi) bir
mekan daha ı
ARDAHAN İ
Çataldere (Kunzut) Kulesi (Resim: 8; Çizim: 2)
İ merkezinin 16 km ı ı ı ğ ı ı ğ
ı ı ı köyün hemen kuzeyinde, Çataldere Suyu'nun do-
ğ ı yönü dik bir ı üzerine ş ş keskin
olmayan dikdörtgen ı 12x25 m ı kule görünümlü
ı büyük boyutlu ş (l.10x1.30xO.40 m ve daha küçük) ş
ş ş ı ı herhangi bir ş malzemesi yoktur.
Kulenin ğ ise tek ı büyük ş ş ı
Derindere (Heva) Kulesi (Resim: 9; Çizim: 3)
Ardahan ilinin 18 km ı ı ı ı köyün 3 km ku-
ğ yine ı ğ ı ı ğ ı Ardahan
ı hakim bir alanda, güneyi dik bir ı üzerine ş
Düzgün olmayan kare planda ş ş kulenin ı
11.75xI2.25 m dir. ı günümüze 5 m kadar yükseklikte ula-
ş ş Kuleye ş güney yönde. 1.10 m ş 1.20 m yük-
seklikte bir ı ı ğ ı ş ı Iç mekan ise 4.70x4.40 m bo-
ı ı Burada ı iç yüzünde ı ı olabilecek
delikler ı 3 ile 3.20 m ı ı ı ğ sahip ı temelinde
daha büyük, üstlerde ise giderek küçülen ş ı ı ş ı Kule,
kuzey bölüm hariç, üç yönden 3 m ı ı ğ ı yine büyük ş
ş ş bir duvarla ş Kulenin ı ş cephesinde Orta
ğ ikinci kez ı ı ğ ı ı gösteren ı ı ı ı ı ve ba-
ı ı yine muhtemelen bu döneme ş ğ ı yönlü birkaç
mezar görülmekte. ı ğ ı hemen ı ı ise bir su ğ ı yer al-
ı
376
Benzerlerini Urartu ı ğ ı ı egemen ğ daha çok yüksek
yayla ğ ğ ğ ve "Devevi" veya "Dirhe"
olarak ı ı bu tür ı ı ğ 1996, 32 vdd) ş tek-
nikIeri, ortak bir kökenden geldiklerini ve güçlü gruplar ı ya-
ı ı ı ı göstermektedir. Bir kule ve bir çevre ı ş bu
iki ı ı ş ve kesin tarihlerne sorunu ise bölgedeki daha ı
ı ş elde edilecek yeni verilerle ancak çözümlenebilecektir.
Kurtkale Kurganlan(Resim : 10; Çizim: 4,5)
Kurtkale Köyü, ı ı ilçesinin 35 km kuzeyinde, Gürcistan ile ı ı
ş Kura Nehri'nin hemen solunda yer ı Kurganlar ise
köyün 1 km ğ ı ı yolunun ı ı dik ve ş ı
ı etekleri ile köyün meyve bahçelerine ğ uzanan alanda bu-
ı Burada, ı ı Antik ğ ş onlarca mezar
ı ve üstünün ş örtüsü ile örtüyü çevreleyen daire ş ş ı
ı görülmektedir. Kurtkale ı ı ı hemen hemen ay-
ı ı ğ ı yönlü mezar ı temelden ı ğ daralarak
ş ş ve üstü sal ş ı ile ı ı ş ı ğ ör:'
neklerde, ğ bölümler definecilerce tahrip ğ dromos ol-
ğ ş herhangi bir ı ı gözleyemedik. ı ı ve ke-
sitlerini ğ birinci mezar ı ı ı 1.70x3.70x1.60 m,
ikincisinin ise 1.70x3.s0x2 m dir. Sal ş ı üzerinin ise ı ı bir
dolgu ile yükseltildi ğ görülmektedir. Günümüzde biraz ğ ı ı ş ğ
için bu dolgunun ı ı ğ ı ı ölçmek ğ ı bulunmamakla birlikte, ı
7 ile 11 m ı ğ ş daire ş ı ı ş ı ı bir ş
kilde izlenebilmektedir.
Buradaki ı tam paralelleri, Türkiye-Gürcistan ı ı ı ı
hemen kuzeyindeki Mesketi'de saptanan ş kurganlardı ğ alarak
da ı bölge içinde ğ Kurtkale ve ş ğ ı de-
ğ ğ dromoslu Akçakale ı muhtemelen Trialeti kültürüne
ş ş Rubinson, 1976, 109 vdd; Dshaparidze 1991, 330, ş
57,58, lev. XLII-XLIII; Lordkipanidse 1991,69 vdd).
Kurtkale (Resim: 11)
Kurtkale Köyü'nün 2 km kadar ğ nehrin hemen ı
ı ı bulunan ve köye ı ı veren kale, ş ı 150 m ı bir
kaya yükseltisi üzerine ş ı orta ve küçük boyutlu
ş ı kireç ı ile ı ile ş ş Artvin ve Ardahan
bölgesinde ı olarak görülen türde bir Orta ğ kalesidir. ş ı
377
yöndedir. ı ğ ı en yüksek ı bir kule ve bir de ş yer al-
ı Ş 6.10x4.20 m ı ı Ustünü örten tonoz ı
ş ı büyük oranda ğ ı Içinde, oldukça tahrip ş
ı ve fresko ı ı ı görülmektedir.
ğ ş Kaya Kiliseleri
Kurtkale'den Kura Nehri vadisini izleyerek ş ı ğ ı ı ilçe mer-
kezinin 37 km kadar kuzeyinde, ğ ş Köyü'nün 1.5 km
kadar ğ ğ mevkiinde güneye bakan ı içine oyularak
ş ş kilise ı ı ı ı .. Kiliselerden biri ana-
ğ ı ğ ise 30 m kadar yüksektedir. Ikincisine anakaya için-
den bir tünel ve merdivenler ı ı ğ ı ile ş ı ı Içlerinde ğ
is ı ı ı görülen ı ı kireç ı ile ı ı ğ an-
ş ı ı
ı ğ meyve ğ ı ı ş ş ş ı
men ğ durumda bir kilise ve eklentilerine ş ı ı yer ı
Kurtkale'den kuzey yönde akan Kura Nehri'nin Gürcistan ı kalan
kesimindeki ı da ı kaya ı ı ş gö-
rülmektedir.
Akçakale (Resim: 12, 13)
Ardahan bölgesindeki yüzey ş ı ı ı ı 1995 ı ı ş
son bölümünü ı ı ilçesinin 17 km ğ Akçakale Köyü'nün 1
km kadar ı ı günümüzde bir yol ile karaya ğ ı ş
olan Akçakale ı ş Burada bir kale, bir kilise, ay-
ı daha önceden dolmen ya da ş ı dam" olarak ı ı bir kur-
gan ve "çevrek ş denilen, muhtemelen ı yine mezarlar bu-
lunan, oldukça büyük ş ş ş daire biçimli ı ı
ı
Adaya ve ı köye ı ı veren 70x45 m ı kale,
ğ bir yükselti üzerine, arazinin ş uygun olarak ş 01-
. mayan üçgen planda, orta ve küçük boyutlu, az ş ş ı
olarak ş ş Duvar ı ı ı 1.50-2 m ı ı Kalenin
3 ş ı ş ı daire formunda desteklerle ş Du-
ı iç yüzlerine ş ş edilen ı düzgün olmayan
ı büyük oranda görülebilmektedir. Kalenin ş ı uç-
ı
Kale bu görüntüsü ile, ı Ermenistan'da ı ğ ı ı bil-
ğ ve Urartu öncesinden ikinci ı kadar uzayan zaman dilimine
378
ğ ğ ı uygun olarak planlanan, az ş ş
lardan ı ı ş ı ş veya ş zaman zaman ı ı ı des-
teklenen kalelerle ş ı ş ı ı (Mikaelian 1968; ş Smith-
Kafadarian 1996,23 vdd).
Kalenin hemen ğ 7x3.90 m ı 70-80 cm kadar
ı ı ğ ı ı olan küçük bir kilise ı ı ı yer ı
Akçakale ı (Resim: 14; Çizim: 7)
K. Kökten ı ilk kez ş ğ "dolmen" veya ş ı
dam" olarak ı ı kurgan ise ı ğ Akçakale Köyü
ile ı ş yolun hemen solunda ı (Kökten 1944,
671 vd; Kökten 1953, 177 vdd.).
Toprak ve ş ş ş üzeri düz bir tepenin ı ğ
ı yönünde, dikdörtgen ı ş ş ı ş ğ
ı Defineciler ı ğ ş ı mezar ı 1.25
m ş ğ olup günümüzde tahribat nedeniyle ı ş olan
bu ş bölümünden sürünerek girebildik-, 3.40x6.60 m ı
ı ı tavandaki kuzey-güney yönlü bir ş ş
(3.13x2xO.15-70 m ı alttan destekleyen ş dikme yer al-
ı Ust örtü ğ ve ı ortadaki bu ş bindirilen sal
ş ı ı ı ş ş ı üzerinde de oldukça büyük
2.66xO.70x0.40 m ı bir lento in situ durumda görülmektedir.
ş ı ğ ı üzere Akçakale ı yön ve yan ı ş
ğ ı ı Kurtkale ı ile benzerdir. Ancak burada,
mezar ı ı ğ yönden eklenen ş ve günümüzde tah-
rip ğ ş ı dromos ile üst örtüyü ş ı üzere ı ko-
yulan dikme ş daha kompleks bir mimariye ve belki daha zengin veya
daha güçlü konumu olan birine ş gömü ı ş ı ş et-
mektedir.
ilk Tunç ğ ı ı ikinci ı ı içinde ortaya ı kurgan türü gömü
ğ oldukça uzun bir dönemi ı bu tür ı bu-
luntu olmadan kesin olarak tarihlerneyi ş ı ı Kurtkale ve
Akçakale ı ı ı ğ gibi, Mesketi'deki ş
(2) Kökten ı ş bölümünün ı ş ş ğ ı (ters olarak) ı
(Kökten 1944, res.16) bu mezar ı ı iç ı ı ğ ölçüler ı ı
Kökten defineci ı ı çanak çömlek ı ğ söz eder, ancak
bunlar günümüzde görülmemektedir.
379
kurganlarla ğ ı ı ğ ı plan, ş ğ ve ı ı ı
da var olan benzerlikleri, ı grup içinde ğ ğ gös-
termektedir ş Rubinson 1976, 109 vdd; ş
Tsereteli 1985,118 vdd; Dshaparidze 1991,330, ş 57,58, lev. XLII-
XLIII; Lordkipanidse 1991,69 vdd).
Kökten'in "çevrek ş olarak ı ı ğ ı ı ı ise kale ile
mezar ı ı ı düzlükte yer ı Bunlar yan yana, tek ı ola-
rak daire biçiminde dizilen kiklopik ş ş ş ı
10 m ı ı (Resim: 15). "Cromlech biçimli" olarak ı bu
tür ş ı ı da, bir veya birden çok genellikle basit toprak gö-
mülerin ı ğ ı yine Kafkasya bölgesinde ı ı ş ı ta-
ı ı (Erken Demir ğ ı veya biraz daha öncesine Geç Tunç
ğ ı tarihlenen Ermenistan'dan iki yeni örnek için bkz. Badaljan-
Edens vd.1993, 8 vd).
ı VE KAYNAKÇA
ALKIM,H. (1967), "Explorations and Excavations in Turkey, 1964", Anatolica 1,21.
ALKIM, H. (1968), "Explorations and Excavations in Turkey, 1965 and 1966", Anatolica 2, 34-
36.
ALKIM, H. (1969170), "Explorations and Excavations in Turkey, 1967 and 1968", Anatolica 3,
39.
BADALJAN, R. S.-Edens, C. vd. (1993), "Preliminary Report on the 1992 Excavations at
Horam, Armenia",/ran XXXI, 1-24.
BALKAN, K.-Sümer, O. (1965), "1965 ı ı Ani ı ı ı ı Rapor", Türk Arkeoloji
Dergisi 14, 103-118.
BARNETT, R. D. (1963), "The Urartian Cemetery at ğ ı Anatolian Studies 13, 153-198.
BITTEL, K. (1933), "Artvin"de Bulunan Tunçtan Mamul Asari Atika", Türk Tarih, Arkeo!ogya
ve ğ Dergisi 1,150-156.
DSHAPARITZE, O.M. -A Ş G.B.- TSERETELI, A.T. (1985), Pamyatniki Mesheti
Epohi Sredney Bronzi (Tbilisi).
DSHAPARITZE, O. (1991) Die Georgische Archdologie (Tbilisi).
EDWARDS, R. W. (1985), "Medieval Architecture in the Oltu-Penek valley: A Preliminary Re-
port on the Marchlands of Northeast Turkey", Dumbarton Oaks Papers 39, 15-37
EDWARDS, R. W. (1986), "The Fortifications of Artvin: A Second Preliminary Report on the
Marchlands of Northeast Turkey", Dumbarton Oaks Papers 40,165-182.
EDWARDS, R. W. (1988), "The Vale of Kola: A Fina! Preliminary Report on the March!ands of
Northeast Turkey", Dumbarton Oaks Papers 42, 119-141.
380
KÖKTEN, i. K. (1943), ı Tarih Öncesi ı ilk ı Rapor", Belleten VII ,601-613.
KÖKTEN, i. K. (1944), "Orta, ğ ve Kuzey Anadolu'da ı Tarih Öncesi ş ı ı
Bel/eten VIII, 659-680.
ı K. (1953), "1952 ı ı ı ğ ı Tarihöncesi ş ı ı Dil Tarih ğ
Fakülte Dergisi 11,177-209.
KÖROGLU, K. (1996), Urartu ı ğ ı Döneminde ı ğ (Alzi) ve Çevresi İ
LORDKIPANIDSE, O. (1991), Archaologie in Georgien Von der Altsteinzeit zum Mittelalter
(Heidelberg).
MELLINK, M. (1965), "Archaeology in Asia Minor", American Journal ofArchaeology 69,142.
MELLINK, M. (1967), "Archaeology in Asia Minor".American Journal ofArchaeology 71,165.
MELLINK, M. (1968), "Archaeology in Asia Minor", American Journal of Archaeology 72 ,
134- 135.
MIKAELIAN, G. H. (1968), Cyclopean Fortresses in the Basin of Lake Sevan (Yerevan).
RUBINSON, K. (1976), The Trialeti Culture (Columbia University, PhD., Antropology, Arc-
haeology).
SMITH, A. T.-Kafadarian, K. (1996), "New Plans of Early Iran Age and Urartian Fortresses in
Armenia: A Preliminary Report on the Ancient Landscapes Project", Iran XXXIV, 23-
37.
SINCLAIR, T. A. (1989), Eastern Turkey: An Architectural and Archaeological Survey IL(Lon-
don).
381

ı
ş
e

P
o
S
o
f
e
G
i
l
l
e

*
'
V
J
"
r
'
-
-
-
.
.
-
.
o
1
0
2
0
3
0
4
0
S
O
-
k
m
.

1
-
-

ı
i
U

ı

t
l
\
.

(
]
'
v

e
e
u
l
z
n •

ı

ş

ş

ı

A
R
.
F
e
t
1
l
a
t
l
l
K
u
t
r
u

ç
a
t
a
l
d
e
r
e

İ


a
r
n
a
n
u

ı
"
"
.
-
J
ç
,

ı

ı

D
A
H
A
N
,
a
n

\
R
a
b
a
t
e

4
,
"
r
'
s
'
t
V
"
"

&

V
J
0
0
t
v
H
a
r
i
t
a
1
:
1
9
9
5

ı

ı

ş

ı

ı

ı
Çizim 2: Çataldere Kulesi plam ve kesiti
384
A-A Kesiti
~ ~ i i i i i i i i i i i i i i i i i i i i i i i l O m .
<:: '
H
D
ı :
---
------
.......
.....
......
"
-,
Çizim 3: Derindere Kulesi plam ve kesiti
385
Çizim 4: Kurtkale,I nolu kurgan p l a n ı ve kesiti
Çizim 5: Kurtkale, 2·3 nolu kurgan p l a n l a r ı ve kesiti
386
B IB ZB 3Bm.
, ı
Çizim 6: Akçakale plam
o
i
1
!
.
o
2
i
_°'0 -c .•
'. o"
Çizim 7: Akçakale ı plam ve kesiti
387
Resim 1: Ardanuç Kalesi ve Eski Ardanuç ş e h r i
Resim 2: Ardanuç Kalesi'nin e t e ğ i n d e k i depolar
388
Resim 3: Kutlu ı ı
Resim 4: Kutlu ı ı ı ı ı ve penceresi
389
390
Resim 5: Cevizli Kilisesi ğ cephesi
Resim 6: ı ı ı
Resim 7: ı ı ı duvar ı ı ı
Resim 8: Çataldere Kulesi ğ
391
Resim 9: Derindere Kulesi ğ
Resim 10: Kurtkale ı ı ğ alan
392
Resim 11: Kurtkale genel
Resim 12: Ç ı l d ı r Gölü ve Akçakale A d a s ı
393
Resim 13: Akçakale, güney iç bölümü
Resim 14: Akçakale K u r g a n ı g i r i ş i , içten
394
Resim 15: Akçakale "Cromleck biçimli" mezar
395
1995 YILI İ
YÜZEY Ş
Mine İ LEUBE *
Turgay YAZAR
Zafer KARACA
Tarih ı "Tao-Klardjetie" ı ile geçen Artvin,Ardahan,
Erzurum, Kars illeri ı ı ı içindeki bölgede, 1995 ı ı Gürcü mi-
marisi ile ilgili bir ş ı ı ş ı ı ş ı Amaç, bölgedeki ya-
ı ı saptamak, güncel ı ı belgelemek, ı için ge-
rekli önlemlerin ı ı ı bulunmak, Türkçe ve ı dilde
ı ı bölgeyi dünya kamuoyuna ı ı ş ı
Sanat tarihçileri Mine ğ Leube, Zafer Karaca, Turgay Yazar ve
ı Temsilcisi Arkeolog Güven ş ş ekip, 26 ğ
tos-3 Eylül 1995 tarihleri ı süre içinde Artvin ili, Merkez, Borç-
ka ve Yusufeli ilçelerinde ön ı ş ğ ilk ş ı ı ger-
ş ş
Çoruh Nehri ı İ ı ş ğ ı ı
Gürcü beyliklerinin ı ğ ı ı Klardjetie, Chavchetie, ı
ı ı ı Kola ve Tao beylikleri ı "Tao" ve " Klardjetie" en güç-
lüleri ı için tüm bölge "Tao-Klardjetie" ı ile ı ı Büyük
ş Bagratid'in (ölümü 826, ı kaynaklara göre 830) VIII. ı ı
sonunda Ardanuç'a ğ Tao-Klardjetie ı ve Kuropalat ı ı
(*) Dr.Mine İ LEUBE, Sanat Tarihçisi, Mebusevleri, Önder Cad. 3/5 06580/
ANKARA
Turgay YAZAR, Hacettepe Üniversitesi, Arkeoloji Sanat Tarihi Bölümü, ş ı Gö-
revlisi, Beytepe-ANM.RA
Zafer KARACA, TUBITAK Bilim Teknik Dergisi Genel ı Yönetmeni, ı
ANKARA
(i) Artvin İ Orman ş ğ ve Yusufeli Orman İ ş ğ yer ve araç ğ
layarak ş ı destek ş tüm giderler rahmetli Prof.Dr.Alfred Leube'nin bu ça-
ı ş için tahsis ğ fondan ş ı ı ş ı ş ı ı ı ı ı destek
veren ş ve ş özellikle Artvin Orman ş ğ ş ş et-
meyi borç bilirler.
397
ı ğ ı eski kaleyi ı Ardanuç'u ş ı ğ ı bilinir>. Gürcü
ı ı David'in (1089-1125) Tiflis kentini yeniden ş yaparak
tüm Gürcü beyliklerini ş kadar geçen üçyüz ı ı ş ı süre
içinde bölge özellikle mimari ı ş
ı ı kaynaklarda, ğ ğ ı ş ait, ş ı
yüz ş yerinin ı ı ı ı kaynaklardan en önemlisi,
951 ı ı Grigor Merculi ı Khandzda ı ı ı ğ ı
bilinen Grigor Khandzda ı ş ı ı ı ı Gürcü Rahip
Grigor ı (759-861) ş ı ı ı ı bir
ı Kudüs Patrikhane ı ğ ı ı ı el-
ı göre, Gürcü Rahip ı ı ömrünün ı ı ı Art-
vin ve çevresinde ş ı kaynakta kendisinin ş müridIeri-
nin yedi ı ş ettikleri ı ı ı Bil nedenle, 1995 ı ı yüzey
ş ı ı Artvin ili ve ilçelerini ı
Artvin ili, Yusufeli ilçesi, Merkez ğ ı İ ş Köyü içinde İ ş
ı Kilisesi (Resim: 1) ve ı ı Meryemana Ş yer
ı Kilisenin ı bölümü 1983 ı ı kadar köyün camisi ş gör-
ş Günümüze oldukça iyi durumda gelebilen ı ı ta-
rihlendirilmesi çok ı ş ı ı 951 tarihli ı göre, Rahip
Kandzda'nm (759-861) ğ ve ğ Rahip Saba, Kral Ader-
nese'nin (ölümü 826/830) ğ ve maddi ı ı ile İ ş eski ki-
lisenin yerine yeni bir ı ş Bu bilgiyi yorumlayan ı
ş ı ı apsisteki arkadm ı ı ı ı tarihlenen eski
kiliseye ait ğ iddia ederler" (Resim: 2). Oysa mimari özellikler,
ş ve harç analizleri, apsisin yan mekanlar ile ı döneme ta-
rihlendirilmesi ğ ortaya koyar?
(2) Bkz.K.Salia, The History of the Georgian Nation, Paris 1983,127 vd.
(3) K.Salia, "La Tao-Klardjetie et ses monasteres". Bedi Kartlisa, 11-12 Paris 1961,41-62 "La
Tao-Klardjetie et ses rnonasteres II". Bedi Kartlisa, 13-14 Paris 1962,40-46.
(4) Grigor ı ı ş ı ı ı Kudüs Patrikhane Kütüphanesi 2 no lu
Gürcü kodeksidir. 268 foliodan ş Sayfa ı 0.395 x 0.280 mm dir. Nesir ha-
linde, housouri, yani Orta ğ .. ı için. ı küçük harflerle ya-
ı ı ş ı ı ı ı ı oturu XlI. ı ı ı ı ve Yuhannes ı
ı biri ı buradaki Gürcü ı kopya ğ ı ı El-
ı ı iki Rus9,a ve bir Latince çevirisi ı Bu ı ş Latince çeviri temel ı
ı ş ı P.Peeters, 'Vie de S.Gregoire de Khandztha "Analeeta Bollandiana XXXVI-
XXXVII-Paris 1922-207-309.
(5) Bkz.Peeters,a.g.e (1922, bölüm 26,s.250)
(6) Bkz.W.Djobadze, Early Medieval Georgian Monasteries in Historic Tao, Klardjet'i and
Ş ş Stuttgart 1992, 198; W'Beridze, Architecture de Tao-Klardjetie, Tiflis 1981, 150-
290; ş 1917 ı ı ı Güneyinde ı Arkeolojik ş ı
(Rusça) Tiflis 1952,24-25. .
(7) ğ The Architecture of the Georgian ı at ş Frankfurt a.M.l 991.
67-69; Mme.Thierry ı geçen ı ş ı ı tarifilendirilmesi ile ilgili gö-
ş ş ı ı ı ğ ı halde apsisin erken döneme ait ğ ı savina ı ı
Bkz.N.Thierry, "A propos des Monuments du T'ao" Revue des Etudes Georgiennes et Ca-
ucasiennes, 8-9, Paris 1992-1993,243,244.
398
ı ı içinde ve güney cephesinde Gürcüce ş kitabe yer ı
Bunlardan en erken tarihlisi 917 ı ı aittir. Kubbe içindeki freskolar
ı ı ikinci ı ı tarihlendirilir'', güney cephede, portalde ve
güney haç kolu cephesinde yer alan üç kitabe ı yenileme ça-
ı ş ı ve süslemelerin 1032 ı ı ı ğ ı ı belirtir. ş
ı Kilisesi'nin ı sonuna kadar piskoposluk ı ol-
ğ 1878 ı ş ı ı ı ı ı askeri ı kul-
ı ı ğ ı caminin de bu dönemden ı ğ ı ı ı
ı ş 35.00 m ğ 20.75 m ş ğ olan ı kub-
beli bazilikal plan tipindedir (Çizim: 1). Kubbe herbiri ş ı iki metre
ı dört serbest ğ oturur. Apsis, sekiz sütunun ş ı ı ğ ı ı
kemerlerle ğ dikdörtgen ı bir dehlize ı ı Kuzey ve
güney yan mekanlar iki ı ı ı ı dört cephesi kademeli sivri kör
kemerler ve üçgen ş ş Pencere üstü kemerleri,
portal ve kubbe ğ ı bitkisel motifli kabartmalarla bezelidir
(Resim:3). Kubbe ı ş ı tüm örtü sistemi ve kuzey bölüm ı ı ı Ki-
lisenin ı bölümü ile kubbeli ı ı ı bir duvar ş gü-
neydeki ş ı mihraba ş ş
Kilisenin ı ı ı ı ş 10.35 x 5.70 m olan tek
nefli ş yer ı (Çizim: 2). Portalindeki süslemeli Gürcüce kitabede
1006 ı ı Kral I.Gurgen (ölümü 1008) ı ı ı ı ğ ı ve
Meryemana'ya ı ğ ı ı ı ı (Resim: 4).
1985 ı ı eser olarak tescil edilen kilise ve ş te-
mellerine güneydeki köy ş ğ ı su ş Her iki
ı ı ğ cepheleri heyelan nedeniyle ş ı iki metre ğ
kadar toprak ı ı
Artvin ili, Yusufeli ilçesi, ı ğ ı ı Köyü eski ca-
mii Parhal ı Kilisesi' dir. Bir ı kilisenin Vaftizci Yahya'ya
ı ğ ı Kral David "Magistros"un kilisenin banisi ğ ve 973 ta-
rihli Gürcüce bir ı ı bu ı kopya ğ ı ı ı
ı ş ı ı ı ı da ı ı ğ ı be-
Iirtilmektedir!'. ı Köyü ı ğ ı Sultan Mustafa im-
ı ve 1677 M.l1088 H. tarihli fermana göre kilise ı Ş Efendi tar-
ı ı ı camiye ş
(8) ş , a.g.e. 1952, 36; N.et M.Thierry, "Peintures du Xe siecle en Georgie
Meridionale et leurs rapports avec la peinture byzantine d'Asie Mineure" Cahiers
Archeologiques 24; Bruxelles 1975, ı
(9) ş , a.g.e. 1952,44.
(10) Bkz. ş 1952,94-95
(ll) ş 1952,97.
399
ı ı ş 28.40 x 18.65 m ı üç nefli bir ı
Orta nef, dört çift haç ı payenin ş ı ı ğ ı yuvarlak kemerlerle yan
neflere ı ı ğ ı daire ı apsis yer ı Apsisin
kuzey ve güneyindeki mekanlar iki ı ı Orta nefin ı ı ilk iki
paye ı bir galeri ı Gri renkli, düzgün ş ş örülü
cepheler, güney ve kuzeyde ş boyutlu, ğ ve ı ortadan yanlara
ğ alçalan kör kemerlerle ş (Resim: 5). Pencere
üstlerindeki alçak kabartma ğ ı ı ş bitkisel ve figürlü süs-
lemeler iyi ı (Resim: 6).
Caminin güneyindeki tepenin ı ve üstünde, küçük boyutlu,
tek nefli iki ı ı ı ı ı Duvar ğ ı ı ı
ı tarihlendirmeyi mümkün ı Her iki ı ı da ı ı ve
beden ı ı bir ı ı ı ı ı ş kaplama ş ı ı dö-
ş Yamaçtaki ı ı ş 4.00 X 2.25 m ı dik-
dörtgen ı ı (Çizim: 3). ğ ekseninde bir penceresi, iki ya-
ı birer dikdörtgen ı ş olan ı daire ı bir apsis yer
ı ı kuzeyden ı kayaya ı ı ve ş ı ı ğ ı ku-
zeydedir. Tepe üzerindeki ğ ı ı ş 7.80 x 5.20 m ı
dikdörtgen ı ı (Çizim: 4). ğ ı daire ı ekseninde
ı ı durumda bir pencere ı ı ğ ı bulunan apsis, onun iki ı dik-
dörtgen ı ve ğ ı ı ş ğ daralan birer ı ı ğ ı olan
ş ı yer ı (Resim: 7)
Tao-Klardjetie bölgesi Orta ğ Gürcü ı ı ı konu alan bir ki-
tapta MamazindalMamaçminda veya Mana'zminda Kilisesi i nin ı ge-
çer, ı ı ve ı oldukça iyi durumda ı belirtilir'>.
Bölge ı ı ı ı ı ı ve güncel ı ı
ı ı ş bir makalede ş ı ı bilgi verilir»..Her iki ı da
kilisenin, Artvin ili, Borçka ilçesi, Merkez ğ ı Ibrikli Köyü içinde
(12) 1995 ı ı ş ı ı ı ı Parhal Kilisesi ğ ş Rus
ş ı ekibi ı ı 1917 ı ı çizilen ı kontrol ş ı ı plan, kesit
ve cephe çizimi için bkz. ş , a.g.e 1952. Çizim 132,133,134. Tao-Klardjetie ı ı
ile ilgili en yeni ı 1917 ı ı plan, kesit ve çizimler yer ı Bkz.Djobadze, a.g.e
1992, Çizim 179,180,182 ve 186.
(13) Bkz.Djobadze, a.g.e 1992,2,4,5; ı önsözünde, ı ı daha geç döneme ait ğ
için kitap ı ı ı ğ ı ş kaynak olarak Materialy po arkhehologij kav-
kaza (Khristanskie Pamiatniki) (Materials for the Archaeology of the Caucasus), ed.
P.S.Uvarova III Moscow, 1893; 58-59, c.xXIII-XXIV ı ı ş Ça-
ı ş ı ı için çok gerekli olan bu ı ne ı ki henüz ş ı ı ş ı
(14) Bkz.M.Thil?rry, "Topographie et etat actuel des monuments georgiens en Turquie orientale"
Revue des Etudes Georgiennes et Caucasiennes, 5, Paris 1989,140. Tao-Klardjetie bölgesi
ı ı ı ı ı Türkçe, Rusça, Gürcüce. Ermenice ve ı dillerindeki ı ı
veren, güncel ı ı ı belirten ı Mamaçminda Kilisesi'nin tek nefli, kub-
beli, tipik olmayan bir ı ğ oldukça iyi durumda ğ belirtilir.
400
ğ belirtilir'>. 1995 ı ı ş ı ı ı ı ı be-
lirtilen yerde, 4.50 x 4.40 m ı kubbeli bir ı ş
(Resim: 8). ı ı beden ı ı ı ı ğ ı genelde ş ı 0.55-
0.60 m iken, ğ duvar ı ı ğ ı 1.10 m' yi geçer. Apsisi olmayan, kub-
besi duvarlara oturan ı yer yer ğ ı ı ğ ı ı ş ı
Cepheler düzgün ş iç beden ı ise kaba ş ş ş
örülüdür. Kubbede, pandantiflerde ve beden ı ı üst bö-
lümlerinde freskolar görülür. Oldukça iyi durumdaki ı ı
dönemlerde ı ı ı veya ı ı eseri ı ı
ı (Resim: 9).
İ Köyü'ndeki ı ı Mamaçminda Kilise'si olarak ı
ı bize..göre ı ş ı ı Köyün eski ı "Mamaçminda" ğ "Eb-
ı Ote yandan, Artvin ili, Merkez ilçesi, Merkez ğ ı Ş
Mahallesi "Mamasima" olarak bilinir. Burada "Kiliselik" denilen ve in-
ş ı ş ş ş olan bir yer ı ş ancak
duvar ı ı ı ı ş ı ı eski bir bölge ı da
Mamaçminda Kilisesi burada gösterilmektedir". Ibrikli'deki ı ı Ma-
maçminda Kilisesi olarak ı ve bu bölge ğ gös-
termeyen ı ı çözümlenebilmesi ancak, toprak ı kalan duvar-
ı ortaya ı ı ı freskolardaki sahnelerin belirlenmesi ve ki-
tabelerinin ı ile mümkündür.
Artvin ili, Merkez ilçesi, Merkez Bucak'a ğ ı ondört köy ı
1995 ı ı tüm köylerde ş ı ı ı ı ş ı Eren-
ler, Seyitler, Sümbüllü, Ş ı ye Vezirköy'de ı ı ı ı
ı ş ı ı (Kuvarsan'da) maden ş ı ı ve
ı yer ı Erenler (Irsa), Seyitler Ş Ş (Mamasima),
Varlik (Varaçkan) ve Vezirköy'de (Vazriya) Gürcü kiliselerinin Sümbüllü
(Sintot) Köyü'nde bir Gürcü kalesinin ı ı ı ş
Seyitler Köyü'nde, Kafkas Üniversitesi Kampüsü içindeki alanda,
çevre ı "kubbeli" ğ bir ı ı günümüze ğ sap-
ı ş ı Konumu nedeniyle, sözü edilen ı ı Sveti Kilisesi ı
mümkündür. Bir ı kiliseden "kubbeli, tetrakonchos ı ı ş
ttek ı poligonal bir dehlizle ş ı bir ı olarak söz edilir'?
(15) BkzDjobadze, a..g.e 19?2, 2,4,5; a.g.e 1989,. ş Makalede yer alan
ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı Köyü'nde
ğ ı Ş ı ı ğ dikkat çeker.
(16) Bkz.r.2:danevitch, L'Itineraire georgien de Ruy Gonzales de Clavijo et les eglises aux con-
fins de I'Atabegut, Oxford 1966,11.
(17) Bkz.Beridze, a.g.e, 170-171,308-309, ş 118,11.9, mimarisi hak-
ı Rusça ve ı ı ı ş ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı bölümünde, Pav-
linov'dan ı plan ve çizimler ı ı ş çok ı bir tasvir ş Yazar, sayfa
170'deki dipnotunda Pavlinov'un Materialy po arkhehologij kavkaza (Khristanskie Pa-
miatniki) (Materials for the Archaeology of the Caucasus) ed. P.S.Uvarova III Moscow,
1893, ı 60-62, tablo XXV. XXVI. XXVII, ı ı ı makalesine gön-
derme yapar. Çizimleri ı ğ ı
401
ş bir makalede ise, ı ş kare ı içten, dört ş birer
oda bulunan tetrakonchos" tasviri ı ı ve örtü sisteminin kubbe ğ
ş tonoz ğ belirtilir!". Bölgedeki ı ı ı ı gös-
termek üzere ı ölçekli krokide ı ı ı Mahallesi'nde
gösterilir!".
Artvin ili, Merkez ilçesi, Ortaköy ğ ı Çimenli Köyü'nün ba-
ı ı köylülerin "Suvatan" ı ı verdikleri yerde Parethi ı ı
yer ı (Resim: 10) dere ğ ı ş ı seksen metre yüksekteki
bir ı kuzey ı ı kayaya ş ı gü-
nümüze iki kilise, yemekhane ve ş ş hücreleri ile ş sap-
tanamayan iki ı ş
951 tarihli ı Gürcü Rahip ı ş ı Rahip
Michael'in Parethi'de bir ı kurup buraya ş ğ ı ı ı Bu
ğ göre ı ı tarihlendirilmelidir. Kuzey Kilise, ba-
ı dikdörgen ı ı ğ kayaya ş mekanlar bu dö-
neme ait ı ı Güneydeki kiliseyi ise, mimari özelliklerine göre,
ı ş sonraya, ş ı ı daha geçe tarihlendirrnek
mümkündür.
Kuzeydeki kilise ı ş ş ı 14.00 x 7.00 m ı dik-
dörtgen ı tek nefli bir ı ı Kuzeyinde, kiliseden geçilen, dik-
dörtgen ı bir ek mekan yer ı Bölge özelliklerinin aksine, Kuzey
Kilise'nin apsisi ı ş ı ğ düz bir duvarla ı ı (Çi-
zim: 5). ş ı ı Kilisenin ı ı çevrede bulunan mal-
zemeden ı ı ş kaba yontu ş düzgün ı ş
ı iç yüzleri daha özenli bir ş gösterir.
Güneydeki kilise, kuzeydekinden ş ı 2.50 m daha ş ğ ı is-
tinad ı üzerine ş (Resim: 11). ı ş 16.00 x 12.00 m
ı ı dikdörtgen ı ı (Çizim: 5). ı duvar pa-
yeleri, ı ı üç nefli ğ gösterir" (Resim: 12). ğ orta
nef ı ş bir apsis, yan nefler dikdörtgen ı birer yan oda
ile ı ı ı Kilisenin ş ı ı Duvarlar düzgün ş ş
larla, ş ı ş ş
(L8) Bkz.Thierry, a.g.e 1989, 140, ş 13.
(L9) Bkz.Thierry,a.g.e. 1989, Ş 11.
(20) Bkz.Peeters, a.g.e. 1922 bölüm 31,258.
(21) Parethi ı ı ı 1904 ı ı gören Rus ş ı ı güneydeki ı ı kubbeli ola-
ğ belirtir. Bkz.N.Marr, "Grigor ı ş ı Ş ş ve Klarjet Gezisi ı
ı günlükten" "Ermeni-Gürcü Filolojisi Tekstleri, (Gürcüce ve Rusça) St.Petersbourg
1911, 174, ı ı ı bilgi veren tek ı ise üç nefli basilika ı be-
ş Bkz.Djobadze, a.g.e. 1992,52.
402
Kiliselerin ı ı kuzey bölümü kayaya oturan ı ı ye-
mekhane ğ ş ş ı 9.00 x 6.00 m bo-
ı ve dikdörtgen ı ı Ortü sistemi ve ş ı ı ı ş ı Do-
ğ iki ı ı ı ı ı kayaya ş güney ve ğ
kesme ş duvar ş ı çok ı ı ı bilgi bulunan ma-
ı ğ ı ı ı ş ı ı ı ve ı en ı za-
manda ı ı ı
Artvin ili, Merkez ilçesi, Ortaköy ğ ı Çimenli Köyü'nde, üç ı
yerde ı ı ı ı ı ş ı Bunlardan biri, Güzelköy Mahallesi gi-
ş ı Büyük boyutlu, kaba yonu ş ş dik-
dörtgen ı ı ı ğ ş 1.00-1.50 m yükseklikte
bir duvar ı ı ı ğ ı ı ş ka-
ı ı yer ı ı ğ ı sonu Gürcü mimari özellikleri
ş ı Konumuna göre, bu ı ı ı ı ı ı geçen,
ı ş bilgi bulunmayan Daha Kilisesi ı mümkündür-'.
ğ Çimenli Köyü'nün ı ı ş ı tek nefli bir ı ı ı ı
ı ş Arazi güneyde ş ş çok büyük boyutlu ş
ı bir istinad ı ş ı üç ı bir yükselti
üzerine ş ş Kilise, 12.00 x 6.90 m ı dikdörtgen
ı ı (Çizim: 6). ğ eksenin iki ı duvar ı ı ğ ı içine
ı ı ş ı daire ı birer derin ş ı Güney ve ı duvarlar
yer yer tonoz ş ı kadar ayakta, kuzey bölüm ise toprak al-
ı ı Beden ı ı ı ı ğ ı bir metreyi geçer. Kaplama ş ı
çok büyük boyutlu, aradaki dolgu incedir. Bu özellik, Tao-Klardjetie böl-
gesinde ı sonu, ı ş ı ş edilen ı görülür.
ilk belirlemelere göre çevrede iki ı ı daha ı ı ı sap-
ı ş ı Bunlardan biri, kilisenin ğ tarla içindedir. ş ı
iki metre yükseklikteki ı ı duvar iç dolgusunun ayakta kalan ı
ı ı ğ 8 m, ı ı ğ ı ş ı 0,80-0,90 m dir. Bu ı ı
bir duvar dolgusu Tao-Klardjetie ı ı ancak ı sonu,
ı ş ı itibaren ı ı ş ı
Çimenli Köyü'ndeki ı ı ı ı bir su ğ ı ı ı
ş ve verimli tarlalar içindedir. Genelde, Tao-Klardjetie ı ı
bu özelliklere sahip arazilerde kuruludur. Çevredeki ı ı ı
dönemlere ait ı teknikleri ı bölgenin sürekli ı ı ğ ı ı
ı ş ı gereksinimler ğ ş ğ ortaya koyar. Bu
(22) Bkz.Marr,a.g.e, 1911, 175.
(23) Marr, a.g,e, 1911,181 Peeters, a.g.e, 1922, bölüm 27,251.
403
veriler, ı ı ı bir ı ğ ait olabileceklerini gösterir.
Ş kadar hiç ş ı ş bu ı ı eski bir haritada gös-
terilen ZmerklÇmerk Kilisesi ı mümkündür>.
Artvin ili, Merkez ilçesi, Zeytinlik ğ ı ğ ı Köyü'nün gü-
ı ı çevre ı ı Boselt Kale ı ı ğ bir kale ve onun
ğ Ş veya Ş Ş denilen mevkide ma-
ı ğ ait olabilecek ı ı ı ş ı Ilk kez 1995
ı ı ı ğ ı ı ı ortaya ı ı ı ı bölgede ı ı ı
ı ş ı ı ı çok güçtür. ı dönem kay-
ı ı isimler ı tasvir ş ı da mümkün-
dür.
Boselt Kale, çok sarp olmayan bir ı üzerinde yer ı ı
büyük bir bölümü ğ ı (Resim: 12). Kuzeydeki ı ı tek nefli
bir ş gözetleme kulesi ş gören, ı zamanda zindan olarak
ı ı ğ ı ı dökdörtgen ı bir ı ve iki mezar yeri bulunan
kale içine geçilir (Çizim: 8). Kalenin güneyindeki burç ş ı 9.50 x
9.00 m ı dikdörtgen ı ı Orijinal ş ı ş ı
ı ı ğ hariç ğ üç cephesinde ı ş ğ daralan alt ve üst
kat pencere ı ı ı ı (Resim: 13).
ı ş ı ş 5.70 x 3.60 m ı dikdörtgen ı ş ku-
ğ sura ş (Çizim: 9). ı daire ı ekseninde bir
penceresi olan apsis ve kuzey duvar ş zeminden ş ı üç metre
ğ kadar ı (Resim: 14). Güneyinde, ğ bölümü
günümüze gelebilen bir ek ı ı Kuzey ve güneyde, ş
sonradan eklendikleri saptanan tonozlu mekanlar yer ı Ş beden
ı ve surlarda kaba yonu kesme ş ı ı ş ı Aradaki
duvar dolgusu, kaplama ş ı oranla çok incedir. Bu teknik
bölgede ı sonu, ı ş ı ı ı ş ı
Boselt Kale'nin ğ tepenin ı ı Ş Ş de-
nilen yerde, iki dere ı kalan ğ bir alanda ilk belirlemelere
göre bir kilise ve üç ı ı ı ı ı ı ı ş ı Çevrede ve
ı ı içinde ş bitki ve ğ ı ı ı ı ş ı ğ
için sadece kilisenin ölçüleri ı ş (Çizim: 10). ş ı 13.20
m ğ haç ı kilisenin apsisi ve iki ı mekanlar
ğ düz bir duvarla ı ı ı ı ı ek ı ğ bölümü
ve kuzey haç kolu tümüyle ı ı ı Kilisenin ı ı ve güneyinde
ı döneme ait ek ı ı ı ı farkedilir. Bunlardan gü-
(24) Bkz.Zdanevitch,a.g.e, 1966, ı ı
404
ı ı ı mümkündür (Resim: 15). Kilisede ve
ğ ı büyük boyutlu, kaba ş ş ı ol-
dukça düzgün ı ş arada ince bir dolgu ı ı ş ı Bi-
ğ gibi, bu teknik erken dönem ğ
405
1--'-"-'--'
i '.
. ~ - _ . _ - _ . __.
I":
Çizim: 1
406
İ Ş İ İ İ MERYAMANA Ş İ
Çizim: 2
b ı 2 ı
3m.
(Hakan ALKAN)
i i
o 2 3m.
(8/'95 Turgay YAZAR M.A.)
PARHAL i NOLU Ş
Çizim: 3
407

i L
o;. 1 2 ·3m.
YAZARM.A.)
408
PARHAL II NOLV' Ş
Çizim: 4
()
t i
e' ı 2 3m
YAZAR M.A
İ MANASTIRI, KUZEY ve, GÜNEY, İ İ
Çizim: 5
409
)
ı
r-.
i
ı

J ı
, fl ı 2 3m.
(8/'95 Turgay YAZAR M.A.)
İ İ KÖYÜ. ÇMERK MANASTIRI (1) İ İ İ
Çizim: 6
410
(8/'95 Turgay YA7AR M.A.)
E05ELT KALE
Çizim: 7
411
t ı
o 1 . · ~ 2 3rn.
(8/'95 Turgay YA!-AR M.A.)
Çizim: 8
412
n
o
[ =C:J
Çizim: 9
413
414
Resim: 1
Resim: 2
Resim: 4
415
416
Resim: 5
Resim: 6
Resim: 7
Resim: 8
417
418
Resim: 9
Resim: 10
Resim: 11
Resim: 12
419
420
Resim: 13
Resim: 14
Resim: 15
421
- ~ ~ - - ~ ~ ~ -
SURVEY DER RÖMISCH
FRÜHBYZANTINISCHEN SIEDLUNG BEl
AKÖREN IN İ İ İ 1995
Gabriele MIETKE*
Mit freundlicher Genehmigung des Türkisehen Kultusministeriums
haben wir im Jahr 1995 die zweite Kampagne eines architektonischen
Surveys in den Ruinen der römisch-frühbyzantinischen Siedlung bei dem
Dorf Akören in der Provinz Adana, im ilçe Aladan durchgeführt'.
Die Ruinen liegen auf einem Felsenrücken (Akören II) und in einer
Senke westlich davon (Akören I). In der ersten Kampagne im Jahr 1994
hatten wir die Grundrisse der beiden Kirchen in Akören II aufgenommen,
mit einem Katalog ihrer Bauskulptur begonnen und nur die allernachste
Umgebung der beiden Kirchen in Akören II vermessen. In der zweiten
Kampagne 1995 wurden die Kirchen auch in Aufrissen und Schnitten do-
kumentiert, und es begann die topografische Vermessung der Siedlung
zur Herstellung eines Siedlungsplanes. Der Katalog der Bauskulptur in
Akören II wurde abgeschlossen und mit dem der Ostkirche in Akören I
begonnen.
Über den gesamten Siedlungsbereich auf dem Berg wurde ein ge-
edatisehes Netz gelegt mit einer Ausdehnung von 700 m in Nord-Süd-
Richtung, mehr als 300 m in Ost- West-Richtung und einem maximalen
Höhenunterschied von 60 m (Abb.1). Von diesem Netz aus wurde die
(*) Dr.Gabriele MIETKE, Museum für Spatankite und Byzantinische Kunst, Bodestr 1-3.
D.10178 Berlin-ALMANYA.
(i) Die Kampagne dauerte vom 28. August biz zum 30. September 1995. Die Equipe bestand
aus der Archaologin Gudrun Bühl , der Geodatin Katja Heine, dem zeichner michael Sohn,
der Architektin Ulrike Wulf-Rheidt, den Architekturstudenten Christoph Maier, Juren Meis-
ter, lana Seifert, Raif Weith und Verf.AIs Regierungsbeauftragte stand uns Frau Nursel Uçk-
an vom Cumhuriyet ve ş ş ı Müzesi in Ankara zur Seite, Arbeiter aus dem Dorf
Akören leisteten uns Hilfsdienste.
423
Siedlung eingemessen. In diesem Jahr wurden alle an der Oberflache
sichtbaren Mauern im Bereich zwischen Süd- und Nordkirche, am West-
abhang, im Gebiet um das Grab des Lukios und das Grab im Südwesten
und der Nordostabhang unterhalb der Nordkirche erfaBt, das sind ins-
gesamt etwa 70% der bebauten Flache. Besonderes Augenmerk wurde
auf Maueröffnungen gelegt, sowie die Lage von Zisternen, Mühlsteinen
und Becken kartiert. Als erstes Ergebnis konnte die Ausdehnung der
Siedlung festgestellt werden. Beide Grabbauten befinden sich auBerhalb
der besiedelten Plache. Die Südkirche und eine Kapelle im Süden liegen
deutlich vor dem Ort, jedoch an dem antiken Weg, der auf den Felsen
führte.
Die bisherigen Vermessungen sind von der Architektin in einem Plan
zusammengefaBt worden (Abb.2). Er muB noch erganzt und korrigiert
werden, doch ist jetzt schon die Struktur der Siedlung erkennbar. Auf
weite Strecken lassen sich Gassen verfolgen und die Grund-
stücksparzellierungen nachweisen. Der Siedlungsschwerpunkt erstreckt
sich südlich der Nordkirche. Hier sind sowohl der Westabhang als auch
der Ostabhang dicht bebaut, obwohl beide relativ steil sind und für die
Hanser aufwendige Terrassierungsmauern notwendig waren.
Einzelne Wohnhauser sind so gut erhalten, daB ihr GrundriB fast
vollstandig zu erkennen ist. Es fallen dabei auffallige , wiederkehrende
Strukturen der GrundriBanlage auf, aus denen mehrere GrundriBtypen er-
schlossen werden können, die mit leichten Veranderungen das Er-
scheinungsbild der Siedlung gepragt zu haben scheinen. Einer der Typen
zeigt einen Hof mit L-förmiger Umbauung, in dem ein Wasserbecken mit
seitlichem Pfeiler steht, der wiederum eine Vorrichtung zum Anbinden
von Tieren aufweist und eine Rinne zur Wasserzufuhr trug. Anhand von
Treppen kann in Einzelfallen ı werden, welche Bauteile
zweigeschossig waren. Auffallig ist, daB ein graBer Teil der Hauser mit
einem oder mehreren Mühlsteinen ausgestattet war.
Bei den Siedlungsmauern lassen sich zwei Mauertechniken un-
terscheiden. Die eine Technik zeigt meist zweischalige Kalk-
mörtelmauern, die aus verhaltnismafsig kleinen Steinen mit etwa rech-
teckiger Ansichtsflache annahernd in Lagen aufgeführt sind. Diese
Technik entspricht der des Mauerwerkes der Kirchen und laBt sich daher
wie diese in das 5. oder ô.Jahrhundert datieren. Die andere Mauertechnik
weist graBe, grob polygonal gefügte Steinblöcke auf, die nur im Erd-
verband, ohne Verwendung von Kalkmörtel aufeinandergesetzt sind. Bei
diesen Polygonmauern dürfte es sich um eine altere Bebauung handeln,
424
so daB sich anhand der Mauertechnik in Akören II zwei Besiedlungs-
phasen unterscheiden lassen, ohne daB zu diesem Zeitpunkt bereits eine
Datierung der alteren Mauem vorgenommen werden kann. Das jüngere
Mauerwerk findet sich besonders in der Umgebung der Nordkirche, was
dafür spricht, daB diese nachtraglich in eine altere Bebauung eingefügt
wurde, so daB UmbaumaBnahmen notwendig wurden.
Ein weiterer Schwerpunkt der Arbeiten lag in der Dokumentation des
Aufgehenden von Nord- und Südkirche, der Kapelle im Süden und des
Grabbaues im Südwesten. Zu diesem Zweck wurden für die Südkirche
auf der Grundlage des 1994 aufgenommenen GrundriBplanes steinge-
rechte Bauaufnahmen der West-, der Süd- und der üstfassade sowie ein
Querschnitt mit Blick in die Apsis im MaBstab 1:50 gezeichnet. Für die
Nordkirche wurden die gleichen Ansichten und zusatzlich ein Langs-
schnitt mit BIick auf die Nordwand und das Parekklesion erstellt. Mit
Hilfe dieser Zeichnungen sind maBstabsgetreue Rekonstruktionen des
Aufgehenden einschIieBIich der Emporen mögIich.
Das Parekklesion der Nordkirche wurde nachtraglich an die Haupt-
kirche angebaut, wie im vorigen Bericht ausgeführt wurde. Dort, wo die
Westmauer des Parekklesion rechtwinklig gegen die Nardmauer der
Kirche stöBt, hat sich als seltener Befund der AuBenputz der Nordkirche
erhalten. Über dem unregelmaôigen Mauerwerk aus kleinen Hausteinen
war mit Hilfe des Putzes eine Quaderung nachgeahmt, bei der die Fugen
als rechtwinklige B a r ı d e r plastisch hevargehoben waren.
Wahrend das Parekklesion bis zum Traufgesims erhaIten ist, fehlen
bei der Hauptkirche die oberen Teile der Umfassungsmauer und die
Mauer über den Saulen der Apsis. Durch genaue Beobachtung der Fal-
lage und der Radien gekrümmter omamentierter Steine konnte die ur-
sprüngliche Anbringung verschiedener Gesimstypen bestimmt werden.
Die Umfassungsmauer der Hauptkirche, weIche auf Höhe der Fen-
sterbanke von einem Hohlblattfries umzogen wird, schloB demnach mit
einem weiteren Hohlblattfries als Traufgesims ab (Abb.3). Die Mauer
über den Saulen der Apsis dagegen bekrönte ein weiter ausladendes
Gesims, dessen HauptbestandteiIe ein Hohlblattfries und ein Konsolfries
waren (AbbA).
Es gibt keinen Hinweis darauf, daBder Apsisumgang der Nordkirche
ein EmporengeschoB besaB. Die durch die Substruktionen bereits so
schon groBe Höhenerstreckung der üstteile und die Lage am Steilhang
machen es darüber hinaus schwer, hier Emporen zu rekonstruieren.
425
Anders verhalt es sich im Langhaus, wo die Zweigeschossigkeit der Nor-
dwand ebenso wie die in das südliche Seitenschiff gestürzte Fensterwand
eines zweiten Geschosses das Vorhandensein einer Empore beweist. Von
der AuBenrahmung dieser Fenster konnten weitere Stücke und ihre
Anordnung bestimmt werden, so daB nun einerseits gesichert ist, daB
diese Rahmung auf die Westwand übergriff und dort ebenfalls eine breite
Bogenöffnung umfuhr, andererseits die Lage der Emporenfenster noch
genauer bestimmt werden kann. Westlich vor der Kirche befindliche Bau-
elemente müssen zu einer Westvorhalle ahnlich wie an der Südtür gehört
haben. Der Aufbau dieser Vorhalle ist aber nicht im Einzelnen zu rekons-
truieren.
Trotz der hohen Verschüttung im Langhaus der Nordkirche konnten
mehrere, zum Teil reliefierte Fragmente der liturgischen Ausstattung an
der Oberfache geborgen werden. Sie fanden sich samtlich am üstende
des Langhauses nahe der Apsis. Das Fragment einer Platte mit dem fla-
chen Relief einer Wellenranke stammt möglicherweise von der Ab-
schrankung zwischen Chor und Langhaus (Abb.5). Es besteht aus
Marmor und ist nach einem im Vorjahr gefundenen Fragment der Wand-
verkleidung das zweite Stück Marmor in Akören. Bei beiden könnte es
sich um wiederverwendetes Material aus dem paganen Heiligtum han-
deln, welches dem Kirchenbau voranging. Ein anderesPlattenfragment
aus Kalkstein zeigt eine dreiblattrige Blüte (Abb.6). Darüber hinaus
lieBen sich mehrere Kalksteinfragmente als Teile von Pfosten mit Sof-
fittenmuster bestimmen.
Von der Kapelle an der Wegbiegung wurden ein GrundriB, ein Quer-
schnitt mit Blick auf die Apsis und ein ı mit Blick auf die
Nordwand jeweils im MaBstab 1:50 gezeichnet. Die einschiffige Kapelle
besaB einen Vorraum. An den stark eingezogenen Apsisbogen schloB die
auBen polygonal ummantelte Apsis. Zugang bot eine Tür im Westen, über
die Befensterung ist wegen der nur niedrig erhaltenen Mauern keine Aus-
sage möglich. Die wenigen Stücke an Bauplastik, die der Kapelle zu-
geordnet werden können - Profilsteine, ein Kreuz in Relief - ahneln
der an Nord- und Südkirche, so daB eine Entstehung im 5. oder 6. Jahr-
hundert wahrscheinlich ist.
Aufgenommen wurde auch das Grab westlich der Südkirche, das
sich bereits nach oberflachlicher Reinigung als Tumulusgrab mit Dromos
herausstellte (Abb.7). Von ihm wurden eine Aufsicht der Gesamtanlage,
der GrundriB der Grabkammer, die Ansicht der Eingangsseite und ein
Langsschnitt jeweils im MaBstab 1:50 gezeichnet. Dieses Grab und das
426
in der Kampagne 1994 dokumentierte Grab des Lukios nordöstlich der
Nordkirche sind durch Inschriften jeweils über dem Zugang zur Grab-
kammer eindeutig in die römische Kaiserzeit datiert.
Über die uns bisher bekannten fünf Grabkammem hinaus stieBen wir
bei der Begehung der Umgebung der Ostkirche in Akören i auf weitere
vier Grabkammem, bei denen es sich zwar ebenfalls um Tumulusgraber
handelt, die jedoch z.B. durch eine monolithe Deckplatte oder durch ein
saulengestütztes Vordach weitere Typenvariationen darstellen. Daraus
ergibt sich für die Graber von Akören insgesamt eine groBe Variations-
breite.
An zwei Stellen in Akören haben sich Reste von bemaltem Putz er-
halten, der in dieser Kampagne dokumentiert wurde. Eine Überraschung
ergab die 1:l-Pauseder Malerei in der Nische der Westvorhalle der Süd-
kirche. Die Nische ist nördlich des Mittelportals in die Wand getieft und
war mit einem Becken versehen (Abb.8). Auf ihrer Rückwand waren für
das bloBe Auge nur unzusammenhangende Farbtupfen erkennbar. Diese
Farbflecken wurden durch den Zeichner sorgfaltig auf Klarsichtfolie
durchgepaust, wodurch sich trotz der schlechten Erhaltung die Iko-
nografie entziffem lieB. Es handelt sich um ei ne fragmentierte, aber ein-
deutige Darstellung der Taufe Christi (Abb.9). Die Pause zeigt die Ni-
schenrückwand und darüber eine Abrollung der Nischenlaibung. Auf der
Rückwand steht links ein Engel mit Nimbus und langem Gewand. Sein
Flügel greift auf die Laibungüber, über seine zur Bildmitte hin ausgest-
reckten Arme fallt ein Tuch. Dem Engel entspricht rechts die Figur Jo-
hannes des Taufers, auf scholligen Felsen stehend. Er ist ebenfalls mit
einem Nimbus versehen und tragt ein langes, voluminöses Gewand. Er
ist ebenfalls zur Mitte gewandt und scheint seine rechte Hand dorthin
auszustrecken. In der Mittelachse, teils auf die Laibung, teils auf die Rüc-
kwand gemalt, stöBt von oben ein Vogel mit langen Flügel- und
Schwanzfedem herab, die Taube des Heiligen Geistes. Die eigentliche
Bildmitte, deren Malschicht heute fast ganzlich zerstört ist, muB den zu
taufenden Christus gezeigt haben. Von seiner Figur sind wenige Reste
des Kopfes und des Nimbus zu erahnen. Die Malerei wurde spater weiB
übertüncht. Diese weiBe Schicht tragt so wenige Spuren hellblauer Farbe,
daB sie nicht zu einer Darstellung oder einem Omament erganzt werden
können.
In Kilikien und Südsyrien gibt es wiederholt Wandbecken neben Kir-
chentüren, ohne daB ihre Funktion bisher zweifelsfrei erklart worden
ware. Trotz der Darstellung der Taufe Christi in der Nische der Südkirche
427
von Akören scheidet eine Deutung als Taufbecken aus, denn die bisher
bekannten Wandbecken sind dafür zu klein, und die gesicherten Tau-
fanlagen bestehen aus monolithen oder gebauten gröBeren Becken, in
welche Treppen ı
Die l:l-Pause der Malereien unter dem Vordach des Mausoleums
des Lukios lieB eine gemalte Quaderung erkennen.
Wieder entdeckten wir mehrere bisher unbekannte Inschriften. Eine
neugefundene Bauinschrift der Nordkirche konnte Dr. Mustafa Hamdi
Sayar bei einem Besuch unseres Surveys kopieren und einen Abklatsch
nehmen-.
Leider fanden wie im vergangenen so auch in diesem Jahr Be-
schadigungen durch nachtliche Besucher statt. Um wichtige Re-
lieffragmente der Südkirche vor Verschleppung oder Zerstörung zu schüt-
zen, wurden vierzehn davon in das Archaologische Museum in Adana
gebracht, wo sie im Depot eingelagert wurden.
In der folgenden Kampagne soll die topografische Aufnahme der
Siedlung Akören II abgeschlossen, das geodatische Netz nach Akören I
übertragen und mit der Aufnahme der Siedlung Akören I zu begonnen
werden. In Akören I sollen Grundrisse beider Kirchen aufgemessen und
Ansichten und Schnitte der Ostkirche gezeichnet werden. Die noch nicht
erfaBte, lose und in situ befindliche Bauskulptur in Akören I soll so weit
wie möglich katalogisiert und fotografiert, die Bauskulptur der Ostkirche
gezeichnet werden. Mit Hilfe von Fotogrammetrie sollen plane, noch
nicht gezeichnete Wande der Kirchen von Akören II und der Ostkirche
von Akören I sowie die Torpfeiler der Südkirche in Akören II auf-
genommen und an der Universitat Cottbus umgezeichnet werden.
(2) Die Inschriften nimmt der Epigrafiker Dr.Mustafa Hamdi Sayar, Wien, im Rahmen seines
Surveys in Ostkilikien auf und bereitet sie zur Publikation vor. seiner Freundlichkeit ist es zu
verdanken, daf ich die in den Inschriften genannten Jahreszahlen verwenden darf', wenn sie
zur Klarung der datierung und Geschichte einzelner Bauten beitragen.
428
Akllren
ı ı ı
ı

!il
7
/11
/1 \
/ i \
/ i \
/ i \
/ J \
i
i
Abb, 1: GeHindeskizze von Akören II und geodiitisches
Netz
429
z Zisteme
il Becken
o
l ı !HIll! ı l
EB
10 20 30 40 50m
i i i i i
UWR
Abb. 2: Plan von Akören II, Ausschnitt
430
Abb.3: Akören II, Nordkirche, Traufgesims des Umganges
Abb.4: Akören II, Nordkirche, Traufgesims der Mauer über der Apsis
431
432
Abb, 5: Akören II, Nordkirche, Relieffragment aus Marmor
Abb. 6: Akören II, Nordkirche, Relieffragment
aus Kalkstein
Abb. 7: Akören II, Grab im Südwesten
Abb.8: Akören II, Südkirche, Nische in der West-
vorhalle
433
Abb.9: Akören II, Südkirche, Nische in der Westvorhalle, Pause der Malerei
434
THE 1995 SURVEY AT
İ İ İ
Robert OUSTERHOUT*
The second season of survey at the Byzantine settlement at Akhisar-
ı Kilise was conducted during a three-week period in June 1995.
Participants included students of Architecture, Art History, and Ar-
chaeology from the University of I1linois, the University of Newcastle
upon Tyne, and Hacettepe University, as well as a Turkish government
representative! We are grateful to the Turkish Ministry of Culture for
permission to surveyand to the staff of the Aksaray Museum for their in-
terest in our project.
During the first season in 1994, we concentrated on the distinctive
masonry church that gives its name to the site, and we began to survey
the area immediately around it
z
. Continuing from the 1994 survey, we re-
corded a line of rock-carved units extending about one kilometer to the
northwest (Figs. 1-2). Using a Total Station EDM, on special loan from
the British Institute of Archaeology in Ankara, we took coordinates for
the preparation of a contour plan of the site. We have now recorded the
topography for about half of the site and of almost all the rock-cut archi-
tectural features. The settlement would appear to date primarily from the
10th and 1lth centuries, followed by a period of gradual decline and
abandonment, ending perhaps as Iate as the 14th century.
(*) Prof. Dr. Robert OUSTERHOUT, University of Il1inois at Urbana-Champaign, School of
Architecture, 611 Taft Drive, Champaign, IL 61820-6921, USA.
(1) Participants included Alexandra Jo Bell, Jonathan Godfrey (Newcastle), Nilay ğ (Ha-
cettepe), Thomas Donalek, Mary Farlander, Henry Hill III, Amy Mayer, Richard Osgood
Jr., Anthony Rubano, Charles Sejud, Lynne Sprincz, and Philip Storey (Il1inois). Our tem-
silci was Fariz Demir of the Aksaray Museum. Financial assistance was provided by the
University of Il1inois, Dumbarton Oaks, and the American Research Institute in Turkey,
whose support I gratefully acknowledge.
(2) For the first season's report, see R. Ousterhout, "The 1994 Survey at ı Kilise,"
XIII. ş ı ı ı ı (Ankara, 1996), 165-180.
435
Although we do not know its Byzantine name, the settlement
would appear to have been considerably less provincial than the now
more famous settlements in eastern Cappadocia>. A kilometer or two to
the west, above Akhisar, was the fortress known in the Arab sources as
Hisn Sinan, critical to the defense of Cappadocia during the Arab in-
vasions, and further to the northwest, at Koloneia (modern Aksaray), was
a major crossroad. About 20 kilometers to the south, above Helvadere at
the foot of Hasan D a ğ ı , lay the episcopal center of Mokissos, and to the
southeast, the settlements of Selime, Belisirma, and the Ihlara Valley. In
addition, there are numerous unrecorded sites in the area: virtuallyevery
plateau bears traces of a Byzantine rock-carved settlement.
In two seasons at Ç a n l ı Kilise, we have recorded more than twenty
large, rock-cut living units, as well as dozens of smaIler, simpler ones.
Most commonly, the large units consist of a series rooms organized
around three sides of a courtyard cut into the slope of the hill. There is
often evidence of a rock-cut portico along the main facade (Figs. 3-4).
Many of the rooms have distinctive plans, and most units preserve both a
chapel and alarge, centrally positioned hall. The halls are often lavishly
articulated and may be set either longitudinally or transversally. Many
units preserve smaIler cruciform or centrally-planned halls as well.
Some units have kitchens, topped by conical vaults, as well as rooms that
may be identified as storerooms, cisterns, and stables.
Although these rock-cut units are usually termed "courtyard mon-
asteries," it is more likely that these were large houses, as I have pros-
posed in the 1994 report'. That is to say, I believe our site is a prosperous
agricultural town, or kome, of the Byzantine period, not a monastic settle-
ment, as is usually claimed, If this interpretation is correct, it means that
Cappadocia is an untapped resource for the study of Byzantine domestic
archi tecture.
Thus far, about 25 churches and chapels have been identified in
and around the settlement. Most commonly, the chapels were placed off
to one side of a courtyard unit, and most were equipped for burials, usu-
ally with tombs in the narthex or in a chamber off the narthex (Figs. 3,7).
The most common type of church is the cross-in-square, with the interior
subdivided by four piers beneath a central dome, and with finely carved
(3) For the histarical geography of the region, see F. Hild & M. Restle, Kappadokien, Tabula
Imperii Byzantini 2 (Wien, 1979),277-278, with further references.
(4) See alsa R. Ousterhout, "An Apologia for Byzantine Architecture," Gesta 25 (1996),21-33,
esp. 28-32, for more on this problem.
436
details. But there is a great varietyamong the churches and chapels:
several are barrel-vaulted, one is covered by a transverse barrel vault, and
few smaIl chapels have cruciform plans. Noteworthy among the interior
details are numerous examples of ribbed groin vaults, a feature for which
a tenth-century date is sametimes suggested".
In addition to the architecture of the churches and chapels, we
have recorded evidence for freseo decoration and for the details of the
sanctuary. There does not appear to have been a standard form of temp-
lan separating the sanetuary from the naos: most chapels included a law
barrier but onlyone preserves any evidence of a earved epistyle. How-
ever, there is evidenee of alterations in several bemas, and most examples
preserve cuttings for the inclusion of a wooden epistyles.
Many ehurehes preserve fragments of fresco. For example, a
chureh above Area 17, toward the northwest end of the settlement, had a
Deesis represented in its apse, with a large figure of Christ enthroned be-
tween the Virgin Maryand John the Baptist", Its dedicatory inseription
reads "of the servant of Gad" (tou doulou tou Theou), but the donor's
name is missing (Fig. 8). A framed, iconic image of an equestrian saint
was represented on the north walI, just outside the berna. These may be
dated to the lOth century.
Anather rock-cut ehureh in Area 12, toward the middle of the set-
tIement, preserves several images of angels and a unique dedicatory im-
age with the donors of the chureh accompanying a scene of the Three
Boys in the Fiery Furnace, from Daniel3.8-30 (Fig. 9). The female do-
nar, on the left side, wears a dark gown with a slit up the front. The other
donor representation, to the right side, is all but destroyed. Arranged in a
row, the donors and boys are in identical postures, with hands raised be-
fare their breasts in an gesture of prayer. The boys are haloed, and
orange flames appear beneath their feet. The furnace's fire does not ex-
tend below the donors, however. In Byzantine art, this seene is normalIy
(5) Ch. Bouras, Byzantina Staurotholia me Neuroseis (Athens, 1965), who dea1s primarily with
the masonry architecture of Greece.
(6) The sanctuary barriers in this area wou1d appear to be considerab1y different than those in
Eastem Cappadocia, where the carved episty1e above arched openings is more common; see
N. Asutay and R. Warland, "Kreuzkuppe1kirche und Klosteran1age im ı ı bei Çav-
ş lstanbuler Mitteilungen 42 (1992), 307-321. N. Asutay's thesis, Tem-
plonanlagen in der Höhlenkirchen Kappadokiens (Univ. Bonn, 1993), is in press. 1 thank
Philip-Storey for his carefu1study of the sanctuary arrangments at ı Kilise.
(7) The apse fresco was noted by N. Thierry, "Etudes cappadociennes. Region du Hasan ğ ı
Cahiers archeologiques 14 (1975), 183-189, who proposed a lOth-century date. i am grate-
fu1 to Nilan Çoragan and Philip Storey for theircarefu1 attention to the frescoes.
437
epresented with the angel's wings extended over the Three Hebrews, but
in this example, the wings follow the curve of the vault and extended
over the donors as welL. We would suggest an 1Ith-century date for these
frescoes.
On the inner face of the templon of this church we discovered a cru-
ciform cutting, about 40 cm across, perhaps once housing a reliquary or a
processional cross (Figs. 10). lt includes both flared arms for the cross,
and an extension for the handle.
In addition to ı Kilise itself, the foundations of severalother ma-
sonry churches have been identified, and other masonry features remain
to be studied. Consequently the site must have had a much different ap-
pearance in the Byzantine period, with both rock-cut and masonry archi-
tecture side by side. The last rock-cut church discussed is particularly in-
teresting because on the hill directly above it, on almost the same
alignment, we identified and eleared the foundations of two masonry
churches (Fig. 11). The lower of the two, whose western foundations
have fallen away, must have extended above the church just discussed.
The upper church was probably a cross-in-square, with stepped pilasters
on the exterior. We found some architectural sculpture here as welL. Be-
low and on the same line, a room of the courtyard residence was con-
verted to an ad hoc chapel. All four must have functioned at the same
time. For reasons that remain obscure, a sort of sacred axis was created,
with four chapels more or less in a row. We have identified other ma-
sonry foundations to be cleaned during the next season.
Onlyone unit surveyed could be ı identified as a monastery
(Figs.5-6). lts plan was considerably less well organized than the court-
yard units, but it included a barrel-vaulted chapel and a dining hall or tra-
peza side by side--the latter identified by its rock-cut table and benches.
Such distinctive features were only found in this one example''.
In addition to the surface features, we also found several multi-level
places of refuge cut deep into the hill behind the rock-cut settlement.
Following the common parlance of Cappadocia, we refer to these as "un-
derground cities"--although "underground villages" is perhaps more ap-
propriate to their small scale (Fig. 2). The entrance tunnels were pro-
(8) L. Rodley, Cave Monasteries of Byzantine Cappadocia (Cambridge, 1985), distinguishes
between monasteries with rock-cut refectories, and the so-called "courtyard monasteries"
(which we identify as houses). Although there is some overlap, almost invariably the court-
yard units lack ı defined refectory, and the church is not in a central position.
438
tected by an elaborate series of rolling stone doors. However, the forms
- --of our underground elements were different from the other "underground
cities" of the region, and several included rubble walls as well as rock-
cut elements, and ehambers with cornices and barrel vaults, and even
some architectural sculpture. One underground room above Area 14 pre-
served a uniquely carved gable (Fig. 12). On careful examination, we
concluded that the larger and more carefully carved of our "underground
cities" were actually courtyard houses that had been buried by landslides
and subsequently converted into refuges with the addition of tunnels and
rolling stone doors. This may suggest something of the ongoing life at
the site, and it parallels the transformations at other courtyard residences,
where additional back rooms guarded by rolling stones were carved.
In sum, the comprehensive survey of the settlement at ı Kilise is
beginning to reveal a unique view of life in Byzantine Cappadoeia. it
also is providing important information about domestic architecture,
town planning, and settlement patterns. At the same time, it raises sig-
nificant questions about monasticism, masonry architecture, and the mys-
terious "underground cities" of Cappadocia. A third and final season in
1996 will be necessary to complete the surveying of the site.
* * *
Haziran 1995'teki üç ı dönem sonunda, ı Kilise
ve çevresindeki Bizans ş sürdürülen yüzey ş ı ı
ikinci sezon ı ş ı ı ş ı University of Il-
linois, University of Newcastle upon Tyne, ve Hacettepe Universitesi ol-
mak üzere ı sanat tarihi ve arkeoloji bölümlerinden ı ı oldu.
ı Fariz Demir Aksaray Müzesi'nden temsilci olarak ı ş
ı ı ı izledi. ı ş ı iznini ğ ı ğ ı için Kültür ı ğ ı
ş
1994 ı ı ş ı ı ı ı ı Kilise'nin bir kilometre
ı ı düz bir hat boyunca uzanan kayalara ş bölmeler
ortaya ı ı ı Total Station EDM ı ı ı
ı contour ı ı ı
Çevrenin tipik ğ olan, kayalara ş bölmeler ı av-
ı olarak nitelendirilmelerine ğ ı büyükçe evi er ol-
ı daha muhtemeldir. ş ş bölge ı ı ğ ı gibi bir ma-
ı ğ olmaktan çok, tipik bir Bizans ş yeri olma
özelliklerini ş ı ı ş ı ı ı yirmi kadar ğ ş boy-
utlar-daki meskenleri ş ğ bu ı ı ğ ğ kabul
439
edilirse ı ş bir "Bizans yerli mimarisi" ğ ı ol-
ğ ş ı ı
Ş ana kadar 25 kilise ve ş ı ş ı Her bir buluntunun
mimarisi, günümüze ş ş fresk dekorasyonu ve berna ve templon
sekileri ş
Temizleme ı ş ı sonucunda birçok ı ile birlikte üç adet
de kilise gün ı ş ı ğ ı ı ı ı ş ı Bu kiliselerin kaya evlerle ı dö-
neme ait ğ ğ bölge ı genel izlenimi ğ ş
mektedir.
Bölgedeki ı ş ı bir ş incelenerek, bun-
ı ş ş evier olup, sonradan güvenlik ı toprak
ı gömüldükleri ı ş ı Bölgedeki ğ ı ş boyut
olarak daha küçük olup, muhtemelen kaya evlerden daha sonraki bir za-
mana aittir.
440
.
j:
:
>
.
.
j:
:
>
.
i
-
'
F
i
g
.
l
:
Ç
a
n
l
ı
K
i
l
i
s
e
s
e
t
t
l
e
m
e
n
t
,
s
e
e
n
f
r
o
m
t
h
e
w
e
s
t
.
T
h
e
c
h
u
r
c
h
i
s
v
i
s
i
b
l
e
o
n
t
h
e
r
i
g
h
t
,
j
u
s
t
b
e
l
o
w
t
h
e
p
l
a
t
e
a
u
.
T
h
e
l
i
n
e
o
f
r
o
c
k
-
c
u
t
f
e
a
t
u
r
e
s
e
x
t
e
n
d
s
t
o
t
h
e
l
e
f
t
f
r
o
m
t
h
e
c
h
u
r
c
h
t
o
b
e
y
o
n
d
t
h
e
e
d
g
e
o
f
t
h
e
p
h
o
t
o
g
r
a
p
h
.j
:
:
:
..
.j
:
:
:
..
t
v
T
h
e
S
e
t
t
l
e
m
e
n
t
a
t
Ç
a
n
l
ı
K
i
l
i
s
e
F
i
g
.
2
:
P
l
a
n
o
f
A
r
e
a
s
1
-
4
E
B
~
.
.
A
R
E
A
7
~
o
5
1
0
1
5
M
t w
F
i
g
.
3
:
A
r
e
a
7
,
r
e
c
o
n
s
t
r
u
c
t
e
d
p
l
a
n
o
f
c
o
u
r
t
y
a
r
d
u
n
i
t
t
A
R
E
A
1
3
F
i
g
.
4
:
A
r
e
a
1
3
,
r
e
c
o
n
s
t
r
u
c
t
e
d
p
l
a
n
o
f
c
o
u
r
t
y
a
r
d
u
n
i
t
o
5
1
0
1
5
M
Fig. 5: Area 17, reconstructed plan of the monastery
445
Fig.6: Area 17, interior of trapeza, looking east
446
Fig. 7: Area 6, interior of chapel, looking north east. The sanctuary is raised two steps
above the naos, separated from it by a low barrier, Cuttings appear in the re-
veals above for a wooden architrave
447
+
:
:
-
+
:
:
-
0
0
F
i
g
.
8
:
A
r
e
a
1
7
,
u
p
p
e
r
c
h
u
r
c
h
,
d
r
a
w
i
n
g
o
f
t
h
e
a
p
s
e
f
r
e
s
c
o
,
C
h
r
i
s
t
E
n
t
h
r
o
n
e
d
,
f
l
a
n
k
e
d
b
y
t
h
e
V
i
r
g
i
n
a
n
d
J
o
h
n
t
h
e
B
a
p
t
i
s
t
(
R
.
O
u
s
t
e
r
h
o
u
t
a
n
d
N
.
Ç
o
r
a
ğ
a
n
)
\
i
i
i
<,
\
\
.
i
i
\
i
i
i
Fig. 9: Area 12, rock-cut chapel, drawing of the west wall fresco, Three Boys in the
Fiery Furnace, with donors to either side (R.Ousterhout and N . Ç o r a ğ a n )
449
Fig.10: Area 12, rock-cut chapel, cruciform cutting on inner surface of sanctuary barrier
450
1
5
M
U
P
P
E
R
C
H
U
R
C
H
1
0
5
A
R
E
A
1
2
o
-
-
,
\
\
\
\
\
\
M
I
D
D
l
E
C
H
U
R
C
H
A
B
O
V
E
M
I
D
lE
V
E
L
C
H
U
R
C
H
/
'
/
C
O
U
R
T
Y
A
R
D
.
ı
:
:
:
.
u
l
"
"
"
"
F
i
g
.
1
1
:
A
r
e
a
1
2
,
p
a
r
t
i
a
l
l
y
r
e
c
o
n
s
t
r
u
c
t
e
d
p
l
a
n
o
f
c
o
u
r
t
y
a
r
d
u
n
i
t
i
n
c
l
u
d
i
n
g
t
h
e
f
o
u
n
d
a
t
i
o
n
s
o
f
t
w
o
m
a
s
o
n
r
y
c
h
u
r
c
h
e
s
o
n
t
h
e
h
i
l
l
a
b
o
v
e
t
h
e
r
o
c
k
-
c
u
t
c
h
a
p
e
l
452
SELJUK PAVILIONS AND ENCLOSURES IN
AND AROUND ALANYA
Scott REDFORD*
Surveyand planning took place for four weeks during the months of
June and July 1995
1
• The aim of this project was to investigate a number
of Seljuk era structures that are mentioned in passing in the scholarly
record, to search systematically for more sites, and to document all of the
standing remains in the plains of Alanya and Oba.
This task was rendered urgent by the explosive growth of the town of
Alanya. Survey began after well over a decade of escalating construction
in the Alanya region: remains of many Seljuk era structures have prob-
ablyaIready disappeared. In 1996, part of the enclosure wall of the Su-
gözü complex was demolished to make way for a new bypass road, and
the remains of the bathhouse there are also slated for destruction.
Following the Seljuk conquest of Alanya in 1221 A.D., Alanya and
environs became the favorite wintering spot for the sultan and court. Top-
onyms like Hasbahçe (Royal Garden) and Ş (= Ş or
Hunting Lodge) reflect the use of the Alanya plain in that era. ı
ı ı in the 1940's visited several of these sites and published a
few photographs and descriptions. In the last decade, Prof.Beyhan Kar-
ğ ı has worked on the pavilion at ş
(*) Scott REDFORD, Georgetown University Washington, D.C.200S7 USA
(1) Research was funded by a grant from the Studies in Landscape Architecture, Dumbarton
Oaks.l would [ike to thank the Director of the Alanya Museum, İ Karamut, Mi-
nistry of Culture representative Kubilay ğ and the rest of the members of the Alanya
Museum for their asistance. At Hasbahçe, i would like to thank Hasan ı ğ and his
family, at Sugözü Nevzat Alanayand Zeki ı and at Ş the ğ
family for their hospitality. Team members were Surveyor Levent Eren and Architects
Ş Toksoyand ğ Soysever. The map displayed in Figure 9 and the site maps
were rendered by Fatih ş ı
(2) İ ı Alanya (Aldiyye) İ ı ı 1946; ğ ı "Alanya
ş ı ı ı ı "Höyük 1 (1988), 141-2.
453
Missing has been a systematic surveyand effort to place these re-
mains in the larger context of the Seljuk investment of the south coast of
Turkey. This context includes the consideration of these structures togeth-
er with the landscape they surveyed and exploited. In archeological
terms, this meant the surveying of known pavilion sites for other signs of
Seljuk era building.
Survey began at the site of Hasbahçe. There, under a large plane tree
next to a perennial spring is the stub of a Seljuk era pavilion visited by
ı In addition to this one pavilion, our survey documented the re-
mains of 5 other structures, most likely all pavilions, at the top of the site
(Fig. I). Including the published pavilion (B on Fig. I), 3 structures
(B,C,&H) bore remains of the red and white fresco painting characteristic
of Seljuk royal structures", The best preserved of these is illustrated in
Figure 2. The two facades of this structure that face the road still bear ex-
tensive remains of fresco painted red and white zig-zag decoration (Pho-
to: I). The interior of Pavilion H is accessible through a hole punched
through the west wall of the structure: originally the interior must have
served as a ı as the remains of a double interior wall (rubble on the
exterior, brick on the interior) testify. Fragments of a staircase following
the steep slope of the hill on the east facade indicate that the original
structure had another story atop the present barrel vault marking the top
of the cistern.
Just below the spring at Hasbahçe and adjacent to pavilion B is a
building (Fig. lA) that seems to have functioned solely as a cistern; it is
still in use. Alongside and below it an open water channel runs to a large
tank in the middle of the site. From there, other channels lead down and
across the hillside on which Hasbahçe is located. Extensive reterracing of
this slope earlier in the twentieth century no doubt destroyed further in-
dications of irrigation systems-.
Still preserved in large segments are walls-up to 4.5 meters in height-
enclosing an area of 5.1 hectares (Fig. 3; Photo: 2). These walls extend
from the top of the site-cliffs from the base of which the spring flows-
down the hillside. These walls are in construction identical to the rubble
masamy of the pavilions themselves. The enclosure at Hasbahçe is the
largest preserved in the Alanya region.
(3) S.Redford, "Thirteenth Century Rum Seljuq Palaces and Palace Imagery,"Ars Orientalis 23
(1994) ,222,for other examples.
(4) According to Hasan ı ğ present owner of much of the Hasbahçe enclosure, the land,
formerly used to grow almond trees and vegetables, was reterraced and converted to banana
cultivation in the 1930's.
454
Another enelosure mentioned by ı Hes at the edge of the larg-
est river in the region, the Dim ı (Photo:3). Franz Taeschner reported
remains of a barrel vaulted ı in the middle of this enelosure, a
structure that has since disappeared without a trace-. The enelosure wall
is preserved up to a full height of over 4 meters in places. The west en-
closure wall incorporates the apse of a middle Byzantine church (Photo-
graph 4). The wall is fairly well preserved, except along the river, where
no trace of it remains. The area encompassed is 1.6hectares (Fig: 4).
During the course of survey in the Alanya plain, another walled en-
closure was discovered in the Sugözü quarter. This area adjoins the Ben-
ler Deresi, a stream that flows annually until the end of June. Given the
density of ancient settlement near its bed further downstream in the Pazar
Yeri and Ş quarters of Alanya and the number of constructions
of Hellenistic and Roman date further up the bed as it descends to the
plain, the Benler Deresi seems to have been a major source of water to
ancient Alanya.
Survey discovered remains of a Iate Roman aqueduct on the hillside
adjoining the northeast corner of the Hasbahçe enelosure, and remains of
two levels of perhaps Roman era water channels can be traced on the
hills above Cikcilli village, linking the Oba region to Alanya. According
to older inhabitants of Alanya, until the Dim ı irrigation system was
completed in the 194ü's, wells of the type shown in Piri Reis's sixteenth
century Kitab-i Bahriye view of Alanya (viz. the name of Alanya's prin-
cipal mosque, Kuyularönü Camii) were a principal source of water, sup-
plemented in town by a fountain across from the mosque. it is probable
that water brought from the Benler Deresi fed that fountain. A direct line
can be drawn from Sugözü downthrough Pazar Yeri to the mosque area.
Until the middle of this century there were also large water tanks at the
top of Pazar Yeri.
Irrigition channels (Turkish ı of considerable antiquity can still
be found in the Sugözü area, and lead uphill, where there are remains of
at least one holding tank, now completely filled in. A principal channel
links the remains of two structures of thirteenth century Seljuk date dis-
covered in this area, a pavilion and a bathhouse. Both He within remains
of an enelosure wal1. By following its course and talking with inhabitants
of the quarter, the outlines of the enelosure wall can be traced; they en-
closed an area of approximately 2.8 hectares (Fig: 5).
(5) ı "Alanya," in H.A.R.Gibb, et al., eds, The Encyclopaedia of Islam (second edi-
tion), Leiden: EJ.Brill, i 960,VoI.1 ,p.355.
455
The lower story of the pavilion is preserved under the remains of a
house (Photo: 5). Before the present house was built, another wooden
house also sat atop the structure, which was used as a camel stable. In
form, the Sugözü pavilion is similar to that at ı Baba'. Its northem fa-
cade preserves traces of red zig-zag fresco decoration, which is also
found abundantly on the interior walls and vault of the larger room. The
Seljuk structure as now preserved has no trace of an upper story or access
thereto, although it undoubtedly once existed. There are two rooms, both
rectangular and covered by brick vaults (Fig: 6,7). The interior of the
larger room preserves a range of niches on three sides (Fig: 6; Photo: 6).
The interior of 3 of these niches preserves traces of vegetal decoration in
red paint. The interior is illuminated solely by a small slit window in the
smaller room and by the doorway.
With the exception of the vaulting, construction here, as elsewhere,
is of rubble masonry with broken brick interspersed in the fabric. Sugözü
pavilion differs from the Seljuk building norm solely in that more spolia
were used, especially in the construction of the southeastem corner; this
presumably has to do with its ready availability in the remains of nearby
structures of Hellenistic or Roman date.
Not far from this pavilion, and linked to it by a water channel, are
the remains of a bathhouse. it is dateable to the Seljuk period by its con-
struction technique. In addition, red and white zig-zag designs are found
on its east and west exterior walls (Photo: 7) and one turquoise tile was
recoveredfrom the debris found in its interior.
The entirety of the remaining structure could not be eleaned of the
trash accumulated there. The back room or rooms remain unexamined.
Cleaning of the front rooms revealed two rooms (Photo:8; Fig:8) with
terracotta pipes in the thickness of their walls.
In addition to the major surviving sites briefly discussed above, the
Ş site was investigated. There, later constructions have com-
pletely altered whatever Seljuk structure once existed there. Likewise,
the hilltop site of Saraybeleni, mentioned by ı has been bulldozed
to make agricultural terraces, leaving onlyone uprooted piece of a Seljuk
era enelosure wall.
(6) S.Redford, "Surface Surveyand ı at ı Baba ş Cikcilli Village, Alanya",
13. ş ı ı ı ı [ (Publications of) the 13th Meeting for Survey Results],
Ankara, Turkey: Ministry of Culture, 1996, 147-150.
456
While these last sites have little to offer save meager indications of
walled enelosures, they do allow a better discussion of the Seljuk settle-
ment of the coastal plain around Alanya (Fig.9). Views of the landscape
seem critical to the placement of most of these complexes. The structures
themselves are all smal1 or relatively small, yet all pavilions seem to have
been two stories in height. They faced the coastal plain and the sea; view-
ing them across a landscape mediated by high enelosure walls.
More important even than scenic considerations seem to have been
those of access to water. All sites are located at springs, near streams, or
ancient irrigation systems that were exploited by the Seljuks. What exact-
ly was grown within the walls of these compounds remains to be as-
certained, but certainly theyare not simply hunting lodges. The differing
size of the enelosures may reflect a hierarchy of the Seljuk elite, with the
largest complex, that of Hasbahçe, belonging to the sultan, and other less-
er enelosures to members of his court. Or a functional differantiation may
have applied. In this respect, the presence of two enelosures (Saraybeleni
& Dim ı Mevkii) near bridges over the two largest streams in the re-
gion may point to a secondary function relating to security of the region.
Whatever the case, these enelosures and the buildings they housed
embody a regard for and exploitation of the hinterland of Alanya rad-
ical1y different from the settlement pattem of the decentralized feudal
casdes and territories of the pre-Seljuk order in this region. The Seljuk
investment in its hinterland was commensurate with that İ Alanya İ
and bespeaks not just a regard for the beauties of the landscape, its ver-
dure, and bountiful game, but also a serious attempt to mark it with em-
blems of the centralized Seljuk state and the agricultural order that lay at
thebase of its prosperity.
457
15m
scole 1:1500
----- ı ı __
...
.... .. ......... -
........... _. __ ... --_ ....
HASBAHÇ_E__
150
155
145
'\'1-'"
"
: : : : : : : MODERN ROAD
Fig. 1: Hasbahçe; map of the upper portion of site showing location of pavilion remains
Fig. 2: Hasbahçe; plan, section, and elevation of Pavilion H
458
!HASBAHÇE
_ ENCLOSURE WALL
: : : : :: MODERN ROAD
lcm
i
soolal :2000
20rn
Fig. 3: Hasbahçe; map of site showing irrigation channels, tanks, and enclosure wall
459
460
İ
MEVKII

7 )
Fig. 4: Dim ı Mevkii; site map
SUGÖZÜ

Fig. 5: Sugözü; map of site showing pavilion, bathhouse, irrigation
channel, and enclosure wall
Fig. 6: Sugözü pavilion; plan
Fig.7: Sugözü pavilion; sections
461
462
.j
:
:
:
..
0
'
1
W
F
i
g
,
9
:
M
a
p
o
f
t
h
e
A
l
a
n
y
a
r
e
g
i
o
n
s
l
ı
o
w
i
n
g
S
e
l
j
n
k
e
r
a
s
t
r
u
c
t
u
r
e
s
464
Photo. 1: Hasbahçe; Pavilion H, south facade
Photo. 2: Hasbahçe; stretch of western enclosure wall from
the east
Photo. 3: Dim ç a y ı Mevkii; general view from the east
Photo. 4: Dim ç a y ı Mevkii; view showing apse of middle Byzantine church in-
corporated into western wall of enclosure
465
466
Photo, 5: Sugözü pavilion; general view from northeast
Photo. 6: Sugözü pavilion; i r ı t e r i o r view of northeast corner of larger room
showing niches & faded zig-zag decoration above them
Photo.7: Sugözü bathbouse; exterior of eastern wall showing zig-
zag fresco decoration
Photo. 8: Sugözü bathhouse; general view showing
interior of two rooms
467